HAYDİ, YIRTTIK, DEPREM MEPREM YOKMUŞ, NECMETTİN HÜRRİYETİNE KAVUŞTU, APO DA SEBEST BIRAKILACAK!
Bu yazi toplam 335 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.
Benim kadim ve antik arkadaşım Hâlit Kakınç, Akşam’da hârikalar yazmaya devam ediyor; o kadar ki, yetişmek kabil değil!Önce dün muştuladı ki deprem Güney Marmara kıyısında ve üç kadar 5.9’luk olacakmış, hepsi bu! Efendim, 9 sene önceki fecaatten sonra “kerametleri kendi rivâyetleri bilmez-bilirkişiler” (MKD: Bu Türkçe Hâlit Kakınç’ın), uykularından uyanan vampirler gibi, 7.5 ve 7.7’lik, 90 bin kişiyi öldürecek deprem senaryoları yazmışlar; bunları sonradan öyle geliştirmişler ki, muhayyel depremlerinde İstanbul’u da yok etmişler.
Bakın Hâlit Kakınç neler diyor dünkü yazısında:
<<Prof. Dr. Armijo diye bir Fransız uzman 2005’te bir rapor yayınladı. … (buna göre) ne tarihte böyle bir deprem yaşanmıştı, ne de gelecekte olacağına dâir ciddi bir veri söz konusu idi. Tersine … 200 yıllık stres birikimi boşalmıştı. Haklı olarak diyeceksiniz ki, “Be adam, sen de nereden çıktın! Depremden ne anlarsın!…” (MKD: bu ünlemden sonra üç nokta nedir bilmiyorum ve rahmetli peder görse fırçayı basardı ama Hâlitçiğim, vallahi demem; sen her şeyden anlıyorsun). Ben, bu işe 9 yıl önceki felâkette girdim. Çok uzman tanıdım. Birinin söyledikleri hep ama hep doğru çıktı. Nerede olacak dediyse, depremler dâima oralarda oldu (MKD: Sakın ha “hangileri” diye sormayın). Hiçbir şirkette danışmanlığı yoktu. Para pul hesabı bilmezdi. Uzmanlık alanı dışında Dr. Kıvılcımlı ekolünden yetişmiş bir sol teorisyendi de (MKD: Eski Ülkücü ve Şaman, astrolog Hâlit, depremle ne a l â k a s ı olduğu a n l a ş ı l m a z bu özelliği şahdamarından araya tıkıştırıyor; artık “solcu” ya). Çılgın görünümlü bu bilim adamı, Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’du (MKD: Hâlit, bu hazreti “Uzun Saçlı Kızılderili” diye tasvir etmiş yazısında).>>
Dostum Prof. Dr. Celâl Şengör aklıma geliyor: Çok zengin, mavi kanlı bir âileden geliyor ve parada pulda gözü ancak harcamak bağlamında var; dünyanın en büyük jeologlarından biri, şeref üyesi olmadığı Bilimler Akademisi yok. Ekip olarak araştırdılar Marmara’yı. “7.4 iyimserlik olur; eğer tek seferde kırılırsa 7.6–ki, bir felâket, birkaç kerede kırılırsa en az 7’nin üzerinde iki veya üç deprem ve artçıları –ki, başka bir felâket” diye ağzından işittim. Hâttâ, Karadeniz’in altında biriken gazın patlaması (yüzeye âniden çıkması) hâlinde, coğrafyanın değişeceğini ve bunun da an mes’elesi olduğunu anlattı. Celâl, Cumhuriyet Bilim ve Teknik’te yazar ama “sol teorisyen” filân değildir; katıksız bir bilim adamıdır; hâttâ “bilimperesttir”. Şimdi telefonla görüştüm (17:11), Hâlit’in yazısını okudum, söylediklerini yazmayayım daha iyi!
Hâlit fakiri perişan eyledi; Şengör mü, Üşümezsoy mu? Vay be!
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’u birkaç kere gördüm. Kış günü incecik “t-shirtle” vücut göstererek dolaşıyordu. Belli ki vücudu üşümüyordu; saçları ortadan epey dökülmüş, Allah kafasını korusun… Hakikaten Uzun Saçlı Kızılderili gibiydi… de… Mekân, İstanbul’da Bağdat Caddesi idi. Psikiyatride bu tiplere klâsik olarak eksantrik filozof denir (kimse teşhis koyduğumu sanmasın, görünüşünün tasviri bu): İçinde yaşadığı kültürden çok farklı, kılığı, görünüşü ve fikirleri ile sıra dışı kişiler… Bilimsel toplantılarda kendi görüşlerine karşı çıkanları dövmek için saldırdığı da dillere destandır (eminim ki bu kadar adaleyi yapınca bir şov icap eder). Bu “sol teorisyen” ve arkadaşları birkaç sene önce Kürtler hakkında ırkçı bir beyannâme yayınladılar, teferruata girmiyorum ama bunu meselâ bendeniz veya bir “sağ” kurum kaleme alsa, yer yerinden oynardı. Neredeyse Kürtler’in hepsinin soyunu kırın demeye getiriyorlardı, isteyen araştırıp görsün.
Hâlit fakiri perişan eyledi; Şengör mü, Üşümezsoy mu? Vay be!
***
Başta kendisi olmak üzere, birkaç kişi Hâlit’e neden bu kadar “taktığımı” suâl eyledi. Daha önce de yazdığım gibi, neredeyse delikanlılık çağımdan beri tanırım ve kendisinin bu derecede yanıp dönmesine havsalam yetmiyor, paradigmalarım sarsılıyor.
Bakın, bugünkü yazısında da ne inciler var:
<< Sâkin olun. Lûtfen hemen tepki vermeyin. Bir yol dinleyin. PKK sempatizanı filân değilim. Olsa olsa sıcağın biraz etkisi vardır. Ama o da olumlu yönde. Hafta sonu, uzun uzadıya düşündüm. PKK denilen örgüt, 24 yıldır dağlarda dolaşıyor. Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı silâhlı mücadelede. Başı Abdullah Öcalan da yaklaşık 9 yıldan bu yana, cezaevinde. Örgüt bölünüyor. Tepelerine bomba yağıyor. Ne var ki Öcalan, Kürt kitleler arasında –açıkça itiraf edelim veya etmeyelim– en fazla sempati duyulan lider olma özelliğini arttırarak sürdürüyor. … Ne yapmalı diye düşünürken, aklıma bu hınzır fikir takıldı: Bu adam Kevaşe (çürük, küflü ot)… Bu adam Tırşikçi (bundan bir şey olmaz, adam olmaz)! Ve sonunda dedim ki: Ben devlet olsaydım… Abdullah Öcalan’ı serbest bırakırdım… … Türkiye’de Barzani tehlikesi yok. Çünkü Irak’taki Kürtler’le ciddi bir kan uyuşmazlığı var. Türkiye Kürtleri, sol kökenli ve demokrat.>>
Bu yazıdaki mantık ve strateji acâyipliklerini özetlersek:
1) Bölücübaşı’na, Apo diyerek onu sevimlileştiriyor;
2) Sempatik olduğunu söyleyerek eşik üstünden beyin yıkamaya çalışıyor. En basit psikolojik taktiklerden bîhaber ve bu “adamın” nasıl plânlı programlı bir şekilde Kürtler’e sempatik kılındığını bilmiyor.
Ne ilginç tesadüf ki, Bölücübaşı yakalandığında ana haber bültenine çağırmışlardı şimdilerde Akşam grubunun sâhibi olduğu SHOW TV’de, Reha Muhtar uzaktan sunuyordu. Web mekânımı takip edenler bilirler, yazmıştım. Reha Muhtar’ın mikrofonu ârıza yaptı ve rahat rahat, sözüm kesilmeden şunları söylemiştim: “Bu adam buraya bir plânla teslim edildi. Ne asabileceğiz ne de kesebileceğiz. Besleyip büyüteceğiz ve yeni bir Yaser Arafat yaratılıyor”. Keşke yanılsaydım!
3) Hâlit müptedi “solcu” ya, Türkiye Kürtleri, sol kökenli ve demokrat diyerek şirinlik yapıyor. Yâhu, arkaik arkadaşım, PKK da Marksist ve etnik milliyetçi bir örgüt değil mi? Sen hiç Lenin’i, Regis Debray’ı okumadın mı? Terör psikolojisi nedir, hiç merak edip bakmadın mı?
Hâlit, bu yazdıklarına gerçekten inanıyorsan yazıklar olsun bana (bu kadar sene bu derecede yanılır mı insan), birilerine şirinlik olsun diye yazıyorsan da yazıklar olsun sana (bu kadar yanar döner mi insan).
Merak da etme, artık seninle ilgili olarak özellikle bir şey yazmayacağım, gerekirse değineceğim.
Alas!
Welcome to the club Halit!
See, a live bomber attack occurred just now in Mersin, in the seaport of Kurdistan. The leftist democratic Kurds are not involved, I’m sure…
Biji Hâlit, biji!
***
Bu arada, nihâyet bomba patladı ve Gülümüz, Necmettin Erbakan’ı affetti!
Ergenekon hezeyanı ile içeride yatan yetmiş seksen yaşında paşalar, yazarlar, münevverler depresyona giriyor, tansiyonları yükseliyor, kanser olup ölüyor…
Mü’minlerin trilyonlarını tebahhur ettirmekten suçu sâbit olan “esas oğlan” Neco serbest.
***
Dün de Gazi Üniversitesi’nin yeni Rektörü önüne gelene “anlamayan dekana anlatmasını biliriz. Bir sarı zarf gönderir, soruşturma açar, o dekanın burnunu sürteriz. Hani bir söz vardır: Nush ile uslanmayanın hakkı kötektir” demiş!
***
Neydi?
Haaa!
Faşizmin ayak sesleri…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 19 Ağustos 2008 Salı
Mehmet Kerem Doksat
20 Ağustos 2008
MKD: Bir dostumdan gelen yorumu naklediyorum:
Sevgili Dostum,
Her zaman olduğu gibi yine çok yerinde tahlil etmişsin. “Apo’nun” yakalanması, yeni bir kahraman yaratılması senaryosunun bir parçası idi. Dediğin gibi asamadık, susturamadık. Zât-ı şâhaneleri tek kişilik özel adasından, teşkilâtını idâreye devam etti.
Hatırlayalım, Bölücübaşı nasıl yakalanmıştı? Moskova’da başarısız geçen temaslarından sonra İtalya’ya geçmiş ve sığınma talebinde bulunmuştu. İtalya bunu reddetmişti ama Türkiye’ye iâdesini de reddetmişti. Ona dayalı döşeli bir daire tahsis ettiler.
Fakat Bölücübaşı, tilki gibi kurnazdır. Burada uzun süre kalırsa, yakayı ele verme ihtimâlinin yüksek olduğunu biliyordu. Sırra kadem bastı. Hangi deliğe saklanmıştı?
Bundan sonra resmî tarih ile gerçek tarih birbirinden ayrılmaya başlar.
Gerçekte, o zaman başbakan olan Bülent Ecevit, İsrail başbakanı Neden Yahu’yu aradı ve ondan yardım istedi. İsrail’in bölgede ayakta kalabilmesi için Türkiye’nin desteği hayatî önem taşır. Neden Yahu, Ecevit’in isteğini kabûl etti.
Yalnız, ortada şöyle bir sorun vardı: İsrail, Kuzey Irak’taki Kürtler arasında yoğun faâliyetler yürütüyordu. Malûm, Barzani Yahudi’dir. Bütün aşireti de öyle. Türkiye’nin gönlünü alalım derken oradaki Kürtler’i de küstürmemek lâzımdı.
Onun için, MOSSAD, Bölücübaşı’nı yakalayacaktı yakalamasına ama bunu kimliğini açık etmeden yapacaktı. Yakalama pâyesi Türk istihbaratına verilecekti. Böylece İsrail Türkiye’ye çifte hediye sunuyordu. Bölücübaşı ve istihbaratımızın (görünürdeki) zaferi.
Bölücübaşı, Kenya’da Yunanistan Büyükelçiliği’ne sığınınca, izini açık etmiş oldu. Çünkü MOSSAD, elçilikle Atina arasındaki telefon konuşmalarını dinliyordu! Ne demişler? Yerin kulağı vardır.
Önce bir punduna getirip, Bölücübaşı’nın elçilik binası dışına çıkmasını sağladılar. Sonra derdest edip karga tulumba bir özel uçağa attılar ve ver elini Türkiye.
Bize açıklanan versiyonda, bizim istihbaratçılarımızın başarılı operasyonu sonucu Cavit Çağlar’ın özel uçağıyla getirilmiş olduğu idi. Gözleri bağlı, Türk bayrağının önündeki hâli trajikomik bir izlenim uyandırıyordu.
Daha Bölücübaşı iner inmez, Avrupa’dan, küstahça ve aşağılayıcı bir ifâdeyle, âdeta uşaklarına hitab edermiş gibi, Bölücübaşı’nın âdilâne olarak yargılanması gerektiği söylendi. Sanki onlar söylemese âdilce yargılanmayacaktı.
Bir süre sonra, Türkiye o unutulmaz deprem felâketlerini yaşadı. Deniz Kuvvetleri’nin üst rütbeli subayları, Gölcük’te kaldıkları donanma binasıyla birlikte sulara gömüldü. Resmî açıklamaya göre, orada 30 Ağustos devir teslim resepsiyonu için bulunuyorlardı. Oysa YAŞ toplantısına daha iki hafta vardı. O gece orada İsrailli subaylar da vardı. Bunlar bizim askerlerin her devir teslim resepsiyonuna böyle katılırlar mıydı? Hadi bu konuyu fazla karıştırmayalım… Ama depremden sâdece dört saat sonra İsrailli dalgıçlar arama ve kurtarma çalışmalarına başlamışlardı bile.
Sâhi, böyle bir ekibi gecenin saat üçünden sonra evlerinden toplamak, harekâtı organize etmek, onlara brifing vermek, uçak ayarlamak, havaalanına götürmek ve Türkiye’ye göndermek (bu arada, herhâlde almışlardır, Türk yetkililerinin de onayını almak) kaç saat alır? Adamlar son derece efektif çalışıyorlar (hem de alçakgönüllüler, başarılarını bile üstlenmeyip bizimkilere pâye vermişlerdi).
Bütün bunlar neyse de, gecenin o saatinde Gölcük açıklarında su yüzüne çıkmak zorunda kalan Rus denizaltısının orada ne aradığını hâlâ anlayabilmiş değilim. Adam Boğaz’dan geçiyor; haberimiz yok. İzmit körfezine giriyor; haberimiz yok. Gölcük’te bizim donanmanın bir kaç yüz metre ötesine geliyor; deprem olmasa yine ruhumuz duymayacak.
Evet. Onlar orada ne arıyorlardı? Bir şeyler mi duymuşlardı? Yoksa bu rutin casusluk görevlerinin bir parçası mı idi. Onlar “zâten” hep oralarda cirit mi atarlardı?
Bir süre sonra Ecevit, katırdan düşercesine iktidardan düştü. Partisi 2002 seçimlerinde Meclis’e bile giremedi. Âdeta altındaki seccâde çekilmiş, Amerika tarafından 45 yıldır özenle yetiştirilen bu kara oğlan deliğe süpürülmüş, yerine yine onlar tarafından yetiştirilen Apo - pardon dilim sürçtü, Abdullah Gül diyecektim - getirilmişti. Daha kurulmasının üstünden ancak bir yıl geçmiş olan AKP tek başına iktidardaydı artık.
Sonra Baykal, Tayyip’in yasağının demokrasiye yakışmadığını söyledi.
Sonra Anayasa değişerek Tayyip’in yasağı kalktı.
Sonra Yüksek Seçim Kurulu Siirt seçimlerini iptâl etti.
Sonra Tayyip, bu ilden seçime girdi ve seçimi aldı.
Sonra Gül, Tayyip’e başbakanlığı el etek öperek teslim etti ve Türkiye’nin Putin - Medvedev oyunu başlamış oldu.
Her şey, önceden plânlanmış bir oyunun mükemmel bir şekilde oynanması gibi görünüyordu.
Bu arada, Apo’nun (bu sefer asıl Apo’dan bahsediyorum) idam cezası, Avrupa Birliği ile “uyum” yasaları ile kaldırıldı ve “Sayın” diye hitap edilmeye başlandı.
Ve işte bu gün, artık bizim de bir “canlı bombamız” var. Tabii, eylemini yapınca ölü bomba oluyor ama o bunu hiç bir zaman bilmeyecek.
Yâhu Abdullah, kolay tesir altında kalan çocuklara kendilerini parçalatmak, onların analarının yüreğini dağlamak yerine, o bombaları kendi bedenine bağlayıp patlatsana? Böylece onlara sadece sözde değil eylemde de örnek olmuş olursun.
Ama olmaz! Bu, Büyük İsrail oyunun gerçekleşmesine yardım etmez. Onlara senin ölün değil dirin lazım.
Hem, Sayın Apo, siz de bilirsiniz ki, bu iş bir “kelle” hesabı değildir.
KeremDoksat.Com » ERMENİSTAN, ESKİ GELENEKSEL SOLCU HÂLİT KAKINÇ ve DEVLETLÛ
7 Eylül 2008
[…] http://www.keremdoksat.com/2008/08/19/haydi-yirttik-deprem-meprem-yokmus-necmettin-hurriyetine-kavustu-apo-da-sebest-birakilacak/ adresindeki yazımda “Hâlit, bu yazdıklarına gerçekten inanıyorsan yazıklar olsun bana (bu kadar sene bu derecede yanılır mı insan), birilerine şirinlik olsun diye yazıyorsan da yazıklar olsun sana (bu kadar yanar döner mi insan). Merak da etme, artık seninle ilgili olarak özellikle bir şey yazmayacağım, gerekirse değineceğim. Alas! Welcome to the club Halit!” demiştim. […]
Yorumunuz mu var?