“ÜŞÜMEZOĞLU” HAKKINDA
Hâlit Kakınç bugünkü Akşam’da neşriyatı sürdürünce kafayı fena hâlde taktım ve ilmî bir tecessüsle mercek altına aldım Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’u… Çok ama çok ilginç bilgilere ulaştım bu “solcu ideolog”, vücut geliştirme uzmanı jeoloji profesörü hakkında!
Gençlik yıllarında kendini haltere ve vücut geliştirmeye vermiş. Protein almak için tek seferde üç bonfile, 10 yumurta, bir kalıp beyaz peynir yediğine epey şâhit olan var. Zamanının çoğunu bilim yaparak geçirmesi gerekirken, kendisi halter salonlarını tercih etmiş ve Kadıköy’deki bütün salonların müdavimleri onu tanıyor.

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy (korkmayın).
Asistanlığı sırasında kamp stajında kız öğrencilerin çoğunlukta olduğu bir grupta soyunup köy yalağına boylu boyunca uzandığı, geceleri de odasında çırılçıplak dolaştığı yakinen biliniyor. Özellikle vapurlarda boy gösteriyor hâlen ve kadınlardan oluşan gruplara deprem konferansları veriyor (halka hizmet halka inerek, vapura binerek olur).
Şimdilerde Moda’da kedisiyle yaşıyor. Biraz da Barış Manço’ya özeniyor.

Barış Manço, hiç vücut geliştirmezdi…
Moda denince akla o geliyor. Daha önce, kendisi gibi olsun diye, aldığı adale geliştirici ilâçları verince zavallı kedisi bir süre sonra telef olmuş. Diğer bir kedisini de vitaminlerle beslediği için hayvancağız obezleşmiş. Şimdiki de kaçıncı kedisidir, bilinmiyor (aman hayvan hakları dernekleri duymasın). Tabii ki bunlar bilimsel deneyler; jeolojik olmasa da, muskolojik.
Hâlit Kakınç’ın pîrinin daha önemlisi ve dehşet vericisi bir özelliği ise şu: Deprem konusunda yayınlanmış ciddi tek bir bilimsel makalesi dahi yok! Hep çok konuşuyor ama ne konuştuğu pek anlaşılmıyor (şahsen ben anlayamıyorum). Bilimsel yönden bir başka özelliği de, yayınlanmış bir makalesi olmadığı gibi, tabiatıyla, aldığı hiçbir atfın da olmaması. Doktora tezi ise, 16 lisans öğrencisinin Istrancalar’da yaptığı bitirme tezlerinden üretilmiş hoş bir çalışma. Arşivlere bakılabilir.
6 Kasım 2006’da Zaman gazetesinde neşredilen bir mülâkatta “en çok ‘tsunami’ diyen papyonlu arkadaşımızın rant amaçlı şirketi var” demiş Celâl Şengör’ü kastederek, sorulunca da tasdik etmiş. Celâl de davayı basmış, mahkûm olmuş; şimdilik Yargıtay aşamasında bu mahkeme kararı…
Prof. Dr. Celâl Şengör, vücut değil, fazlasıyla beyin çalıştırır…
Bir meslekdaşı bana aynen şöyle yazdı (ismi bende mahfuz; Üşümezoğlu dövmeye filân kalkar, neme lâzım):
“Celâl’i biliyoruz. Onunla Şener’in ismi bile yan yana gelmemeli. Ama ne yazık ki toplum, bilimi Şener ve onun gibiler ile tanıdı. Medyanın bu konuda büyük günahı var. Ne üzücü ki, bilim kültürü olmayan bir ülkede … bir adam TV’lere çıkıp önemli bir konu hakkında konuşuyor ve gerçekleri saptırıyor. Hâlit Kakınç gibiler de buna inanıyor ve hiç sıkılmadan bunu da gazetelerinde yazabiliyor. Hâlit ne kadar tanıyor Şener’i? Hâlit’e sor bakalım ‘hayatında hiç ameliyat yapmamış bir cerrah olur mu’ diye? Ne cevap verir acaba”?

Pîri Prof. Dr. Şener Üşümezsoy’un olan “solcu” Hâlit Kakınç.
Hazretin “solcu teorisyen” yönü için http://www.turksolu.org/91/usumezsoy91.htm adresine bakmak yeterli.
İnsanın dimağı çatlıyor vallahi!
Allah Allah…
Siz gene de Hâlit’i takip edin.
En azından, bir rant kokusu alabilirsiniz!
Tüyo benden, bu iyiliğimi de lûtfen unutmayın.
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 20 Ağustos 2008 Çarşamba


Değerli Üstâdım,
Beni bilirsiniz nalına da mıhına da vururum, sağ veya sol ilgimi hiç mi hiç çekmedi yaşadığım 56 sene boyunca. Atatürkçü, İslâm’a saygıda kusur etmeyen (mutasavvıfî edebe riâyet etmeye çalışan) ve kuvva-i milliyeci çizgimden şaşmadım, o yüzden de sağlam (!) sağcı ve solcularca hep “tuhaf” karşılandım. Bu Üşümezsoy ve pîri olan Halit Kakınç hakkındaki bilime dayalı sözleriniz elbette yerindedir, araştırmaksızın yazmazsınız bilirim. Ama isimlerinin başına “solcu” sıfatı eklemeniz yakışık almadı, bu zevat sağcı da olabilirdi onlar içinde “sağcı” sıfatı konarak yazılan yazıları da hoş görmeyeceğim elbette, bilimde sağcı veya solculuğun yeri olmadığını düşünüyorum. Saygı ve sevgilerimle aziz hocam.
MKD: Aziz Mehmet Everest Kardeşim, bahsettiğiniz pek çok açıdan çok benzeşiyoruz. Bir ufak tashihime müsaade edin: TÜRK SOLU diye bir dergi çıkararak alenen Türk ırkçılığı yapan, militanlarına da fakültede bu acâyip dergiyi sattıran kişidir Üşümezoğlu. Hâlit’i ise hem içeriden (anlayın) hem de çok önceden beri çok iyi tanırım. Zamanında Ülkücü ve sağcı idi, sonra muazzam bir kıvraklıkla Millî Komünist oldu (Milli Komünizm isimli ilginç bir kitabı müessesededir). Akşam’daki Penisçi o zamanlar genel yayın yönetmeniydi ve kendisini “çok köklü bir sol gelenekten gelen” diye tavsif etmişti. O da “ben öyleyim ve Deistim” diye yazmıştı
.
Demem o ki, bu sıfatları kullanmamın esbâb-ı mûcibesi zâten bunlarla istihza eylemekti.
Üşümezoğlu’nun tek bir uluslararası yayını veya atıfı da yoktur…
Sevgim ve saygımla…
Kerem Bey,
Ben sizin de bir hayranınız, Şener Hoca’nın da bir hayranı olarak bu yazınız hakkında ne yazık ki hicap duydum. Vücut geliştirme sporu yapmak (ki ben de yapanlardanım) asla kötü ve alay konusu edilecek birşey olmadığı gibi, sayın Celâl Şengör ile Şener Hoca’nın isimlerinin yan yana getirilmesinden ben de rahatsızlık duydum. Zira Celaâ Bey’in de “komiklik düzeyinde” yanlış ilmiî saptamaları olduğunu yakından biliyorum. Celal Şengör ve arkadaşlarının sadece Şener Hoca hakkında değil tutundukları yanlış ve bilimsel etikten uzak tavırlarını da kınıyorum. (yer-bilimleri konusunda da çalışan bir fizikçi olarak bunları söylüyorum).
Sözlerimi sakın şahsî olarak algılamayınız zira sizin de bir takipçi ve hayranınızımdır, hâttâ en çok tanışmayı istediğim kişilerdensiniz bu arada kardeşlerinizden birisinin de oğluyum. Umarım en yakın zamanda tanışmak ve sohbet etme imkânımız olabilir.
Saygılarımla….
Sevgili Üstâdım,
Şener Üşümezsoy, daha doğrusu Halit Kakınç hakkındaki yazınızı okudum. Katılmamak mümkün değil! 1999 depremlerinden sonra bir çok kez İstanbul TV kanallarında Şener ile canlı yayına katıldım. O yıllarda, daha o zamana kadar nereden geçtiği kesin olarak bilinmeyen (derinlik bilgileriyle tahmin edilen) Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara Denizi ve İzmit Körfezi geçişlerini hâlen görev yaptığım Enstitü’nün araştırma gemisi R/V K. Piri Reis ile sismik araştırmalarımız sonucu haritaladık ve uluslararası dergilerde yayınladık. O zaman daha bu haritanın şimdiki gibi alternatifleri yoktu ve ölçümler sonucu yayınlanmış tek harita idi. Ayrıca, öğrencilik yıllarımda Frankfurt Goethe Üniversitesi’ndeki hocamın başlattığı, benim de sonra Türkiye’ye döndüğümde aktif olarak katıldığım, 1984 yılında faaliyetine başlanan “Türk-Alman Adapazarı-İzmit Depremini Haber Verme Projesi” sonuçları ile birlikte 1999 depremlerini TV kanallarında yoğun olarak değerlendiriyordum. Ben programlarda, yaptığımız ve yayınladığımız harita ile bilgiler verirken (Kuzey Anadolu Fayı Marmara’dan kaç kol hâlinde ve nereden geçiyor diye), Şener hep onun bunun haritasını göstererek, üstelik de yanlış yorumlayarak tartışıyordu benimle. Hâttâ bir seferinde bizim haritayı göstererek ama bizden farklı bir şekilde değerlendirdiği sırada, ona kızgınlıkla “Şenerciğim sen bizim haritayı gösteriyorsun ama ters tutuyorsun, yok mu senin hiç özgün haritan, çalışman” diye kızmıştım. Ondan sonra da bir daha onunla hiç bir programa katılmamaya özen gösterdim. Bizim câmiadan Şener’i herkes bilir, Şener’in hiç çalışması yoktur, o hep başkalarının çalışmalarını tartışır. Halit Kakınç hakkında da görüşlerim: Halit Bey’in Şener’e yaptığı sapma sapan övgüler nedeniyle artık AKŞAM gazetesi okumayı bıraktım.
Uzun oldu kusura bakmayın!
KSS
MKD: Estağfurullah, teşekkürler Sayın AU…