BOYALI DİREK ve YAŞAR NURİ’NİN SARMAŞIĞI!

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 696 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Öykü ve Berk ikizlerin sundukları Boyalı Direk programını nihâyet seyretmek nasip oldu bu gece TRT1’de (gece yarısı ilâ gece yarısını yarım saat geçe) ve kalakaldım! Aylarca CD’lerini arabamda dinlediğim ikili bunlar mı?

Bu gençleri herkes gibi önce Youtube’da seyredip çok beğenmiştim; sonra canlı yayınlanan bir televizyon programına beraber iştirak etmiştik ve takdirle methedip, istikbâl beklentilerimi de dile getirmiştim. Hâttâ “onlar kaybolup gitmez, çünkü müzikleri özgün ve özel” filân demiştim…

Şu anda seyrettiğim şey ise kötü bir müsamere.

Popülist, dolmuş/minibüs şarkısı tarzında şeyler söylüyorlar.

Bu gençlerin ikisi de eğitimli ve öğretimli, yâni tahsilli ve tâlimli; terbiyeli olmaları da tabiatıyla beklenir.

Öykü sanki kırk senelik ve eskimiş sahne zanaatkârları gibi davranıyor ve beceremiyor. Gevrek kahkahalar, ucuz ve “kafayı sıyırma” nev’inden espriler yaparak daha doğmadan ölüyor. Güzel kızım, sen Hülya Avşar mısın yoksa Gülben Ergen mi? Ol(a)madığın gibi, maâlesef başaramıyorsun onlar gibi gösteri yapmayı; en hafif ifâdeyle basit kaçıyor tarzın, üslûbun; bayağı demek istemiyorum!

Tahminim o ki “elitist mi popülist mi olsun” denmiş ve –muhtemelen özel kanallarla yarışabilmek için– ikinciye karar verilmiş. Yok muydu bunun ortası?

Program da “lâ leyli, lili lili lili liiiiii, ay lili lili liiiii” filân olmuş.

Konukla sohbet edilmiyor, geyik yapılıyor; lâubalilik diz boyu.

Berk, tamam, Paco da hep “jean” filân giyer ama seninki eski, yağlı ve perişan duruyor. Bu kılık “entellik” bile değil evlât!

TRT’nin rast gelebildiğim bütün programlarında artan bir lümpenleşme, kalite düşüşü var. Ya “cemaâtten” ya da “onlardan” bir sürü insan program yapıyor, sunuyor veya uzman diye çağırılıyor.

Öykü ve Berk program yapacaklar diye işittiğimde sevinmiştim; bir seviye ve kalite rüzgârı esecek diye.

Heyhat!

***

Bu arada, Yaşar Nuri Öztürk yaptı yapacağını tam da Allah ile Aldatmak kitabı müthiş satarken, kalktı karısını Şâhane Müftüoğlu ile aldattığı zehabını doğurarak biz fânileri şaşırttı. Karısı Cânan da ne yapsın, “içine düştüğü tuzak” filân deyip duruyor. Bu ne demek? Acaba elde video filmi filân mı var? Yoksa büyü mü yapmışlar? Allah korusun, O (cc) aldatılamaz ve Çıplak Uyarıcı YNÖ’e de büyü müyü sökmez. Çıplak dediyse çıplaktır (kral değil yâhu, YNÖ)!

Her seferinde esip kükreyen YNÖ, Yaşar Okuyan bile alenen bu sebeple partiden istifa ederken ve “arkamdan Halkın Yükselişi Partisi MYK’nun yarısından fazlasının da istifa edeceğini düşünüyorum” derken neden orada burada Şâhane’yi savunuyor? 20 yaşındaki bu kızın Türkiye hakkındaki hangi muazzam ve muhteşem tezlerinin olduğunu öğrensek, pek usûlünce ve makamında okuduğu Türk Musıkîsi eserlerini de Boyalı Direk’te şöyle bir geçse, Öykü de “heya” diye coşsa, Berk de aslında aşkın Acemce (programda “Farsça” dedi, doğrusu ya “Farisî” ya da “Acemce” olmalı) sarmaşık mânâsına gelip onların nasıl sarmaştıklarına dâir Arabesque bir doğaçlama attırıverse…

Ne şenleniriz yâhu!

Mehmet Kerem Doksat – İstanbul - 23 Ağustos 2008 Cumartesi

8 Yorum »

  1. AKIN OK

    23 Ağustos 2008

    Değerli Doksat merhaba,
    “Türkiye’de Yavşaklık Kültürü ve Gelecek” üzerine
    Bir çalışma yapsak nasıl olur?
    Yeryüzü selamıyla..

    www.istanbuloyuncakmuzesi.com

  2. Alper Kaya

    23 Ağustos 2008

    Üstadım,
    Bu gençler muhtemelen barlarda, orada burada çalıyorlar -para kazanmak amacıyla- ve fakat boş kafa ile bu kadar…..
    Umarım kendileri de durumdan ders çıkarır ve tanrı vergisi yeteneklerini altyapı ile yüceltirler. Devletin Kültür bakanı olsa bu gençlere sahip çıkar, İspanya’da bir konservatuarda program bulur, dünya kültürüne hizmet eder. Kültür sentezi, evrensellik için bulunmaz fırsat.
    Oysa biz nelerle uğraşıyoruz:)
    Sevgilerimle

  3. Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat

    23 Ağustos 2008

    Sevgili Akın Ok ve Kadim Dostum Alper,

    İkinize de teşekkürler. Galiba yaz sıcakları sebebiyle katkı ve eleştiriler azaldı; okuyanlar da yazacak mecâl bulamıyorlar…

    Akın Bey’in teklifi hârika da, mâlzeme fazlalığından mütevellit boğuluruz diye endişeleniyorum.

    Dostlukla…

  4. dr asım burhanoğlu

    23 Ağustos 2008

    Hayır efendim “yav…lık” kültürü üzerine değil de işin adını daha da net koyarak olası kafa karışıklığını önleyelim ve elbette AKIN OK ‘ın önermesi doğrultusunda bir ekip çalışması yapalım.e

    KANIMCA İŞİN ADI NEDİR?
    Akın Ok ve Alper Kaya beylerin yaşlarını bilemiyorum ancak AO un sitesinde gördüğüm resmine izafeten 40ına doğru gelmekte olan bir muhterem.Kerem Hoca ve ben aynı kuşağın çocuklarıyız,KD’dan üç yaş büyüğüm…Bunları neden yazıyorum!Bizim kuşak SES…YELPAZE…YEŞİLÇAM gibi zamanın lümpen ve gelişmekte((!)) olan,ATTİLA İLHAN tespitiyle,komprador burjuvazinin döneminde ilk mektep çağlarını yaşadı.
    TAŞRA ki hiç hoşlanmadığım bir terimdir,o zaman da bile,yalnızca göksel arsoy—ayhan ışık–belgin doruk gerzek filmleri ile sıcacık evinden İSTANBUL batakhanelerine kaçmaya hazır kızlarla dolu idi.

    Birgün çok iyi hatırlıyorum(!) BÜLBÜL YUVASI filmi gelmişti Tarsus’a,bizim sokak ;MİTHAT PAŞA MAH. 277. sk,neredeyse yarısı,birkaç gün önceden ev işlerini hazır ederek neredeyse tüm sokak,toplanıp sinemaya gittiler,ağlay ağalya akşamüstü döndüler.

    NASIL BU DENLİ NET HATIRLIYORUM!
    O vakitler bizim mahalle de en fazla üç katlı,bahçeli,binbir ağaçlı evlerden oluşuyordu ve akşam sabah,ablalar,teyzeler balkondan balkona yakın evlerde birbirleri ile yüksek sesle muhabbet ederlerdi.
    Biz de ,sıpalar, dinlerdik.

    ORD PRF SULHİ DÖNMEZER SULTANAHMET iitia DA SOSYOLOJİ HOCAMDI.Okul yakılana kadar((aralık 1977)) onun dışında hiçbir derse girmedim.

    Bilim ayrıntı ile yapılır…
    Bilim az da olsa HEZEYAN gerektirir.
    CEMİL MERİÇ usta,bana göre,20 yyda en doğru kapitalizm tefsiri yapandır.HAYVAN der anamalcı bezirgan tefeci düzene.

    Ve bu düzen her an ayakta kalmak zorundadır.
    Bu düzen her an yeni bir hokkabazlık—bezirganlık—gözbağlayıcılık üretmelidir ki ayakta kalsın…

    MİSAL…
    Geçen gün bu günlerin “”tarkanının”" süslü–püslü eski MAYA savaşçılarına benzer kaset mostrasını((yeni nesiller için:adamın kendi boyunda,kalın karton üzerine basılı resmi.Eskiden direklerarası tiyatrolarında,fırça ile ressamlar çizermiş bu mostraları)) gördüm bir plakçının dükkanının önünde.
    İçeri girip tanıştım ve birkaç saat kasten dolandım koca dükkanda.Birtek tarkan alan çıkmadı.Dayanamadım sordum,ne denli sattığını : satmıyorki dedi.Abi herifin şişirilmiş meşrubat konserleri de olmasa,yanmış ki ne yanmış.

    KISSADAN HİSSE…
    TANPINAR yeni zamanlar için “”ZEVK HEZİMETİ” der.
    Yelpaze çok geniş olduğu için,içine “”yavşaklık” dahil her türlü melanet girebilir.KAPİTALİZM bu boru değil.

    BİLİM teknolojiyi üretti ve şaha kaldırıyor bugün.
    BİLİM, insanın lehine ve ahlaklı olması gerekirken,kara güçlerin elinde hergün yeni birşey üretmek mecburiyeti ile kalakaldı.

    ECE AYHAN…(( hiç sevmem ama adam bir defa doğru yazmış durmuş saat gibi))

    AYAKLARINI BİRAZ AKDENİZE SOKMUŞ ASYALILARIZ…

    acaba!!!
    Bence ASYALI bile değiliz.

    Yabancılaşma dizboyu.

    Akon Ok kardeşim kusura bakmasın ama kendi özgün değerlerimiz dururken bize kalkıp GERONİMO selamı yolluyor.
    Sonra da yavşaklıktan bahsediyor!

    Doğrudan uyarıyorum hiç ses seda çıkmıyor.

    Mersinin yüksek rutubetli bir geceyarısında,iklimlendirici eşliğinde bu kadar yazılır.

    sevgi ve saygı ile

    Dolayısıyla önce kendi önümüze bakalım ve tefekkür edelim.

    “”

  5. çerkesgelini

    25 Ağustos 2008

    asım bey
    bu kadar güzel tespit yapılır teşekkür ederim

  6. dr asım burhanoğlu

    25 Ağustos 2008

    Muhterem ÇERKES GELİNİ,değerli mekâncı kardeşler;
    Bakî teşekkür önce KEREM HOCA’ya;bizlere böyle bir mekânı tasarlayıp,takdim ettiği,onca çalışmaları arasında bir de akşamları evine gelip,neler yazılmış,nasıl yazılmış diyerek inceleyip,çeri çöpü temizlediği,üstüne üstlük HCÖ ve izlekleri tarafından da bir dolu tezvirat yemesine karşın…

    Geldik,gidiyoruz.
    Öncekiler de geldiler,vakt irişince, gittiler.

    TEMAS//THE CONTACT filminde,JUDIE FOSTER,”"yukardan” alınan bir şifre marifetiyle imal edilen garip bir cihazla,zaman–mekân ötesi tuhaf bir yolculuğa çıkar.Cennet vari bir sahile iner ki,gözlere şifa,akıllara sezadır.Bir de bakar ki,ilerden 10 yaşlarında yitirdiği BABASI gelmekte.İşler,sarpa sarar zihnen tabii ki.
    Aralarında şöyle bir konuşma geçer :
    –Baba gerçekten sen misin?
    –Elbette kızım,kuşkun mu var!
    –Ne arıyorsun burda?
    –Bekliyorum yalnızca.
    –Neyi bekliyorsun peki?
    –Hiç,yalnızca bekliyorum.
    –Neden bekliyorsun peki?
    –Bizden öncekiler de hep beklemişler ve sonra gitmişler.
    –Nereye gitmişler peki?

    Bu sorudan sonra BABA,kolunu çok uzakta pırıl pırıl parlayan bir yıldız kümesine uzatarak;
    –Bekleyenler,daha sonra hep oraya gitmişler kızım , diyerek konuşmayı keser.

    Bir anlamda , kendi özgür irademiz dışında “”hayata” geliveriyoruz.
    Başka bir anlam boyutu ise,HAYIR, belli bir hesap–kitap uyarınca geliniyor DİYOR.

    Dolayısıyla “”şayet kaba madde bilimi”" uyarınca,KAİNATIN KÖR BİR TESADÜFÜ İSEK,bilmem ki ruhiyat—canlı bilimi((biyoloji))–elektro kimya disiplini vs bu işi nasıl izah eder!

    Ancak milyonlarca spermin,akıl ötesi hücumları sonucu,SADECE bir adet giriş kapısı olan yumurtayı döllemesini takiben hayatiyet kazanabiliyorsak,MADDE PLANINDA!!!
    Bu madde hakikaten görkemli bir mekanizma olmalı.

    Ancak deneme–yanılma yoluyla da öğrenebiliyoruz ki,her nasılsa nasıl oluyor işte,tepinsen de,amuda da kalksan,örneğin,korunma tedbiri almasan bile,vakt irişmeyince,döllenme olmuyor.

    Şahsi hayatımda,gerek kendi özelimde,gerekse gönüllü takip ettirildiğim
    çok özgün vakalarda,bu kavramı diyelim,yaşadım.

    O halde fizyonominin,anatominin,motor sinir sisteminin,hiper tansiyonun da((!!)) elleşemediği ve haddi zatında kendi vazifesi olmayan bir şey var soluk alıp vermemizi süsleyen…

    Kahrolası kelimesini olumlu anlamda,abartı sıfatı olarak kullanıyorum ;KAHROLASI bir anlam arayışı,bir çığlık,bir farkındalık istemi var bende YANİ BİZDE…Vahdette kesreti YANİ ben derken bizi kastediyorum,farkındaysanız.

    Ama bu her kula–bireye ne derseniz deyin,hep aynı kapıya çıkar,NASİP OLMUYOR.
    Neden olmuyor diye soru sormak abesmiş gibime geliyor.

    ÖRNEK…
    Rahmetli RECEP DOKSAT hoca ((NUR İÇİNDE YATSIN)) ailemin zamanında çok nasiplendiği bir koca gönüldü.
    Şimdi KEREM DOKSAT, O’nun oğlu.Yeter mi!
    Kocaman bir hayır,yetmez…Peki neden?Çok basit…

    İZAH…
    Şayet yetseydi,PEYGAMBER EFENDİMİZİN(S.A.V)) çocuklarından evliyalar,enbiyalar, alimler çıkardı.

    HAŞA MİN HUZUR:
    Hepsi,kendi halinde,sıradan bugün için yurdum insanı diyebileceğimiz kişilerdi,FATMA HARİÇ…
    Ki RESUL-Ü EKREM hazretleri de konuya ziyade vakıf olduğundan,kendisinin hiç abartılmaması gerektiğini,defaatle “”BEN DE SİZİN GİBİ BİR FANİYİM” diyerek,vurgulamıştır.

    PEKİ O HALDE KEREM DOKSAT NEDEN KEREM DOKSAT!
    İnsanın ayağı vardır ((ya da girdisi)))…
    genetik yapısı…elinde midir ebeveynlerini seçmek!

    KENDİ GETİRDİĞİ..
    İşte bu kendi getirdiği,yani ÖNCE BİLMEDİĞİMİZ –BİLEMEDİĞİMİZ kendimiz,uygun bir genetik bedende : RECEP DOKSAT ın oğlu olarak,hal ve hamur olunca ortaya PRF DR KEREM DOKSAT çıkıyor.

    Burada HAL ve HAMUR OLMAK kulun,farkındalık eşiğinin çıta yüksekliğidir…

    YANİ….
    Sizin bana iltifat etmenizi sağlayan, benim de madde planında,keyiflendiğim ama nedir ki kainatın YARATICI MOTOR GÜCÜ OLAN,benim yaratıcı ego dediğim”"ŞEY”" sayesindedir.

    Yoksa bana ne bize ne…

    Mübarek derdi ki,”Açtım nişantaşına muayenehaneyi,gelsin hastalar,çalışsın seans saatleri,kessin sekreter s. meslek kazancı makbuzunu vs”"…

    Ama olmuyor işte,olamıyor ve olamayacak.
    ((Bu arada ben tıp doktoru değil,toprak-zıraat– doktoruyum,yanlış anlaşılmasın,şayet böyle bir izlenim uyandırdıysam önce kerem Hoca’dan sonra da değerli mekancılardan özür dilerim))

    Birkaç yıl önce,özel bir irtibat sayesinde sudana çağrıldım.

    Dikkat;çok ünlü bir amerikan firması idi davet eden,sanırım 5 yıllık mukavele teklif ettilerdi…
    7500 dolar maaş, 4×4 cip,şantiyede dayalı-döşeli lojman,yeme içme sapıtma(!) dahil şirketten…

    Gözümü kırpmadan reddettim.

    SON SÖZ MEVLANA’dan :

    Mevlâna,müridi Siraceddin’in evinde misafirdir.Tüm gece namaz kılar,niyaz eder,riyazet halinde kalır.
    Af,sevgi ve kurtuluş diler…

    SABAH OLUR..
    Müridi,”Sultanım,biraz uyusaydınız” der.
    Cevap,İNSANLIK ÇAPINDAKİ BİR SORUMLULUK DUYGUSUNUN KOLAY ERİŞEMEYECEĞİ BİR İRTİFADAN GELİR :

    “”İyi ama,eğer biz de uyursak,bunca uyuyana kim imdat”" edecek…

    UYUYANLARA BAKIP UYUMAK BİR SEVİYEDİR.
    UYUYANLARA BAKIP UYUMAMAK AYRI BİR SEVİYEDİR.
    UYUYANLAR İÇİN UYUMAMAK BAŞKA BİR SEVYEDİR.

    UYUYANLARI AYIPLAMADAN ONLAR İÇİN UYANIK DURMAK DAHA BAŞKA BİR SEVİYEDİR.

    Kİ, BÖYLE BİR GÖNÜL İRTİFASININ YOK EDEMEYECEĞİ DÜŞKÜNLÜK,TUTUP KALDIRAMAYACAĞI DÜŞKÜN YOKTUR.

    hepsi bu işte…

    dünya nöbeti tutuyoruz ALEV ALATLI KEREM HOCA KEMAL SAYAR GİBİ,uyuyanlara bakıp,ayıplamadan…

    başkaca da birşey değil billahi…

    bakî saygı ve sevgi ile
    b

  7. dr asım burhanoğlu

    25 Ağustos 2008

    ÇOK ÖZÜR DİLERİM…

    DÜZELTME…

    “”İNSANIN İKİ AYAĞI VARDIR “” OLACAK KEREM DOKSAT NEDEN KEREM DOKSAT PARAGRAFININ İLK TAKİP CÜMLESİ…

    ÖZÜR DİLERİM…

  8. Ugur Alkan

    5 Eylül 2008

    Konu konuyu aciyor ve degisik fikirler paylasiliyor. Asim beyin uslubu cok hosuma gitti. Ozellikle “The Contact” filmindeki temayi yaziniza destek olarak sunmaniz ilgimi cekti. Sinema biraz uzmanlik alanima giriyor. Bende “Edmond” adli bir filmi ornek verip konuya baglamak istiyorum.

    Edmond filmindeki karakter esiyle tartisarak artik onu sevmedigini soyluyor. Bosanmaya karar veriyorlar. Edmond felekten bir gece calmak icin New York City’nin cehennem vari gece hayatina karisiyor. Pesi pesine gelisen olumsuz ve siddet dolu olaylar sonrasinda bir cinayet isliyor. Filmin sonunda hucre arkadasiyla konusurken “Sanki hayatimiz bizim kontrolumuz disinda bir guc tarafindan yonlendiriliyor gibi bir yorumda bulunuyor. Hucre arkadasida aynen diye katiliyor. “Acaba uzaylilarmi bizi buraya getirdiler, belkide bizleri gozlemliyor” gibi fikirler ortaya atiyorlar.

    En sonunda Edmond hucre arkadasina sence cehennem diye bir yer varmi diye soruyor. Hucre arkadasida “bilemiyorum” diyor.

    Babam “alninda ne yaziliysa o olur, Kore savasinda kursunlar vizir vizir yanimizdan geciyordu” demisti. Allah’in yarattigi bu muhtesem sistemde herkezin onemli bir rolu var.

    Yeterki biz rolumuzun onemini kavrayalim.

  9. Yorumunuz mu var?