CEMİL MERİÇ, YAŞAR KEMAL ve BARACK OBAMA

Su anda bu yaziyi 1 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 648 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.

Sağdan soldan, dincisinden komünistinden herkes Cemil Meriççi oldu. Bu gidişin sonu neye varacak pek merak ediyorum ve koca Cemil Meriç, millî bedhahımız olan bir özelliğimize, hızla tüketip çabuk unutma defektimize kurban olacak diye dertleniyorum.

Bu öylesine bir vehim değil, sinyâller başladı. Hürriyet’te rahmetli hakkında dizi hazırlayan bir gazeteci (Sayın Soner Yalçın) kalktı “Marks ile Said-i Nursî arasında fark yoktur diyen adamdır” filân diye yazdı. Saçmaladığını belirten e-mesajıma verdiği cevap evlere şenlikti: “Size Cemil Meriç’in kitaplarını okumanızı öneririm”.

Gülmekten başka intibak yolu bulamadım. Bu ağır gazeteci eğer hazmederek okumuş olsaydı rahmetlinin eserlerini, bana önermezdi, tavsiye eder veya salık verirdi. Bir de, kendisine gönderilen mesajlardan yolladı bana; belli ki meraklı bir yeniyetme sanmıştı fakiri. Yâhu, çoğu kitabından ikişer tâne var, eserlerinin hepsini defalarca okumuşum, sofrasında bulunmuşum. 1999’da psikiyatri profesörü olmuşum, yaş 51’e gelmiş. Ağır ağabeyim bana ne öneriyor bakın…

Neyse…

Gencecik bir meslekdaşım, psikiyatri asistanı Dr. Murat BeyazyüzCemil Meriç’in Psikolojisi” diye bir kitap yazıp, bana da takdim etmişti. 27 yaşında, 2 senelik asistanken yazdığı bu kitap hakikaten güzel… Sâdece, sevgili Dr. Murat Beyazyüz’ün, kendisi 45–50 yaş civarına geldiğinde, eserini bir kere daha gözden geçirmesini temenni etmiştim ve bunu da câmiayla paylaşmıştım. Dün bir baktım ki, dinî mesajlarıyla ağırlık kazanan bir TV kanalında mütefekkirlik yapıyor ve oldukça da güzel şeyler söylüyor (katılmadığım şeyleri buraya sığdırmayacağım). Bir tek, Süperego karşılığı olarak Vicdan kelimesini pek de emin olamayarak sürekli kullanıyor. Klâsik Freudiyen modelde İd (O) tamamen şuurdışındadır, Ego (Benlik) ve Süperego’nun (Üstbenlik) ise az bir kısmı şuurlu olarak vazife görürken, büyük kısmı şuurdışındadır; az bir bölümü ise şuuröncesinde (preconscious) yer alır. İşte, Süperego’nun şuurdaki kısmına bizde vicdan denir. Amerikalılar da “what about your conscious” filân derler aynı mânâda.

Bir kere, “hayatını Türk irfanına adayan münzevî ve mütecessis bir fikir işçisiolduğu için, yakında harcarlar kendisini. Yetişebildiğim kadarıyla okuyor ve dinliyorum, rahmetli hakkında ahkâm kesenlerin tamamına yakını ya kitaplarını doğru dürüst okumamış, ya da okuyup anlamamış. Bunun tesbiti hiç zor değil; kullandıkları Türkçe’ye ve ^ işâretini ihmâl etmelerine bakarak derhâl anlaşılıyor. Hani, “Ali’m benim, âlim olup ilim alemini âleme sallayacaksın” cümlesini başka nasıl doğru yazabilirsiniz? Veya “sizinle karımı mı, kârımı mı paylaşacağımı” nasıl anlarsınız? Cemil Meriç, her şeyden önce, bir Türkçe virtüözüydü. Rahmetli pederimle dostluklarının temellerinden biri de budur. Marks’la dans etmiş, mahkemede “ben Marksistim, evet, var mı itirazınız” diye haykırabilmiş, zaman içerisinde her izm’le düşüp kalkmış ama ne Kürtçülüğe ne de başka bir bölücülüğe yüz vermiştir.

Bugünkü Hürriyet’te Yaşar Kemal namlı bölücünün hezeyanlarını ve heyecanlarını gülümseyerek okudum: “Benim gibi komüniste Nobel’i vermezler” demiş L’Espresso dergisindeki sohbetinde. Dergi, kendisinden “Boğaziçi’ndeki Peygamber” diye söz etmiş; yâhu, bu aralar sallasan peygambere değiyor; ister misin Fethullah kıskanıp da alaşağı etsin Yaşar’ı.

Hay Allah, Yüce Manitu, Tutaris aşkına!

Yaşar Kemal, bermutat, yalan söylüyor. Reha Erus da Hürriyet’te değinmiş zâten komünist olup da Nobel alanlara: Saramago, Dario Fo, Steinbeck, Neruda, Pinter, Solohov… O kadar da üzülmesin, Pamukçuk gibi birine verilen Üstün Hristiyan Beyaz Adam’ın Kanlı Ödülü kendisine de takdim edilebilir. Yeter ki biraz daha yazar olabilsin, daha çok Kürtçülük yapsın, kıskançlık etmesin, de…

***

Diyorum ya, bu kollektif histeri geçip de, Cemil Amca’mın yazdıklarını hazmettikçe, anladıkça, bizim entellijensiya (rahmetli intelijensiya derdi) onu unutacaktır. Çok değil, yedi sekiz sene önce ciddi bir televizyon programında “aydın kime denir” diye tartışılırken, Nurullah Ataç’la alenen dalga geçtiği, “çöken bir cemiyetin haremağasıdır, şımarık çocuktur; cenin-i sâkıt, şahsiyetsiz, otoritesiz, gurursuz bir aktör” filân dediği için, Cemil Meriç’in aydın olamayacağı kararına varılmıştı! Ekşi Sözlük’teki http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=nurullah+atac&kw=&a=&all=&v=&p=2 adresinde muhteşem bir değerlendirme var Nurullah Ataç’la ilgili:

Kitle imlâ silâhı! Çok güldüm.

Bakın Cemil Amca’m, Yaşar Kemal’i nasıl ele almış (Mağaradakiler [İstanbul 1978] Cemil Meriç. Ötüken Neşriyat. Yayın Nu: 126. Kapak: Nur-Olcay Okan. Kapak Baskısı: Kuşak Ofset Tesisleri. Dizgi-Tertip-Baskı: Ünal Matbaası. Cilt: Yedigün Mûcellithanesi. Sahife 87 ilâ 97):

DEMİRCİLER ÇARŞISI CİNAYETİ

Ünü sınırlarımızı aşan bir «dev», biricik Nobel adayımız. Azra Erhat, hâlis bir homerosoğlu diyor, ama destan yazamaz, romancıdır. «Çağımızın ve halkımızın geriye dönük değil, belli bir ileriliğe can atan savaşçı bir yazarı» (1).

Mutluay da Erhat kadar coşkun; «kendisi «ben masalcıyım» dese de gerçek bir romancıdır Yaşar Kemal»… Ne var ki «şimdi elli yaşına gelmiş büyük bir romancılık yeteneği, çalışmasına olanak vermediği inanılan ortam özellikleri yüzünden, yan-kaçaklıklarda oyalanmaktadır. Çünkü aslında romancılık anlayışı toplum yararına gerekli tezlerin savunusuna dayanır (…) Doğa coşkusuyla toplum düzensizliklerini etkiyle işleyeceği bu türdeki eserlerinin yarını, Yaşar Kemal’e bugünkü başarısından daha üstün gelecekler vaad etmektedir» (2).

Nihayet, müjdelenen günler gelmiş, Homeros’un oğlu beklenen olgun «yapıt» ları vermeye başlamıştır. Filhakika, Hilmi Yavuz’a göre, «Yusufcuk Yusuf Yaşar Kemal’in ilk kez bilimsel bir dünya görüşü çerçevesi içinde tarihsel bir dönemi temellendirdiği bir romandır. Bundan öncekiler, bu doğrultuda bir dünya görüşünden yoksun oldukları için birer «destan» ya da «efsane» sayılabilir (3).

Yusufcuk Yusuf, «Akçasazın Ağaları» başlıklı roman dizisinin ikinci kitabı. İlk cilt. «Demirciler Çarşısı Cinayeti». «Büyük ilgi gören ve kısa sürede üçüncü basımı tükenen Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yaşar Kemal’in on yıldır üzerinde çalıştığı» bir roman. Yazar, «1974 Madaralı roman ödülü»nü alan bu kitap için «istediğim romana bununla bir adım daha yaklaştım» diyor… Çağdaş bir destan denemesi olan romanda Yaşar Kemal’in dili daha da zenginleşmiştir (Cem Yayınları, arka kapak yazısı).

Zavallı Homeros, bu genç torununun veludiyeti -doğurganlığı diyecektim- yanında, ne kadar bîçâre, ne denli kısır. Demirciler Çarşısı, tek başına, İlyada’yla Odysseia’nın b ütütününden daha büyük. Üstelik hem bir «roman», hem bir «çağdaş destan denemesi, hem»…

Biz de o kutsal kaynaktan birkaç yudum içelim dedik, ve saygı dolu bir tecessüsle eğildik kitaba. Birkaç dakika sonra duraladık, başımız dönüyordu.Hayır, hayır.. çağdaş bir roman olamazdı bui yanlışlıkla Aziz Yuhanna’nın vahiyler kitabını almış olmalıydık. Her adımda bir «ebülvehi» (sfenks) kesiyordu yolumuzu. Bir «lugazlar» ormanındaydık. Ve ölümlülerin sökemeyeceği bir dil konuşuluyordu. İbâreler sarhoş, «tümceler» derbederdi. Ve «tilcik» ler kendilerini esrarlı bir musıkiye kaptırmış, durmadan tepiniyorlardı. Tekrar kapağa baktık: Demirciler Çarşısı Cinayeti. Ve şuurumuzun bütün lâmbalarını yakarak yeniden başladık okumaya.

(MKD: Bu kısmı bir zahmet kitaptan okuyunuz).

Okuyucuyu, bu hayaletler berzahında daha fazla dolaştırmayacağız. Demirciler Çarşısı Cinayeti, gerçek bir cinayet.. şuura, idrake, zevke ve Türk diline karşı işlenmiş. Ne bu karalama tomarının, ne Yusufcuk Yusuf’un romanla en uzak bir münasebeti var. Hele bilimsel dünya görüşü, insanı kahkahadan çatlatacak bir yakıştırma. Yaşar Kemal, haddini bildiği zaman bir ümmi-i âriftir. Bir köy odasında tatlı tatlı Hz. Ali cenkleri anlatabilir, kasaba kahvesinde saz çalmak da gelir elinden. Coşkun bir muhayyile, ayıklanmamış bir dil, tam bir «halk ozanı». Bu zeki Anadolu çocuğunu, azgın bir graphoman yapan, mesuliyetsiz tenkitçilerle reklâm esnafı. Biz Yaşar Kemal’in bu çıkarcı veya ideolojik övgülerle kendinden geçmemesini temenni ederdik. Mütevazı kaabiliyetleri olan bu arkadaş, Nobel peşinde koşacağına daha çok okusa, daha az yazsa, hem kendisi hem de edebiyatımız için hayırlı olurdu. Merimée, Korsika’nın ezelî derdi olan kangütme geleneğini yüz sayfa içinde romanlaştırmış. Bu kadar cılız bir konu, altıyüz sayfada anlatılmaz. Destanlar çağı çoktan kapandı.

Hayatını kalemiyle kazanan bir yazar, bu yalancı alkış tufanı karşısında elbette ki kendini kaybedecek. Kitap bir ticaret metaı oldukça, yaratıcı ister istemez esnaflaşacaktır. Ödüller, kaabiliyetin teşvikçisi değil, öldürücüsü. Okuyucudan özür dileriz: «Edebiyatın, sanatın, düşüncenin grafoman’lara karşı korunması, ülke sınırlarının barbarlara karşı korunması kadar kutsal» diyor bir psikolog (4). Grafomanlara ve beyin sömürücülerine.

NOTLAR:
(1) Azra Erhat. Cumhuriyet sanat edebiyat sayfası, Haziran 1970.
(2) RAUF Mutluay. Çağdaş Türk Edebiyatı, s. 410-11, Gerçek Yayınları, 100 soruda dizisi, 1973.
(3) Milliyet Sanat Dergisi. S. 124, 21 Mart 1975.
(4) Bk. Ossip-Lourié, La Graphomanie, Essai de Psychologie Morbide, Paris 1920.

***

Bu yazımda en kısa ama en anlamlı kısmı müstakbel ABG Başkanı, tipik orta zekâlı ve parlak CV’li yeni kuklaya, Barack Obama’ya ayırıyorum.

Kendisine başyardımcı olarak seçtiği ırkçı, faşist ve bölücü gibi mümtaz vasıflara sâhip olan Delaware Senatörü Joe Biden’i tanıtırken “müstakbel Amerikan Başkanı” diye sürç-i lisan eyledi, akabinde de hemen düzeltti “yâni, Yardımcısı”.

Tipik bir “lapsus Freudien”.
   Anlatabildim mi?
      Boğazlardan geçen ABG gemileri mi dediniz?
         Bana ne yâhu, biz burada edebiyat yapıp neş’emize bakıyoruz.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 24 Ağustos 2008 Pazar

8 Yorum »

  1. Dr.Gürdal Esin-Gray

    25 Ağustos 2008

    Sayin MKD,
    1972′den beri edebiyat okuyan ve okutan biri olarak nihayet Yasar Kemal’in kalibresini benim anladigim gibi anlayan bir ses duydum.
    Sükürler olsun!
    Saygilarimla

  2. Eser Özaltındere

    25 Ağustos 2008

    Sayın hocam;Ellerinize,ağzınıza sağlık!…
    Yaşar Kemal denen Kürtçünün foyasını bütün boyutlarıyla gözler önüne sermiş ve ipliğini sonuna kadar pazara çıkarmışsınız.
    Onun gibi yetersizler meydanı boş buldukça,istedikleri gibi at oynatırlar.Kendisine Nobel verilmiyorsa yaptığı Kürtçülüğün yeterli olmamasındandır.Ermenileri de işin içine katsaydı,Pamuk gibi küresel derin devletin tezgâhına daha uygun bir formata sahip olsaydı muhakkak Nobel’i alırdı.Onca edebiyat defosuna karşın…İkinci Cumhuriyetçi Ahmet Altan şimdi buna oynuyor.Hem sonra Yaşar Kemal’in yıllardır da ürettiği bir şey yok ki!Entel barlardaki zırboş muhabbetlerin dışında…
    Sonsuz saygılarımla…

  3. Hüsamettin Küçük

    31 Ağustos 2008

    Türkçe’yi kullanışına hayrân olduğum üç kişi;Peyâmî Safâ,Necip Fâzıl ve Cemil Meriç’tir.Nâzım’ı da sayabiliriz ama,bence ötekiler kadar değil.
    Cemil’in öyle bir edebî üslûbu var ki,kullandığı tek kelimenin yerini değiştirmeye kıyamıyorsunuz.Bir dil mîmârîsi dehâsı.Kendisi peygamber olduğunu iddiâ etseydi,edebî üslûbunun çarpıcılığından dolayı,yazılarının vahiy olduğuna birçok insanı inandırabilirdi. :)
    Pamukçuk ve Yaşar Kemâl’in yazılarında ise,Türkçe’yi iyi öğrenmiş zekî bir ortaokul çocuğu bile yüzlerce tashîh yapabilir.

  4. Necla Ulkat

    13 Eylül 2008

    Sn Doksat elinize ,kolunuza ve ağzınıza sağlık harika bir yorum . Bu milletin başına büyük yazar edalarında bela olan vatan hainlerinin foyaları ortaya dökülmesi ancak bu kadar olur .

  5. rıfat keskinkürt

    8 Ekim 2008

    sayın hoca sanılan mahlukat size sayın dememin tek sebebi yaşar kemalin kitaplarından aldığım terbiye sayesindedir.senin ise sadece bir kafatasçı milliyetçi bir hocadan başka birsey olmadığınızı anladım.size tek birsey söyleyeceğim:siz gerçekten yaşar kemal veya orhan pamuk gibi bir yazı yazabilirseniz gelin ellerinizi öpeyim.ama yazamayacağınıza göre siz öpmeniz gereken yerleri bi zahmet öpün.sizin yaptığınız sadece çamur atmak ama inanın ki izi bile kalmıyor.

    MKD: En az hakaretamiz olan bir mesaj, ibretlik! Onun için koydum. Hiç bir teklif yok, sâdece hücum mevcut!

  6. furkan başar

    8 Ekim 2008

    bizim orada bir laf vardır:saçmalardan seçmeler diye. ben bunu başka birşekilde biliyorum ya neyseeeeeeeee…..siz önce tarihi öğrenin.ve türkçülüğü bırakın.size acıyorum.bahsettiğiniz değerlerin kaçta kaçını barındırıyorsunuz merak ediyorum

    MKD: En az hakaretamiz olan bir başka mesaj, ibretlik! Onun için koydum. Hiç bir teklif yok, sâdece hücum mevcut!

  7. Ersin Paksoy

    20 Kasım 2008

    Hocam Kutluyorum,
    İplik ancak bu kadar pazara çıkarılabilir. Hariçten okunan gazeller inanıyorum ki sizi daha çok kamçılamakta, şevkiniz daha da artmaktadır. Büyük Kurultay Dergimizde yazılarınızı yayınlamak isteriz.
    Selam ve Saygılarımızla.
    Ersin PAKSOY

  8. Ersin Paksoy

    20 Kasım 2008

    Ya da bu yazınızı izniniz olursa yayınlamak isteriz.
    Saygılarımla.
    Ersin Paksoy

    Sayın Ersin Paksoy, mahreç belirttikten sonra, tabii ki yayınlayabilirsiniz. Teşekkür ve saygılarımla…

  9. Yorumunuz mu var?