ŞARLATANLIK
Bu yazi toplam 798 defa okundu.
Bu yazi bugun 5 defa okundu.
TDK Sözlüğü’nde şarlatan (İng. charlatan) karşılığında şunlar yazılmış: Kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimse… Ayrıca, bilir geçinip de bilmeyen kimse demek. Çeşitli kaynaklarda sahte doktor, dolandırıcı, ağız kalabalığı yaparak, muhatabının saflığından faydalanıp menfaat sağlayan, yalancı, yüksekten atarak karşısındakini aldatan, hayâsız kimse diye de târif ediliyor.
Piyasada sözüm ona medyum, cinci, üfürükçü, dolandırıcı gibi isimlerle ve vasıflarla dolaşarak milleti dolandıran o kadar çok şarlatan var ki, hangisiyle, nasıl mücadele edileceğini bilemiyorsunuz.
Son zamanlarda bunlara üniversite mezunu, psikoloji veya sosyoloji tahsil etmiş, tıbbiye bitirmiş olanlar da eklendi maâlesef.
İnternette sörf yapmak yeterli, bir de özel reklâmlar var.
Sözüm ona medyumlar:
—En meşhurları en câhil olanları; sorunca “medrese mezunuyum” diyorlar. Türkiye’de bu kurum Cumhuriyet’ten beri yok; bu kişi(ler) de Fatih’te ağabeylerince okşanıp öpülerek yetiştirildiğine göre, İslâm şeriatıyla idare edilen bir ülkede bu eğitimi almamışsa, resmen yalan söylüyor demektir. Evet, söylüyor, tahsili mahsili yok. Buna karşılık, isminin önüne “Medyum”, sonuna da “Hocaefendi Hazretleri” koyup gazetelerde köşe yazabiliyor. “Cinlerini çaldığı için” spastik bir başka şarlatanı televizyonda canlı yayında pataklıyor ama kimse gıkını çıkarmıyor. Bir kere içeri giriyor, iki saat sonra çıkarılııyor. Çünkü Ankara’da âli makamlarda tanıdıkları var.
Telefondan resme bakarak fal bakma şu kadar yüz USD, yüz yüze dağıtılan şifa bu kadar bin USD, târifesi belli. Gidenlerin ekserisi pişman ama korku belâsına, şikâyet eden yok. Ekserisi pişman demek, zımnen, bir kısmı da memnun demek, doğru; çünkü sırf telkin ve plasebo etkisiyle, bu soytarının yaptıklarından etkilenen, şifa bulduğunu sanan çok gariban var.
Peki, bu tip şeyler İnkılâp Yasaları’nca yasak mıdır? Yasaktır.
Peki, nasıl olur da olur?
Memleketi idâre edenler, bu gibi şarlatanları yakalayıp cezalandırması gerekenler bizatihi müşterisiyse, adamı koruyup kolluyorsa, işte aynen böyle olur.
—İlkokulu hasb-el kader bitirmiş olup da, suya büyü yaparak şifa dağıtan, 30 kere mahkemeye çıkıp mahkûm da edilen ama cezası paraya tecil edilip edilen nasihati müteakip aynen yoluna devam eden, haysiyetsiz ve yüzüne tükürüldüğünde yağmur yağıyor diye şükreden, namuslu veya müteveffa insanlara iftira edecek kadar aşağılık medyum bozuntuları… Her yerdeler. Ortak vasıfları zeki, lâf ebesi ve medyayla iç içe olmaları…
—Üniversite mezunu, hâttâ doktora filân yapmış olanlar. Bunların çoğu aslında akıl hastası ve yaptıkları şeye de inanıyorlar ama güzel de rant yakalıyorlar. Birisinin el yazısına bakıp çocuk aldırmış olduğunu filân söyleyebiliyorlar. Şifaları da kendilerinden menkûl bittabi.
Bu üç tipik güruhun da ortak vasfı, “Allah, Peygamber, Kitap” mefhumlarına çok sık ve gereksiz derecede başvurmalarıdır.
Bilimsel yöntemleri gayrı ahlâkî şekilde pazarlayanlar:
—Esas tahsili alâkasız olup da, şuradan buradan bir şekilde aldığı sertifikalarla kitleleri ve kişileri dolandıran sözüm ona terapistler: NLP, Feng Shui, Shu Bui, Hai Hui, hipnoz, bütüncül cinsel şifâcı vs. grubundakiler burada. Pratisyen doktor olup da ihtisas gerektiren şeyleri “pazarlayanlar” da bunlardan…
Doğru ve yerinde uygulandığı takdirde çok işe yarayan hipnozun adını karalamaları tipiktir.
—Tıp mezunu, hâttâ nörolog veya psikiyatr olup da, gereksiz, etkisiz veya anlamsız uygulamalar ve tetkiklerle “müşterilerini” dolandıranlar. Bunlar arasında uzmanından profesörüne kadar her türlüsü var. Geri zekâlıların, otistiklerin, bunakların, kanserlilerin, şizofrenlerin tedavisi için ya etkisiz (neuro-feedback gibi) ya da etkililiği henüz ispatlanmamış / onaylanmamış / son çâre kabilinden deneysel olarak tatbik edilmesi gereken yöntemleri uçana kaçana tatbik edenler (renkli EEG, rTMS ve daha niceleri) bunların bir kısmı. Meselâ, özel kurumunda dört dörtlük Obsesif Kompulsif bir hastaya girişte, ortada, çıkarken ve takipte mükerrer MRI çekenler de bu grupta.
—Son zamanlarda da kanser tedavisinde şifâlı bitkiler filân kullanıp, klâsik ve deneysel tıbbı çöpe attırmaya meyleden, maâlesef meslekî unvanları da olanlar (profesör gibi) bu kervana katıldı.
—Kerametleri kendilerinden menkûl fırsatçı sözüm ona akademisyenler (çoğu profesör). Bilhassa deprem konusu bunların elinde oyuncağa dönmüş vaziyette…
Bu sözüm ona şifacıların ve tetkikçilerin en büyük fenalığı, yaptıklarının doğru olduğunu sanan insanların gözlerini çok süslü ve şaşaalı mekânlarla, âlet ve edevatla boyamaları… Bunların gerekmediğini söyleyen dürüst bilim adamlarına da çamur atarlar, halk da onlara inanır. Meslek örgütlerinden cezalar alırlar, onları cehâletle ve kıskançlıkla suçlarlar. Psikopatik özellikleri tipiktir.
Medyayla iç içedirler.
—Bunların hiçbirini yapmasa da, kadrolu televizyon hokkabazı hâlinde kanal kanal dolaşıp, meslekdaşlarının arkasından kem söz eden, dedikodu yapan, meslekî yeterlilikleri çok su götüren ama her devrin adamı olan, muktedirlere yaranmak için parti ileri geleni zannettiği çaycının elini öpen ama idâresi altındakileri ezip bezdiren tipler. Bunların da psikopatik özellikleri tipiktir.
***
Peki, benim yurdumun insanı eğriyi doğruyu, şarlatan olanla âlim olanı nasıl tefrik edecek?
—İyi araştırın, soruşturun.
—Asla müsbet ilimden tâviz vermeyin.
—Mensubu olduğu bilim dalının ileri gelenlerinin ve güvenilir otoritelerinin onaylamadığı yöntem veya yaklaşımları pazarlayanlardan uzak durun.
—Falcıya, büyücüye, sözüm ona medyumlara ve benzeri şarlatanlara eğlencelik olmanın hâricinde gitmeyin.
Bakın Hayyam ne demiş:
Âdilce davranmadıktan sonra,
Hacı hoca olmuşsun kaç para!
Hırka, tespih, post, seccade güzel ama
Tanrı kanar mı bunlara?
Kul da kanmasın.
Bu arada, bundan sonra gerçekten de tıbbî seviyesine güvenmediğim, böyle kimseleri konuk eden medya programlarına iştirak edip de âsâbımı bozmayacağım.
Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün şu sözleri rehberimiz olmalı:
“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir”.
Gerisi boş lâf!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 27 Ağustos 2008 Çarşamba
ali aydın
27 Ağustos 2008
Hocam işte budur sizden beklediğimiz tavır ;
Ama kitle iletişim organlarında da bunu dile getirmelisiniz hem de daha çok. Çıkın hocam çıkın, ıvır zıvır tv ye bile çıkın hiç seçici davranmayın, kitlelere izah etmeye çalışın bir kişiyi bile ikna etseniz büyük başarıdır.
Yaklaşık 2 ay önce bir tv kanalında yapılan programı hala unutamıyorum cin konusunda uzman olduğunu iddia eden kişi anlatıyordu ‘’ geçenlerde bir bayan geldi lezbiyen olduğunu söyledi ve bu durumun kendisini uzun zamandır huzursuz ettiğini ve bu ilişkiyi bitirmek istediğini ama başaramadığını bu yüzden psikoloğa gittiğini sonuç alamadığını sonra psikiyatra gittiğini yine sonuç alamadığını en sonunda kendisini bularak ondan yardım etmesini istediğini ‘’ anlatıyordu.
Buraya kadar bizim ülkemize yabancı olmayan bir durum, ne kadar yanlış ve tehlikeli olsa da anlayışla karşıladığımızı farz edelim, ama asıl insanı şok eden ‘’cin uzmanının'’ sözleri burdan sonra başlıyordu ;
‘’ Bir - iki seanstan sonra baktım ki cin çıkmıyor direniyor, içinde ki cin en tehlikeli olanı ‘’ EŞCİNSEL ATEİST CİN ‘’ evet o andan itibaren inanın şoka uğradım desem yalan olur gülme krizine tutuldum. Evet gülme krizi.
Sunucu ise bu yorumları dikkatlice dinliyor anlayamadığım arapça birşeyler mırıldanıyor, cinci uzmanımızın ilmi bilgisinin derinliğinden bahsediyor, adata karşılıklı şov yapıyorlardı.
Sonunda dini çok iyi bildiklerini iddia eden sunucumuz ve uzman kişi arasında şöyle bi diyolog geçti ;
‘’ hocam sonuç itiberiyle cini çıkarıp kovabildiniz mi ? Cevap : hayır EŞCİNSEL ATEİST CİN en zor olanlardandır çoktan nefsini ele geçirmişti ve zorluyordu çıkmamak için, çok denedim ama başaramadım öylece gitti bayan ‘’
Yani hocam ne diyeyim ben veya da nerelere gideyim. bu durumdan kimler sorumlu, ben mi ? siz mi ? bizler mi ? bilimsellikten bu kadar uzak kalan veya dini bilgiyi buralara indirgeyen bir toplumun ömrü ne kadar olur 10 yıl mı ? 20 mi ? 50 mi ?
Yoksa daha mı yakın…..?
dr asım burhanoğlu
27 Ağustos 2008
Konumuz “ŞARLATANLIK” da olsa daha üst kattan bir soru sormak zorundayız!
DEVLET NEDİR!!!
Devlet,yurttaşlarının “AKIL ve RUH” sağlılarını korumak üzere,insan soyunun bulabildiği,becerebildiği bugüne değin, en gelişmiş yönetim organizasyonudur.
Burada,ne ECE AYHAN’ın “devlet ya da tabiat-orta ikiden ayrılmış çocuklar için şiirler” sayfalarına,ne İBN-İ HALDUN’a ne de NİZAMÜLMÜLK’e başvuracağız.
Son derece basit,anlaşılır,sanayi sitesinde çalışan çırakların anlayabileceği tarz ve üslûpla anlatmaya gayret edeceğiz DEVLET DEDİĞİMİZ kavramı…
Bu mekânın zannederim PSİKOLOG ÜSTÜN ÖNGEL ile alâkalı bölümünde,hasseten Mersin’de metre kareye ne kadar şifacı düştüğünü yazmıştım!
Kerem Hoca’nın ayrımlaması gibi, “mektepli” ve ilk mektep 2 terk bir dolu şifacı,MERSİN ve ADANA vilayetimizde fink atmaktadır.
((Dün sabah sanırım atevede idi,KEREM HOCA,bir vakit OBJEKTİF HABER programında,”"kadir çelik”", yakın gözlem altına aldığı,nihayet bir daha medyumluk yapmayacağım yeminine neden olduğu,adı RECEP olan ANKARALI bir “”medyum”" ile programdaydı.
Hakikaten asabım bozuldu birkaç dakikalık seyir de bile.Teveyi kapattım.))
Hollanda’da,zannederim gezegenimizin en uzun bay–bayan yaş ortalaması tutturulmuştur.Bu ortalama bayanlarda 85,baylarda ise 82 dir.
Hollanda dışında,bir farmakoloji kurumunun ürettiği bir ilaç,ABEDE BİLE OLSA,feriştahı gelse,en az BEŞ YIL hollandalı devlet kurumlarının denetiminden geçmedikten sonra,piyasaya arzedilmez.
BUNA KARŞILIK…
Bana lütfen AMSTERDAM MERKEZ “”dam”" meydanı ve cıvarındaki uyuşturucu mekanlarının neden var olduğunu sormayınız.
neden cıvardaki otellerin sehba ve koltuklarının bile kenevir liflerinden yapıldığını sormayın!
Ama en azından devlet ((memleket, ne denli esrar cenneti olursa olsun)) KAHİR EKSERİYET—maalesef azınlığın uyuşturucu müptelalığına rağmen– nûfusu, sağlıklı ve güvenli bir şekilde yaşatabilmektedir.
Böyle bir ekonomiyi,TÜRKİYE bağımlı devletinin((!!)) ekonomisi ile mukayese etmek,akla aykırıdır.
TÜRKİYE devletimizin((!!)) hali pür melâli, yalnızca ARAP KÜRT PARTİSİNİN icraatıyla izah edilemez.
YANLIŞ ANLAŞILMASIN…
arap kürt partisinin bu keyfiyet içerisindeki “”dilimi” giderek,bağımlılığı had safhaya giden bir ekonominin KONKORDATO ilanına sebep olmakla ZİRVE yapacaktır.
1–İNSAN ÖGESİ…sürekli “”negatif seleksiyon”"…
2–LİYAKAT yerine sadakatin konarak,toplumsal çıkarların en gerilere itilip,parti nezdinde “”sayın genel başkanının”" güzellikleri,memleketin yerine geçmesi CİNNETİ…
3–bU CİNNETİN SÜREKLİ BESLENİP,BÜYÜTÜLMESİ..
31–bunun da ülkede artan akıl ve zeka kifayetsizliği ile desteklenip,taşların BAĞLANIP,köpeklerin salı verildiği bir insan topluluğu haline gelmemiz KISACA…
O ZAMAN!!!
Yer ADANA…
Tarih HAZİRAN 1998, 2. CEYHAN DEPREMİNİN OLDUĞU GÜN.
MEKÂN : Bir avukat yazıhanesi.
Mekân aynı zamanda,sıkı durun, ATLANTİS UZAY ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ merkezi.
Karşımızda derneğin “”yasal”" başkanı avukat var.Bir de RUHSAL BAŞKAN var.
METAFİZİK adlı aylık dergiyi alırsanız,orada bu zatın kocaman fotosunu görürsünüz.Bu zat,eczacıdır,dikkat.
“”ATLANTA adlı bir dille”" üç,dört adet de kitap yazmıştır,mekanda gözlerimle gördüm.
Tuhaf,ATLANTA dili rahmetli LATİNCEYİ ne kadar andırıyor.
ŞİMDİ DİKKAT KEREM HOCA ve MEKANCILAR ;
Haftalık “”seminer”" programlarını inceliyorum.
ÇUKUROVA ve MERSİN üniversitesinden ismen tanıdığım PRF ve doç lar,SEMİNER VERİYORLAR.
PEKİ SEMİNER KONULARI NEDİR!
10 yıl sonra hatırlayabildiğim,habire 2000li yıllarda ADANADAN “”hasat”" diye tarifledikleri bir aydınlanmanın,bir kıyamın başlayacağından söz edip duruyorlar DI!
PEKİ NEDEN ADANA DİYE SORMUŞTUM!
ÇUKUROVA bereketli topraktır da ondan,şeklinde bir cevap almıştım.
Fakat görüşmenin en “hoş” tarafı,YASAL başkana,RUHSAL PİR ile nasıl ve ne şekilde tanıştıklarını sorduğumda,aldığım cevap OLDU…
Bilim ayrıntı demek olduğuna göre,ŞEYTAN da ayrıntıda voltaladığından,buna mecburuz…
Efendim, YB, PİRİ ile “”dikkat”", BİRİNCİ enkarnesinde((!!)) MISIRDA,”"teb rahiplerinin” idare-i maslahat ettiği dönemde tanışıp,aynı sınıfda(!) ders görmüşler.
Buradaki yegane doğru ifade,MISIR ve TEB RAHİPLERİ DÖNEMİ…
İkinci enkarne…
Hz. İsa zamanında,kendisini ilk dinleyenlerdenmiş!
Bilerek, 3. enkarneyi sona alıyorum…
DÖRDÜNCÜ ENKARNE…
1998 deki bay osman hali.Evet adı osman ve ADANA barosuna kayıtlı bir avukattı.
Gelelim 3. enkarnesine…
Kışkırtmak için KUR’an-ı Kerim ile alakalı bir soru sordum,aynen cevabı geçiyorum:
“”Bizzat ben, GÜL MUHAMMED’in ((S.A.V.)) emri ve gözetimi altında,KİTABI ayet ayet yeniden yazıp,toplu hale getirenim”…
OSMAN BEY, o halde 3. enkarnenizde, HZ OSMAN mı olduğunuzu ifade ediyorsunuz?
“”Elbette, kuşkun mu var buna?”"
Şimdi MANZARA budur arkadaşlar.
soru : PEKİ SEN ORAYA NEDEN GİTTİN ASIM BURHANOĞLU?
Cevabım basittir :O yıllarda yazı yazdığım gazeteye,dizi hazırlıyordum ve konu ÜFÜRÜKÇÜLER–SAHTEKARLAR–CİNCİ HOCALAR falan…
Müthiş ses getirmişti.
Bizzat gidip,yerinde görmek,elle tutmak en doğru araştırmadır,malum.
Piyade eğitimi almış biri olarak,en doğru AVCI keşfinin,bizzat komutanın kendisinin yaptığı keşif olduğunu öğrendik TUZLA’da ve onu uyguladık.
unutmayınız…
ruhsal başkan eczacı,ADANA MERKEZDE,MELEK GİRMEZ SEMTİNDE,hoca bilir oraları,
yasal başkan da ADANA BAROSU avukatı olan bir tarikat!!!
Buyrun yeyin!
saygı ve sevgi dileklerimle
Ugur Alkan
28 Ağustos 2008
Merhaba Hocam,
Medyum, cinci hoca vs. gibi ilkokulu belki bitirebilmis dolandiricilarin ekranlarda bos konusmalarini seyretmek cok uzucu bir durum. Bununla beraber ekranlarda gordugumuz bazi psikolog ve psikiyatristlerede elestirim var.
Benim dikkatimi ceken sey kimi program sunuculari Medyum(!) diye tabir edilen kisileri programlarina davet edip, sonradan pas pas yapiyorlar. Buraya kadar guzel. Ama gene ayni programlarda bir baska cinci hoca veya medyum cikinca “Hocam” diye hitap edip, ovguyle sozedebiliyorlar. Ben verdikleri mesaji anlayamadim. Medyum, cinci hoca gibi kisilerin iclerinde gercek olanlarida var mesajimi veriliyor, yoksa medyadaki lackaliktan, kayirmaciliktan dolayi adamina gore muamelemi var?
Ikinci elestirim hocamin yazdigi gibi bazi psikolog veya psikiyatrislerle ilgili. Ben iletisim bolumu mezunuyum ve isletme yuksek lisansim var. Bununla beraber psikolojiye olan ilgimden dolayi universite yillarimda bazi psikoloji dersleride aldim. Hatta psikiyatriyle ilgili yayinlarida takip etmeye calisirim. Maalesef bazi programlara davet edilen kimi psikiyatristlerimiz yaptiklari faso fiso aciklamalarla beni hayal kirikligina ugratiyorlar. Konuyla ilgili yorumlar o kadar siradan ve yetersiz ki, modern psikiyatri’nin bilimsel imajini zedeliyor.
Bu uzmanlarimiz acaba egitim seviyesi en dusuk vatandaslarimiz bile anlayabilsin diyemi bu kadar kit bilgiyi insanlara layik goruyorlar yoksa isin kolayinami kacmak istiyorlar?
Bu kadar insanin kazik yemesine ragmen halen medyumlar yani sarlatanlar musteri bulabiliyorlar. Soyle bir hikaye var. Adamin biri vakti zamaninda Eminonunde kirk sene su satmis. Kotu tadindan dolayi suyunu bir icen bir daha icmemis. Ama yinede kirik sene boyunca yeni musterileri olmus. Cinci hocalar da ayni sekilde. Herhalde kimse ikinci kez gitmiyordur ama saf insan o kadar cokki muhakkak yeni musteri cikiyor.
Sevinç Tartıcı
29 Ağustos 2008
şu “sertifikalı bilimsel yöntemler”e dair yan değil de ana başlık açılmalı gibi geliyor bana.
feng shuiden falan söz etmiyorum tabii..
onların bilimselliğini de tartışmıyorum.
her ne kadar birey para veriyor olsa da onlar gerçekten bireye el sürmüyor çünkü.
bu anlamda masum geliyor..
beni şaşırtan, son 5 yıldır çılgın yükselişini takip ettiğim “yaşam koçluğu”,”NLP Training”, “kuantum düşünce” teknikleri.
her biri hakkında ne denli bilimsel yöntemler olduğuna dair sayısız internet kaynağı okuyabilirsiniz.
doğrusu onların da bilimselliğini tartışmıyorum.
bu alanların beni ürküten tarafı sertifikayı kime verdikleri konusunu pek de önemsemiyor oluşları..
bu kursların kapıları herkese açık.
kimse sizin ruh hastası,
bir alkolik
iflah olmaz bir sex bağımlısı
ya da seri katil olmanızla ilgilenmiyor.
kurs parasını yatırabiliyorsanız sizin de bu alanlardan sertifika edinmeniz mümkün.
ben ve bir arkadaşım yaşam koçluğu ile ilgilenmiştk.
henüz dibe tam vurmadığım günlerde:)
ikimiz de işsizdik..
kurs parası 4 milyardı.
fakat sertifikayı alınca seans başına kazanacağınız ücret 100 dolardan başlıyordu:))
kurs parasını bulabilirdim ama..
ben kendimi bu işe uygun görmedim.
bana yaşam koçu psikanalizden geçmek zorunda değilse bile en azından ruhsal ve fiziksel olarak ortalamanın bir parça üzerinde olmalı gibi geliyordu..
ben de arkadaşım da o kursa katılanların %90 ı da yaşam koçu olmaya uygun değildi bu bakışla..
her neyse..
o kursa devam edip sertifika alan insanların bir kısmını tanıyorum.
defektlerini görmek için detaycı bir göz gerekmiyor.
burada kimsenin ipliğini pazara çıkarmak değil niyetim.
ama..
sanki yaşam koçluğu, yaşam koçuna ruhsal bir tatmin alanı sunan bir mecra gibi göründü bana..
üstelik ben hala işsizken:)
seansına 250 kaat kazanıyor olmaları da cabası..
burada bir terslik var diye düşünmeden edemiyor insan..
terslik, buranın Türkiye olması ile başlıyor.
denetim sıfır diyemeyeceğim.
sıfırın altında..
burada kursa 4 milyar ödemeniz yetiyor, kursu bitirip, sertifikayı almanız garanti.
sonrası sizin medyatik, internetik ve sosyal ilişkilerinize kalıyor.
biraz reklam yatırımıyla bitirim bir yaşam koçu olarak lanse edilmeniz olası!
yani siz bu işe uygun musunuz..
nesiniz ne değilsiniz..
pek de üzerinde durulmuyor.
NLP de Kauntum düşünce tekniği de bana bilimsel görünen teknikler.
ama işte bunu kimin uyguladığı çok önemli.
bu ülkede idealist aznlığı saymazsanız..
“hiçbir şey” olamayanlar “polis” ve “öğretmen” olduklar uzun yıllar boyunca..
bunlara bir de bu yeni nesil “sertifikalı terapistler” eklendi.
sadece 6 aylık 1 yıllık bu kurslara dolgun kurs ücretini sunabilen ve mezun olup, seansı 250 (bireysel) liraya yaşam koçluğu, NLP training ya da kuantum düşünce tekniği eğitimi verebilen şahısları kutluyor ve ayakta alkışlıyorum! BRAVOOO
bu ülkeye, bu gün şizofreni teşhisi konmasında büyük katkıları olduğunu düşünüyorum.
ben psikiyatride çalışırken.. sözlerimize çok dikkat etmemiz gerekirdi. hastayı “dağıtmayalım” diye..
sokak darmadağın edilmiş ama toparlanmadan dışarı salınmış insanlarla dolu..
tv de bir kanalda bu felesefeler bağlamında yapılan bir program var.
doğrusu ben o adamcağızın iyi niyetine inanıyorum.
inanamadığım telefonla bağlanıp
“yıllardır psikiyatrik ilaç kullanıyordum.”
eee
“sonra bundan 2 program önce sizi aradım”
eee
“bişey dediniz, yaptınız”..neyse işte.
eee
“bütün ilaçları bıraktım hayata çok pozitif bakıyorum”
bi şey yaa..
bi şey demiş adam, kadın aydınlanmış, ermiş, beyni açılmış..
bilmiyorum ne..
ama adam ona yine de doktorunuza danışmadan ilaçları bırakmayn demiyor.
“daha da iyi olacaksınız” diyor!
bu Psikiyatri Derneği neden ilgilenmez hiç bu tür şeylerle anlamak mümkün değil.
bu örnekleri çoğaltmak olası.
sokak dağılmış, ilacını bırakmış insanlarla dolu..
ve dahi..
psikiyatriye, maliyeti yanında -sunulan bu yöntemlerle kıyaslandığında kıyamet kadar uzun bir sürece ihtiyacı olduğundan- zerre inançları kalmamış insanlarla..
geçenlerde Yalom’un “bağışlanan terapi”sine bakıyordum..
bu süreç ve maliyet yüzünden geleneksel psikiyatrinin özellikle bunun ücretini ödemekle yükümlü sigorta şirketlerince nasıl gözden düşürüldüğünü, nasıl ilaca yüklenmeye çalışıldığını vs anlatıyordu.
“terapi yapma, mucize bir ilaç ver.”
arada bi kontrol et o kadar..
ya da belki mucize bir yönteme yönlendir:)
“yaşam koçluğu”nun Birleşik Devletler’de terapistlerle aynı kefeye konması için gerekli yasal düzenlemelerin yapıldığını duydum.
doğru yanlış..
bir psikolog, “borderline” olduğunu düşünen bir arkadaşım yıllarca sürecek terapiyi göze alamadığı söylediğinde, akıl vermiş de:)
“pskiyatrik terapiye paran yetmiyorsa neden (nokta nokta) yöntemleri denemiyorsun..
hem daha kısa hem daha ucuz, hem Amerika’da da……” diye..
bana fikrimi sordu da kızcağız..
ben de bırak dağınık kalsın dedim..
bütün bunlar bir kenara da hocam, benim size şahsi bir sorum var:
geldim göçeceğim hala anlayamadım.
“neden, bilmek değiştirmeye
anlamak, çözmeye yetmiyor.”
dr asım burhanoğlu
30 Ağustos 2008
Muhterem SEVİNÇ TARTICI kardeşim ;
Yazdıklarınızdan çok duygulandığımı itiraf etmeliyim.Çığlığınız HOCAYA şahsi bir soru demeti ile bitiyorsa da,mekanın samimi bir müdavimi olarak,kendimi bu çığlığın manyetik alanı içerisinde istemli olarak varsayıp,hocanın da desturuyla,zat-ı âlinize,sizin gibi,hepimiz gibi “”gelmiş ve göçecek” biri olarak,aklımın derunuda birikmiş şahsi birikimlerimden aktarmalarda bulunmak isterim,şayet kabûl buyurursanız…
1—Mukavim bir ruhsal güçle,üzülmeden anlamak durumundayız ki,TÜRKİYE CUMHURİYETİ,yalnızca “adı” devlet olan bir siyasi organizmadır.
2–Adı devlet olan hiçbir aklı başında siyasi organizmada,yukarda vaaz ettiğiniz,benim de gene bu mekanda defaatle şehrim MERSİN için dile getirdiğim şekilde,metre kareye binlerce “” o dediklerinizden–dediklerimden” DÜŞMEZ.
Kazara birisi düşürmeye kalksa,örneğin hollandada,adamın yedi ceddine rahmet okuturlar.
3–Örneğin NLP meselesini ele alalım ve harfleri açalım :
NÖRO LİNGUİSTİK PROGRAM!
Yani sinir—dil—program kelimeleri yanyana geliyor bu yapıda.
Şimdi NLP “”uzmanı”" diye arzedilen deyyusun evet deyyusun,SİNİR–DİL uzmanı olması iktiza etmez mi,gerekmez mi!
EVET.
Peki bir şahsın sinir uzmanı olması için TIBBİYE okuması,ardından da ölüsü 4 ya da 5 yıl nöroloji ihtisası yapması gerekmiyor mu!
HOCAM!!!
Hoca başını salladı yani evet dedi.
Peki bu şarlatanlara giden ve üstelik de “”kenar mahalleli” olmayan hanım ve bey efendiler,NASIL BU DURUMU AKLETMEZLER!
4–Yaklaşık 8yıl kadar önce Mersin’e JAPONYA((!!)) üzerinden bir ALMAN REİKİ MASTER bayanı geldi.Israrla beni de götürdüler.
Rahat durmamam,dilime sahip olamam dediysem de kalktık ,gittik..
Eee şeytan azapta gerek.
Tercümanı vasıtasıyla hatunu dinliyoruz.
Dayanamadım,bacım dedim,sen hangi mektepde REIKI öğrendin,bir göster hele!Reikinin mektebi yoktur beyim dedi,usta çırak ilişkisiyle öğrenilir,DEDİ.
Peki senin REİKİCİ olduğunun ıspatı vücudu nerede,nerden anlayacağım ki sen reykicisin!Üstelik de ustasın!Değil mi ki binlerce km uzaktan,adeta paraşütle inivermişsin MERSİN toprağına…
Salon,açıkcası MERSİNİN kokonaları ile doluydu,ticaret odasındaydık.
Vallahi de billahi de o kokonalar,beni döveceklerdi.
reiki–feng —şeng—şung—nlp—kısaca bizim TARSUS galatıyla langir,lingir…
ÇIKARILACAK DERS…
Çağımız insanı, DARDA…
KISTIRILMIŞ…
Küresel kapitalizm,en yumuşak noktalarına vuruyor tüm insan kardeşlerimizin ;
SEKS SEKS SEKS
olmadı…alengirli alışveriş mekanları….
al al al…tüket tüket tüket….
bir tüket 2 tüket 3 tüket…
sabah kalk…sıfıra sıfır elde var sıfır…
Gene gaz çıkartan,esneyen,karnı acıkan,uykusu gelen,kaşınan,komşusunu ksıkanan,İETT de fordçuluk yapan,yeni nişantaşda AHMET HAKAN gibi kasıklarını soğutmak için sallana sallana gezdiren gene biz,yani insan soyu…
Sanmayın MERSİN oralardan farklı,vallahi daha beter,billahi cinnet buraları…
Ya da KUANTUM düşünce tekniği; Bununla elleşecek yiğidin,bir kere çok sağlam bir klasik fizik alt yapısı olması gerek,en azından lisans-üstü seviyesinde …
YETMEZ…
Parçacık fiziğini HATMETMESİ ;PENROSE–WEINBERG–PAUL DAVIES–HEISENBERG— gibi ustalardan ölüsü birkaç bin sayfa okuması veee sapına kadar da anlamsı gerekiiir.
MEZONLARI–MUYONLARI—TAKYON FİZİĞİNİ—
efenim….
Ben KUANTUM DÜŞÜNCE TEKNİĞİ uzmanıyım….
Diyene tekme tokat girişin efenim,hiç çekinmeyiniz…
Gelelim Hoca’ya sorduğunuz soruya.
Hiç, bir mıhın//çivinin DEVLET kurtarabileceğini duymuş muydunuz SEVİNÇ HANIM?
Duymadığınız varsayarak,hocanın izniyle arzedeyim…
BİR MIH BİR NALI KURTARIR
BİR NAL,BİR ATI KURTARIR
BİR AT,BİR SÜVARİYİ KURTARIR
BİR SÜVARİ,BİR MUHAREBEYİ KURTARIR
BİR MUHAREBE,BİR SAVAŞI KURTARIR
BİR SAVAŞ DA BİR DEVLETİ YIKILMAKTAN KURTARIR…
NAL DA MIH DA AT DA SÜVARİ DE MUHAREBE DE SAVAŞ DA
VE NİHAYET DEVLET DE BİZİZ…
sorulacak soru,şöyle de olabilirdi…
(( bu soru,2000 yılıda MERSİN ÜNİ. “”felsefe günlerinde”" PRF AHMED İNAM ve PRF DOĞAN GÜNEŞ hocalarla yazar MARYO LEVİ ve dr cem mumcu ya sorulmuş,kesinlikle doyurucu yanıt alnımamıştır))
SONU BİYOLOJİK OLARAK ÖLÜMLE BİTEN BİR VARLIKSALLIĞIN
nihayet YAŞAYAKALMIŞ OLMAKLIĞINDAN MURÂD,SONUÇ,HEVES,KÂR vs nedir!!!
saygı ve sevgi dileklerimle
Sevinç Tartıcı
31 Ağustos 2008
var olun Asım Bey.
pek keyif aldım yazdıklarınızdan:)
pekii,bütün bunlar ışığında..
“çivilikten istifa etmek caiz midir?”
dr asım burhanoğlu
31 Ağustos 2008
Sevinç Hanım;
Kişisel cevabım, HAYIR.
Kaldı ki hep düşünegelmişimdir,nlp—feng–yung–şiu((!!!))) gibi DİN DIŞI ve sonuçda göye aydınlanma ayakları olan işler,DİN İÇİ olan ve kendilerine hiç utanmadan KUTBUL CİHAN rütbesi veren daha doğrusu verdirten meczuplara,açıkcası böylesine meraklı biri olarak ben,neden gitmek ihtiyacı duymadım.
Açıkcası istemez miyim,dili–dini–ilmi açık,berrak,yüce akîl bir güvenilir gönül bulayım,oturayım dizinin dibine ve en azından sohbet edeyim yahu…
Bu denli mükemmel olmasa da,kendimce yeterli bulduğum bir gönül sohbeti ustamız var ,memleketimiz Tarsus’ta.
80li yaşlarının başında,memleketin en eski kundura imalatçılarından,artık imalat yapamıyor,epey bir zamandır.
Ancak,dikkat buyrunuz,çalışıyor halâ.Yani halâ “”çiviliğe” devam ediyor FAKI USTAMIZ.
Peki nasıl çalışıyor!
Adana ve Antep’deki gönül dostlarından,imalatçı olanların ayakkabılarını satıyor Tarsus’ta.
Halâ teri alnını işgâl ediyor.
Tek bir kılavuz var sohbetlerde,başkaca yok ve olamaz da zaten…
Kur’an-ı Kerim,o kadar.
Bunun yanısıra,USTA,benden semavat//gökler ile bilgi alır.
Ben astronomi falan okumadım gerçi ama çok meraklıyım.Bilim Teknik ,NASA ve yan kuruluşu olan JET PROPULSION LABORATory NİN bilgi ve haber bültenine aboneyim,şiddetle tavsiye ederim de…
Oradan topladıklarımı ihvanlara anlatırım.Sonra bizim alemimizin neden bu denli teknik ve tenolojide geri kaldığına ağlaşırız çaresizlikten.
Bir başka arkadaşımız Çukurova üni. de kürsü başkanı,gelir,kayıtdışı ekonomi ve OSMANLI maliyesi ile ilgili irşad yani aydınlanma yapar…
En önemlisi,musıkî dinleriz zaman zaman.
Çok keyiflendiğimizde,bir abimizin muayenehanesinde , 60ları yani PETULA CLARK, “”all hang up in your green eyes”", “”once there were green fields”", Paul Robson hariçten,dahilden ise,özellikle iki sidi halinde yayınlanan ve bir anlamda hafif TÜRK müziği arşivi sayılabilecek,ALTIN MİKROFON yarışmaları kayıtlarını dinleriz…
Hafız Post,büyük Itrî,Hamamizade DEDE Efendi falan,ağır sohbetlerin dinlemeleridir.
Dinleniriz,birbirimizi severiz,sayarız…
YENİDEN DONANIRIZ HAYATA KARŞI…
Üç KULHU bir ELHAM deyip,helalleşir,bir daha görüşünceye dek evlerimize vs döneriz.
Unutmadan Tarsus müftüsü pek sevmez bizim Fakı Hocayı.Hatta bir seferinde savcılığa şikayet bile etti mübareği…
Sebep…
Sohbete gelen hanımların,zorla başını örttürdüğü için,irticacı olarak tanımladılar hocayı.
Oysa göbeği açıklar bile gelir bizim mekâna sohbete…
Biz sadece bu şekilde giyinmeyin der,başkaca söz etmeyiz…
sevgi ve saygı dileklerimle
Mehmet Ali Bahıt
5 Eylül 2008
Sayın Hocam ve Sitenin Değerli Takipçileri,
İngilizce bilenlere bu konu ile ilgili olarak iki kitap tavsiye etmek isterim.
The Secret Life of Houdini: The Making of America’s First Superhero
Ünlü Sihirbaz Houdini’nin yaşam öyküsünün anlatıldığı bu kitapta, hayatının son yıllarında medyumlara, spiritüalistlere karşı verdiği mücadele detaylı bir şekilde ele alınıyor. Bazı şeylerin hiç değişmediğini görmek açısından önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum.
The Full Facts Book of Cold Reading
İllüzyonist ve Düşünce Okuma Uzmanı* Ian Rowland’ın yazdığı bu kitapta medyumların, falcıların ve benzeri işlerle uğraşanların karşısındakinin ağzından bilgi almak, geçmişleri ve bugünleri ile ilgili isabetli tahminlerde bulunmak ve geleceğe dair duymak istediklerini söylemek için kullandıkları teknikler açıklanıyor.
Kitap sadece yazarın kendi sitesinden ısmarlanabiliyor, ancak şu sıralarda site ile ilgili sorunlar yaşadığı için bu sorunlar çözülene kadar beklemek gerekebilir:
http://www.ianrowland.com/
*”Düşünce Okuma Uzmanı” derken metafizik, telepatik bir durumdan bahsetmiyoruz. Basit bir anlatımla gözlem yeteneği, kitaba konu olan “Cold Reading” dahilindeki sorgulama teknikleri ve sihir dünyasında “Kas okuma” olarak adlandırılan tekniklerin birleştirilmesi sonucu eğlence amaçlı bir düşünce okuma illüzyonu yaratmaktır sözkonusu olan.
NOT: Yine İngilizce bilenler için bu konularda yapılan bilimsel araştırmaların ne kadar yanlı ve araştırmayı yürüten bilimadamlarının ne kadar inanmaya hazır olabileceğini, ayrıca yukarıda Kerem Hoca’nın dediği gibi müspet ilimden ne denli taviz verilebileceğini göstermesi açısından önemli bulduğum Project Alpha’nın Wikipedia’daki hikayesini okumanızı da tavsiye ederim:
http://en.wikipedia.org/wiki/Project_Alpha
Sevgi ve saygılarımla…
zeynep
9 Kasım 2008
Bazı doktorlar neurofeedbackla otizm,dikkat eskikliği,down sendromu,alkol bağımlılıkları,migren,epilepsi,depresyon vs;kısaca her tip psikiyatrik,nörolojik rahatsızlığı tedavi edebildiğini söylüyorlar.Bunu hekimlik mesleğine yakıştıramıyorum.İnsana zarar vermemek üzerine yemin etmiş bu tip hekimlerin yaptığı umut tacirliğinden başka birşey değil.Son dönemde sürekli tv(kadın programlarında)de olan,gerizekalı çocuklara dahil yardımcı olabileceğini iddaa eden,uzmanlık eğitimini amerikada yapmış bir psikiyatrla ilgili küçük bir araştırma yaptım internette.Bir sitede kendisine yöneltilen bazı soruları cevaplıyor ve rahatsızlığı her ne olursa olsun kişiye tavsiyesi neurofeedback.Yine bu araştırmalarım sırasında kendisine 170 seans devam etmiş ve bunun için küçük bir servet harcamış manik-depresif hastası bu kişinin sadece dolandırıcı olduğunu bu tedaviyi bıraktıktan 2 ay sonra normal bir tedaviye,ilaç tedavisine,geçtiğini söylüyor.Bu doktor tüm hastalarına ilaçsız tedavi mucizesini öneriyor,bu mucizevi! yöntem neurofeedback.
Halkımız psikolojik sorunları olduğunda hacılara,hocalara bile başvurabilmekteyken,uzman doktor unvanına sahip bir psikiyatra nasıl güvenmesin?Onların gözünde bu şahıs çok iyi,bilgili,yardımsever bir doktor.
Ben de bir hekim kızı olarak ve çevremde hastalarına yardım etmeyi ilke edinmiş,bilimsel yollardan sapmadan hizmet veren pekçok hekim varken bu tip insanları görmeye tahammül edemiyorum.
Bu konuda Türkiye Psikiyatri Derneğinin bir yaptırım gücü olamaz mı acaba?Bu tip şahıslar bence hekimlik mesleğinin yüz karaları.
Sonuçta bir psikiyatrın biyo-psiko-sosyal bir varlık olan insanı tüm yönleri ile tanımaya çalışıp doğru tedaviyi uygulaması gerektiğine inanıyorum.Ama burda amaç her ne yoldan olursa olsun para kazanmaksa ve bilimsel yöntemlerden tamamen sapmaksa!
Bu da kişinin web sitesindeki bilgilendirici yazısı:
Neurofeedback tekniğinin temelinde hastaya – çocuk,genç,erişkin- sözlü olarak zihin oyunları oynamaları söylenir. Hasta ,kafasına, saçlı deriye yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla bilgisayar cihazına bağlıdır.Hasta, hangi beyin dalgası aktivitesinin geribildiriminin yapıldığını bilgisayar monitöründen görebilir.Hasta, konsantre olup beta dalgaları ürettiği için ödüllendirilir.Betasını ne kadar çok arttırırsa ödülü de çoğalır.
Yorumunuz mu var?