FUTBOL TERÖRÜ MÜ? GÜLDÜRMEYİN ADAMI…

Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 347 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.

Köşe yazarları, yorumcular ve sâir kesim aynı lâfları edip duruyorlar:

—Bu iş çok vahim, daha da kötüye gidecek!

—Devlet nerede?

—Hükûmet hâdiselere el koysun!

—Böyle giderse ligler iptâl olur!

E, vallahi bravo!

***

Geçen gün TV24’ten aradılar, 30 saniyelik sürede canlı yayında, haberlerde biraz değinebildim.

Lâfı hiç uzatmayacağım. Terör psikolojisinden, sosyal psikolojiden ve stratejiden anlayan hemen herkesin bildiği bir kanun vardır: Kitle imha veya ayaklanma eylemleri için en “bereketli” vasat, toplu iştirakin normâl addedildiği spor faâliyetleri, ezcümle de futbol maçlarıdır.

On binlerce kişi yapıcı, birleştirici ve boşaltıcı işlevleri olması gereken maçlara giderken bir nev’î sosyal psişe içerisinde kişisel varoluşlarından soyutlanır, “uğruna” her şeylerini ortaya koydukları takımlarını desteklemeye giderler. Bu işi teröre vardırma akımına son senelerde holiganizm deniyor.

İngilizler’in de, İtalyanlar’ın da, İspanyollar’ın da holiganları vardır.

Dikkat edin, üniter devletin bölünmesi ve bir grubun bağımsızlık talep etmesi vâkıasının olduğu ülkelerde holiganizm de en büyük sorunsaldır. Yukarıda saydığım devletleri bir tetkik edin, ne demek istediğimi göreceksiniz.

Şimdi gelelim Türkiye’ye…

Futbol ilk senelerinde seçkinlerin seyirliği idi ülkemizde. Hanımefendiler ve beyefendiler en şık kıyafetleriyle tribüncükleri doldurur ve zarafetle, letafetle seyrederlerdi müsabakaları. Ne zaman ki işin içine renk aşkı değil rant aşkı girdi, mertlik de güzellik de bozuldu!

Eskiden de (on ilâ yirmi sene öncesine kadar) ufak tefek hâdiseler cereyan eder, taraftarlar kapışırdı ama polis gelince ortalık süt liman olurdu. Gözaltına alınanların ekserisi de ergenler ve gençlerden müteşekkildi; hemen hepsi pişman olur, nedamet ve gözyaşlarıyla öpüşüp ayrılırlardı.

Futbol terörü denen eylemlerin bilhassa tırmandığı anakentlere şöyle bir bakın: Antalya, Gaziantep, Bursa, İstanbul, İzmir ve Ankara (yakında Kayseri, Samsun ve Trabzon da eklenecek çünkü milletvekili terörist[!] bunu açıkça ilân etti)…

Bunların hepsi çepeçevre Kürt işgali altında olan kentlerdir.

İzmir’e her gidişimde havaalanından şehre giderken anayolun sol tarafında Uzundere’deki medenîce, şık tarzda inşa edilmiş ama bomboş duran binalara, apartmanlara gözüm takılır. Yolun iki tarafındaki mağarayla ev arası Ortaçağ tarzı garip barınaklarda yaşayan Güneydoğulu göçmenler insan gibi yaşasınlar diye yapmış devlet bunları… Ama mümkün değil, adamlar oraya taşınmıyorlar.

Çünkü orada kirli işler yapamayacaklar, soygun ve eylem plânlayamayacaklar, beyaz işine dalamayacaklar; en azından temiz bir helâda def-i hâcet etmek zorunda kalıp zorlanacaklar.

***

Bunlar son derecede organize bir şekilde futbol müsabakalarını vesile edip eylem yapmaktadırlar. Emniyet bunun bal gibi farkında ama mensupları Hükûmet’ten çekiniyorlar. Yapacakları radikal müdahaleler sebebiyle cezalandırılabilirler çünkü!

Hâlâ anlayamayanlar için yeterince ikna edici kanıtlar:

Önce “taraftarlar arası” kavga başlar, nereden geldiği ve çıktığı belirsiz kamalar, bıçaklar, hâttâ döner bıçakları ve tabancalar çekilir.

Polis gelir.

Gerçek taraftarlar tırsar ve kaçarlar ama anlamlı bir grup meydanda kalır, kısa süre içerisinde rakiplerini bırakıp polisle çatışmaya başlarlar.

Polis istese bunları on beş yirmi dakikada dağıtabilir ama “takım taraftarlarına” karşı “orantısız güç” kullanırsa başı belâya girecektir. Konvansiyonel yöntemlere müracaat edilir, hâdiseler de saatlerce sürer.

Bu arada çevredeki arabalar, dükkânlar, yoldan geçen sıradan insanlar harap edilir.

Gözaltına alınan birkaç güvercinin de akıbetleri kısa sürede serbest bırakılmak olacaktır.

Geride târumar edilmiş dükkânlar, bir veya birkaç ceset, onlarca yaralı ve terörize olmuş millet kalır.

Ortadan gâyet stratejik şekilde kaybolan gruplar rakip takımın otobüsü yola çıktığında bir anda tecessüm ederler ve taşlar, silâhlar gene başlar. Camlar kırılır, insanlar darp edilir.

Polisin hâl-i pür melâli değişmez; “orantılı” davranmak zorundadır çünkü!

***

30 Ağustos’ta Türkiye çok kaynayacak ve bu anlayışla bu iş çözülemez.

Gülümüz’ün “utançtan kendilerini açıklayamıyorlar” dediği Kürt ayrılıkçısı teröristlerin en son olarak İzmir’de 18 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan eylem esnâsında ne yaptıklarını bugünkü gazeteler yazıyor:

Bünyamin S. ve Zeki B. eylem sürerken kahvaltı ediyorlarmış, patlamayı duyunca da gülüşerek “düğün tamam” diyorlar. Şerefe çay kadehlerini tokuşturmuşlar.

Yakalanınca da “çok rahat hareket ettik. Yakalanmayacağımızdan o kadar emindik ki, Diyarbakır’da bir süre dinlenecektik” demişler.

Yorulmuş çocuklar, yazık. Kolay mı, bomba koyacaksın, cep telefonuyla filân patlatacaksın…

Empati kuralım ve ağlama hücrelerine karşılıklı gözyaşı döküp barışalım, öyle mi?

***

Bir hastayı doğru tedavi edebilmek için şu şartlar vardır:

1) İyi hikâye almak;

2) İyi muayene etmek;

3) İyi tahlil etmek;

4) Doğru teşhis koymak;

5) En etkili tedaviyi yapmak (mikroplarla veya kanser hücreleriyle orantılı güçle başa çıkılamaz)!

Yoksa, hasta ölmese de, sürünür.

Tıpkı canım vatanımın insanları gibi.

***

Sonuç:

—Bunlar futbol terörü filân değil, futbol müsabakalarının vesile ve vasat kılındığı ayrılıkçı terör eylemleridir.

—Memleketi kaplayan açlık ve sefaletin yarattığı güvensizlik, öfke ve biçârelik de buna besi yeri teşkil etmektedir.

—Bu mes’ele Ayrılıkçı Kürtçü Parti, Arap Kürt Partisi ve Milliyetçi Hareketsizlik Partisi’yle hâlledilemez. Bunun kanıtı iki iktidarlık dönemde olup bitenlerdir, başka ispata hâcet yok!

—Siz hiç iki farklı, neredeyse %200 farklı açlık ve sefalet sınırı hesabı duydunuz mu? Bir insanın günde 1500 mü yoksa 3000 mi kaloriye ihtiyacı vardır sıhhatli kalabilmek için? Ayrıca, asgari seviyede de olsa, eğlenmeye, dinlenmeye, seyahate filân ihtiyacı yok mudur?

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 28 Ağustos 2008 Perşembe

Yorumunuz mu var?