Arsiv : Eylül 2008

Finansal Piyasalarda Daha Neler Olacak?

Finansal piyasaların dururumu, beklenen bir sonuçtur. Başını Friedman’ın çektiği Chicago Ekolü tarafından, pazarlanan ve ABD’nin desteğini kazanan, devletin ekonomiye müdahalesini reddeden monetarist (paracı) ekonomik sistem, giderek “liberalizm” ve sermayenin serbest dolaşımını hedefleyen “globalizm” adı altında, ABD hükûmetleri, Dünya Bankası ve IMF tarafından dünyaya dayatılan modern sömürgeciliğin sonunu buraya varacağını bütün aklı başında ekonomistler zâten tahmin ediyordu. Liberalizm ve globalizm çoktan ölmüştü de, tartışılan cenazenin nasıl kaldırılacağı idi. Şimdi cenaze merâsimi de başladı.Bu ilkeler, aslında, ABD’nin az gelişmiş ve gelişmemiş ülkeleri sömürmesine ve çok uluslu sermayenin ülkeler arasında istediği gibi hareket etmesine imkân sağladığı için dünyaya empoze edilmiştir. Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (3)

O, Rüzgâr Gibi Aceleyle Esip Gitmeyi Tercih Etti: HÂDİ ÇAMAN

Ölüm, gideni kurtarır ve kalana acı verir ama…Hâdi Çaman, her neslin farklı tanıdığı, ancak tiyatronun hep aynı bildiği bir kimlik. Gazeteler, bir san’atçının hayata vedâsını, her zamanki alışılmış üslûplarıyla yazdılar. Mâtem ve hüzün dolu satırlar arasında 65 yıl, üç beş dost, bir oğul bir torun ve bir Candaş’ı vardı. Bir de üç harfli bir hastalık ismi sanki sinsice gizlemişti kendisini satırlar arasına: ALS!

Tiyatro için mücadelesinde her yolu deneyen ve sonunda geçtiği her dekorun üzerinde kulislerin tozlu kokusunu bırakan rüzgâr adam, sonu ALS ile bitecek bir oyunun içinde doğaçlamaları ile yaşatıyordu kendi hayatının senaryosunu. Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (2)

DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAN…

Aaah…
Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
 

Cihana bir daha gelmek hayâl edilse bile
Avunmak istemeyiz böyle bir teselli ile
 

Ahhh…
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece
 

Guruba karşı bu son bahçelerde keyfince
Ya aşk içinde harap ol ya şevk içinde gönül
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yâhut gül
Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yâhut gül
 

   Aaah…
      Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç…
        
         Babacığım, bâzen nasıl da özlüyorum seni ve bu şarkımızı…
 

Okuyan: Münir Nurettin
Beste: Münir Nurettin
Güfte: Yahya Kemâl

Yorumlar (12)

KÜFÜR, HAKARET, ANTİSOSYALLEŞME–2

Gören gözler için pek çok emâre vardı da…Bodur şişman adam “koy kaseti de havamızı bulalım hanım” deyip 300 Km/saat sür’atle karayolunda uçtuğunda, “benim memurum işini bilir” dediğinde içtimâî rücu ve yozlaşma (sosyal regresyon ve dejeneresans) başlamış, antisosyallik alenen empoze edilmişti: Kural, yasa ve hak tanımaksızın menfaâtleri için her şeyi yapma kültürü…

Öyle değil mi? Eğer yakalanmamayı becerebiliyorsan veya yetkini, yetkeni ve makamını kötüye kullanıp her şeyi yapabiliyorsan kraldın. Bu sür’at suçu sebebiyle kendisine ceza makbuzu kesen bir trafik polisi çıksa acaba başına ne gelirdi? “Netekim”, Devletlû’yu mahkemeye veren vatandaşı haklı bulan hâkimin başına gelenlere bir bakıp hâlden mâziye projeksiyon yapabilirsiniz.

TBMM’de ilk milletvekili katli de onun zamanında vuku buldu.

Bu adam kim miydi?

Yapmayın Allah aşkına… Yazının devamını okumak icin tıklayın..

Yorumlar (2)

HASAN ÂLİ YÜCEL’İN OĞLUNDAN…

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin…
Yaşadıklarını kâr sayma
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna…

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün…
Gülebildiğin kadar mutlusun,
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin…
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin…

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın…
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer,
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın…
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın…
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak…
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü…
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin…

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın,
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün,
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun…
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…

***

Bir Şiir Daha, Buram Buram Baba Hasretiyle Dolu:

Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,
Bi helâllaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Can Yücel

***

Hasan Âli bu memleketin, bu milletin sevdâlısıydı ve çok çalışkandı.
Eviyle, evlâdıyla pek ilgilenemedi; ne de olsa bir gün 24 saatle, bir yıl da 365 günle sınırlıydı. Yapacak iş ise sonsuzdu.

Eğer daha mazbut olsaydı, ne o Hasan Âli olurdu, ne de Can, Can.

Can ona hem aşkla bağlandı, hem de çok kızdı. Bu da bütün hayatına yansıdı.

Komünist oldu…
çok içti…
çok sövdü…
sonra da, öldü!
inanmadığı (mı) Allah rahmet eylesin…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 21 Eylül 2008 Pazar

Yorumlar (9)

3 sayfa : [1] 2 3 »