KÜFÜR, HAKARET ve ANTİSOSYALLEŞEN KÜLTÜRÜMÜZ
Medya tutanaklarına göre, spor yazarı Osman Tanburacı 09.09.2008 tarihinde ve saat 17:45’te cep telefonunu açmış ve Millî Takım’ın “Hocası” Fatih Terim gizli numarayla önce bıyığını, sonra anasını avratını, nihâyetinde de yedi ceddini sinkaf etmiş.Osman Tanburacı da, bütün gazetelerde neşredilen tepkisinde mütebessim çehresiyle kaytan bıyıklarını da titreştirerek, “96 yaşındaki anasının ne kabahati olduğunu” sormuş! Sonra da “Müslüman ülkenin hukukunun anasının ve kendisinin hakkını koruyacağına inanarak” Türk adaletine müracaat etmiş.
Olay çok çirkin de… Osman Bey’in annesi 69 veya 31 yaşında olsa ne değişecekti? Bu çirkinlikle Müslüman Türk Milleti’nin ne alâkası var? Yoksa var mı? Bakalım…
Bu, Fatih’in ilk ağzını bozuşu mu? Hani halim selim bir adamdı da, bir cinnet ânına mı denk düştü?
Yok canım… Fatih’in futbolcusundan havlucusuna herkese kafası bozulunca sövdüğünü, hâttâ darp ettiğini sağır sultan bile işitmiştir.
Akabinde Belçika maçında rakip takımın “hocası” Rene Vandereycken’in kendisine el hareketleri yaptığını ve İtalyanca “cornuto” denen el hareketi refakatinde “vaffanculo (vai a fare in culo)” demiş. Ama Fatih de ona “hespero” yapmış (boynuzlu demekmiş). Gazetelerdeki fotoğraflarda ise Fatih’in bâzılarının MHP’nin kurt selâmına benzettiği ama baş ve küçük parmakların kaldırılmasıyla yapıldığı için çok farklı olan bir hareketi (gerçekten boynuzlu boğaya benziyor) muhatabına yaptığı görülmekte; bir başkasında topa vurmuş bacağı 90 derece açıyla öyle dikilmiş… Sonra da Fatih meslekdaşını dövmek üzere üzerine atlayacakmış ki, araya girenler mâni olmuşlar. Fatih Terim, bir soru üzerine, maç sırasında yedek kulübesinde, Belçika Millî Futbol Takımı Teknik Direktörü Rene Vandereycken’in kendisine yaptığı harekete karşı tepki verdiğini söylemiş: “Bugüne dek hiçbir meslektaşımla, eğer bir şey yapmamışsa muhatap olmadım. Kameralar biraz bizden uzaklaşıp rakiplere bakarsa, kendi çocuğunuzu yerden yere vuracağınıza biraz başkalarına bakarsanız neler yaptığını görürsünüz. İtalyanca olarak ne söylediğini kendisine sorun. Kulübeye yaptığı hareket de İtalyanca’da çok ağır bir şeydir. Kendi sahamızda, kendi evimizde hiç kimseye karışmamışsınız. Ben de cevap vereceğim tabii, rakibe çiçek atacak hâlimiz yok. Hayatımda hiç sahaya top atmadım. Bu söylediğime çok dikkat edin, ben ve oyuncularım natürel davranıyoruz ama karşımızdaki de çok güzel oynuyor. Avrupa Şampiyonası’nın en centilmen takımlarından biriyiz. Aşağı yukarı 20 küsur senedir antrenörüm, böyle bir hareketle hiç karşılaşmadım. Üzgünüm, keşke olmasaydı ama hem küfür edip, hem çizgide durmak. Yani ‘ben suçsuzum’ diyor. Biz hep bu natürelliğimizden cezayı çekiyoruz. Ben insanım, normâl tepkimi veriyorum. Tiyatroyu san’atçılara bırakıyoruz. Biz futbol adamıyız, oynamak istiyoruz. Ben 5. atak oyuncusunu soktum, kaybedersem böyle kaybedeyim”!
Natürel Fatih! Mizah desem… Yâhu, Allah korusun, sahada onun gibi üç tâne daha natürel adam olsa, kan gövdeyi götürecek! Fatih gibi kişilerin standart bir hataları vardır, hem reel hem de sembolik anlamda herkesi döveceklerini sanırlar. Kendilerinden daha azgın ve güçlü birilerinin mutlaka karşılarına çıkacağını hesaplayamazlar. Eğer Natürel Fatih’i tut(a)masalardı da, sonuna kadar saldırsaydı ve Rene Vandereycken’den de temiz bir meydan dayağı, sıkı bir kötek yeseydi ne olacaktı?
Milletçe sahaya inip linç mi edecektik Belçikalılar’ı! Fatih kafası bantlı, gözü mosmor olarak kameraların karşısına çıkıp da “ben aslında onu dövdüm ama basın hakkımı yiyor, onların analarını…” mı diyecekti?
Aynı Fatih Terim Macaristan maçı öncesinde de nevi şahsına münhasır mimikleriyle ve gülümsemeleriyle “âileme lâf söyleyeni… Annemi üzeni…” filân dememiş miydi?
Aynı Fatih Terim Türkiye’nin üçüncü olduğu Avrupa Şampiyonası’nda da Çek Cumhuriyeti’ni hasb-el kader yenerek çeyrek finale yükselirken kameraların karşısına geçip de, gazetecilere, “aslında sizinle ilgili Mevlânâ’dan bir dörtlük hazırlamıştım ama arkadaşlarım beni durdurdular” dedikten sonra basınla asıl hesaplaşmanın İstanbul’da olacağını söylememiş miydi?
Fenerbahçe’nin Hacettepe ile yaptığı maçın son dakikasında Volkan önce penaltıya sebep oluyor ve sarı kartı yiyor. Rakip penaltıyı kaçırınca da hakeme bağırıp kırmızıyı görüyor. Bu çocuğun ilk kabahati mi bu? Hayır!
***
16 Haziran 2008’de klâvyeye aldığım http://www.keremdoksat.com/2008/06/17/uri-geller-diye-bir-sahtekar-ve-fatih-terim/ makalemde şöyle yazmıştım:
… İmdi, “bunun Fatih Terim’le ne alâkası var” diyeceksiniz…
… Bütün maçlarında berbat şekilde oynanan, son on beş yirmi dakikalardaki “pesler” sâyesinde hasb-el kader ve ferdî gayretlerle kazanılan maçlar hakkında bütün otoriteler hemfikir. Hele Dr. Ahmet Çakar müthiş yorumlarda bulunuyor: “Bu işler artık mistiktir, kaderdendir” diyor.
En rasyonel izah vallahi de billâhi de bu!
Volkan denen, aynı şeyi bir lig maçı sonunda da yaptığı için sâbıkası malûm bir kaleci müsveddesi, maç fiilen devam ederken ve kazanmamıza dakikadan az kalmışken rakibi ceza sahamız içerisinde itip düşürüyor.
Maçın beyefendi hakemi de kırmızı kartı basıyor tabiatıyla; peki, neden penaltı vermiyor? Top oyun sahasında olmadığı için. Kurallar “uyulmamak” içindir dostlar; iyi ki vermedi de, verseydi ne olacaktı? Volkan ise soyunup, gelişkin vücudunu sergileyerek şov yapıyor sahada!
Bekliyoruz, maçtan sonra Baba (Süleyman Demirel değil, Fatih Terim bu baba) ne diyecek diye…
Maâlesef, gene bizleri şaşırtmıyor. Volkan’ın antisosyal davranışını kınamak bir yana, koruyor!
Akabinde de gazetecilere “sizin ahlâkınız yok mu, dönünce göreceksiniz ananızın örekesini” diye özetleyebileceğim türden lâflar ediyor! “Benim hatalarıma rağmen değil, kendi gayretleriyle oldu” demesini de bekleyen yok tabii de…
Ya kös kös dönseydik, aynı lâfları sana etselerdi ne yapardın ey Fatih Terim?
Herkese Mevlânâ’dan şiir okuyup, sıra dayağı mı çekerdin İmparatore (hatırlar mısınız, tam bu reklâm yayınlanırken şutlayıvermişlerdi kendisini)!
Düşmez kalkmaz bir Allah!
Bu günlerin yarınları da var, bizden söylemesi…
***
Bugünün tarihi 16 Eylül 2008 Salı, yâni sâdece 3 ay geçmiş, zâten sezon da yeni başladı. Görünen köy iyice görünür oldu.
Volkan hatalı bir gol yedi, akabinde gene 90+ dakikada aslında kırmızı kartlık bir hareketle rakibini biçti, ardından verilen penaltıya itiraz edip sarı kart gördü, akabinde medya mikrofonlarına yansımayan küfürlerle iyice tahrik ettiği hakem Mustafa Kâmil Abitoğlu’nun üzerine yürüyüp “yukarıda Allah olduğunu hatırlatınca” da kırmızı kartı yedi. Utanıp sıkılacağına, gene mutat hareketini yaptı: Bağırıp çağırdı ve soyundu, adale şovu ile sırtındaki Uzakdoğu lisanlarından birisinden alınmış dövmesini sergiledi! Maçtan sonra da “neden bütün şanssızlıklar beni buluyor? Rakibe hiçbir temâsım olmadığı hâlde hem penaltı verildi, hem de kart gördüm” demiş, bunlara psikolojide projeksiyon ve rasyonalizasyon deniyor.
Sevimli çocuk Carlos bile öyle havaya girmiş ki, maçın hitamından sonra hakemlere bağırıp çağırınca sarı kart yedi.
Galatasaray seyircisi (bu seyircinin esasında ne olduğuna dâir gözlemlerimi futbol terörü yazımda bulabilirsiniz) çeyrek saatten fazla rakip kaleci Ömer’in anasına avratına sövdü, çocuk dişini sıktı ve maçın hitamını müteakip sessizce protesto etti dimdik durup kollarını kavuşturarak. Sarışın çocuk Lincoln geldi, Ömer’i vurmakla itmek arası bir hareketle yere indirdi. Bir baktık ki hakem yerdeki kaleciye kırmızı kart gösteriyor! Acaba kabahati aynen geri sövmemek miydi!
Sonunda da Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener yönetmeliğin açık olduğunu ve küfre tâviz verilmeyeceğini filân söyledi. Vallahi de billâhi de şaka etmedi…
Hemzaman olarak Devletlû medyaya ve muhalefete çatıp “şerefsiz, ahlâksız” filân diyordu ki, Fatih’e de sâhip çıktı; nedense hiç şaşırmadık…
Son bir müşahedem ve endişem de Arogones’le ilgili (ne de olsa Fenerbahçeli’yim). Bu adamcağız var mı, yok mu; varsa bile mevcut mu, o bakışları ve teessüriyeti (duygulanımı) sanki biraz apatik mi? Hani, dilim varmıyor bunama lâfını kullanmaya da, yaşlılığa bağlı hafif bilişsel yıkımı var ve bakkaldan peynir alırken idâre ediyor da, iş Sarı Kanarya’da teknik direktörlük yapmak olunca makine tekliyor mu? Televizyondan görebildiğim kadarıyla pek hoş değil vaziyet, bir de muayene edebilsem…
Futbol eksperi de değilim, hocası da… Ama bu vasfa hâiz olan herkesin birleştiği birkaç nokta var:
- Fatih Terim bir kâzip şöhrettir ve kifâyetsizdir. Fırsat bu fırsattır, kendisine teşekkür edip doğru dürüst bir teknik direktörün Millî Takım’ın başına getirilmesi şarttır. Yoksa üç dört ay sonra da, bu yazıyı hatırlatarak “dememiş miydim” diyeceğimden eminim.
- Volkan bir an evvel hâricî âleme iâde edilmelidir. Bu çocuğun düzelmesi gayrı mümkündür.
- Bütün Türkiye’de yapılması elzem olan şey yapılarak, liglerde olağanüstü hâl uygulamasına geçilmeli, en ufak ihlâllerde dahi en ağır yaptırımlar tatbik edilmelidir.
***
Geçen gece Boğaz’da Neslim’le midye dolmalarımızı yerken arka masadaki üç gencin muhabbetine kulak misafiri oluyoruz. 25 yaş civarı bu üçlüden biri hafif mayhoşluğun da etkisiyle bağır çağır fıkralar anlatıyor. “Bir gün bir Bektaşi’yle bir Müslüman konuşuyorlarmış” diye başlıyor bunlar. Sonra da evrimden bahsediyorlar, kafaları karışık. İşi muhabbetten bağlayıp masadan masaya sohbet ediyoruz, sonra da yarım saatliğine bize misafir oluyorlar. Fıkraları anlatan genç Bektaşi ve dedeymiş, babası da dedeymiş zâten. Evrimden, Büyük Patlama’dan filân bahsedip azıcık bilgilendiriyorum onları, dinî ve itikadî mes’elelere hiç girmeden… Sonra herkes kendi yoluna gidiyor siyahlaşan gecede.
Kafamda genç “dedenin” lâfları gümbürdüyor: “Bir gün bir Bektaşi’yle bir Müslüman konuşuyorlarmış, bir gün bir Bektaşi’yle bir Müslüman konuşuyorlarmış, bir gün bir Bektaşi’yle bir Müslüman konuşuyorlarmış”…
İnsanı ürküten ve derin derin düşündüren şeyler maâlesef ayan beyan ortada:
- Kültürümüz gittikçe lümpenleşiyor ve seviyesizleşiyor. Bu iş gâyet plânlı, programlı ve şuurlu olarak son elli senedir yapılıyordu; artık kaynama noktasına ulaşıldı ve dezentegrasyonun arifesindeyiz.
- Kavramlar da, mefhumlar da, inanılanlar da, sanılanlar da, sanılmayanlar da kaotik ve puslu. Kim neye, niçin, neden ve nasıl inandığını bilmiyor; dolayısıyla da kolayca sekterleşiyor ve farklı olanı “ötekileştiriyor”.
- Özdeşleşme-benimseme nesneleri olarak ortada dolaşanların antisosyal davranış örüntüleri kesinlikle çok tebârüz ediyor ve çocuklar, gençler bunları içselleştiriyor.
- Köy kökenli ilâhiyatçı, hukukçu, akademisyen ve siyasetçi parti lideri Yaşar Nuri Öztürk STAR TV’de aşk-ı memnûsundan bahsederken “yasal olmayan yollardan da gereğini yapacağını” söyleyebiliyor. Farz edin ki bu şahıs başbakan oldu (olmaz olmaz demeyin, olmaz olmaz), acep bu memleketin hâli ne olur? Merak etmeyin, daha beter olmaz!
- Pıtır pıtır her yerde 12 Eylül Darbesi’nin bu memlekete yaptığı fenâlıklar dizileniyor ve diziliyor; “darbe övücüsü profosör” diye vasıflandırıldığımı hazin bir tebessümle unutmayarak yazacağım. Atatürk’ten hemen sonra ihanetin başladığını ve ivmelenerek bugünlere geldiğimizi defalarca yazdım, söyledim. Bu memlekette demokrasi yürümüyor, yürümez de. Topyekûn eğitim ve öğretim seferberliği olmadıkça, cehâlet artarak ve katlanarak büyüyecektir. Öfke ve biat kültürsüzlüğü (üslûbu değil) her yeri sarmaktadır; Kürt patlaması an mes’elesi hâline gelmiştir.
- Bu gidişe “dur” diyecek hangi kurum var? Arap Kürt Partisi mi, Ayrılıkçı Kürtçü Parti mi, Milliyetçi Hareketsizlik Partisi mi, Rahşan Fetişistleri Party’si mi, Câhiliyeci Halk Partisi mi, hangisi? Gençler o günleri bilmiyor, tıpkı Kıbrıslı gençlerin 30 sene önceyi bilmedikleri gibi. Günde yirmi otuz kişi ölüyordu, sokağa çıkılamıyordu ve kimin kimi vurduğu belli değildi. Sonunda ABG’nin icâzetiyle darbe yapıldı ve faşizm geldi; memleketin bugünlere gelmesi için gereken sosyoekonomik “ayarlar” yapıldı. TSK fiilen ama kerhen bu işin içindeydi. Atatürk’ün Ordusu memleketi dâhilî ve hâricî bedhahlardan korumak ve kollamak için kurulmuştu ve başta ABG olmak üzere, bütün Batı’nın gayretleriyle kaosa sürüklenen ülkeyi zapturapta alabilmek için darbeyi yaptı; memleketin de içine etti. Ama yapmasaydı, memleket bitecekti. Buna halk dilinde “iki ucu boklu değnek” derler (kusura kalmayın); psikolojide de “kaçınma kaçınma çatışması”, iki kötüden birini tercih etmek zarureti…
- Şimdi, bütün limanları zapt edilmiş, bütün tersânelerine girilmiş, bütün varlığı elâleme satılmış memleketimiz o zamankinden çok çok daha vahim ahvâl ve şerâit içine girmiştir. Hür General’den sonra vazifeyi devralan Orgeneral Başbuğ’un icraatı tesadüfî de değildir, Van’da halkın arasına girip onlara kucak açmış, Kürtler’in nüfus patlaması ve câhil gençlik sorunsalına açıkça değinmiş ve verebileceği bütün mesajları vermiştir.
- Eğer TBMM delâletiyle ve feragatiyle bir an evvel Olağanüstü Hâl ilân edilip bir Millî Mutabakat Hükûmeti kurulmazsa, gene darbe gelecektir. TSK bu memleketi son neferinin kanının son damlasına kadar korumak için yeminlidir.
- Ve ben, bizler, çocuklarımız bu felâketi bir daha yaşamak istemiyoruz!
Aziz dostlar, işe futboldan girip buradan çıktık. Çünkü memleketin hâl-ü pürmelâlinin en sarih yansıması, göstergesi sahalarda ve tribünlerde yaşananlardır.Hâttâ ilk iç savaş veya kalkışma hareketinin bir Galatasaray maçı akabinde başlaması kuvvetle muhtemeldir.
Sevgili Siyavuş, gene alınganlık edip de Cimbom’a hakaret ettiğimi zannetme Allah aşkına! Kürtçü hareketin, bilhassa elebaşlarının da beyanı ile sarı kırmızı renklere teveccühü (yanına yeşili de ekleyerek) herkesin malûmu.
Son lâflarım da “Bir gün bir Bektaşi’yle bir Müslüman konuşuyorlarmış” diyen gençten hareketle bütün halkımıza:
Biz bir bütünüz,
biz bir kap aşureyiz (mozaik filân değil),
tadımızı kaçırtmayalım,
olmayan husumetler ve kamplar yaratıp bölünmeyelim,
olanları da onaralım.
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 16 Eylül 2008 Salı


“Topyekûn eğitim ve öğretim seferberliği olmadıkça, cehâlet artarak ve katlanarak büyüyecektir. Öfke ve bi’at kültürsüzlüğü her yeri sarmaktadır; Kürt patlaması an mes’elesi hâline gelmiştir.”
“Eğer TBMM delâletiyle ve feragatiyle bir an evvel Olağanüstü Hâl ilân edilip bir Millî Mutabakat Hükûmeti kurulmazsa, gene darbe gelecektir. TSK bu memleketi son neferinin kanının son damlasına kadar korumak için yeminlidir.
“Ve ben, bizler, çocuklarımız bu felâketi bir daha yaşamak istemiyoruz”! Hocamın bu yazdıklarına her kelimesiyle cân-ı gönülden katılıyorum.
Bununla birlikte YN ÖZTÜRK de bilmem “Allah İle Aldatmak” Kitabını okudunuz mu? Bu din şirketlerinin ipliğini çok güzel pazara çıkartmış, kanımca hârika yazmış. Ben âilemden Alevî-Bektaşî kökenliyim ama maâlesef gençliğim bu din şirketlerinin elinde mahvedildi (Nurcular, Süleymancılar, Fethullahçılar); bilumum hocanın dediklerini aynen yapıyorladı gözlerimle şâhitim. Ve onlara benzer başka gruplarda var ki, MSP’den sonraya ortaya çıkan RP ve ardından AKP asıl açılımı zâten (Atatürk devrimleri Karştıları Partisi’dir. Bunu görmemek için kör olmak lâzım. Din, insanları yönetmek için araç olarak kullanılırken (afyon niteliğinde), şimdi bölmek biribirine düşürmek amacıyla kullanılmaktadır. Ben din tanımam, hiçbirine inanmam. İnanılacak bir tarafları da yoktur kanımca. Binbir Gece Masallarını okumak daha ufuk açıcı olacaktır. Ayrıca kişisel bir husustur. Kimsenin neye inandığı, hangi dinde olduğu beni hiç alakadar etmez. Benim inançzlığım da onları ilgililendirmez. Lâiklik bunu sağlamaya çalışır (dinler, mezhepler tarihini, insanların nasıl biribirini din yüzünden katlettiklerini biliyorsunuzdur). Yaklaşık otuz yıldır bu ülkede yaşıyorum ve dinlerin de, Müslümanlığın da ne demek olduğunu çok iyi bildiğim için “Müslüman değilim” demek hoşuma gidiyor. O zaman kiliseye git diyorlar. Dinsizim kardeşim, inanmam deyince, susuyorlar. Tam bir anlaşma, hiçbir çatışma yok.
MKD: YNÖ’ün her satırını okurum, o kitabı da çıktığı gün alıp okudum…
Huyumdur yanlis bir sey duydugum okudugum zaman cevap vermeden yapamam. Insanlarin hangi dine mensup olduklari tabiki kendilerini ilgilendirir. Dindar bir Muslumanim ve en yakin dostlarimin arasinda Hristiyanlar, Yahudiler ve Hindular var. Insanlarin aralarinda uzlasmalari icin dinsiz olmalari sart degil. Insan olsunlar adam gibi adam olsunlar yeter.
Kiyaslamali dinler konusu en sevdigim arastirma alanidir. Hocamin tanik oldugu “Bir gun bir Bektasiyle bir Musluman konusuyorlarmis” muhabbeti o kadar cahilce bir seyki. Herseyden once Musluman kim? Muslumanin tanimi giyim kusami ve kildigi namazlardanmi ibaret? Mesela benim Taiwan’li cok yakin bir arkadasim vardi. Bir gun “Bence sadece bir tek Tanri var ama her toplum onu farkli isimle biliyor” demisti. Simdi bu kisi kafirmi? Musluman tanimina girmesi icin illa sakal birakip cubbemi giymesi lazim? Kaldi ki arkadasimin sakalida pek cikmadigi icin mumkun degil o sekle uymaz.
Okudugum bazi kaynaklara gore Allah sozu “Al-ilah”‘dan geliyor. Yani ingilizce “The God” gibi. Hazreti Muhammed’in insanlara ogutledigi gibi baska ilahlar aramayin. Sadece bir tek ilah var. Insan bunu dogru kavrayinca oyle saga sola satasmayi birakir. Anlarki musluman tanimi sekilcilikten ibaret degildir.
Ama mesela wikipedia semavi din tanimini soyle yapiyor: “Tek Tanrili ve ayni zamanda Ibrahim’in iki oglundan gelen peygamberlere nispet edilen dinlere verilen genel isim”. Ornegin Budhizm icin cok rahatlikla uydurma bir dindir diyenler var. Olaya o kadar yuzeysel bakiyorlar ki. Gunumuz Budhizm’i tahribata ugramis putperestlik oldugu icin sanki baslangicindan beri boyleymis gibi dusunuyorlar. Eger Buddha sadece bir tek Tanri var ve bende onun elcisiyim dediyse insanlarda sonradan o dini saptirmislarsa niye semavi din sinifina girmesin?
Madem diger dinlerede buyuk saygin var sen niye Islam’da yogunlasiyorsun diyecek olursaniz soyle bir cevabim var. Ben Islam dinini yasamaktan cok mutluyum.
Uzuldugum nokta insanlar Yasar Nuri Ozturk’u ya anlamiyorlar yada anlamamakta direniyorlar. Sayin Ozturk gercek Islamin uckagitla, sekilcilikle siddetle bir alakasi olmadigini anlatmaya ugrasiyor. Hatta telefonla katildigi Ceviz Kabugu programinda “Bilim Kuranida denetler” gibi anlamli bir yorum yapmisti.
Daila Lama bir roportajda bilim ve dinden bahsediyordu. Bir kisi kendisine “Sakin bilimle ilgilenme cunku bilim dini oldurur” demis. Iste bu gercek Islamda tam tersi bir durum. Cunku bilim ilerledikce Kuran daha iyi anlasilir. Zaten Daila Lama’da o kisiye cevap olarak eger bilim gercegi bulmaksa, bilim Budhizm’in emridir demis.
Oyle bastan sagma bir uslupla dinleri catisma sebebi gibi gostermesin kimse. Gary Zukav “The Seat of the Soul” kitabinda ister Israil filistin catismasi ister bambaska bir cografyadaki bir kavga olsun temelde yatan sebep algilanan dunyayla ilgili guc kavgasidir diyor.
MKD: Noktasına dokunmadım.
Ne uzun bir yazı,
Ve Türkiyede ne kadar başarılı insan var ise ayağından paçasından bir türlü çekiliyor mutlaka..
Fatih Terim….Adanalı, yağız, değerli bir ağabey,dost,İnsan gibi insan 96 senesinde Eskihisar Atabay otelde milli takım kampında tanıştım kendisiyle, saatlerce sohbet ettim..
Küfürbazmıdır?Hayır.
Sinirlenince küfür edermi,Evet.
Adamın arkasından sövermi?Hayır.
Peki söyleyeceğini adamın yüzünemi söyler?Evet
Başarılımıdır?Evet (Hemde Çok)
Osman Tanburacı Beyefendiye küfürmü etmiş?Evet
Peki bu küfürü insanların önünde,ilkokul çocuklarına kötü örnek olacak biçimdemi etmiş?Hayır.Özel cep telefonu ile Tanburinin cep telefonunu aramış.
Nedir bu Türk düşmanlığı Kerem Doksat Bey,Nedir Türkiyedeki başarılı insanlar ile olan derdiniz anlayabilmiş değilim anlamak mümkünde değil..
Hasbel kader Çekleri yenmişiz de bilmemne…..Neden hasbel kadermiş by Doctor onuda bir açıklayın bakalım..
Birde Futbolun F sinden anlamayanların söylemi milli takım şansı ile yarı finala çıkmışmışmış. Yok canım .nasıl bir şanstırki bu 2 maç oynayamadı tam kadro,Almanya maçında nerdeyse kadro çıkaramıyordu,bumudur şans?neden hep bir pencereden bakar bizim kendini çok akıllı zanneden doktorlarımız,mühendislerimiz,avukatlarımız anlamam…
Yaptığınız gözlemlerin çoğu yanlış bana göre.
MKD: Bunun da noktasına dokunmadım.
Kerem Bey’e Türk düşmanı denmiş!
Gerçekten inanamadım.
Ya okumayı bilmiyorsunuz ya da hoşunuza gitmeyen en ufak birşeyi görüp böyle ithamlarda bulunuyorsunuz.
Hoca’nın bütün yazıları Türk Milleti’ne olan sevgisi, saygısı hâttâ aşkıyla dolu. Her yazısı vatanseverliğinin bir delili. Hemen hemen bütün yazıları Türk Milleti’nin içinde bulunduğu kaosu çözmeye yönelik.
Yâhu böyle saçma sapan yorumlara nasıl dayanıyorsunuz Kerem Bey, ben gerçekten anlayamıyorum.
Öyle 1 yazı okuyup kendince yorumlayıp insanlara böyle ithamlarda bulunmak bu kadar kolay olmamalı.
Kerem Bey hayatınızda ilk defa Türk düşmanı olarak nitelendirilmişsinizdir herhâlde ama tahminimce sâdece gülüp geçmiş, ibret olsun diye de o yorumu silmemişsinizdir.
Doktorlarımız, mühendislerimiz, avukatlarımız hep tek pencereden bakar da denmiş herhâlde böyle tek pencereden baktıkları için bu mükemmel(!) hükûmet hep bu meslek gruplarıyla uğraşıyordur, ne dersiniz?
Saygılar Kerem Bey
(Size gerçekten sabır diliyorum böyle yorumlar var olmaya devam ettikçe sizlerin işi gerçekten zor).
MKD: Sevgili AÇ, biz zor günlerin adamıyız
Kerem bey gibiler oldukçada Fatih hoca gibi başarılı insanların işi zor Ayşe hanım..
Senin mükemmel hükümetinde zaten yıllarca mühendislerden oluşmadımı eğer tarihe bakarsan hükümetlerin hep koca göbekli mühendislerden oluşmuştur,mükemmelmidir orası tartışılır.
Saçma ve bilhassa sapan yorumların senin kendi tasarrufundur Ayşe hanım..
Öyle bir yazıyı okuyup yorum yapılamıyorsa,sitenin formatını değiştirsin kerem bey,nasıl olsa kendi sitesi…Değilmi ,sapan saçma Ayşe hanım..
MKD: Gene, sabırla, hiç bir noktasına dokunmadım.
Adam gibi adam olanlarla her yerde her zaman anlaşılır zaten efendim.
Gerçek islam – Sahte islam, almış başını gidiyor. Ali Şeriati’den Yaşar Nuri hocaya, Muhammed İkbal’den daha bilmediğim bir çok İslam bilgini, düşünürü ikisinin birbirinden ayrılması için kitaplar yazıyor (İslam NAsıl Yozlaştırıldı Y.N.Öztürk, Anne baba biz suçluyuz, Ali Şeriati vb gibi… yani ne dedir hangisi gerçek hangisi yalan ortaya çıkarılsın dümdüz ve apaçık ortaya konsun. Mısır’da ki El-Ezher üniversitesindekiler ne yapıyor, hemen her İslam ülkesinde İlahiyet veya dini eğitim öğretim veren bilmem kaç kuruluş falan da vardır herhalde. Toplanıp otursunlar masaya da bir mutabakata varsınlar.
Din yüzünden dini kurallar sebebiyle asılın yakılan sayısı dahi bilinmesi mümkün olmayan nice insan vardır efendim. Yahudiler de Müslümanlar da Hristiyanlar da bunu yapmıştır. Ve din maskeli savaşlar da elbet güç ve ikdidar savaşlarıdır en basit örneği Sıffın savaşıdır. Kim kimi, ne için öldürmüştür?
saygılar
Bilmem biliyor musunuz? Zeitgeist (zamanın Ruhu9 adlı bir belgesel var. İlk bölümünde apaçık görüleceği gibi Ortadağo-doğu akdeniz kökenli semavi dinlerin hepsinin Mısır mitolojisi’nden ortaya çıktığını görüyorsunuz. Bu zaten bildiğim bir şeydi. Bir sohbette şöyle demiştim: “Zeus’a inanmakla Allah’a inanmak arasında hiçbir fark yok. Birisi Yunan mitolojisinde bir Tanrı diğeri Orta Doğu doğu akdeniz kökenli bir başka tanrı.” İsa Musa…Onlar da aynen öyle zaten. İzleyince göreceksiniz.
MKD: Yoruma hiç dokunmadım. Zeitgeist sürekli olarak güncellendiğinden, ayda bir filân tkrar eyredip indiriyoru.
Tamam Mustafa Bey,
Çok doğru diyorsunuz, Kerem Bey tam bir Türk düşmanı!
Ben de hükûmeti gerçekten mükemmel buluyorum o yüzden mükemmel kelimesinin yanına(!) işaretini koyuyorum. Bunu da çok doğru anlamışsınız tebrik ederim…
Türkçe ve Türk düşmanlığının ne demek olduğu konusunda çok ayrı yerlerde olduğumuz için anlaşamayacağımız belli. Ben sapan saçma Ayşe Hanım oldum mu?
Öyle bir yazıyı okuyup vatanperver bir adama Türk düşmanı demek daha mantıklı, siz de haklısınız Mustafa Bey. Ben sapan saçma Ayşe Hanım oldum mu?
Hâttâ Kerem Bey bence siz böyle yazılar yazdığınız için yabancı bir ülkenin ajanı bile olabilirsiniz. Nedir bu Türk düşmanlığı Kerem Bey? Neymiş derhâl eğitim seferberliğine gidilmeliymiş, dünyada resmen Türk soykırımı yapılıyormuş da buna bir dur demek gerekiyormuş. Çeşitli yazılarınızda daha neler neler diyorsunuz. Yapmayın Kerem Bey bu sözler tipik bir Türk düşmanının sözleri(!).
Ben sapan saçma Ayşe Hanım’ım tamam mı Mustafa Bey?
Lûtfen üşenmeyin buna da cevap verin, ben de susayım okuyup gülümseyeyim ve sapan saçma Ayşe Hanım olmaya devam edeyim.
Saygılar Kerem Bey.
MKD: Çok müstehzî ve amaca müteveccih. Teşekkürler Ayşe Çelebir.
Bu siteyi her kesimden insanlarin fikir alisverisinde bulunmasi icin kurulan faydali bir alan olarak goruyorum. Yorumda bulunan arkadaslar farkli ozgecmislere sahip olduklarindan katilimlariyla renk katmis olurlar.
“Turk dusmani” tabirini hakeden bazi kisileri medya vasitasiyla goruyorken, milletini yurdunu seven bir Profesore bu sozun yakistirilmasi hic hos kacmadi.
Orta Dogu’da yasamis elcilere inen semavi dinlerin Misir Mitolojisine dayandigi gorusune katilmiyorum. Misir’dan once, ornegin Buddhist Vijnana ve Kashmir Shaivism vardi. Shaivism monistik bir inanca sahip. Ortodoks Islami felsefe monismi redderken, Sufizm desteklemistir.
Bazi kisiler goc araciligiyla degisik felsefelerin farkli cografyalara yayildigini ve diger dinlerin olusumunu etkiledigini dusunebilir. Bence dinlerde evrensellik herzaman vardi. Ilk dini kurallarin Hazreti Adem ile basladigini ve Hazreti Muhammed’e kadar bircok elci geldigini bildigimiz icin kiyaslamali dinler konusunda ortak noktalar bulmak bizi sasirtmaz.
Bence Nazımda Türk ve Türkiye düşmanı değildi,ama birileri ona bu yakıştırmayı yapabiliyor şimdi ben Nazım’ın vatanını ne kadar sevdiğini anlatan dizelerinden örnekler vermeyeceğim bilen bilir zaten..Ama kime göre neye göre düşmandı Nazım. Bakılan pencerelerin farklılığından sebep…Kerem bey Türkiyede ne kadar başarılı ve bir o kadarda sivrilmiş insan var ise mutlaka bir yerinden parmaklıyor bu kişileri mutlaka eleştirecek birşeyler buluyor.Nedir bu Türk düşmanlığı sözü bu tavıra ithafendi..
Bu arenayıda kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor herşeyden önce bırakın bir prof.u olgun bir insan davranışı değil bu..O zaman Recep Tayyip faşizmini anlamakta neden güçlük çekiyoruzki,,o da koskoca başbakan tabi işine gelmeyen fikirlere ve haberlere tıpkı Doksat bey kadar karşı..Doksat Faşizmi ve Tayyip faşizmi. ne demek istediğimi Ayşe kadın anlamaz ama kendisi iyi anlar….Kendini öven yazılar yazanların yazısı altına öyle övgü dolu sözcükler yazmakla olmuyor bu işler,yaş ermiş kemale okullar okumuşsunda ne olmuş,Hitlerden büyük değilsinki..
Sözümün özü Şudurki benim yazılarımdan öyle bir kelimeyi alıp onunla eğlenmeye kalkarsan Ayşe hanım, oyun bozanlık yapmış olursun…
Asıl çok saçma olan burdaki bir yazıyı okuyup yorum yapmanın yanlışlığını savunmanız..Elbetteki her konu diğerinden bağımsız yorumlanır..Ne yani burdaki bir yazıyı yorumlamak için binlerce konuyumu okuyacağız yani siz öylemi yapıyorsunuz…
Neyse fazla yazmayayım nasıl olsa Hocaefendinin yazıyı yayınlayıp yayınlamayacağı belli değil nasıl olsa…Emeğime yazık.
MKD: Tek bir harfine dokunmadım…