Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1395 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

CANLI BOMBA YAKALANDI (MI)

17 şehitten sonra, Diyarbakır’ın ortasında katliam teşebbüsü, şehitler ve birçok yaralı felâketi… Hele o hâmile karısını kurtarırken ruhunu teslim eden güzel ve yiğit adam… Devletin, Emniyet’in ve TSK’nın itibârı zâten topyekûn taarruz altında.

Bir şeyler yapmak lâzım, bir şeyler…

Bir baktık ki, dün önce bir haber bombası patladı!

Önce üzerinde 20 Kg patlayıcı ve muhtelif “düzenekler” bulunan bir “kadın” yakalandı dendi. Sonra gittikçe daha fazla ve hızla istihbar edildik ki, meğer Ezgi kod adlı bu “kadın” (hâlâ televizyonlarda böyle deniyor) iki ay önce Kandil’den eylem için gelmiş, Emniyet de kendisini adım adım takibe almış. Okmeydanı’nda buluştuğu “erkekten” bir çanta teslim alınca üzerlerine atlayıp kıskıvrak yakalayıvermişler.

Hemencecik bunları azmettiren iki PKK’lı da Van’da ele geçirildi. Hiç yüzlerini gizlemeden veya “biji biji” demeden, pek de tıraşlı ve efendi görünüşlü bu iki teröristin gözaltına alınışlarını seyrettik. Meşum “kadını” nedense hiç göremedim.

Bu arada plâstik patlayıcıların ve “düzeneklerin” küllî ağırlığı 8 Kg 800 grama düştü. Olağanüstü güzel ve kılık kıyafet yönetmeliklerine pek uygun bıyıkları ile Cerrahımız ve hitabet dehâsıyla Vâlimiz içimize sular serpen beyanlarda bulundular. Güvenlik “önlemleri” arttırıldı. Herkes pek sevindi.

Hemzaman olarak önde güzel mi güzel iki kızımızın yürüdüğü özel antiterör-timlerinin geçişlerini seyrettik.

Demem o ki, İngilizce’de bir lâf vardır: “2 gud 2 b tru” diye (bu şakacıktan yazılışın doğrusu “too good to be true” şeklindedir); yâni “doğru olamayacak kadar güzel”. Hani, inşallah bunlar hep hakikidir, göz boyama değildir. Çünkü hâlâ hiçbir radikal tedbir almayıp, hem ekonomik hem de içtimaî mes’eleler hakkında kendisini ikaz eden TÜSİAD ve sâir kurumlara fırça atan Devletlûmuz da pek memnun, devlet seviyesinde görüşülerek zımnen resmen tanınmış olacak olan Kuzey Irak Kürt “Yönetimi” ile görüşüleceği için Gülümüz çok sevinçli. Yeni zokalar yutacağız, yolu yapılıyor. İlk “gerçek” eylemde ne yapacaklar merak ediyorum; pardon etmiyorum, aynı şeyler tekrarlanacak.

Bu arada, Serdar Akinan nedense artık Akşam’da hiç yazmıyor; ST ile HK ise coşuyorlar, solculuk yapıyorlar, Marks’ı övüyorlar… Aynı gazetede sado-mazokist çerçeveli ve resmiyle KAMÇI köşesinde pek mühim şeyler yazan Tuğçe Tatari’den öğreniyoruz ki imam hatiplikten sosyeteye zıplayan Ahmet Hakan, Pelin Batu, Zuhâl Olcay ve Zeynep Tunuslu başta olmak üzere, pek çok “sosyetik” hâtunla poligamik takılıyormuş ve çok ayıp ediyormuş!

Bu arada, Adana Yüreğir’de iki Kürt aşireti kapışmış ve çatışmış. Gerginlik sürüyormuş!

İzov ve Bucak aşiretlerinin Şanlıurfa’daki düğününde binlerce USD göklerde uçmuş. Yazık, fakirlikten ne yapacaklarını şaşırdı çocuklar.

***

Dünyada da birtakım şeyler daha oluyor.

Bakın, Amerikalı yatırım uzmanı Dr. Marc Faber bu ayki köşe yazısını nasıl bitirmiş: “Federal Hükûmet bize 600 USD değerinde bir geri ödeme yapıyor. Eğer bunu Wal-Mart’da harcarsak para Çin’e gidecek. Benzin alır isek Araplar’a, bir bilgisayar alırsak Hindistan’a… Sebze ve meyve alırsak Meksika, Honduras(?) ve Guatemala’ya gidecek. Düzgün bir araba alırsak da Almanya’ya… Gereksiz çerçöpe yatırsak Tayvan’a gidecek ve bunların hiç biri Amerikan ekonomisine fayda sağlamayacak. Parayı ülkemizde tutmanın tek yolu fâhişelere ve biraya harcamak, çünkü artık ABD’de üretilen tek şey bunlar. Ben üzerime düşeni yapıyorum”. Nejat Aksel dostumun kulakları çınlasın.

Obama ve Bush ne yapıyorlar acaba?

***

Dünya Tabipleri Birliği (WMA), Türkiye’nin Ermeniler’e soykırım yaptığını savunuyor. Tıp Kurumu, Sağlık Bakanlığı ve TTB’nin girişimde bulunması gerektiğini belirtti. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 85 ülkedeki sağlık örgütlerinin üye olduğu WMA, Ermeni soykırımı iddialarını destekliyor. Resmî internet sitesindeki “Ayın Ülkesi” bölümünde üye ülkelerden Ermenistan tanıtılırken, Türkiye’de 1914–1918 yılları arasında “1.5 milyon Ermeni’nin öldürüldüğü” ve “Ermeniler’e soykırım yapıldığı” alenen yazılıyor; inanmayan baksın: http://www.wma.net/e/members/countryofthemonth.htm. Ermenistan hakkında tarihi bilgilerle birlikte “Ermeni soykırımına” ilişkin de şu ifâdelere yer veriliyor: “Türkiye’de Ermeni soykırımında 1.5 milyon Ermeni’nin 1914–1918 yılları arasında öldürülmesinin ardından çok sayıda Ermeni dünyanın her tarafına dağıldı”.

Soykırım iddialarının yanı sıra, Ermenistan’ın Azerbaycan’ı işgalini de meşrûlaştıran ifâdelerin bulunduğu tanıtımda, Yukarı Karabağ’ın işgali hakkında da “Ermeniler 1987’de Yukarı Karabağ bölgesine dönmek için harekete geçmeye başladı. 1992 ve 1993 yıllarında Ermenistan ve Azerbaycan arasında savaş sürdü. Ermenistan Nisan 1993′te avantajlı duruma geldi” deniliyor.

Türk Tıp Kurumu Genel Sekreteri Dr. Ali Rıza Üçer yaptığı açıklamada, söz konusu tanıtımın aylardır yayınlandığına dikkat çekiyor. WMA’nın 2004 yılında da terörist başı Abdullah Öcalan’ı “Türkiye’de zor durumda olan yegâne hasta” olarak ilân ettiğini hatırlatan Üçer, Sağlık Bakanlığı ve Türk Tabipleri Birliği’nin bu yazının web sayfasından çıkartılması için girişimde bulunması gerektiğini söylüyor ve “bu sağlanamadığı takdirde Türk Tabipleri Birliği’nin WMA’dan ayrılması gerekmektedir” diyor.

Haydi, benim Devletlûm, haydi benim Gülüm,

Târumar edin oraları, insan içine çıkamasınlar. Öylesine ki, WMA hey’et-i umumiyesi topluca istifa edip, din-i İslâm’a tebenni etsinler.

Tamam mı, devam mı?

***

Saat 20:00, şu anda SKYTURK’te Gürkan Hacır ile Şimdiki Zaman Programı’nda, Kadir Mısıroğlu ahlâksız Atatürkçüler’in kendisini nasıl haksız yere cezalandırdıklarını anlatıyor. Birinci Cumhuriyet’in hatalarını bağıra çağıra bizlere anlatıyor. Prof. Yalçın Küçük’ünsağcı” versiyonu! Üslûp da, takke de, hülle de, gülle de neredeyse aynı. Ah Sevgili Erol Göka, “dinî ağırlıklı yayınlar yapan bir kanal” şeklinde bahsettim diye dinci dediğimi sanıp da ne kızmıştın bana!

Efendim, şimdi köşkümdeki golf odasında simülatörle oynamaya gidiyorum.

   Orada Blue Label yudumlanıp, Wall Street Journal filân okuyacağım.

      Sonra da, Dr. Marc Faber’in tatbikatı üzerinde derin derin düşüneceğim.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 12 Ekim 2008 Pazar

9 Yorum

AşkböceğiEkim 12th, 2008 23:13

Hay Allah razıolsun hocam. 5 dakikada bu kadar güzel anlık bir gözlem aktarılır. Elelrin dert görmesin.

Dr. Sadık ÖZENEkim 12th, 2008 23:22

Dünya Tabipler Birliği’nin; Türkiye’nin Ermeniler’e soykırım yaptığı konusundaki görüş ve tutumunu bir Türk Hekimi olarak şiddetle kınıyorum. Zira bu iddialar, gerçek bir temele dayanmayan kasıtlı ve yüzeysel görüşlere dayandırılmaktadır. Dünyanın çeşitli ülkelerinde, geçmiş zaman dilimlerinde kitlesel soykırım yapanlar bazı Avrupa Devletleri ve Amerika Birleşik Devletleri’dir. Kore’de, Vietnam’da, Cezayir’de, Azerbeycan’da, Sırbistan’da ve daha birçok ülkede bunun örnekleri yaşanmıştır. Halen Irak ve Afganiztan’da yaşanan olaylar da soykırımdan başka bir şey değildir. Bu gerçeklerin görmezlikten gelinerek Türkiye’nin suçlanması insanlık dışıdır.

İkinci Dünya Savaşı sırasındaki ölümler; Türkiye’ye karşı yapılan amansız bir savaşın kötü sonuçlarıdır. Bu savaşta Osmanlı Devleti ve Türk Halkı, saldırganlara karşı kendisini savunmuştur. Tehcir yani Zoraki Göç sırasında meydana gelen ölümler, kolera, veba ve tifüs gibi salgın hastalıklar nedeniyle olmuştur. Bu salgınlarda sadece Ermeniler değil Türkler de hayatlarını yitirmişlerdir. Bu gerçeklerin değiştirilerek, geçmişteki bu olaylar nedeniyle Türklerin itham edilmesi son derecede çirkin ve ayıptır.

Bütün Türk Hekimlerini bu protestoya katılmaya davet ediyorum. Saygılarımla.

Dr. Sadık ÖZEN

BÜLENT ÖZDOĞANEkim 12th, 2008 23:25

Değerli Hocam, gerçekten de canlı bomba haberi gerçek olmaktan çok; F.G.nin yuvalandığı polis teşkilatı ile sorospu medya’nın ortak psikolojik operasyonunu andırıyor. İnşallah haber doğrudur diyorum, çünkü gerçekten fantastik derecede başarılı bir operasyon sergilendi medyada…

TSK’ne bir yandan gol atılmaya çalışılırken, polis teşkilatı lehine skor levhasına fazladan bir sayı eklenmeye çalışıldığını düşünüyorum. Özal zamanında da biz benzer şeyleri yaşamıştık, uydurma operasyonlarla polisi TSK’nin önüne geçirme gayretleri sergilenmişti… Bunlara ek olarak sanki TSK terörle mücadelede yetersizmiş gibi polis özel harekat timlerini de tam şu sırada yeri göğü oynatarak doğu’ya yolluyorlar… 1990′larda bu timlerin güneydoğuda operasyonlara uzaktan bakıp sonra öldürülmüş terörist cesetlerine kurşun sıkarak tazminat alma çabalarını bizim Jandarma subayları her seferinde nefretle engellemeye çalışırlardı. Akılları yeni mi başlarına geldi? Madem TSK yetersizdi niye daha önce bu timleri yetiştirip göndermediler? Aslında TSK’nin yerine, amerikalılardan sonra Irak’ta görev yapacak timler bunlar… Çünkü TSK amerikanın bazı planlarını (BOP Kapsamında) kabul etmiyor, direniyor… Asker olmadı, polis verelim kampanyasının başlangıç karelerini seyrediyoruz diye düşünüyorum… TSK’yi bu nedenle daha çok karalayacaklar bence…
Saygılarımla iyi geceler diliyorum…

Dt.Bülent ÖZDOĞAN

Bir Dostumdan (MKD)Ekim 13th, 2008 13:36

Sevgili Dostum,

WMA kendini bilmezlerine yazdığım mektubun bir nüshasını sana gönderdim. Göz atmaya fırsatın oldu mu? Bir nüshasını da Avustralya Tabipler Birliği AMA’ya gönderdim.

Birkaç yıl önce İncirlik’ten beş tır dolusu Dolar’ın Kuzey Irak’a yola çıktığını anlatmıştım. 5 TIR’a kaç Dolar sığar? Bu paralar nerelerde kullanılmıştır? Bunlar karşılığı olmayan ‘itibârî’ kâğıtlardır. Amerikan kredi sistemi batınca, bu kâğıtların da itibârı kalmadı. Kayınbirâderime yazdığım mektuptan bâzı bölümleri bu mesajın sonuna ekliyorum.

Bir dostum Marc Faber’in yazısına hemen cevap vermiş.

Diyor ki: Hayat kadınlarının da çoğu göçmen. Rus veya Latino. Orada da rekabete tâbiler. Apple’in IPod’ları Çin’de üretiliyor. Geçenlerde okumuştum, IPod için ödenilen 300 Dolar’ın (bu rakam Türkiye’de çok daha fazla), sâdece 20 küsur Dolar’ı Çin’e gidiyor. Guatemala’dan gelen tarım ürününü taşıyan, pazarlayan, satan şirketler çok uluslu. Dole marka muzların kilosuna ödediğimiz bir bucuk Dolar’ın belki on Cent’i gariban Orta Amerikalı çiftçiye gidiyordur. Yatırım uzmanı amcam işret edecekse etsin de ekonomiyi kendi çıkarlarına âlet etmesin:) İnsanlar bunalınca ya deli gibi alışveriş yaparmış, ya da seks. Genelde ne istediğini bilemeden…

Bu günkü Milliyet’te Hasan Pulur’u okudun mu?

Cumhuriyetin ilk yılları, Çankaya Köşkü’nde Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları briç oynuyorlar. Uygun bir alan, düzlük olsaydı golf de oynayabilirlerdi, “Golf zengin oyunudur!” gibi saçmalıklara tahammül etmek de zor…

Neyse, briç kurmay oyunudur, ayrı masalardadırlar. Yâver girer, Mustafa Kemâl Paşa’ya yanaşır, bir telgraf uzatır.
Telgraf Doğu’da Şeyh Sait isyanının başladığını bildirmektedir. Gâzi, telgrafı dikkatle okur; yâvere, Ali Fethi Okyar’ı işâret eder: “Başvekil hazretlerine götür”!

***

Yâver, telgrafı alır, Başbakan’a götürür. Ali Fethi Okyar telgrafı okur, geri verir, oyuna devam eder. Yâver, Mustafa Kemal Paşa’ya döner. Gâzi, diğer masada oynayan İsmet Paşa’yı işâret eder: “İsmet Paşa’ya götür”! İsmet Paşa (İnönü) telgrafı alır, sandalyesini biraz geri çeker, okur. Bir daha okur, bir daha okur, sonra Gâzi’ye “müsaadenizle” diyerek oyunu bırakır, dışarı çıkar.

***

İsmet Paşa’nın o sırada resmî bir görevi yoktur, Ali Fethi Bey başbakandır, İsmet Paşa’nın resmî görevi yoktur ama devlet adamı olmanın sorumluluğu vardır, üstelik devleti kuranlardandır.

Gâzi Paşa, olayı gülümseyerek takip eder…

İki gün sonra Başbakan Ali Fethi Okyar istifa eder, İsmet Paşa başbakandır.

***

Bu da kayınbiraderime yazdıklarımdan, hürmetlerimle gönderiyorum:

(…) Ben krizi bir yıla yakın zamandır bekliyordum. ABD mâlî sistemi uzunca bir zamandır günü kurtarmak için gelecekten ödünç alıyordu. Bu düzen tökezlerse her şeyin raydan çıkacağı belliydi. Ülke içi üretim yeterli hâsıla üretemiyordu. Tüketici giderleri çok yüksekti; yâni ayağını yorganına göre uzatmıyordu. Bu durumu sürdürebilmek için savaş ve işgal politikası sürdürüyordu. Ama bu konuda da çok açılmıştı. Savaşı yürütecek parası kalmadı, ama yürütmezse mâlî piyasalardaki egemenliği kaybolur.

Şimdi çok büyük bir küçülme yoluna girmek zorunda. Bunun tek alternatifi Rusya veya Çin’le savaşa girmek, ama bu intihar olur (McCain/Pelin takımı ile Obama arasındaki politika farkının üzerinde konuşulmayan özü bu. McCain “saldıralım” diyor).

Dünyanın geri kalanı ABD’ye mal ve petrol satarak ayakta durduğu için, ABD’nin küçülmesi herkesi derinden sarsacak. Bir süre sonra Rusya toparlar. Çin biraz daha fazla zorlanır. Avrupa dersen, İzlanda’nın durumu ortada… Türkiye gibi ülkelerin ise baştakilerden kurtulmadıkları sürece gitgide artan bir sefâlete batmaları mukadder görünüyor.

Yâni ben epeyce karamsar bakıyorum. Ama bu konuda IMF başkanı da böyle düşünüyor. Geçen yıldan beri altının onsunun bin Dolar’ın üzerinde olduğuna inanıyorum. IMF başkanı, Avustralya ham madde ihraç ettiği ve bankacılık sistemi sağlam olduğu için, krizden en az zarar gören ülke olacağını açıkladı. Avustralya’nın sağlam mâlî politikası, parasının ABD Doları gibi gösterme bir şişkinlikte olmamasına yol açtı. Avustralya Doları’nın görünürdeki değer kaybının nedeni bu. Ama bu, yakın bir süre sonra, (Obama gelince) ABD Doları’nın da benzer bir düşme göstereceği anlamına geliyor. Şu anda yüzde yirmi-otuz arası şişik. Yâni bir USD’ın gerçek değeri 1.00$=80¢’in altında. Obama açık farkla kazanırsa, bunu yapmak için yetki (manda) kazanmış olacak. Eğer yapmazsa USD tepetaklak olur ve dipsiz kuyuya düşer. Bu da gerçekten tehlikeli bir durum; özellikle savaş tehlikesi bakımından.

Tabii ben ekonomiden anlamam ve bu söylediklerim sâdece kendi tahminlerinden ibarettir. Ama en az bir yıldır, öngörülerim doğru çıkıyor…

MKD: Aziz dostum. Her zamanki gibi, muhteşemsin. Ama dünya Gâzi’nin zamanındaki dünya değil ve o zamanlar “akıllı füzeler”, HAARP, biyolojik silâhlar ve -belki de en önemlisi- televizyon yoktu. Bir de, gerçekten zengin değilsen, Türkiye’de golf oynayamazsın şimdilik. İhvanla…

hüseyin sungurEkim 13th, 2008 23:31

Saat,tam da geceyarısına geldi.Mersin,bugünü oldukça sıcak geçirdi.Muhtemelen,eskilerin demelerine kulak verirsek,şiddetli bir kış geçireceğiz galiba.

Mersin limanı,evime yaklaşık 3,4 km uzaklıkta.
“Maçka” gibi bir tepecik yok burada ki “geçtiğim de limanda hep gemiler ” olsun.3. şahsın şiiri yazılalı,kafadan bir 40 yıl olmuştur.

O zaman “”Sıska oğlanları”" sevenler, bugün daha başka “”şeyler”" arıyorlar.Jöleli saçlar,küpeler,en az iki adet jep telefonu falan işte.

Mersin limanı,singapurlulara kiralandı kiralanalı,işleri ajayip arttı.
Bizim buralarda,”harbi ol,gözümün yağını ye”" derler.

Profösör Kenan Erkural,memleketin en namlı “”muhasebe” hocalarındandır,ödümüz kopardı İ.İ.T.İ.A. SultanAHMET’TE.Şimdini karapara-kayıtdışı ekonomi uzmanı,tonton profösör OSMAN ALTUĞ,o vakitler Kenan Hoca’nın serkâtibi idi.

Hasılı,bayağı iyi bir muhasebe tedrisinden geçtik noktasına çekmek istiyorum kelâmı.Niyesi şu;Mersin’deki mahallemde 1979′dan beri otururum.Evlenip,bir 10 ay kadar,hanım mahalleli olduk.Derken ninemden kalan arsayı satıp,mahalleye geri geldik.Geldiğimizde ((1994 sonu)),yaklaşık 5 ya da 6yüz metre uzunluğunda olan 1405 sokakta,akşam el etek çekildiğinde,ancak sokağın karşılıklı kaldırım kenarlarının en fazla %30 ya da 40ını işgal eden hususi araçlar olurdu.

Aradan tam 14 yıl geçti.
Akşam,eve gelişiniz,7 ya da 8i bulursa,park edecek alan bulamazsınız.Paralel sokakları falan dolaşacaksınız,anca bulursunuz!

KENAN HOCA derdi ki;bir toplumda çok harcama oluyorsa,işin içinde bir gariplik var demektir.

Memleketin son yirmi yılına bir bakınız lütfen…

SAKIZ—BİSKÜVİ–GAZOZ–ÇİKOLATA–GOFRET ten başka,yerli sanayii nerelere girmiş…….

YANLIŞ ANLAMAYIN,”"TİT”" Türk intikam tugayı değildir.
Tekstil,inşaat,turizm demektir.
Yani!
Türkiye’ye uzatılan ve desteklenen((!!)) HAVUÇ TUR…
Sen amele,maraba vs ol.

Yüksek teknolojik yatırımları “”biz” yaparız ya da “”ithal”" ediverirsiniz canıım.

Büyük devlet adamı(!),yüksek eletirik meendizi turgut özal,buyurmuştu,biz çiftçiler için:”"pahalı üretiyormuşuz”" maydanozu,acebeği,badılcanı,pamuğu vs…

2007de 800 eski liradan pamuk,450 eski liradan da mısır sattıktı.
Gübreye yapılagelen zamlardan,başımız döndü keza mazot zamlarından.

Bu yıl,el’an,650 lira pamuk,375 lira mısır!!!

Cargill in ADANA temsilcisini,Tarsus’taki fabrikada dövecektim,küstahlığı karşısında.

Ne demiş ANTEPLİ :

“”zalımın atını süren,zalımın türküsünü çağırır”…
Kişi olarak tek dayanağımız,işletme sermayemizin tefeci kanalıyla alınan olmayıp,özsermayemiz olması, o kadar…

Daha az tüketeceğiz,o kadar…

Bir eksiğimiz var buralarda:

Şükür marimanız oldu,yat limanımız da var,gerçi tinerci mekanı oldular ama ossun.Yılda bir defa bilmem ne yat rallisi yapılıyor,15,20 tane yat,buralara geliyor,birkaç saat MERSİN toprağına çıkıyorlar,”"devletimin büyükleri” onlara çiçek neyim verip,deniz ticaret odası başkanı arkadaşım Cihad bey de,eski milli birlikçi oda meclisi başkanı ile,kıyıda şampanya patlatıp,günün mana ve ehemmiyetine dair nutuklar irâd ediyorlar.
Sonra mekânı tinerci ve şarapçılara devredip,gelecek yılın yat rallisine kader,mersinin makûs talihi ile ilgili bitmeyen toplantılara devam ediyorlar.

Yahu araya lâf karıştı,eksiğimizi yazacaktım…

Golf sahası goolf…

hüseyin sungurEkim 13th, 2008 23:33

UNUTMADAN….

İncirlikten giden dolarlardan söz edildi yukarda…

Emekli hava binbaşı,romancı BURHAN GÜNEL’in “”BARAKA”" adlı romanına birgöz atıverin…

Ne incirlik hikayeleri okursunuz orada…

iyi geceler

Doç. Dr. Orhan Çekiç’in AçıklamasıEkim 14th, 2008 13:56

Değerli Dostlar,

“Atatürk ve İnönü” başlıklı yazı hakkında sayın Doç. Dr. Orhan Çekiç’in bir açıklamasını sizlere iletmek istiyorum.

Okuyamayanlar için bakınız: http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=3300.msg5759#msg5759

“Atatürk ve İnönü” başlıklı yazıda anlatılanlar tümüyle yanlıştır ve hayâl mahsulüdür:

Çünkü:

1. Şeyh Sait isyan ettiğinde başbakanımız İsmet Paşa değildir ki, istifa etmek zorunda kalmış olsun veya Atatürk onu görevden almış olsun.

2. Şeyh Sait isyan ettiğinde başbakanımız zâten Fethi Okyar Bey’dir. O hâlde, Fethi Bey’in de başbakanlığa hikâyedeki telgraf mes’elesinden sonra getirilmiş olması yalandır, zâten isyan patladığında başbakan kendisidir.

3. Olay tamamen bu hikâyede uydurulanın tersidir. İsyan patladığında başbakan olan Fethi Bey ve hükûmeti, bu isyanı yeterince ciddiye almazlar ve daha liberal bir yaklaşım içinde bastırılmasını sağlamaya çalışırlar.

4. Oysa Cumhuriyet henüz iki yaşındadır, bu isyan hilâfetin kaldırılmış olmasını bahane ederek, İngiliz kaynaklı ve destekli çıkarılmış bir dinci/Kürtçü isyandır, kısa sürede de hâinler Diyarbakır’a kadar da dayanmışlardır.

5. Bu durumda hükûmetin daha radikal davranması şarttır ama Fethi Bey bunu gösteremez.

6. Atatürk, Fethi Bey’i görevden alır.

7. Başbakanlığa İsmet Paşa’yı getirir.

8. İsmet Paşa Hükûmeti “Takriri Sükûn Kanununu” Meclis’ten geçirir ve tüm Doğu illerinde “sıkıyönetim (örfî idâre)” ilân eder, âsilerin üzerine silâhlı kuvvetlerle gider, isyanı bastırır, tüm fâillerini yakalar, yargılatır ve gereken cezalarını verdirir.

9. Böylece Türkiye’yi, Cumhuriyet karşıtı böyle bir belâdan kurtaran İsmet Paşa’dır.

10. Üstelik bu esnâda ne bir briç masası, ne gelen bir telgraf, ne briç oynayanlar ne de onları seyreden bir Atatürk vardır. Bunların tümü uydurmadır ve “tarih” ciddi bir bilim dalıdır, masala gelmez.

Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç
Maltepe Üniversitesi
Cumhuriyet Tarihi Bölüm Başkanı

MKD: Bu yorumu koymak boynumun borcu… Diğer yandan, tarihin ne kadar bilim olduğu epistemolojik ve metodolojik bir argümandır. Tarihin çok ciddi bir bilgi dalı olduğundan şüphem yok ama bilim mi, o tartışılır. Çünkü, tarihi genellikle muzafferler yazar, kaybedenlerin tarihlerini de unuttururlar!

Ugur AlkanEkim 17th, 2008 02:55

Sayin Kerem Doksat hoca’nin yorumuna ilave etmek istedigim seyler var. Tarih kitaplarinda yanlis bilgilere cok kez rastladim. Ornegin Batinin Osmanli Imparatorluguna bakisinin pek olumlu olmadigini zaten biliyoruz. Bir derste gosterilen video, Turlerin 711′de Ispanya’yi isgal ettigini ve Ispanyollarin asirlarca eziyet gordugunden bahsetti. Buna hem ben hemde siniftaki Ispanyol bir bayan ogrenci itiraz etti. Turkler degilde o tarihte Arablar Ispanyayi yonetiyordu dedik. Ispanyol ve hatta guney Italyan kulturude Arab kulturu etkisi altinda kaldigini kisaca anlattik. Dersin ogretmenide izlettigi video’yu kastederek “bir yanlislik yapilmis” dedi.
Tabi Turk olunca surekli bu sekilde tarihle ilgili yanlislari duzeltme cabasinda oluyor insan. Mesela gene ogrenciyken Universite’nin revirine gitmistim. Revirdeki hemsire Iranli Hristiyan bir bayandi. Bana birinci dunya savasinda nasil Turkerin Hristiyan azinliklari vahsice oldurdugunu anlatti. Halbuki ben revire adale agrim icin gitmistim.
Akademik programlari ciddi bir sekilde elestirmek gerekiyor. Bu konuyla ilgili bir yaziniz olursa benimde okuyucularin begenecegi yorumlarim olucaktir. Sadece tarih degil sosyoloji, isletme/ekonomi, ve diger bazi programlar gunumuz egitim sisteminde kanimca cok yetersiz.

Burak BerberEkim 20th, 2008 19:47

pek muhterem hocam,
8 gün sonra yandaş medya bile sizin söylediklerinize geldi,
gülsek mi ağlasak mı? bilemiyorum;

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=20.10.2008&y=KursatBumin

sevgi ve saygı ile..

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word