Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1071 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

AYNI GAZETEDEN İKİ YAZAR, KİM NEYİN “TARAFI”?

Bakın, aynı gazetede İlker Başbuğ’un demeciyle ilgili olarak iki yazarın iki makalesi…

Önce Oray Eğin’inki:

Yine sızdırılan belgeler, yine Taraf gazeteciliği…

Büyük gazetecilik başarısı mı, yoksa “Bilgi belge sızdırma merkezi”nin Taraf’a bir kıyağı mı? Taraf, Aktütün baskınından önce oraya giden PKK’lıların fotoğraflarını yayınladı. Gazete bunu kendi kendine çekemeyeceğine göre, belli ki birileri vermiş bu fotoğrafları onlara. Zâten Yasemin Çongar, dün NTV’ye konuştuğunda kendilerine servis yapıldığını da itiraf etti: “Bize gelen her belgeyi haber değeri olduğu sürece yayınlamakta sakınca görmüyoruz.”

Bu demek oluyor ki Aktütün’e ilişkin fotoğraflar da Taraf’a servis edilmiş. Onlar da yayın politikasının bir devamı olarak bu fotoğrafları bir kez daha orduya saldırmak için kullanmış.
Ancak ortada çok ilginç bir durum var. Fotoğraflar insansız hava aracı tarafından çekildi. Ama Türkiye bir insansız hava aracına sâhip değil.

Zira Türkiye’de sâdece bir tane insansız hava aracı var, o da İsrail’den kiralandı ve Batman’da duruyor. Dahası, Türkiye insansız hava aracı almak için İsrail’e her temasa giriştiğinde bu iş bir türlü olamıyor.

Ortada iki ihtimâl var: Ya bu görüntüler Türkiye’nin kiralık aracı tarafından çekildi ya da Amerika veya İsrail’in. Ancak tekrarlıyorum, Türkiye’nin kullandığı insansız hava aracı da aslında İsrail’in malı.

Bir de şu bilgiyi hatırlamakta yarar var: Birinci Cumhuriyet’i yıkmak isteyenlerin amacı Türkiye’yi askerî ve siyasî olarak Amerika ve İsrail’in yörüngesine sokmak; bunu biliyoruz. Askeri devreden çıkarma çabaları da baştan aşağı bu politikanın sonucu.

Dolayısıyla yandaş basında Türk Silâhlı Kuvvetleri’ne saldıran bütün haberleri de bu eksenden okumak gerekiyor. Bir büyük planın parçası olarak.

O halde Taraf’a bu bilgileri kim sızdırmış oluyor?

Genelkurmay’ın içinde bir köstebek olduğu kesin. Bu av kuşkusuz başlayacaktır. İlker Başbuğ’un açıklamasından bunu anladık.

Başbuğ’un da öfkesi dindikten sonra Taraf’ın bu haberinin ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşması şart. Özellikle de görüntüleri sızdıranların kim olduğu afişe edilmelidir: Hangi bağlantılarla temin edilmiştir bu görüntüler? Daha da önemli bu haber doğru mu?

Türk Silahlı Kuvvetleri artık iki savaş veriyor: Hem karada düşmanla çarpışıyor, hem de psikolojik harbin hedefi oluyor.

Ancak bu psikolojik savaşta mücadelenin yönteminin susmak olmadığı ortada. Genelkurmay kendisi aleyhinde yapılan bütün haberlere karşılık sâdece öfkelenerek ve susarak karşılık verirse, bu sadece askeri yıpratmak isteyenlerin işine yarar.

Bu gibi haberleri sızdıranların bizzat Genelkurmay tarafından teşhir edilmesi, psikolojik harbin propaganda bültenlerini zor durumda bırakacaktır.

Unutmamak gerekir ki, bu psikolojik harbin taktikleri geçmişteki tecrübelere dayanarak çiziliyor. Genelkurmay bugüne kadar hep “kol kırılır yen içinde kalır” politikası izlemişti. Ancak İlker Başbuğ göreve geldiği ilk günden beri şeffaflaşma yönünde çağrılar yapıyor. Bu şeffaflama çağrısını saldırılan muhataplarının teşhir edileceği şeklinde okumak zorundayız.
Yoksa hepimiz bu psikolojik harbin ortasında büyük bir kafa karışıklığının esareti altına gireceğiz. Bugün medyada askere yönelik tek yanlı bir yayın var. Paşa’nın da şikâyet ettiği bu. Gazetecilikle de bağdaşmayan bir yöntem. Tepeden inme gazetecilik yapılıyor. Ama Genelkurmay da sessizliğiyle bu tek yanlı haberlerin önüne geçilmesine imkân tanımıyor.

***

Şimdi de 540 derecelik bir dönüşle arkaik ülkücülükten çok eski solcu geleneğe tebenni eden (bu nasıl olur demeyin, belli ki bir [ko]misyonu var) aziz ve muhterem arkadaşım Hâlit Kakınç’ın değerlendirmelerini okuyun:

Başarılar konuşsun!

Yazımı bitirmek üzereydim ki, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un basın toplantısı yayınlandı (MKD: Hâlitçiğim, böyle yazılarda kısaltma kullanılmaz, Orgeneral diye yazılır). Beyanlarını dinledim. Şaşırdım. Bir Türk Vatandaşı ve bir Medya Mensubu (MKD: Hâlitçiğim, “medya mensubu” olacak, ilkokulda öğretilir bu) olarak bu aşırı sertlik karşısında irkildim. Üzüldüm.

Anlaşılan, Ordu’nun PKK ile mücadelede hedeflerinin doğru olup olmadığı ve askerî usûllere göre yanlış yapılıp yapılmadığına ilişkin soruları dillendirerek sınırlarını aşmışız.

Baskın sırasında Hava Kuvvetleri Komutanı’nın golf oynadığını ve 24 saat sonra haber aldığını öğrenince tepki vermekle, hainlerle aynı safa girmişiz… PKK’ya destek vermişiz.
Sayın Başbuğ’u anlamakta güçlük çekiyorum. Ortada birtakım hatalar varsa, medya sussun ve bunları duyurmasın mı demek istiyor? Bölücükle mücadelenin böyle ilerleyeceğini mi düşünüyor? (MKD: Hâlitçiğim, biliyorum biraz zor anlıyorsun; Genel Kurmay Başkanı’nın tepkisi o hâdiseye dâir değil, 17 şehitlik olana; birkaç kere daha haberlere bak, vallahi sen dahi “kapacaksın”).

Dikkatliyim ve doğru yerdeyim. Sayın Başbuğ’un da Türk Milleti’ne karşı Silahlı (MKD: Hâlitçiğim, “Silâhlı” olacak) Kuvvetler’in PKK karşısındaki başarıları ile konuşmasını bekliyorum… Böyle basın toplantıları ile değil!

***

Fazla yorum yapmayacağım. Türkiye’de “sol” ileriye gitmeyi, vatanı kalkındırmayı ve sosyal adaleti isteyeceğine, Batı’ya perestiş ve hizmet ediyor. “Sağ” da Arap Kürt Partisi, Milliyetçi Hareketsizlik Partisi gibi gruplarla bunlara çanak tutuyor.

   Hâlit ve alenî ABG + AB tarafgirleri, Atatürk Cumhuriyeti’nin bütün düşmanları
      Ben öbür TARAFTAYIM
         Dün Fatih Terim’in takımı bir mahalle takımıyla berabere kaldı
            Beş yeni şehit daha var, şimdi öğrendik!
               Taraf gene TSK’yı yıpratacak haber yapar garanti,
                  Kına mı yakarsınız, ne yaparsınız acaba?

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 16 Ekim 2008 Perşembe

12 Yorum

nevin çelikEkim 16th, 2008 10:14

Elinize sağlık.İyi günler

Sebla KutsalEkim 16th, 2008 19:17

Ya Frankfurt kitap fuarındaki harita rezaletine ne demeli? Bizimkiler Kuzey Irak ile masada, aynı Kuzey Irak fuarda Türkiye’den ısırık almış bir harita asmakta, vatandaşlarımız haritayı yırtmış bir hışımla, sinirden ve çaresizlikten başka elimizden gelen hiçbir şey yok!!!

Nevzat DağlıEkim 17th, 2008 09:12

Tencere dibin kara

Hortumcu iş başında, her damlayı emiyor,
Helal, haram ne varsa midesine gömüyor.
Yasaları çiğnerken bana mısın demiyor,
Hemen çirkefleşiyor biraz düşünce dara;
Bas bas bağırıyor: Tencere dibin kara.

Rezilliği diz boyu, yüzü sanki kösele,
Böylesi insanları utandırmak mesele.
Ahlakta erozyon var, namus kapılmış sele,
Doğal bir afet gibi çamur atar kenara;
Bas bas bağırıyor: Tencere dibin kara.

Eşek gibi anırır, insan gibi konuşmaz,
Kendini haklı görür, uzlaşmaya yanaşmaz.
Attığı iftiralar hiçbir yere ulaşmaz,
Kendi tenceresini boyarsa siyahlara;
Bas bas bağırıyor: Tencere dibin kara.

Kağnı gölgelerini sahiplenir bu zübük,
Tanrı yaratmış ama kendi insanlığa yük.
Isırmasın diyorsan hemen kulağını bük,
Nevzat taş atma sen böylesi bir zağara;
Bas bas bağırıyor: Tencere dibin kara.

Halk Ozanı Karamanlı Nevzat

Kaan ÖZSAYINEREkim 17th, 2008 23:08

Sn. Hocam bende müsadenizle bir rüyamı anlatmak istiyorum. Gaybın mı bilinmesidir, iç dünyamın yansımasımıdır yoksa yorgan üzerimden mi düşmüştür bilmiyorum.

Şimdi bu rüya nerden çıktı da buraya yazıyorsunuz diyeceksiniz. Hemen açıklıyayim çünkü rüyam sizinle ilgiliydi.

Ağaçlık,kır bir alanda oturuyoruz sanırım 25-30 kişi kadarız. Alana merdivenden iniliyor yaklaşık 1,5 metre kadar aşağıda. Etrafında çitler var. (Bu tasvir önemliydi biraz sonra olacaklardan dolayı) Masalar var 3er 4er oturmuşuz. Sanki keremdoksat.com a üye olanların toplantısı gibi ama net olarak hatırladığım sizin gelmenizi beklediğimiz.

Birden bir ses Hoca geldi gibi bir şeyler söyledi. Hepimiz konuşmayı kestik. Sizi çitlerin dışında gördük. Cep telefonu ile biriyle konuşuyorsunuz yada elinizde bir şey var onunla ilgileniyorsunuz. Yüzünüzde mütesebim bir ifade var. Bize bakmıyorsunuz o an. Hiç kimseyle göz göze gelmediniz. Çitlere doğru yaslandınız. Yada üzerine oturdunuz. Telefonla konuşmaya devam ederken bir anda sırt üstü çitlerden aşağı düştünüz. Yaklaşık 1,5 den.

Hareket etmeden yerde yatan bedeninizi görünce etrafınıza toplandık. “Ahh ölmüş” dedi biri. Bi başkası “memleketin yetiştirdiği en büyük ilim adamlarından biriydi” dedi. Bi başkası “nasıl düştü ki” dedi. Böyle konuşmalar devame ederken öksürür gibi bir hırlama sesi çıkarttınız. Sevinçle “yaşıyor ölmemiş” gibi konuşmalar oldu.

Tam burda rüya bitti yada ben bu kadarını hatırlıyorum. Rüya’yı size anlatmak istedim. Artık sizmi kendinize dikkat etmelisiniz yoksa Frued’un dediği gibi aslında rüyalarımızda gördüğümüz tüm kişiler aslında kendmiziz savında haeketler ben mi dikkat etmeliyim bilmiyorum..

Sağlıcakla Kalın..

MKD: Sayın Kaan Özsayıner, mânidar bir rûya bu. Freudiyen açıdan bakarsak bana karşı duyduğunuz ikircikliği (ambivalansı) ortaya koyuyor; kafanızda nereye koyacağınızı henüz bilemediğinizi, kabûl etmekle reddetmek arasında kaldığınızı, grandiyöz olduğumu düşündüğünüzü, beni devalüe edip etmemeye zaman içerisinde karar vereceğinizi anlatıyor (rûyanın sonundaki belirsizlik). Jungien açıdan ise sıhhatimin iyi olmadığını, daha buluşup tartışacağımız pek çok şey için beni beklerken, âniden sonu belirsiz bir hâle düşeceğime (hastalanacağıma veya öleceğime) delâlet eden sembolik bir rûya ve çok da isabetli. Ontogenetik bir râbıta içerisinde olduğumuza işâret ediyor. Terapilerimde rûya tahlillerini sıkça kullanırım; bu mevzuda bir makale yazsam iyi olacak. Sevgilerimle…

metin refikEkim 19th, 2008 11:31

Daha önce açıkladı Ahmet Altan bunu; Kimse yayınlamadağı için bize geliyor. Eğer yayınlamaya şeyleri(niyetleri) varsa, bu tip belgeler geldiği anda onlarla(diğer gazetelerle) paylaşalım mealinde bir yazı yazdı.

Oysa alıntılanan oğlan(toy manasında) ne diyor?
“kendilerine servis yapıldığını da itiraf etti” diyor.
bunun nesi itiraf allasen. gazeteci bunlar müneccim mi? elbet birisi gönderecek.

MKD: Bu gazetenin mâlî kaynakları (cemaât), genel çizgisi (yıkıcılık ve bölücülük) ve Türkiye Cumhuriyeti’ne, onun Silâhlı Kuvvetleri’ne düşmanlığı da, misyonu da âşikâr. Sayın Metin Refik’e bnları hatırlatmakta fayda var. Gene de, müeddeb bir fikir serdedişi yazdığı için (oğlan ifâdesi bana hoş gelmese de), teşekkür ediyorum.

Sevinç TartıcıEkim 20th, 2008 13:10

“Ontogenetik bir râbıta içerisinde olmak” ne demek Hocam.
ya “sembolik bir rûya ve çok da isabetli” ne demek..
yani hakikaten hasta mısınız..
Kaan Bey “haberci rüya” mı görmüş.

Metin DOĞANEkim 24th, 2008 20:46

Sevgili Kerem Doksat hocam,

“Cumhuriyeti kuran kadro tarafından, müstevlilere bazı siyasi sözler verildi” argümanıma karşı çıkmıştınız. Yiğit Bulut’un son yazısı bu argümanımı doğrulamıyor mu?

Saygılar…

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Ali_Kirca_o_kaseti_neden_yayinladi_205219_4&tarih=24.10.2008&Newsid=205219&Categoryid=4&wid=150

MKD: Sayın Metin Doğan, yazıyı ben de okuyup beğenmiştim. Buradan Cumhuriyet’i kuran kadro ile ilgili ne gibi bir anlam çıkardığınızı kavrayamadım.

Metin DOĞANEkim 26th, 2008 00:45

Yiğit Bulut’un yazısından (mealen) aldığım satışbaşlarını okuyalım ve burada bahsedilen hangi siyasi aktör diye düşünelim lütfen :

- Batıdan bağımsız model diyen başbakanımızı irtica masalıyla astı.
- F. Gülen “Amerika’nın adamı” değil. Öyle göstermek istiyor.
- Şairlerimizi, bilim adamlarımızı, din adamlarımızı “vatan haini” ilan etti.
- Kendi değerlerimizi “karalayıp” duruyor.
- Bazı görevlileri “Amerikanın adamı” olabiliyor.
- Herşeyi açık açık yaz(a)madım.

Metin DOĞANEkim 26th, 2008 09:05

Burada konu ettiğim kişiler ve hatta kurumlar değil aslında. Bir zihniyeti anlamaya, deşifre etmeye çalışıyorum.

Bu zihniyet, sizin “batıya perestij ve hizmet ediyor” dediğiniz sol ile benzer malüliyetlere sahip ve “kendi değerlerimizi karalayıp durması” çok eskiden beri devam eden bir şey. Sizin başka yazılarınızda 1920′lerden bahsederken “kantarın topuzu kaçtı” dediğiniz uygulamaları basit sakarlıklar olarak değil, bu karalayıcı, yabancılaşmış, ruh kökünü kaybetmiş zihniyetin yansımaları olarak görüyorum.

Milletimizin tarihi yürüşünde, 1800′lerden itibaren ihtiyacı daha fazla duyulan şeyin, “Akıl ve bilimin” rehberliğinin daha öne çıkarılması olduğunda hem fikirim. Mesele, bunu yaparken bin yılda inşa edilen ve en büyük mütayiti olduğumuz islam medeniyetine, bizim medeniyetimize ne yapacağımız.

Bu medeniyetin kültürel, felsefi, siyasi iddialarını ve inşasını sürdürecek miyiz? (Bu inşa bazı tadilatlar, temizlikler içerebilir o ayrı.)

Yoksa, “at çöpe gitsin” mi diyeceğiz… (Fastfood tutkunu olup sebze yemeğini ağzına koymayan ergenler gibi)

Selamlar, sevgiler…

Metin DOĞANEkim 26th, 2008 13:07

Özetle, yüz-yüzelli yıllık tarihimizdeki iki siyasi zihniyeti/çizgiyi işaretlemeye çalışıyorum.
1) (Gerçek) İktidar olmuş olan, “at çöpe gitsin”ciler.
2) Pes etmeyen, “bu medeniyet bizim. biz bu medeniyetiniz.”ciler

***

Şunu belirtmeden geçemeyeciğim…

Ankara egemenleri, Anadolu çocuklarının siyasi hareketlerini sürekli olarak işbirlikçilikle suçlarlar. (Psikolojik yansıtma herhalde). Oysa gerçek farklıdır. İşbirlikçilik diye sunulan şey, buğday verip traktör almaya benzetilebilecek şeylerdir. Anadolu hareketi hala yerlidir, buralıdır. Ve “ticaret” yaptıklarını “elin gavuru” olarak görmeye devam etmekdir.

Oysa “at çöpe gitsinciler” her ne kadar bağımsızlık masalı anlatsalarda batıyı rabb olarak telakki etmiş gönüllü devşirmelerdir.

Metin DOĞANEkim 26th, 2008 15:32

Sonuç olarak, eğer laf olsun diye yazmıyorsak, şu sorulara cevap vermek durumundayız.

1) “Bizim taraf” diye sahip çıkmamız istenilenlerin “ulul emr” olmaktan başka nesi var, neyi “bizden” ?

2) İkinci cumhuriyetçileri tukaka ilan etmek için batının desteğini alıyor olmaları yeter sebeb mi?

3)”Birinci cumhuriyetçiler” de “en başından beri” batının zımni desteğini almadılar mı?

4) “Birinci Cumhuriyet’i yıkmak isteyenlerin amacı Türkiye’yi askerî ve siyasî olarak Amerika ve İsrail’in yörüngesine sokmak”mış.
4.1 Niye ki ?
4.2 Biz zaten hangi yörüngedeyiz?
4.3 Bunu yazan arkadaş askerde U.S. damgalı kaşıklarla karavana yedimi hiç? (bu soruyu renk olsun, laf olsun diye yazdım. Fakat, 4.1 sorusuna ciddi bir cevap bulabilir miyiz merak ediyorum)

Mehmet Kerem DoksatKasım 1st, 2008 20:50

MKD: Atatürk ve arkadaşları kimseden destek filân almadılar. Onun arkasından iktidara gelenlerin hepsinin şu veya bu derecede ihanetin içerisinde olduğunu düşündüğümü diğer yazılarımda görebilirsiniz. Hâlen rotamız da, yörüngemiz de mutedil. Hâlâ istediklerini alamadılar ve Sevres gerçekleşmedi. Yüksek Yargı ve TSK hâlâ mîsak-ı millîyi muhafaza egtmek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerini yaşatmak için mücadele veriyorlar. İkinci sûalinizin mizah amaçlı olduğunu sanıyorum; tıpkı 4.3′teki gibi.

Sevgiler…

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word