DAHA NE BEKLİYORSUNUZ!
Önce http://www.keremdoksat.com/2008/10/04/acik-ve-net-olarak-kurt-mes%e2%80%99elesi-nasil-halledilir/ yazımı lûtfen bir kere daha okuyunuz.
Şimdi de Faruk Nâfiz Çamlıbel’in (1898–1973) güzel şiirini yâd edelim:
SAN’AT
Yalnız senin gezdiğin bahçede açmaz çiçek,
Bizim diyârımız da bin bir baharı saklar!
Kolumuzdan tutarak sen istersen bizi çek
İncinir düz caddede dağda gezen ayaklar
Sen kubbesinde ince bir mozaik arar da
Gezersin kırk asırlık mâbedin içini
Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek duvarda,
Bize heyecan verir bir parça yeşil çini
Sen raksına dalarken için titrer derinden
Çiçekli bir sahnede bir beyaz kelebeğin
Bizimde kalbimizi kımıldatır derinden
Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin
Fırtınayı andıran orkestra sesleri
Bir ürperiş getirir senin sinirlerine,
Istırap çekenlerin acıklı nefesleri
Bizde geçer en yanık bir musıkî yerine
Sen anlayan bir gözle süzersin uzun uzun
Yabancı bir şehirde bir kadın heykelini,
Biz duyarız en büyük zevkini rûhumuzun
Görünce bir köylünün kıvrılmayan belini…
Başka san’at bilmeyiz karşımızda dururken
Yazılmamış bir destan gibi Anadolumuz
Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken
Sana uğurlar olsun… ayrılıyor yolumuz
En son olarak da geçen gün ebediyete intikal eden Fâzıl Hüsnü Dağlarca’nın güzel bir şiirini hatırlayalım:
Üfleme bana anneciğim korkuyorum
Dua edip edip, geceleri.
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.
Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgârlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.
Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nûr gibi.
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.
Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.
Ne mi var bunda? Şu var: Bu memleketi idare ettiğini düşünen Başbakan bu iki şâirin şiirlerini karıştıracak kadar şaşırmış vaziyette. Daha da vahim ve elîm olarak, bütün devlet ricâli de ateşli alkışlarla ayakta helecanlanıyorlar. Demek ki ya bütün bu adamlar câhil, ya durumu idare ediyorlar, ya da ne yapacaklarını bilemiyorlar (ki, son ikisi aynı kapıya çıkıyor). PKK, kendisi hakkında “ona yüz veren hâindir” meâlinde beyanda bulunuyor; bütün dükkânlar kapanıyor, kepenkler iniyor, kontaklar kapanıyor!
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olağanüstü tedbirler altında Diyarbakır’da zar zor konuşabiliyor. Nerede o Devletlû hâli? Hani nerede o fırçalar, hakaretler, “ananı al da gitler”? Onlar yok, çünkü korkuyor!
Çünkü Teröristbaşı’na işkence yapıldığı dedikodusu da çıkarılarak bütün Kürtler Türkiye’nin her yerinde ayaklanıyor. İstanbul’da arabalar kundaklanıyor. Adana’da emniyet güçleri Kürt mahâllelerine girmeyi dahi başaramıyorlar. Güneydoğu’da gene çocuklar öne sürülerek kalkışıyorlar. Sesi titreyen Devletlû kimsenin ciddiye almadığı lâfları ederken, o şehrin tamamında terör var. Bütün cadde ve sokaklarda lâstikler yakılmış, polis nâçar. Van’da içlerinde Ayrılıkçı Kürtçü Parti’nin milletvekili(!) de bulunan on bin kişi Türk Bayrağı olan her yeri taşa tutuyor. Bunlar beşinci gününü dolduruyor, oralarda Türkiye Cumhuriyeti Devleti filân yok; şimdiden otonomiyi ele alan güruh var!
Peki, muktedir olmayan iktidardakiler ne yapıyor? Türkiye’ye söven, meydan okuyan, “Kerkük Kürt şehridir” diyen Kürt Yahudisi Barzani ile resmen görüşmeye karar veriyorlar; adam da kasıla kasıla “psikolojik duvarı yıktık” diyor.
ABG’de “Müslümanlar Türkiye’de haklarını koruyamıyorlar, dinlerini yaşayamıyorlar” filân diyen Hâriciye Vekilimiz Baby Face Babacan ise babalar gibi “mühim olan kimlerin muhatap alınacağı” gibi lâflar ediyor, ne demekse…
***
Ekonomik tsunami vurmaya başlamış, esnaf da, halk da kan ağlıyor. Lokantalar boş! Stagflasyon kapıda!
Türklüğü, Türk’ü savunan hemen herkes Ergenekon hezeyanı ile yargılanacaklar ama olamıyor çünkü davanın görüleceği salon, salon değil mezbaha dönmesi. Hayvan koysan durmaz!
Gözü dönmüş bâzı polisler güpegündüz on beş on altı yaşında delikanlılara bir parkın ortasında “bakalım ne kadar dayanıklısınız” diyerek meydan dayağı çekebiliyorlar.
Kitapçılarda Hz. Marks’ın Kapital kitabı satışı patlıyormuş balonu uçuruluyor. Penisçi ST bile okumaya başlayıp bitiremediğini itiraf etmişti; bizim necip halkımız mı anlayacak bu Yeniçağ dininin kutsal kitabını. Komik mi desem, hazin mi?
Ve Devletlû bir vecize daha yumurtluyor Türk Dil Kurultayı’nda: “Üzülerek ifâde etmek istiyorum ki, dilimiz bugün hoyrat bir saldırıyla yüz yüzedir. Atatürk’ün Nutuk’unu ve Mehmet Âkif’in Safahat’ini bilmeyen nesil yetişiyor, sorumlusu da medyadır”! Bir kere “hoyrat saldırı” değil “hoyratça saldırı” denir; saldırının (hücumun) kendisi hoyrat olamaz, saldırgan hoyrat olur. Millete Türkçe konusunda fırça atarken kendisi Türkçe hatası yapıyor, üstelik İmam Hatip menşeli zât-ı âlîleri… Hele, Nutuk’u okuduysa, kafamı duvara vurmaya hazırım. Faruk Nâfiz Çamlıbel ile Fâzıl Hüsnü Dağlarca’yı karıştıracak kadar entellektüel Devletlûmuz Nutuk’u okumuş ha! O kesimin Gâzi’ye de, Nutuk eserine de nasıl söverek baktıklarını çok iyi bilirim. Güldürmesinler adamı!
Bakın, görün, anlayın Allah aşkına!
Bunlar hiçbir şeye muktedir değil. Devletlû kendi halkına fırça atıp hakaret ederken, memleketin bütün cıvataları gevşemiş, farkında değil yâhut daha hazini, mahsus böyle davranıyor. Yarın ortalık kan gölüne dönecek. Çok az kaldı ve Türkiye’de hiçbir ciddi tedbir de, plân da, strateji de yok! ABG ne emrederse onu yapıyorlar.
Diyarbakır’da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ürkek ürkek konuşurken adı konmadan fiiliyata geçirilen Olağanüstü Hâl derhâl bütün memlekette tatbik edilmelidir.
Sonuçta, gene istirham ediyorum, http://www.keremdoksat.com/2008/10/04/acik-ve-net-olarak-kurt-mes%e2%80%99elesi-nasil-halledilir/ yazımı lûtfen bir kere daha okuyunuz.
Dayanılmaz hüzünler içindeyim…
Hadi biz yarım asrı devirdik; canlarımız, Cânanlarımız ne yapacaklar?
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 21 Ekim 2008 Salı


Yarın ortalık kan gölüne dönecek.Çok az kaldı ve Türkiye’de hiçbir ciddi
önlem alınmış değil. Fitil ve çakmak abd nin elinde…………..
Olacakların acısını çekiyorum. Sizi çok anlıyorum. Hele ruh bilimcisiyseniz,hele hocaysanız, ÜZÜNTÜM tarifsiz büyüyor. Umarım yanılıyorsunuzdur. Umarım benimki pimpirikliliktir.
Turkiye’deki Kurt sorunu konusunda yazilacak cok sey var ama maalesef yeterince kafa yorulmuyor. Her seyden once gonlumden gecen Turklerle Kurtlerin birarada huzur icinde yasayabilmesidir. Aslen Karadenizliyim ama ailemde Kurtlerle evlenen akrabalarimiz vardir. Bircok Turk gibi benimde cok sevdigim ve saydigim Kurt arkadaslarim vardir. Yorumlarim arasinda bazi tespitler ve tavsiyeler olucaktir.
Oncelikle gercektende Turkler ciddi bir tehdit altindadir. PKK, Kurt Mafyasi, nufus artisindaki buyuk fark ve bazi Kurtlerin irkcilik/bolgecilik yapmasi buyuk tehditin unsurlaridir. PKK’nin buyuk finans kaynagi olan Kurt mafyasi gittikce guclenmektedir. Kurt mafyasi hem boluculuge destek olarak hemde ozunde irkci olmasi sebebiyle ciddi bir tehlikedir. Bir zamanlar Karadenizliler yeralti dunyasina hakimdi. Tabiki illegal islerle ugrasan her kim olursa olsun hos gorulemez. Fakat bazi ilginc gerceklerde var. Vakt i zamaninda bir Oflu Hasan vardi. Onun babalarin babasi oldugu donemde, yaptigi bazi guzel filleriyle kimsenin kimseye tokat dahi atmamasi icin caba gosteren sulhcu bir insan olarak tarihe gecti. Ama PKK’nin irkci bir orgut olmasindan dolayi onun gudumunde calisan gunumuz Kurt mafyasi etrafi kasip kavuruyor. Ve maalesef topladigi paralarin bir kismida Mehmetcige mermi olarak donuyor.
Liberal toplumlarda devlet cocuk sayisina sinir koyamaz. Ama insanlarin cagdas yasam sartlarini dusunurek kendileri bir sinir koymasi gerekir. Dogu ve Guneydogu haric ulkemizin her kesiminde insanlar zaten az cocuk yapmayi planliyorlar. Kurtler arasinda cahillikten dolayi cok cocuk yapan ailelerde var. Bununla beraber cok cocuk yaparak guclu ve baskin olmayi hedefleyen Kurt ailelerde var. Yanlis hatirlamiyorsam sayin hocamda kimsesiz cocuklar uzerine yapilan bir televizyon roportajinda bu konuya deginmisti. Kurtlerin Turklerden cok daha fazla nufus artisi devam ederse sorunda cig gibi buyumeye devam eder. Issizlikten, sokaklardaki cocuklardan sikayet eden guneydogu halki, cok cocuk yaparak kendilerinide sikintiya sokmaktadirlar.
Ancak eskiden yapilan bazi haksizliklarda Kurt sorununa zemin hazirladi. Mesela Kurtce konusma yasagi cok sacma ve uygulanmasi imkansiz bir seydi. Senelerce bu yasak PKK’nin cok guzel propaganda yapmasina yaradi. (Halende firsat buldukca dile getiriyorlar.) Butun dunya bizi ayipladi. Doguya daha cok yatirim yapilmaliydi. Ekonomik yokluklarda bu problemde buyuk rol oynadi. Ozel sektorde uzerine duseni yeterince yerine getirmedi. O bolgenin zengin Kurt isadamlarida gerektigi kadar katkida bulunmadilar.
Asimilasyon hos bir kavram degildir ama oyle gorunuyorki sorunu kokundende cozebiliyor. Bati ulkelerinde asimile olan etnik gruplar artik hicbir sekilde sorun olmuyorlar.
Guneydogudaki PKK etkisi devam ettikce o bolgede irkci bir kultur gelismesine meydan vericektir. Benimde soyle bir tavsiyem var. O bolgeye hatiri sayilir miktarda insan gocu tesvik edilmelidir. Devlet bir sekilde o bolgeye Turkiyenin degisik kesimlerinden, ozellikle Dogu Karadeniz gibi yoksul bolgelerinden, insanlarin goc etmesine yardim etmelidir. Bu sekilde guneydogu denilince akla ilk Kurtler gelmemelidir. Guneydoguya hem Turklerin hemde Kurtlerin faydalanacagi buyuk yatirimlar yapilmalidir. Turkler, Kurtler ve diger butun etnik gruplar Turkiyenin her yerinde rahatca yasamalidir. Kurtler her bolgede yogun bir sekilde yasarlarken, guneydogudada Turkler cok yogun bir sekilde yasayabilirler. Bu tabiki cok buyuk bir proje ama hayata gecirilmesi zaruridir. Guneydoguda ne kadar cok Turk yasarsa PKK’nin etkisi o kadar azalir ve Turkiye capinda insanlar daha cok kaynasmis olurlar.
Endişelerinize sonuna kadar katılıyorum.Tarifsiz kederler içindeyim.
Kimler makbul
AB rüzgarıyla hava değişti
Soygun trenini itenler makbul
Çiğler önderleşti, cahiller şişti
Meydanda palavra atanlar makbul
Baktagör kim kime oluyor kefil
Kim abad oluyor, kimlerse sefil
Başta kavak yeli oh! efil efil
Aylak bir gölgede yatanlar makbul
Bak, eşkiya “sayın” köylü “lan” oldu
Gazilik, şehitlik bir yalan oldu
Atanın mirası hep talan oldu
Koruyan suçlandı, satanlar makbul
Solcular sağ oldu, sağcılar solcu
Safı iyi seçen meclise yolcu
Fener …. elinde, ne yapsın kolcu
Yalancı sabahta ötenler makbul
Millet, dinle herşey düzelir sandı
Kim dindarım derse ona inandı
Ağzına haramı almayan yandı
Deveyi hamutla yutanlar makbul
Bal tutanlar parmağını yaladı
Un akıtan kepeğini eledi
Nevzat sözle öfkesini biledi
Hakkında zabıtlar tutanlar makbul
Halk Ozanı Karamanlı Nevzat
Sayın Hasan DEMİR,
Kan gölünden kastınızı anladım, baştan söylemek istedim.
Bu ülke ne zaman kan gölüne döner, bu bela o zaman biter. Umarım benim söylediğim de yanlış anlaşılmaz. Ölmesi gerekenler Türk yada Kürt gençleri değil, yani kan gölüne dönmesi gereken yer dağlar değil bizzat şehirler olmalıdır, tek çözümde buradan geçmektedir. Halkın sürekli beyan ettiği şeyleri burada yazdığım düşünülebilir ama gerçek budur. Sen parti binasında silah saklayan, orada tezgah tutup dağa gönderene maaş bağlarsan sorun bitmez, artar. Nasılmı yapılır? İşte burada birdahaki seçimi kaybetme yada ezip geçme kumarını oynayabilecek alkolik, yalnız ölmüş, arkadaşlarını bile asabilen Mustafa lazım.