Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 848 defa okundu.
Bu yazi bugun 4 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

HASTALIKLARI BİZ Mİ YARATIYORUZ?

GİRİŞ

Beynelmilel ilâç endüstrisinin etkisiyle ve etik olmayan yâhut etikliği tartışılır yöntemlerle birtakım hastalıkları pompaladığı, hâttâ yarattığı, yâni uydurttuğu epeydir gündemde olan bir konu.

Hayâlet yazarlar (hiç okumadığı yazıya ücreti mukabili imza atarak prestij kazandıran), sahtekâr yazarlar (birtakım yöntem ve istatistik oyunlarıyla, istenen sonucu gerçekmiş gibi yutturan yazarlar) maâlesef var ve mevcut. Bunları da iki alt gruba ayırabiliriz: 1) Ücreti(!) mukabili filânca firmanın ilâcını göklere çıkaranlar; 2) Ücreti(!) mukabili falanca firmanın ilâcını yerin dibine batıranlar.

Tıp tabii ki sürekli olarak ilerliyor, yeni paradigmalar eskileri çöpe attırıyor ama insan türünün, bilimsel ismiyle Homo sapiens sapiens’in biyolojik evrimi son 30 senede çok hızlanmamışsa, bu işte bir karışıklık var!

Hazindir ki, bunlardan dolayı kurunun yanında yaş da yanabiliyor.

Belki de konuyu “abartılmış”, “yaratılmış” ve “tam aksine göz ardı edilen” hastalıklar olarak iki ana başlıkta tetkik edebiliriz:

ABARTILMIŞ HASTALIKLAR

Buna en iyi örnek hipertansiyondur. Ben tıbbiyede talebeyken (18 yaş ve sonrası) 145/95 mm Hg kan basıncı için “hudutta” denir ve iyi takip, tuz kısıtlaması, kafaya her şeyi takmama filân tavsiye edilirdi (nasıl olacaksa). Şimdi yaşım 51, hipertansiyonun târifi “120/80 mg Hg’nin üstündeki kan basıncı” olmuş durumda! Hemen her gün bir yenisinin piyasaya sürüldüğü, çok farklı mekanizmalarla kan basıncını düşüren ilâçlar, bunları araştırıp geliştiren firmaların muazzam kazançları dikkate alındığında, ortada ne kadar bilim, ne kadar film oynadığını anlamakta inanın ben de zorluk çekiyorum; samimi kardiyologlar da.

Kan yağlarıyla ilgili olarak da aynı şeyleri rahatlıkla söyleyebilirim. Böyle giderse, kanı yağsız bir türe evrileceğiz, tabii ki böyle olamayacağına göre, birtakım tedaviler elimizde patlayacak! Meselâ son senelerde statinlerin kan yağını düşürmekten tutun da, Alzheimer hastalığına, hâttâ psikiyatrik depresyona iyi geldiğine dâir dünya kadar neşriyat birikti. Hâlbuki fazla değil, on sene öncesinde tam aksini iddia eden, yâni kolesterolün fazla düşürülmesinin depresyona, hâttâ intihara yol açtığını söyleyen yayınlar var. Yakınlarda ağzına silâhı dayayıp intihar eden ünlü bir eski bankerin kan yağlarını düşürtmek için çok ilâç aldığını bana anlatan dostum geliyor aklıma…

Romatizmal hastalıkların bâzı çok spesifik olanları hâricinde, çoğunu bu gruba sokabiliriz. Meselâ eskiden “yumuşak doku romatizması” denen şeyin şimdiki alt grubu olan fibromiyalji! Parmağınızı târif edilmiş 11 noktaya bastırdığınızda, 8’inde hasta ciyaklıyorsa teşhisiniz hazır! Tedavi ise bir muamma: Fizik tedaviciler, romatologlar, psikiyatrlar, nörologlar, algologlar… Hastalar paylaşılamıyor.

Stres ve tükenmişlik sendromu: Hans Selye’nin stres kavramını tıbba sokmasından beri, bu büyülü kelime âdeta bir teşhis kategorisine terfi etti. Aslında Türkçesi “zorlanma”. Homeostazisi (ultrastabiliteyi, dinamik dengeler üstü denge durumunu) değiştirecek her türlü etkinin yarattığı hâl değişikliğine stres denir. Bu hâl değişikliği adaptif, sorun giderici ve hayırlı ise, buna östres (iyi zorlanma), maladaptif, soruna yol açıcı ve hayırsızsa distres (kötü zorlanma) denir. Meselâ bu yazıyı yazarken belli bir zorlanma içerisindeyim çünkü beynimi çalıştırıyorum, düzgün bir şey çıksın diye özen gösteriyorum ama bu bana keyif de veriyor ve bittiğinde memnuniyet duyacağım. Belki ergonomi önem taşıyor; ara sıra bilgisayarın başından kalkıp başka bir şeylerle uğraşmak, ıhlamur içmek gibi stres azaltıcı şeyler yapabilirim. Eğer stresör (zorlayıcı) şiddetli, uzun süreli ve homeostazisi aşırı derecede zorlayıcı ise, önce bir alârm reaksiyonu verilir; sorun bu dönemde çözülemezse, akabinde direnç safhasına geçilir. Bu yıpratıcı bir süreçtir ve kendini ruhsal ve bedensel pek çok şeyle belli eder. Eğer distres gâlip gelip, organizmanın homeostazisi kırılırsa, alt düzeyde yeni ve istenmeyen bir seviyeye düşerse, buna da tükenme (burn out) hâli adı verilir.

Bu tükenme sendromu depresyon ve anksiyete hastalıklarına benzer belirtiler verirse de, iyi bir muayeneyle ayırıcı tanı yapılabilir ve sâdece bâzı gevşeme teknikleri, kısa süreli psikoterapilerle üstesinden gelinebilir. Yok, eğer bir psikiyatrik hastalık başlamışsa, o zaman da tıbbî müdahale yapılır.

Bakıyoruz sanki stres bir teşhis, burn out da bir hastalıkmış gibi muazzam bir endüstri almış başını gidiyor. Stres topları, stres terlikleri, stres tabletleri, stres losyonları, stres anti-aging hapları – aşıları – kürleri – türleri, NLP, Geng Shui, Shui Bui, Hai Hui… almış başını gidiyor. Medyumlar, falcılar filân da çok nemalanıyorlar tabii!

Baş ağrısı da bir sektör oldu çıktı! Bugün baş ağrısı ile primer olarak nörologlar ve algologlar ilgileniyorlar. Her geçen gün yeni bir baş ağrısı tipi fark ediliyor, her yeni ilâç da eskilerine fark atıyor…

YARATILMIŞ HASTALIKLAR

Bir örnek verip geçeceğim.

Metabolik sendrom: Efendim, her geçen gün daralan ölçülerle, eğer ensülin direnciniz (ensülinin dokulara girememesi) + pre- veya âşikâr diyabetiniz + hipertansiyonunuz + HDL azalmanız + trigliserit yükselmeniz + kadınsanız 88, erkekseniz 102 cm’yi aşkın göbeğiniz varsa, siz bir metabolik sendromlusunuz.

İngilizce’de güzel bir deyiş vardır: Old wine in new bottles (eski şarabı yeni şişelerde sunmak). Bir metabolik sendromlu olarak, önceleri “X sendromu”, “Reaven sendromu”, “CHAOS” gibi isimlerle pazarlanan bu tablonun daha nereye evrileceğini tecessüsle takip ediyorum.

GÖZ ARDI EDİLEN HASTALIKLAR

Esas işi farmakologluk olan, yâni preklinikçi bir profesör çıkıp “kıpırdak bacak sendromu” diye alay ederek, dünyada milyonlarca kişinin ıstırap çektiği huzursuz bacak sendromunuyok” ilân ediyor. Bir yandan da bu kişi baş ağrısı polikliniği yapıyor!

Bir sosyal psikolog “psikiyatri yoktur” diyor! Dahası, yasal açıdan suç olmasına rağmen, kendi açtığı sözüm ona danışma merkezinde psikiyatrik hasta tedavi ediyor.

Bir başka mânevî şifâcı üçkâğıtçı yüz milyonlarca çocuğun hayatını karartan ve ileride iş, güç, statü ve ruh sağlığı kaybına yol açan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Hastalığı’nın olmadığını, çocuklarımıza kokain vererek onları öldürdüğümüzü söyleyebiliyor.

Bir yandan depresyon, şizofreni, manik depresyon (bipolar bozukluk) gibi gâyet sâhici hastalıklar varken, bir grup marjinal kişi bunların olmadığını iddia edebiliyor…

SONUÇ

Tıbbın günümüzdeki durumu deveninki gibi… Neresi düzgün!

İyi de, şu dünyanın kaosundan bizim durumumuzun farkı ne ki?

Öte yandan da, giderek daha etik, iyi klinik uygulamaya yönelik, aklıselîm ile bezenmiş güzel uygulamalar gündeme geliyor.

Hukukta bir deyim vardır: “Sûi misâl, emsâl teşkil etmez”; yâni kötü örnek, örnek oluşturmaz.

Ben, ne olursa olsun, insanın ve bütün canlıların, dünyamızın daha sağlıklı, huzurlu ve mutluluk verici hâle geleceğine inanmak istiyorum.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 23 Kasım 2008 Pazar

8 Yorum

hüseyin sungurKasım 23rd, 2008 21:24

Hocam, bu yazınızı, bu Çarşamba televizyon programımda bağıra bağıra okuyacağım.
HABERİNİZ OLSUN.

Kaldıki daha önceki yıllarda, benzeri biçimde feryadları programımda yüksek sesle dile getirdim,Mersin Tabip Odasını programıma çağırdım,tövbe,hiçbir yerden ses çıkmamıştı.

DERKENAREN :
Telifi nasıl helalleşeceğiz ?

selam ile

MKD: Bir selâmla biter:))

Ferdi COŞGUNKasım 24th, 2008 12:48

Sayın Hocam,
Bu konuda ne yapabiliriz? Ben de bir hekim olarak önerilerinizi bilmek isterim.

MKD: Sayın Ferdi Coşgun, ben şöyle yapıyorum: Öncelikle bol makale okuyorum; yeni bir ilâç piyasaya çıktığında, büyük zaruret hâsıl olmazsa, ilk bir ilâ bir buçuk sene hiç yazmıyor, diğer meslekdaşların tecrübelerine kulak açıyorum. Ancak ondan sonra reçetelerimde yer veriyorum.

hüseyin sungurKasım 24th, 2008 16:27

Teşekkür ederim hocam…

Selam Tarsus ve Mersin göklerinden…

Ferdi COŞGUNKasım 24th, 2008 22:03

Teşekkür ederim Sayın Hocam.

M.Turhan BağdatAralık 5th, 2008 14:05

Sevgili Dostum,

Seni l5-20 yıldırdır tanımama rağmen internet sayfanı yeni tanıdım. İnanılmaz keyf ve feyz alıyorum. Yaratılmış hastalıklar konusunda yıllardır aynı görüşleri paylaştığım halde (bilimsel yanım olmadığı için) dile getirme şansımı ancak dost meclislerinde kullanabiliyordum. Bana bu görüşleri rahatlıkla savunma fırsatı yarattığın için şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca toplumda oluşan,şunu şunu yersen abat, şunu şunu yemezsen berbat olursun zihniyeti ile tutulduğumuz “Sağlıklı Yaşam” hastalığına da ne olursun bir çare bir görüş belirt sevgili dostum… Sağlıklı sevgi dolu günler dileği ile…

MKD: Sevgili Turhan, ne güzel sesini okumak:)) Sağlıklı Yaşam mitosuna da değineceğim, söz. Dostlukla…

M.Turhan BağdatAralık 5th, 2008 14:33

Eline yüreğine sağlık.
MTB

Nur M.Nisan 8th, 2009 08:48

Sayin hocam,

bu sayfayi okurken gercekden kendi kendime gülüp duruyorum. Su an “Burn out Sendromu ” yüzünden , doktorum beni bes haftadir raporlu yaziyor. Bende bes haftadir bunu nasil cözerim diye düsünürken sizin sözlerinize rastladim. Ne ilginc. Size katilmamak mümkün degil. Burn out kesinlikle bir hastalik olmadigini söylemek gerekiyor. Enerji bitmis, yeniden doldurmak ve yasam felsefesini birazda degistirmek gerekiyor.

Saglikli mutlu kalin
Günes hergün yeniden dogacak
Saygilar Nur

MKD: Bilmukabele Nur Hanım

NigarTorunoğluMart 11th, 2010 18:40

“Aklın başı kendisine zulmedeni affetmek, kendinden aşağıda görünen kimselere tevazu göstermek, düşündükten sonra konuşmaktır. Akılsızlığın başı ise kendini beğenmek, lüzumsuz yere konuşmak ve kendisinin yaptığı şeylerle insanları ayıplamaktır.” Hadis-i Şerif

AFFETMENİN YOLLARI

1) Affetmenin sağlıklı kalmaya vesile olan davranış olduğunu kabul edelim.

2) Affetmek ilk anda zor gelse de öfkenin getirdiği zararları ortadan kaldıran ahlak özelliğidir. Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. Affetmek istemeyebiliriz ama affetmeye istekliyim demek bile Af sürecini başlatır.

3) Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Koşullu affetmek yoktur. Affetmek istediğiniz insanın değişmesini beklemeyin. Önce o affetsin demeyin. Önce ona olan kırgınlığınız varsa kendinizi bağışlayın.

4) Nasıl mı? Bir çiçek alın. Sularken güzel sözler söyleyin. O sözleri bir de kendinize söylemek ister misiniz? Lütfen deneyin.

5) Bunu yazın kapınızda bulunsun: “Mutluluk iyi bir sağlık, kötü bir hafıza demektir.” Albert Schweitzer

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word