Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2260 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

Seblâ’dan: Cennetin Kapısına Siyasî Parti Amblemi Asılınca…

Bana her gün bayram, bunu beni tanıyanlar bilir. Yine de farklı bir atmosfer yaratıp, çevremdeki insanlardan feyiz almak sûretiyle, gündelik hayattan farklı bir süreçmiş gibi yaşamaya çalışırım dinî bayramları…

Seblâ Kutsal

Ancak, rol modellerim her geçen sene bir bir yok olmakta:

Ramazan ayında orucunu asla aksatmayan, hâttâ hastalıktan ölse bile orucunu bozmadığına şâhit olduğum arkadaşlarım türlü nedenlerle oruç tutmamaya başladı, ara sıra tutanlar ise bu ibâdeti tamamen bıraktı.

Son saatlerini bu yazıyı kaleme alarak geçirdiğim Kurban Bayramı’nın da hiç eski tadı yok. Yıllarca, manikürlü ellerimizde taşımaktan yüksünmediğimiz torba torba kurban etleri gözlerden uzak artık. Çevremdeki kişiler ya kurban kesmiyor, ya da kurbana denk gelen miktarda bağış yapıyor. Bu yüzden, evlerden mis gibi kavurma kokusu gelmiyor, kursağımızdan bir lokma kurban eti geçmiyor.

Bir âile dostumuzun “saf tuttuğum adam hırlı mıdır hırsız mıdır, nâmussuz mudur yoksa uğursuz mudur bilemediğim için artık Cuma namazlarına gitmiyorum” dediğine şâhit olurken, arabasına bindiğim taksi şoförünün “ananız da size haramdır” diye vaaz veren câmi hocası yüzünden Cuma’ya gitmekten soğuduğunu öğreniyorum…

Hatırlarsanız, çocukluğumuzda içimizi ısıtan aksakallı dede hikâyeleri anlatılırdı, artık içimizi ürperten Hüseyin Üzmez’lerin hikâyelerini, ampûllerin, deniz fenerlerinin ışığında sayfa sayfa okuyoruz…

Eskiden, din denilince akla iyilik, dürüstlük, erdemli olmak gibi soyut kelimeler gelirdi; artık din, bütünüyle bir görsel şova dönüşmüş hâlde. Gösteri toplumu olarak bu durumu gâyet kolayca kabûllenmiş görünmekteyiz. Dindarlık denen levhada iyiliği, dürüstlüğü, erdemi arayan yok!

Ne kadar ilginç değil mi? Türkiye “dindarlaştıkça”, iktidara dinî terimleri, sembolleri, ritüelleri daha sık kullanan insanlar geldikçe, ülkenin ben ve çevrem gibi lâik düzen yanlısı kısmı dinî ibâdetlerden uzaklaşırken, diğer kısmı ise bu ibâdetlerin, özellikle gösteriye dönüşmeye açık kısmına, dört elle sarılıyor ama dinin öğütlediği temel niteliklerden kopuyor.

“Şeriat devleti kuracaklar, eyvahlar olsun” denilemez artık çünkü kimsenin bu dünya nimetleri dururken öteki tarafla ilgilenesi yok! Lâkin, yaşadıkça görüyoruz ki, siyasî partiler dine sponsor oldukça veya din siyasî partilere sponsor oldukça, yer ile göğün düzeni birbirine girdikçe, göklerdeki ululuk yerle yeksan oluyor. Din bayrağını sırtlanan çakal partiyi sevenler iki cihanda aziz olma iddiasında küme düşüp, sâdece bu cihandaki nimetlere tav olurken, o partiyi sevmeyenler de içten içe partiye olan kötü hislerini ve tepkilerini (partiyle aynı düzlemde görmeye alıştıkları) dine yansıtıyor.

Sonuçta, dini siyasete âlet eden yapı güçlendikçe, kimin kazandığını siyasetçiler lâyıkıyla konuşuyor, tartışıyor amma velâkin, bu çarpık siyasî anlayış yüzünden kimin kaybettiğini, nelerin yitirildiğini sorgulaması gereken kesim ise tatlı bir uykuda, dinî motifli illüzyonlar eşliğinde cihad rüyası görüyor…

Seblâ Kutsal – İstanbul – 12.12.2008

Yorum Yapın

Mesajınız