Ataerkil Medya
Kadın köşe yazarlarının sayısı erkeklere oranla çok az. Nedenini bilmiyorum.
Ciddi konularda yazan kadın köşe yazarlarının sayısı daha da az. Bunun nedenini tahmin edebiliyorum…
Bâzı kadın yazarlarımızı önceden tenzih ederek, şöyle bir genelleme yapmak istiyorum: Kadın köşe yazarlarının çoğu okura, okuduğunda fazla bir şey kazandırmayacak, okumaması durumunda bir şey kaybettirmeyecek yazılar kaleme almayı tercih ediyorlar.
Bu yazarların dikkatimi çeken ortak özellikleri yazılarına içerdiği ürünü iyi pazarlayan, Türk insanını çeken ve okuma isteği uyandıran başlıklar atmaları, kadın bedenine özgü konulara sıklıkla yer vermeleri, “iç gıcıklayıcı” şeylerden hâttâ kendi mahremiyetlerinden bahsetmeleri, bolca cinsel terim ve sıfat kullanmaları, yeri gelince kendi bedenlerini bile bir fantezi nesnesi olarak başrole koymaktan çekinmemeleri…
“Böyle yazılar da gereklidir, okuyucuya keyif verir, güzel bir kahvenin yanına konmuş kurabiye gibi kahveye eşlik eder, çıtır çıtır tüketilir, fena mı?” derseniz buna asla karşı çıkmam. Aşk gibi, cinsellik gibi popüler kültürün sömürüp posasını çıkardığı konular aslında çok zengindir. Lezzetli bir dille, okuyucuya farklı bakış açıları sunularak ve samimi bir “dertleşme” üslûbuyla yazılmış sıcacık bir yazıyı kim beğenmez ki! Ama illâki yazar, iki de bir, satır arasından frikik vermeye, baldırını bacağını göstermeye çalışıyorsa, orada durmak lâzım!
Durup düşünmeli… Derin bir göğüs dekoltesiyle, çarpıcı bir yırtmaçla herhangi bir sırada bekleyen insanların önüne geçme, hak etmediği bir işe alınma, başkasının kocasını tavlama, kısacası, bedenini kullanarak çıkar sağlama ya da dikkat çekme alışkanlığı, gazete köşelerine mi sızmıştır yoksa?
Aslında, iş dönüp dolaşıyor, Batı düşünce sistemindeki “akıl/beden” ikiliğine geliyor. Yüceltilen “akıl” erkeğin, onun buyruğundaki “beden” ise kadının payına düşüyor. Bu durumun en mantığa sığmayan yanı ise, kadınların bu üzerlerine dikilen rolü büyük bir zevkle benimsemesi, bedenlerini akıllarının önüne koyması! Ya böylesi kolay geliyor, ya da cesaret edemiyorlar başka türlüsüne…
Sonuçta, görüyoruz ki, bilumum geyik, yemek, bebek köşeleri kadınlara bırakılırken, gece yarılarına kadar süren, önemli tartışma programları erkekler hamamına dönüyor… Türkiye’nin gündemini belirleyen gazete köşelerini erkekler kapıyor… Sözün kısası, can alıcı konularda kanaât önderliği görevi medyanın erkek mensuplarına yükleniyor. Kadın yazarların bir kısmı ise, geleneksel kadın rolüne uygun bir şekilde “varlığını bedeni ile ispat etme” davranışına sığınarak bir yerlere tutunmaya çalışıyorlar sektörde… Gâh doğuran/besleyip büyüten kadın, gâh “zevk nesnesi” bedeniyle yazılarına câzibe katan kadın olup, eninde sonunda akıl/beden ikiliğinde “beden olmak” alışkanlığından vazgeçemiyorlar veya vazgeçmelerine izin verilmiyor.
Seblâ Kutsal – İstanbul – 01.12.2008

