CÂHİLLİKLER KİTABI’NDAKİ BİR CEHÂLET, GEL DE BEYNİNİ BU KİTABA EMÂNET ET!
Efendim, epeydir keyifle “okuşturduğum” bir kitap var: Câhillikler Kitabı – Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz. John Lloyd ve John Mitchinson yazmış, Cihan Atlı Filiz ve Emre Ergüven’in tercümesiyle NTV Yayınları tarafından neşredilmiş…
Okudukça kendimden utanıp, cehâlet farkındalığım (bu “tilcik” awareness karşılığı) müthiş artmakta idi ki…
Bizim cenahtan da bir cehâlet numûnesi varmış, derhâl okudum ve öylecene kalakaldım!
206. sahifede “depresyonla mücadele etmenin yolu ‘yürüyüş yapmak’ mıdır” diye suâl edilmiş ve “evet, hâttâ ilâçlardan daha iyidir” diye yazılmış!
Seattle’da yaşayan Dr. Arif Khan 1979 ilâ 1996 senelerinde gerçekleştirilen bir dizi deneyde, sarı kantoronun (St. John’s Wort) vak’aların %24’ünü tamamen tedavi ettiğini görmüşler, antidepresan Zoloft (MKD: sertralin) ise %25’ini düzeltebilmiş, şeker hapı plasebolar ise %32’sini “iyi etmişler”. Dalay Lama önderliğinde çok daha da yüksek oranda salâh ve şifa oluyormuş. Nitekim Wisconsin-Madison Üniversitesi’nde Nörobilim Profesörü olan Richard Davidson keşişlere “koşulsuz, karşılıksız şefkat ve merhamet” düşüncelerine dalmalarını söylemiş ve ortaya anormâl bir gama beyin dalgası ortaya çıkmış. Bunun anlamı da eğer beyin eğitilirse kendi depomomini (MKD: dopaminini olacak) üretebiliyormuş ki, bu zâten depresyona yol açan madde imiş. İlâç kullanmak ise beynin kendi depomamini(!) neredeyse tamamen durdururmuş.
***
Önce bilimsel izah: Hafif derecede majör depresyonda düzenli fizik aktivitenin faydası çok ve bu epey eski bir malûmat, yeni neşriyat da tonla.
Ciddi bir depresyon hastasını ise bırakın yürütmeyi, yatağından kaldıramazsınız! Zorla yürütmeye kalkarsanız da, kendisini ilk uçurumdan aşağı atabilir! Sakın ısrar etmeyin ve gönlünü hoş tutun.
Dopamin, antidepresan ilâçlarca azaltılmaz, hâttâ bâzılarınca bilhassa artar. Bu yoruma mesnet teşkil eden “deneylerin” (“araştırma” olmalı) 1979 ilâ 1996 arasındaki bir tarafgir meta-analiz olduğu belli.
Gama dalgası mes’elesi ise henüz emekleme çağında bir konu…
***
Kıssadan hisse: Bu yazarların ya hayatta gerçek depresyonlu görmediklerini ya da hiç dayak yemediklerini söylemek hiç de mübalâğalı olmaz!
Peki, koskoca NTV’nin bir danışmanı da mı yok?
Bu kitabın kalan kısmını belki okurum, belki de bakmam.
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 14 Ocak 2009 Çarşamba


Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’ne göre depresyon, tüm hastalıklar arasında dördüncü sırada olan, tedavi edilmediğinde intihar gibi çok ciddi riskleri taşıyan ve yaşam kalitesini bozan önemli bir ruhsal bozukluktur. Gerek ilaç endüstrisi destekli ve gerekse bağımsız çok sayıda çalışma ile antidepresan ilaçların etkinlikleri test edilmiş ve bu tedavi edici etkinliği kanıtlandığı için de bu ilaçlar antidepresan olarak ruhsat alabilmişlerdir.İşte bu yüzden antidepresanlar yarım asırdan fazla bir süredir güvenle kullanılmaktadır
Depresyon psikiyatrik hastalıklara arasında plaseboya çok iyi cevap veren bir ruhsal hastalıktır. Bu da araştırmalardaki aktif ilacın plaseboya üstünlüğünü kuşkulu hale getiren bir etkendir. Antidepresan ilaçlara tedavi cevabı ortalama % 65-80 civarındadır ve % 20-35 hasta antidepresan tedaviye cevap vermemektedir. Depresyon tedavisinde antidepresanların plasebo ile karşılaştırmalı çalışmalarda görülmüştür ki, depresyonda plaseboya cevap oranı ortalama %-30-40 civarındadır. Halbuki psikotik hastalıkların plaseboya cevap verme oranı % 20-25 kadardır .
Biraz alıntı yaptım:))Sonuçta tehlikeli bir meta-analiz.Tıpkı geçen sene medyada yer alan antidepresan tedavilerin plaseboya göre orta derece bir üstünlükleri olduğu, yayınlanmamış verilerinde dahil edilmesi ile antidepresan etkinliğin daha da düşük olacağı iddiasının ortaya atıldığı,Kirsh I. ve arkadaşlarının araştırması gibi
zaten çeşitli nedenlerden (hastalığın bizatihi kendinden ve az da olsa görülen yan etkilerden, v.s.) dolayı ilaç almamaya eğilimli psikiyatri hastalarında ilaç bırakmalarına neden olduğu, bunun da intiharların artmasına neden olabileceği düşünülebilir.
Kısaca depresyon yaşayan veya yaşayabilecek olanların okuması tehlikeli bir kitapmış.
Uzmanlık alanınızın yanlış yorumlandığı bir kitabı bitireceğinizi sanmam.
MKD: O kâzip araştırmayla ilgili bir yazım mekânda var. Saygılar…
Sayın Kerem Hocam,
Kitabı okudum çok güzel yerleri var lakin bazıyerlerde sizin tespit ettiğiniz hatalar var. Size teşekkür ediyorum.
sayın kerem bey,cahillikler kitabı ile ilgili söyleyecekleriniz sadece bunlar olmamalıydı.kitapta çok fazla yanlış bilgi var.ben ve 12 yaşındaki oğlum hevesle aldık ve okumaya başladık.her gün sırayla okuyorduk.ben kitabın şişirmece olduğunu hemen anladım.fakat oğlumu etkilememek için sesli yorum yapmadım.2 gün sonra oğlum, kitabın gerçekten bilmediklerimize yer vermediğini,gerçek hayata geçmemiş bazı istisnai durumlardan oluştuğunu veya aslında aynı şeyi söyleyipte bazı kavram bilmeceleri ,kelime oyunları yaptığını söyledi.
sizin gibi değerli bilim adamının kitap hakkında ne söyleyeceğini merak ediyorum ve düşüncelerinize değer veriyorum.saygılarımla.
harika merve
MKD: Vallahi, o kadar okunup yazılacak şey var ki sırada, ben o kitabı bıraktım. Bilgilerinizi paylaşırsanız memnun olurum. Saygılarımla…
Bugün çok fazla yorum yaptim farkındayım ama sizi bloğunuzda dolandım durdum ve fikir beyan ettim. İlâç konusunda kafam cok karışık çünkü bu ilâçlarin karaciğere belli ölçüde zararlı olduğunu biliyoruz. Ergenlikte bu ilâçların kullanımı doğru mudur? Bunu kontrol eden herhangi bir otorite var mıdır? Yoksa sâdece doktorumuzun insafına mı kaldık?
Cevaplarsanız çok sevinirim.
MKD: Bir madde ilâç olarak piyasaya sürülmeden önce uluslararası kabûl görmüş bir seri araştırmadan geçer (bu süre yaklaşık 10 senedir) ve her türlü yan veya istenmeyen etkisi kaydedilir. Piyasaya çıktıktan sonra da bu süreç devam eder. Her yaş grubu için her ilâcın kullanılma özellikleri farklıdır. “Bu ilâçların karaciğere belli ölçüde zararlı olduğunu” siz biliyormuşsunuz ama hayret, çok iyi psikofarmakoloji bilmeme rağmen, ben bilmiyorum!