MUHAFAZAKÂR “GAY” OLUR MU?
12:00 suları, HABERTÜRK televizyonunda Tuncaycık’ın konuşmalarının ilmî tahlili yapılıyor. Bir psikolog doktor hanım ve bir de gazeteci var.
Konunun en mühim noktası olmalı ki(!), oğlanın “gay” mi değil mi olduğunu tartışıyorlar. Bu “gay” lâfı Türkçe oldu, “gey” diye okunuyor. Halk arasında ibne, puşt, top (Adana’da) ve benzeri argo kelimelerle anılır. Gay, İngilizce’de ise aynı zamanda “ince ruhlu, zarifâne” mânâlarına da gelir.
Evet, Tuncaycık’ın gay olup olmadığı mes’elenin esasına taâllûk ettiğinden dolayı, çok değerli 3.5 dakika bununla geçiyor. Bu arada, Âhir Zaman Peygamberi’nin hayatını anlatan kitabın yazarı ve belli ki sâdık müridi gazeteci Faruk Mercan, e-adresi de f.mercan@zaman.com.tr (bu gazetenin misyonu malûm), müstehzî bir şekilde gülümsüyor ve “muhafazakâr gay olamaz, mümkün mü” diyor.
Allah interneti icat edenden râzı olsun, bu delikanlıyı hemencecik araştırıyorum.
Faruk Mercan 1971’de Ağrı’da doğmuş (yâni 37 yaşında). Bitlis Öğretmen Lisesi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuymuş. Gazeteciliğe 1993 yılında, Ankara’da yayın yapan Dünya Radyo’da başlamış (burası biraz garip; radyoculuğun diğer ismi gazetecilik mi acaba). 1995’ten itibâren Zaman Gazetesi Ankara Bürosu’nda görev yapmış (nihâyet gazeteye giriyor). 1996 yılında Zaman Gazetesi’nin merkezi İstanbul’a tâyin olunmuş (dostumuz irtifa kaydediyor), bir yıl boyunca politika sayfaları editörlüğü görevinde bulunmuş. Hâlen, ağırlıklı olarak güvenlik, istihbarat, adlî ve askerî konularda araştırmalar yapıyor ve yazılar yazıyormuş. Ayrıca, daha önce Doğan Kitap tarafından yayınlanan şu altı kitabı varmış: Susurluk Prensleri, Niso, Boğaz’ın Şövalyesi, Apolet Kılıç ve İktidar, Savaşçının Dönüşü, Onlar Başroldeydi.
Bu ne velût ve çalışkan bir kişi diye hayranlık duyuyorum. Hukuk fakültesini bitirip radyocu, gazeteci ve yazar olmakla kalmıyor, seksolog da!
Efendim, lûtfen önce http://www.keremdoksat.com/2008/12/07/homoseksualite-biseksualite-freud-jung-ve-psikanaliz-hakkinda/ yazıma bir bakınız.
Homoseksüalitenin dini imanı olmaz, sâdece gizlisi veya alenîsi olur; bakınız http://www.keremdoksat.com/2007/09/27/cinsel-sapmalar/ makalemize. Seksolog Faruk Mercan bunu bilmiyor. Zâten belli ki aslında daha pek çok şeyi bilmiyor: Tarih, psikoloji, psikiyatri, sosyoloji…
Hem, Bodrum’da yaşayan ünlü modacı Cemil İpekçi’ye (hani şu Kumbahçe Halk Plâjı’nda tangasıyla ve yanında erkek arkadaşıyla güneşlenirken gazetecilere yakalanan muhafazakâr eşcinsele) de çok ayıp ediyor! İster Sabetaycı, ister Müslüman, isterse Bahaî olsun, bir gay “muhafazakârım” diyorsa, öyledir. Muhafaza etmediği eski sevgilisi de şimdi bir “gay barda” korumalık yapıyor hem!
(Yâhu, bu argüman tedâi ettirdi; hani aynı şekilde büyük ilim irfan sâhibi HC da beni dava edecekti! Hâlâ ses yok. Sabrım taşıyor, hakkımda yazdığı yazıdaki ifâdelerini epey hukukçu dostumla ve avukatımla paylaştım; alenî hakaret ihtiva ettiğini söylediler).
Bu arada, dün Vahabî Suudî Arabistan Başmüftüsü Şeyh Abdülaziz El Şeyh aynen şu fetvâyı verdi: “10 yaşındaki kızların küçük olduklarını düşünmek onlara haksızlıktır; 10-12 yaşındaki bir kız evlenme çağındadır”. Yâni Suudi kızlarının iyiliğini düşünmüş!
Bunun ne ilimle ne de akılla kabûl edilmesi mümkün. Ama Seksolog Faruk Mercan buna eminim ki bir izah getirir. O zaman, 13-14 yaşındaki kızları tâciz edenler de kurtulur.
Bizi bunlarla oyalarlarken, her gün yüzlerce kişi işsiz kalıyor, memleket sür’atle iç harbe gidiyor, İsrail çoluk çocuk demeden Filistinliler’i kâtlediyor…
Hiç mühim değil, en önemli mes’elemiz Tuncaycık’ın gay mı olduğu!
Yâhu, zâten bu Ergenekon rezâletin tamamı gaygaylık.
Bir sonraki dalgada Hürriyet gazetesinin hedef alınacağı yazılıyor malûm medyada.
Haydi, gaygay!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 15 Ocak 2009


Bir defa Türkie’de “gay” alemi kendi için çok yoz. Sağlıksız kurulyor ilişkiler. Biseksüel (baysekşıl derler anglo-sakson dilinde!) adı altında düpedüz hemcinssel ilişki yaşayan bireyler, temelde bu kimlikleriyle barışık değiller. Oysa tarihi lazım değil, ABD’li bilim adamları bir kongrede hemcinsselliği dğeil, bu kimlik ile uyum içinde olmamayı hastalık olarak nitelendirdiler.
Türkiye’de hemcinsellik burjuve veya aristokrasi kültürüne itilan bir kavram edilmek isteniyor, oysa aristokrasi de bu durumu terrier köpeği gibi sevimli-nonoş, cicim-bicim bir tür imitasyon yaşantı olarak algılayageliyor. Bunun sonucunda da Fatih Ürek gibi “dolçe vita” lar adeta memlekette bu hal-ü beşer vaziyetlerin timsali oluyor. Ben şunu vurgulamak isterim sayın Kerem Doksat, hemcinsellik doğada vardır ve bunu siz de söylemiştiniz bir çok yerde. Bir çoban da hemcinssel olur, bir modacı da ve buradan söz konusu o kişinin muhafazakar olması buna, böyle olması da muhafazakar olmasına engel değildir. Saygılar…
MKD: Yorumsuz…