Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2857 defa okundu.
Bu yazi bugun 8 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

ATİLLA OLGAÇ’IN DEDİKLERİ: DEFORMASYON PROFESYONEL Mİ, DENSİZLİK Mİ?

Çocukluğumun bir dönemi Muazzez Teyzem ve oğlu Cem ile Dormen Tiyatrosu’nun kulislerinde geçti. Tiyatrocuların hayatları çok ilginçtir.

Düşünün, hemen her gece, bâzen günde iki kere sahneye çıkıyor ve bir karakteri oynuyorsunuz. Bir kere, üç kere, yirmi kere derken, bu karakterin yer aldığı kişilikle özdeşleşip onu benimsiyorsunuz ve artık özel hayatınızda da onun gibi davranıyorsunuz…

Bu oldukça sık rastlanan fenomene Türkçe okunuşuyla deformasyon profesyonel denir. Siz, siz olmaktan çıkıp bir başkası hâline gelirsiniz. Bu olgu bâzen o kadar şiddetli hâle gelir ki, oyuncunun psikiyatrik tedavi görmesini gerektirebilir. Sırat Köprüsü gibidir iyi oyuncu olmak; yâni hem rolünüzü sâhici olarak yaşayıp yaşattıracaksınız, hem de sahneden inerken kendi kişiliğinize, kimliğinize döneceksiniz… Hakikaten, rahmetli teyzemin de ne zaman oynadığını, ne zaman kendi olduğunu karıştırırdık.

Atilla Olgaç’ın ismini, her ne kadar 45 senedir bu işi yaptığı söyleniyorsa da, Kurtlar Vâdisi isimli gayriahlâkî dizideki Kılıç karakterinden önce pek fazla duyan yoktu: Patronuna sâdık ama gözü pek bir antisosyal (o patron da ne patron; aynen filmdeki gibi dolanıyor ortalıklarda). Rolünü gerçekten çok güzel oynuyor…

Kurtlar Vadisi Kahraman

Millî kahramanmız Patron

Geçen gün KANALTÜRK’te iştirak ettiği canlı yayında 1974’teki Barış Harekâtı’nda 19 yaşındaki bir esir Rum’u yüzüne tükürüldükten sonra alnından vurduğunu söylüyor; sonra buna dokuz tâne daha eklediğini övüne övüne anlatıyor.

Tabii ki Rum mal bulmuş mağribi gibi lâfların üstüne atlıyor ve bütün dünyaya yeni bir mâlzeme sunuyoruz aleyhimizde kullanılacak. Zamanaşımının mevzû-u bahis olmadığı “esiri vurmak harp suçundan” dolayı hakkında uluslar arası mahkeme açılabilir. Umurumda değil, ama bu “adam” ne yapıyor?

1) Şu çok hassas dönemde vatanını satıyor; yâni şu veya bu menfaat karşılığında kendi ordusuna ve devletine kara çalıyor. Olabilir mi? Hiç sanmam. Ona gelinceye kadar, bu işi alenî yapan o kadar çok satılmış kişi var ki!

2) Gerçeği söylüyor ve bir nev’î günah çıkarıyor ama programda bunu söylerkenki duygulanımı hiç de öyle değildi; âdeta yaşıyor ve övünüyordu. Hem de 1974’ten beri neden beklemiş olsun? Kıbrıs’ta 20 senem geçti, ilk karım Girne’liydi ve sâbık kayınpederim de gâziydi. Rum’un işkenceyle iğfâl ettikten sonra, canlı canlı penisini kesip ağzına tıktığı Türk delikanlılarının, memeleri kesilip rahimlerindeki bebeleri şişlenmiş Türk kadınlarının trajik hikâyelerini birinci ağızlardan epey dinledim. Türk askerlerinin böyle bir densizliğini hiç duymadım.

Savaş korkunç bir şeydir; Allah kimselere yaşatmasın ama o hâlet-i rûhiye içerisinde pek çok şey olur. Bizimkilerin tamamen savaş ahlâkına sonuna kadar riayet edebilmiş olduklarını iddia etmek safdillik olur ama fevrîce bâzı hâdiseler hâricinde, hele böylesine bir infazın TSK tarafından yapılabilmiş olmasına hiç ihtimâl vermiyorum.

3) Demek ki Atilla Olgaç kafadan sallıyor! Uyduruyor yâni.

Atilla Olgaç

Los Palavros

Nitekim Doğu Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerinden ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın o zamanki danışmanı Hilmi Özen hakikati açıklıyor: “O kadar ödlekti ki (MKD: orijinali “korkaktı”), bırakın çatışmaya girmeyi, eline tüfek bile vermediler. Korkudan titriyordu, sinirleri zayıflamıştı, mutfağa aldık ve torpille 20 gün sonra da Türkiye’ye geri gönderildi”.

Atilla Olgaç da ertesi gün bunun o anda kafasında yazdığı bir senaryo olduğunu söyleyerek kendini savunuyor.

Bir psikiyatr olarak tahminimi yazıyorum… Kalıbının adamı olmayan bu kişi, 35 sene önceki ödlekliğini, hayâlî olarak yakaladığı gözü kara kaatil rolüyle birleştirerek bir senaryo uyduruyor. Sonunun nerelere varabileceğini hiç düşünmeksizin, şuûrdışına bastırdığı kendi suçluluk hislerini aklamak için beter mi beter bir masal anlatıyor.

Tam bir deformasyon profesyonel numûnesi yâni. Ve tabii ki büyük bir densizlik!

Peki, bundan sonra ne olacak?

Göreceğiz ama bu vesileyle hem o iğrenç dizinin, hem de bu kişinin empoze ettiği, özdeşleşme-benimsenme nesnesi olarak temsil ettiği karakterin ortadan kaldırılması için iyi bir vesile doğrusu…

Gidip Hamlet filân oynasa da, tam lâyığını bulsa!

Yanlış anlaşılmasın, Hamlet rolü en zor ve itibarlı şeydir; hazretin karakteri de pek ilginçtir…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 24 Ocak 2009 Cumartesi

Güncelleme - 25 Ocak 2009 Pazar: Bu densiz adam esasında “Er Ryan’ı Kurtarmak” filminden mülhem olarak 30 senedir kafasında tasarladığı bir senaryoyu canlı yayında sanki gerçekmiş gibi anlattığını, çok iyi oynadığı için herkesin kendisine inandığını, tek hatasının Radikal Gazetesi’ne de aynı açıklamaları yapmak olduğunu söyleyip özür diledi. Rum devlet televizyonunda “gerçekle senaryoyu karıştırdım” diyerek özür diledi, Sigma televizyonunda da Kur’ân-ı Kerîm’e el basarak tekrar özür diledi. Sonra da “AİHM’e gidilsin, gerçek ortaya çıkacaktır” dedi. Yâni 1. ve 3. varsayımlarım birleşti; bu işi bal gibi plânlayarak yapmış.

İmdi, tasarladığı senaryoyla çekeceği filimde de düşündüğü üzere, ben de kendi senaryo gerçeğimle bu aktör müsveddesinin suratına tükürüyorum (senaryo icabı); 19 yaşında esir, elleri arkadan bağlanmış Rum delikanlısının kendi yüzüne tükürmesini bastırıl(ama)mış homoseksüel bir oral seks fantezisi olarak görüyor ve ejakülasyon eşdeğeri bu tükürüğün akabinde onu alnından vurmasını da kendi eğilimlerini öldürmek olarak değerlendiriyorum.

   Ne Sigmund veya Anna Freud, ne Melanie Klein, ne de Vamık Volkan bana karşı çıkabilir!

      Ne de olsa psikanaliz bir bilimdir…

         Değil mi yoksa?

Yorum Yapın

Mesajınız