Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 4185 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

KÜRTÇE ŞARKILAR, HUKUK ve GUGUK ÜZERİNE

Haftalık basın toplantısında AKP Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın “İyi ki bu paşalarla savaşmamışız” şeklindeki yumurtasına (başka daha müeddep lâf bulamadım), Tuğgeneral Metin Gürak cevap veriyor: “Türk ordusunun savaşta ve terörle mücadeledeki başarısı herkes tarafından bilinmektedir, eğer bu söz söylenmişse söz konusu kişinin TSK ve TSK personeline yönelik görüşleri çok iyi bilinmektedir. Ön yargılı ve saptırıcı düşünce ve ifâdelerin üzerinde fazla düşünmeye gerek yok. Bu tip konuşmalar doğruları değiştirmez. Ancak bu konuşmada önemli bir husus var. O da Hukuk Fakültesi mezunu bir kişinin kesin yargı kararı olmadan hiç kimseyi suçlayamayacağı ve bir kurumu hedef almaya hakkı ve yetkisi olmadığını hâlâ anlamamış mıdır?”

Buna mukabele olarak, NTV’de, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç her zamanki baygınlık getirici üslûbuyla (MKD: “TBMM Eski Başkanı” ifâdesini hatalı bulurum) “ben hukuğu bilirim” diyor (16:50) ve ilâve ediyor “Avukatlık yaptım. Asker çocuğuyum”. Her şey bir yana, bu kadar muazzam hukuk âlimi nedense “hukuğu” değil, “hukuku” denmesi gerektiğini bilmiyor. Nitekim iki kere “hukuku”, bir kere de gene “hukuğu” diyor. Hukuk değil de guguk, benden teklif etmesi; ne de olsa “guguku” demek zor, “guguğu” daha kolay…

Devletlû, bütün gürleyişlerinde (konuşmaları diyemeyeceğim) Türkiye’de ne kadar etnik grup varsa, aklına gelen hepsini ısrarla söylüyor da söylüyor. Zâhiren sûret-i Hakk’tan ve birleştirici, değil mi? Hayır! Azıcık sosyal psikiyatriden, sosyolojiden nasipli olan herkes çok iyi bilir ki, bu tamamen bir sistematik duyarsızlaştırma tekniğidir. İnsanlar farkına varmadan Türk’ü ve Türklüğü değil, etnisitelerini düşünmeye başlarlar. Aynen de öyle olmakta! Yapan kim? Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı! Zâten bunu kaç zamandır değişik şekillerde tatbik etti, son taktik ise bu…

Ajda Pekkan kalkıyor, Rojin ile Kürtçe (Kurmancice) düet yapıyor; bütün enteller çok seviniyorlar. Yazılarımı takip edenler hatırlayacaktır: Kürtçe konuşmak ve Kürt perestişkârlığı iki gruptan başlayacaktır demiştim: 1) Etnik olarak Kürt olan ve onlara özenen en alt sosyoekonomik tabaka, 2) Kendilerine sosyete denen, özenti, sonradan görme ve ekserisinin serveti karanlık güruh. Bir asker kızı olan Ajda The Immortal’ın bu sahnede de rol kapmaması düşülemezdi bittabi. Minik Serçe’ler de kervanda yürüyor, birileri de ürüyor. Kürtler’in uğradığı mezalimi anlatan filmler gırla gidiyor. Bir yanda “Türk” Recep İvedik, diğer yanda faşist ve müstevlî Türk askerleri(!) ve onlara kahramanca direnen Kürt delikanlılarıKendi muazzam kültürünü bu kadar muazzam lizozomik faâliyetle milletleşme sürecine dahi girmemiş bir etnik karmaşaya teslim eden başka kaç millet vardır, bilemiyorum.

Entellektüel kızlar dip boyasını ihmâl ettiği, sâdece bir pudra sürdürüp öylece muhabbete çıktığı için Hillary Clinton’u övüp övüp bitiremiyorlar (yâhu, bu kadının adını her gazete farklı yazıyor ve bir Hilary bir Hillary deniyor; kendi web mekânında [herhâlde öyledir]: http://www.hillaryclinton.com/ Hillary yazıyor). Bu arada, Aysun Kayacı, kendisinin aranmak bahanesiyle program öncesinde tâciz edildiğini, Pınar Kür’e ise ses çıkarılmadığını anlatarak gene bir gündem yaratıyor. Arkasından da Obama gelecek, görün başımıza daha ne çoraplar örülecek. Amerikan düşmanlığı nötralize edilmeye çalışılıyor.

Ergenekon’un 2. Savcısı Zekeriya Öz’ün “öldürülmemiş olması çok anlamlı” diye şüpheli hânesine soktuğu eski popçu Çelik televizyonda ifşaatta bulunuyor. Şeyhi (eh, bu bir tarikatsa, liderine de şeyh denir) İhsan Güven Beyefendi Hazretleri’nin vefatından sonra Dost Tarikatı’na yakınlığı sebebiyle çok fazla ölüm tehdidi aldığını, İstanbul Valiliği’ne müracaatının karşılıksız kaldığını, bu sebeple hâmile olan karısı Buket’ten boşanmak zorunda kaldığını, yoksa onların öldürülebileceğini söylüyor. Türkiye’de kendisini güvende hissetmediği için artık Bakü’de restoran işlettiğini anlatıyor. Sonra da dalgasını geçiyor inceden inceye: “Öldürülmediğim için çok üzgünüm, kimden özür dilemem gerekirse dilerim”.

Orada burada sahte şeyhler yakalanıyor, bunlardan kaptagon imalâtçısı Ali Kalkancı’nın “tuzağına düşen” Fadime Şahin’den belli ki dinci olan bir mekânda şöyle bahsediliyor: (http://www.haberdem.com/haber/18755/Iste-Fadime-Sahinin-videosu.html) Aczimdendi Tarikatı’nın ağına düşüp iğfâl edilmiş mağdur kızı olarak tanınan Fadime Şahin’in aslında pavyonda çalışan bir telekız, TV ekranlarını uzun süre meşgul eden ‘irtica’ haberlerinin başlıca konuğu.  Fadime Şahin’in “bana tecavüz etti” dediği Sahte Şeyh Ali Kalkancı’nın da işsiz güçsüz bir alkolik olduğu Yeni Şafak’ın yayınladığı Ergenekon davasına gizli tanık olan kişinin ifâdelerinde yer aldı.

Yâhu, lâik demokratik bir hukuk devleti olan(!) Türkiye’de 2009’da şeyhin sahtesi veya hakikisinin ayırt edici özelliklerini acaba kim açıklar? Aklıma Yaşar Nuri Öztürk geliyor. Öyle ya, hem din âlimi, hem hukukçu, hem…

En son HaberTürk’e transfer olan hukukçu, ilâhiyatçı, politikacı, köşe yazarı, araştırmacı gazeteci ve her şeyci Yaşar Nuri Öztürk’ün “hayâsız” yerine “hayasız (“testissiz” demek)”, “Kur’ân” yerine gâh “Kuran”, gâh “Kur’an” diye yazdığını görüyoruz. Kendisine e-posta atıyoruz ama hazret kaâle almıyor ki, aynen devam ediyor. Rahmetli pederimin rahle-i tedrîsinden geçmiş olmasına rağmen, YNÖ’ün bütün kitaplarında bu Türkçe zayıflığını görürsünüz. Eh, o kadar kusur kadıda da olur!

   Bu arada,
      Acaba memleket nereye gidiyor hamdolsun?
         Korkunç derecede artan sefaletin, işsizliğin farkında mısınız?

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 13 Mart 2009 Cuma

Yorum Yapın

Mesajınız