Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2440 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

EVRİM MUHABBETLERİ

Önce biraz bizim din ulemâsı neler söylemiş (pardon, “buyurmuş”), bir bakalım:

Yaşar Nuri Öztürk, teoriyi ilk olarak bir Müslüman bilim adamının ortaya attığını söyledi, Süleyman Ateş ise “evrim geçirdik ama maymundan gelmedik” dedi.

TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik dergisinin Darwin kapağını baskı aşamasında değiştirmesi, iki yüz yıldır tartışılan evrim teorisini yeniden gündeme taşıdı. İslâmiyet’te evrimin yeri de tartışmaya açıldı. İşte iki ünlü ilâhiyatçımızın Darwin ve evrim teorisiyle ilgili görüşleri…

“Hurmadan geldik”

- Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk: Sözüm ona sansürü Müslümanlık adına yapıyorlar. Hâlbuki Darwin, evrim tezini ünlü Müslüman filozof İbn Miskeveyh’ten çaldı. Evrim teorisi Batı’nın değil Müslüman’larındır. 940-1030 yılları arasında İran’da yaşayan İbn Miskeveyh, “El-Fevzü’l-Asgar” adlı ölümsüz eserinde evrimleşmeyi, Darwin’den tam 850 yıl önce incelemiş ve onun vardığı sonuçlara daha o zaman varmıştır. Miskeveyh’e göre, yüksek âlemden inen nefs (rûh) çeşitli dünyâ varlıklarında kendini göstere göstere tekâmül etmiş, nihâyet insanlık mertebesine gelmiştir. Bu süreçte, hayat eserini ilk kabûl eden varlık bitkidir. Aşağı düzeyinde bitki tohumsuz ürer. Otlar gibi… Nihâyet evrim, üzüm ve hurma ağacına ulaşır. Bitkiler âlemi, hurma ile tekâmülünün son sınırına varmış olur. Hurmada artık hayvan özelliği belirmeye başlamıştır. Hurma, bitkinin son, hayvanın ilk mertebesidir. Hayvanlar âleminde ilk mertebe, kısmen hareket edebilen, sâdece dokunma duyusu bulunan sedef ve salyangoz gibi hayvanlardır. Evrimleşme, köstebek ve benzeri 4 duyu sâhibi hayvanlarla devam edip 5 duyu sâhibi, terbiye edilebilir hayvanlara ulaşır. Bu mertebede at ve şâhin tipiktir. Evrimleşmenin insanlık mertebesine bağlanma noktasında maymunlar ve benzeri gelişmiş hayvanlar görülür.

“Kur’ân’da evrim var”

- Prof. Dr. Süleyman Ateş: Darwin’e karşıyım ama bilimde sansür olmaz. Kur’ân’a göre insan bir evrim geçirmiştir. Ama Darwin’in dediğin gibi insan maymundan gelmiş değildir. Kur’ân’da insanın henüz halife olmazdan önce, yâni yeryüzünde Allah’ın temsilcisi olmazdan önce barbar, kan dökücü bir canavar gibi olduğu söyleniyor. Ama akıl potansiyeliyle insan olgunlaşıyor ve yeryüzündeki varlıklara hâkim olacak duruma geliyor. Bu Allah’ın bir lûtfu sâyesinde oluyor. Bakara Sûresi’nin âyetlerinde buna işâret edilmektedir. İnsan Sûresi’nde ise “İnsan kendisinin hiç anılmadığı uzun zamandan geçmedi mi” diye buyurulmaktadır. Yâni insan daha insan değildi ama insan olma yönüne yönlendirilmişti.

Darwin2

Radikal gazetesinden Türker Alkan 17.03.2009’da bu beyanlara şu yorumu getiriyor:

Geçenlerde Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ün evrim kuramıyla ilgili bir yazısı yayımlandı. Prof. Öztürk, evrim kuramının aslında çok daha eski zamanlarda İslâm âlimi İbn Misekvehy tarafından ortaya atıldığını, daha sonra Darwin tarafından çalındığını ileri sürüyordu. Bilimsel bir kuramın nesnel kanıtlara dayanması gerektiğini, bu bakımdan Darwin’le Misekveyh’i karşılaştırmanın yanlış olacağını söyleyen bir yazıyla Öztürk’ü eleştirmiştim.

Bunun üzerine kimya profesörü olan bir arkadaşım İbn Misekvehy ile ilgili küçük bir araştırma yapmış, bu İslâm âliminin şu “bilimsel” gerçekleri savunduğunu görmüş: “Kuzey ve Güney’de yeryüzünün en uzak meskûn bölgesinde ve onun civarında bulunan TÜRK ve ZENCİLER böyledir. Onlar ile anlattığımız hayvanlığın son mertebesi arasında büyük bir fark yoktur. Onlar, yararlarına olan pek çok şeyi anlayacak durumda değillerdir. Kendileri hikmet ortaya koyamadıkları gibi, komşu milletlerdekileri de kabûl etmezler. Bu yüzden durumları çok kötü ve yaşama düzeyleri düşüktür. Gıpta edilecek bir şeyleri olmadığı gibi, hayvanların kullanıldığı iş alanlarında köle gibi kullanılmaktan başka bir işe de yaramazlar”.

İyi mi?

Kimin görüşünü kabûl etmek câizdir şimdi? Darwin’e göre atalarımız maymun da olsa en azından biz insanız. Yaşar Nuri hocanın öve öve bitiremediği İbn Misekvehy’e göre ise Türkler ve zenciler hayvanlarla insanlar arasında bir mertebede yer alıyormuş!

Hangisi size daha “bilimsel” geliyor?

***

Gelelim sözün özüne…

Gerek Yaşar Nuri Öztürk’ün (YNÖ) gerekse Süleyman Ateş’in söyledikleri bilimsel midir?

 Suleyman Ates

Yasar Nuri Özturk

Tek kelime ile: HAYIR.

Çünkü YNÖ her zamanki gibi, her şeyi bilen üslûbuyla Darwin’i hırsızlıkla(!) suçlayıp, Müslüman filozof İbn Miskeveyh’ten aşırma yaptığını söylüyor. Bu ünlü(?) İslâm filozofunun muhteşem(!) eserinde neler yazdığını da yukarıda okuyoruz.

Neresini düzeltsem acaba?

Bir kere, YNÖ epistemolojiden sınıfta kalıyor (ki, bu ona hiç yakışmıyor). Darwin gözlem (müşahede) yöntemiyle topladığı bilgilerden bir teori (kuram) imâl edip kaleme alıyor, bu bilimseldir. İbn Miskeveyh ise dinî referansla ahkâm kesiyor, bu bilimdışıdır.

Ayrıca, Darwin’in bu İslâm âliminden haberi var mı, varsa bile, onun yazdıklarıyla diğerinin arasında en ufak bir râbıta var mı? Yok! Ama YNÖ’e göre Darwin’den tam 850 yıl önce incelemiş ve onun vardığı sonuçlara daha o zaman varmış.

Ne alâka?

Diğer beyanatı ise komik ötesi… Mikroskopik canlılar âlemi yok (kusura bakmayın sayın bakteriler ve terliksi hayvanlar), hurmada hayvanî özellik var (biyologlar tavana sıçrıyor, zoologların nutku tutuluyor), köstebek dört duyu sâhibi (köstebek haklarını korumalıyız, YNÖ hayvanın bir duyusunu iptâl etmiş, biyologlar toplu hâlde intihar ediyor), at ve şâhin ise beş duyulu (Allah [cc] râzı olsun YNÖ Hoca).

YNÖ’e ilk gördüğümde soracağım: Köpekbalıkları havlar mı, kedibalıkları da miyavlar mı? Uçakla kuş arasında ne fark vardır? “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” atasözü ne anlama gelir?

Süleyman Ateş ise her zamanki gibi çok daha mutedil ama bir bilim adamına yakışmayacak lâfla söze başlıyor: “Darwin’e karşıyım ama bilimde sansür olmaz” diyor. Hocam, acaba biraz yaşlanma mı, neyse… Yâhu, bir cümle ancak bu kadar kendi içerisinde çelişik olabilir. “Ben peşin hükümlüyüm ama bilimde peşin hüküm olmazdemekle aynı şey bu! Ne kadar mütevâzı olduğunu bilmesem, megalomani diye düşüneceğim ama yakinen tanırım, hâzâ çok beyefendi ve kâmil bir insandır; sanıyorum ne diyeceğini bilemeyip lâfı dolandırmış. Hele “yeryüzünde Allah’ın temsilcisi olmazdan önce barbar, kan dökücü bir canavar gibi olduğu söyleniyor. Ama akıl potansiyeliyle insan olgunlaşıyor ve yeryüzündeki varlıklara hâkim olacak duruma geliyor” lâflarına bakınca şaşırıp kalıyorum. Yâni, şimdiki insanoğlu kan filân dökmüyor mu, yoksa ben başka bir dünyâda mı yaşıyorum?

Her tarafta katliamlar, hârpler filân yok mu, yoksa ben şizofrenim de bana mı öyle geliyor?

Hep sorarım ya, bu memlekette hakiki ilâhiyatçı (teolog) yetişmez mi? Neden tanıdığım bütün ilâhiyatçılarımız müezzin veya müftü gibidir? İlâhiyat (teoloji) bir müsbet ilim dalıdır, fetva sahası değil.

Bu arada, Darwin’le İbn Miskeveyh arasındaki trajikomik tek ortaklık, ikisinin de Türkler’i aşağılık olarak görmeleri ve yeterince mütekâmil bulmamalarıdır.

Son bir çift lâf: Darwin insanın maymundan geldiğini değil, en yakın akrabası olduğunu söylemiştir ki, doğrudur.

Evrim (tekâmül: evolution) ile ilgili son ilmî ve felsefî görüşleri de bir özetleyeyim: Hiçbir tür diğerinden “aşağı” veya “yukarı” değildir. Hepsi de aynı derecede saygıdeğerdir. İnsan türünde de evrimleşme süreci devam etmektedir.

Ve…

Sakın kızma Sevgili Celâl, ama artık herkes evrimin bir teleolojisi (erekselliği) olduğunu kabûl ediyor. Bunun nasıl veya niçin yâhut neden olduğunu izah için ister adına inanç temelinde Tanrı, YHV, İçsel Gerçeklik veya TAO diyelim, istersen evren (kâinat) kendisi zâten bir kök hücredir ve her berhava oluştan sonra tekrar toparlanmaktadır diyelim…

 Fark etmez.

   Bilim adamı (müsbet ilimle iştigal eden kişi) objektif bilgiyle ve yöntemle çalışmak zorundadır. İnancı ne olursa olsun…

     Hurâfeyle Hakikat arasındaki sınır o kadar flû ve ince ki, Sırat Köprüsü üzerindeyiz her an.

        Düşmemek lâzım!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 24 Mart 2009 Salı

4 Yorum

Hüdai ÇAKMAKAğustos 1st, 2010 18:07

TERSİNİM TEORİSİ TANITIMI
Tersinim teorisi Türk düşünür ve yazarlarından Hüdai ÇAKMAK’ın ortaya attığı teoridir. Teorinin kurgulayıcısı Hüdai ÇAKMAK bu konuda şunları yazıyor.
-Varoluş insanoğlunun var edildiği ilk anlardan beri ilgisini çekmiş, konu-sunda pek çok teoriler üretilmiştir. Bu teoriler çok ve çeşitli olmasına rağmen varoluş bir yaratıcının eseridir ya da değildir, rastlantılarla oluşmuştur cevapla-rına uygun olmak üzere iki büyük grupta toplanır. Bir teori gerçek olduğu kuv-vetle inanılan bir varsayım üzerine kurulur, ayrıntılanır ve kanıtlanmaya çalışılır. Ulaşılan bilimsel sonuçlar genelde doğru olduğu kuvvetle inanılan varsayıma uygun olarak yorumlanır. Temel varsayımın yanlış olabileceği hiç bir zaman düşünülmez. Bu da bilimin olması gereken tarafsızlığına gölge düşürdüğü gibi pek çok hata ve yanlışlara yol açar, teorileri bilim dışına iter. Örneğin evrim teorisinin doğruluğu kuvvetle inanılan varsayımı milyonlarca tür ve cinste olan tüm canlıların rastlantılarla oluşmuş bir canlı hücresinin zamanla evrimleşmesi sonucu oluştuğudur. Bir evrim teorisi taraftarı hiç bir zaman bu temel varsayı-mın yanlış olabileceğini düşünmez. Bilimsel bulguları bu temel varsayıma uy-gun yorumlanmaya çalışır. Bu yorumların temel kanun ve ilkelerle çelişip çeliş-mediğine pek dikkat etmez. Kimileri görmezlikten, bilmezlikten gelinir.
Tersinim teorisinin kurgulanma yöntemi bu uygulamanın tamamen tersidir. Önce bilimsel sonuç daha sonra ulaşılan sonuca göre varsayım ilkesine daya-nır. Bu nedenle bilimin ortaya koyduğu tüm kanun ve ilkelerle uyumludur, hiç biriyle çelişmez. Tersinim teorisi herhangi bir teoriye karşıt ya da destek olmak amacıyla ortaya konulmuş değildir. Tamamen kendine özeldir.
Tersinim teorisi maddenin sakımı, entropi, yapmanın zor bozmanın kolay oldu-ğu ilkesi gibi tüm doğal kanun ve ilkeleri temel alır. Karşıtı olan diğer teorilerin bilimsel yöntemlerle doğruluğu onaylanmış esaslarını da temel almaktan çe-kinmez. Bu nedenle tersinim bilim dışına kaymadığı gibi konusundaki tüm teori-lerin bilimle doğrulanmış temellerinin birleştiği bir sentez durumundadır.
Tersinim teorisi özet olarak bilimsel araştırmaların sonuçları olan şu esasları temel alır.
1)-Enerji girişi ve zaman varoluşun herhangi bir olgusundaki düzen sahibi sistemlerde bozuma (tersinime), diğerlerinde ise değişime neden olur.
2)-Tersinim teorisine göre Varoluş, tüm evreni varsa diğerlerini kapsayan kompleks bir bütündür. Canlılık ve cansızlık olarak ayrılmaz.
3)-Varoluşun kompleks bir bütün oluşu bir Yaratıcı iradenin eseri olduğunu gösterir.
4)-Varoluş canlılığın oluşum ve devamlılığı amaçlıdır. Her şey bu amaca uygun planlanmış ve var edilmiştir.
5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersinim gösterir. Canlılardaki tersinim, kompleks sistem ve düzenlerin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini zayıflatması ya da kaybetmesi demektir.
6)-Her canlı türünün mükemmel ve eksiksiz yaratılmış bir arı ırkı vardır. Diğer tür ve çeşitler arı ırkların tersinimi sonuçlarıdır. Örneğin insanlar may-munların evrimi sonucu oluşamaz. Bu entropi, kalıtım, yaşamsal uygunluklar gibi doğal kanun ve ilkelere aykırıdır. Fakat maymunlar insanların tersinimi sonucu oluşmuş olabilir.
7)-Hiç bir canlı varlığını eksiksiz olarak geleceğe aktaramaz.
8)-Varoluş sorusuna verilen cevaplar insan hayatlarını yönlendirir. Bu nedenle tersinimin çok geniş ve derin sosyal etkileri vardır.
Teori sekiz ciltle kitaplaştırılmıştır ve tamamen bilimseldir. Tek kitaplık özeti mevcuttur.

TERSİNİM TEORİSİ VE DOĞAL İLKELER
Varoluş dediğimiz muazzam sistem tam bir düzen içindedir. Nice milyar yıllardan beri değişmeden var ve işler olan doğal kanun ve ilkeler bu düzenin inkâr edilemez kanıtlarıdır. Düzensizliklerde kanun ve ilkeler bulunmaz. Bu nedenle düzensizdirler. Kanun ve ilkelerin ortaya konulması, işlerlik kazanması bilgi, irade ve kudret üçlemesinin ürünleridir. Doğal kanun ve ilkeler pek çoktur. Pek çoğu hakkında henüz bilgimiz bulunmamaktadır. Aşağıda evrim ve tersinimle ilgili bir kaçından bahsedeceğiz. Teorilere uygunluğu konusunu oku-yucuya bırakıyoruz.
Düzenleri (sistemleri) bozmanın kolay, yapmanın zor oluşu ilkesi: Bir şeyi yapmak, ortaya koymak her zaman zordur. Eser ne kadar ayrıntılı, hassas ve kompleks ise ortaya koymak o kadar güç olur. Ortaya konulan eserleri bozmak ise son derece kolay ve basittir. Eğer o düzen ya da yapı ayrıntılı ve hassas bir komplekslik gösteriyorsa bozmak o kadar kolay olur. Bir bakıma eserlerdeki incelik, hassaslık ve komplekslik yapmakla doğru, yıkmakla ters orantılıdır.
Bir sanatkâr yıllar süren çabalarla göz nuru dökerek bir eser örneğin bir heykel meydana getirir. Bu sanat eserini bozmak için bilinçsizce yapılacak bir darbe yeterde artar bile. Yıllar süren emek ve çabalarla sırçadan bir saray yapabilirsi-niz ama atılacak bir taş bu sırça sarayı kırıp yıkmaya yetecektir.
Nice mühendislerin, işçilerin yıllarca emek, güç ve zaman harcayarak ortaya koyduğu mükemmel planlanmış bir şehri bir deprem ya da bir kıvılcım bir kaç dakika, bir kaç saat içinde yerle bir edebilir. Bir bakıma bir eser ortaya koyabil-mek için bilinç, bilgi, kudret ve yeterli zaman gerekli olduğu halde bozup yıkmak için kaba kuvvet ve kısa süreçler yeterlidir.
Termodinamiğin ikinci (entropi) kanunuyla bozmanın kolay, yapmanın zor olduğu ilkesi rastlantıların örneğin canlılık gibi basite indirgenemez kompleks oluşumları meydana getirebileceğini savunan materyalizm ve uzantısı olan teorilerin önünde diğer doğal kanun ve ilkelerle birlikte aşılması mümkün ol-mayan sıra dağlar gibi durmaktadır. Materyalizm ve uzantısı olan teorilerin bu konuda canlı yapılarının basite indirgenemez kompleks yapılarını inkar etmek-ten başka seçenekleri yoktur.
Kompleks düzenlerin oluşumunda bilgi, irade ve gücün gerekliliği ilkesi: Düzenleri yapmanın zor; yıkmanın kolay olduğu ilkesi aynı zamanda (düzenle-rin bir amaca yönelik olması gerektiği göz önüne alındığında) yeterli bilginin, gücün ve her ikisini amaca uygun harekete (eyleme) geçiren bir iradenin olması gerektiği gerçeğini ortaya koyar. Diğer ifade ile bir yapıda bir amaç ve bu ama-ca uygun düzenlilik varsa o yapı bilgi, güç ve iradenin eseridir. Asla rastlantılar sonucu değildir.
Örneğin bir çölde güneş, rüzgâr gibi doğal etkenler art arda dizilmiş estetik görünümlü, göz zevkimizi okşayan minik tepecikler, şekiller meydana getirebilir. Art arda dizilişlerine ve estetik görünümlerine bakarak bu oluşumların bir dü-zenlilik (bir eser) olduğu iddia edilebilir. Fakat bu oluşumlar bir amaca yönelik değildir. Eser sahibi olması gereken doğal etkenler estetik görünüşlü tepecikler meydana getireceklerini bilmezler, bu amaç için hareket etmezler.
Örneğin çölde esen rüzgârların dört bir yanı kavuran güneş ışıklarının radyas-yonların zaman içinde estetik görünümlü tepecikler oluşturduğunu gördüğümüz ve bildiğimiz halde aynı etkenlerin estetik görünümlü tepeciklerin ardından evle-ri, sarayları, yolları, köprüleri, fabrikaları, enerji santralleri olan modern ve güzel bir şehir meydana getirebileceğini hiçbir zaman düşünmeyiz. Bunun nedeni ise bu tür oluşumların bir amaca yönelik kompleks sistemler oluşudur.
Bilinç dışı rastlantısal etkenler estetik görünümler verdikleri yerleri rahatlık-la kirletip bozabilirler. Çünkü bunlar tıpkı modern bir şehri yerle bir eden deprem-ler gibi kontrolsüz kaba güçler gibidir. Bu nedenle ortaya çıkan oluşumlar gözle-re okşayan estetik görünümde olsalar dahi bilgi, güç ve irade üçlemesinin so-nucu olmadığından eser değildir.
Fakat aynı çölde basit bir kulübe, çadır ve hatta üst üste konulmuş taş yığınlarından ibaret harabeler görsek; estetik olmasalar, göz zevkimizi hitap etmeseler bile bunların emek, bilgi ve irade üçlemesiyle meydana getirildiğini, rastlantılar sonucu oluşmadığını biliriz. Bu konuda en küçük şüphemiz olmaz. Fakat estetik görünümlü tepecik dizimleri için aynı şeyi düşünüp söyleyeme-yiz.
Sonuçta şunu belirtmek istiyoruz. Eğer bir oluşumda bir amaç ve bu amaca uygun düzenlilik ya da düzenlilikler varsa o oluşum bilgi, güç, irade, madde ve zaman beşlemesinin sonucudur. Asla rastlantıların eseri değildir.
Doğa Gücü ya da Tabiat Ana…Eserlerin Eser Sahibi Olamayacağı İlkesi: Materyalizm varoluşta bilgi, kudret ve irade sahibi bir Yaratıcının varlığını ret ve inkâr eder. Fakat varoluş ret ve inkâr edilemeyen bir düzenlikler bütünlüğüdür. Bu bütünlüğe ekoloji diyoruz.
Düzenlilikler ise kurallar ve yasalar sonucudur ve bir amaca yöneliktir. Dü-zenlerin düzenliliği ise yasaların, kuralların eksiksiz işlemesine bağlıdır. En küçük bir hata ya da aksaklık bu muazzam makineyi durdurabilir. Bu nedenle kuralların, yasaların işlemesi son derece karmaşık, kompleks ve şaşırtıcı bir oto kontrol sistemiyle yapılır. Hiç bir şey rastlantıya bırakılmamıştır. Hiç bir şeyin rastlantıya bırakılmaması devrede eyleme geçmiş bir iradenin varlığını açık şekilde gösterir. İnkar etmek ya da etmemek bu gerçeği değiştirmez.
Materyalizm bu sistemsel bütünlüğe Doğa Gücü ya da Tabiat Ana der. Mater-yalizme göre doğa gücü doğal kuralların, yasaların bileşkesidir. Bu nedenle doğaüstü bir güç değildir. Belki de doğanın ta kendisidir.
Gerçek ise ifade edilmek istenen doğa gücünün ekolojik düzenin bir sonucu olduğudur. Ekolojik düzen ise madde ve yaşam dünyasını içine alan yaşamsal uygunluklarla kurulmuş kompleks düzenlerin, sistemlerin bütünlüğüdür. Yaşa-mın varlığına ve devamlığına yöneliktir.
Termodinamiğin ikinci kanuna göre zaman düzenleri düzensizleştirir, kar-maşa ve anarşi oluşturur. Bu nedenle eğer bir yerde bir amaç; bu amaca uy-gun düzenler, düzenlilikler varsa bilgi, kudret ve irade üçlemesi de var demek-tir.
Doğa gücü konulmuş kural ve yasaların bileşkesi (sonucu) olduğundan kendini meydana getiren yasaların, kuralların oluşturucusu, koyucusu olama-yacağı açıktır. Hiç bir şey rastlantılarla kendi kendini meydana getiremez. Doğa gücü ve varoluşun dışında bilgi kudret ve irade sahibi bir Varlık gerekir. Bu nedenle eserler eser sahibi değildir. Eser sahibi eserin dışındadır, eserden başkadır.
Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim teorisi kurgulayıcısı

TERSİNİM TEORİSİ MEKANİZMALARI
Tersinim teorisinin belli başlı mekanizmaları özetle şunlardır.
1)-Tersinimsel değişim: Tersinim teorisi varoluşu canlılık ve cansızlık ola-rak ayırmaz bir bütün olarak kabul eder. Entropi kanunları ise doğal şartlara bırakılmış düzen sahibi sistemlerin zaman içinde bozuma (tersinime) uğraya-cağını düzenlerin düzensizliğe gideceğini belirtir.
Maddeler moleküllerden, moleküllerde atomlardan oluşur. Atom ve mole-küller ise sistem ve düzen sahibi oluşumlardır. Maddeler de doğal şartlarda ve zaman içinde değişimler gösterir. Örneğin bir granit kaya zamanla çürür kimi metaller oksitlenir.
Daha kompleks düzen sahibi cansız oluşumları örneğin son model bir ara-bayı doğal şartlara bıraktığınızda kullanmadığınız halde ciddi şekilde tersinimsel değişime uğradığını (bozulduğunu) görürsününüz. Tersinimsel de-ğişim düzen sahibi sistemlerin kompleksliği ve zamanla doğru orantılıdır.
2)-Canlılarda tersinimsel değişim: Canlılarda tersinimsel değişimler evrim teorisinin mutasyonları karşıtıdır ve negatif değişimi ifade eder.
Tüm canlılar basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusudur. Dolaysıyla tersinimsel değişimlerden daha çok ve daha güçlü etkilenirler. Canlı-lar bu etkilerden varedilişlerinde kendilerine eksiksiz verilmiş savunma meka-nizmalarıyla korumaya bu etkileri en aza indirmeye çalışırlar.
Tersinimsel etkiler gen bilgilerini etkilemiş ise bozunumlar diğer nesillere aktarı-lır. Bu da canlıların zaman içinde tersinim göstermesi demektir.
3)-Doğal elenme (elenim): Doğal elenme evrim teorisinin doğal seleksiyon mekanizmasının tersini ifade eder.
Doğal seleksiyon zaman içinde diğerlerine göre daha çok evrimleşen canlıların diğerlerini elemine ettiğini hayat sahnesinden sildiğini bu yolla evrimleş-menin gerçekleştiğini savunur. Tersinim teorisine göre bu oluşum tam tersinedir.
Canlılar mükemmel ve eksiksiz var edilmişlerdir. Fakat tersinim sonucu kimi yaşam avantajlarını azaltabilirler yada tamamen kaybedebilirler. Yaşam avan-tajlarını azaltanlar (örneğin ihtiyarlayanlar hastalar) gerektiği kadar sahip ola-mayanlar (örneğin gerektiği gibi korunamayan yavrular) yaşam avantajlarını tamamen kaybedenler (örneğin bacakları kırılmış hayvanlar kanatları kırılmış kuşlar) ekolojik sistem içinde elemine edilirler. Avantajlarını koruyabilenler ya-şamlarını devam ettirir. Elenenler bu avantajlarını zayıflatanlar ya da kaybeden-lerdir. Doğal elenme (elenim) budur.
4)-Tersinimsel çeşitlenme: Tersinimsel değişimler çeşitlidir. Bunun nedeni canlıların yaşamsal şartlarının farklı olabilmesidir. Eğer tersinimsel değişim-lerden bir kısmı gen bilgilerine etkilerse ayrıntı yönünden atalarından farklık bireyler oluşur. Buna tersinimsel çeşitlenme denilir. Örneğin mavi ya da yeşil gözlülük ten rengi farklılıkları tersinimsel çeşitlenme sonuçlarıdır.
5)-Dar alanda tersinimsel çeşitlenme: Evrim teorisinin allopatrik varyasyon teriminin karşılığıdır. Genelde dar bir alanda sıkışıp kalmış türdeşleriyle bağlan-tıları kopmuş küçük topluluklarda meydana gelir. Bu topluluklarda yakın akraba evlilikleri yaygındır. Yakın akraba genlerinde ise farklılıklar az benzerlikler çok-tur. Yavrular anne ve baba genlerinin karışımları olduğundan kombinasyonu zenginliği oluşmaz. Benzerlikler çoğalır ve diğer nesillere aktarılır. Dolaysıyla gen rahatsızlıkları daha kolay diğer nesillere geçer.
Bu tür toplumlarda tersinimsel değişimler (negatif değişimler) son derece güçlü ve çeşitlidir. Bu konuda yaptığımız bir araştırmalarda insansı özelliklerini önemli ölçüde yitirip maymunlaşmaya başlamış toplulukları gördük.
6)-Seksüel seçilim: Evrim teorisi dişilerin gösterişli erkekleri seçtiklerini bu erkeklerin döllerini diğerlerine göre diğer nesillere daha kolay daha çok aktar-dıklarını savunur ve bu seçimi evrim mekanizmalarından biri sayar.
Fakat irade sahibi olmayan bu tür canlıların güzelle çirkini nasıl ayırt ettikleri güzelliklerden zevk alabilme melekesini nasıl sahip oldukları konusunda her-hangi bir bilgi veremezler kanıt da gösteremezler.
Tersinim teorisi bu konuda güzelliğin gençlik sağlık güç, kuvvet sembolü olduğunu dişi bir hayvanını sadece bunu anladığını nesillerini güçlü bireyler-le aktarma isteği ve içgüdüsüyle güzel erkekleri seçtiğini söyler ve kabul eder.
Her zaman olduğu gibi evrim teorisi doğal bir içgüdünün sonucu olan bu olayı kendi görüşüne uygun yorumlamayı tercih etmiş teorilerine bir evrim mekaniz-ması olarak koymuştur. Bu doğal olayın evrimle uzaktan yakından ilişkisinin olmadığı sadece varoluşlarında kendilerine verilen mükemmel yapılarını diğer nesillere aktarma içgüdüsünün doğal bir sonucu olduğu açıktır.
Yeri ve sırası geldiğinde teorimiz hakkında bilgi vereceğiz. Görüş ve eleştirileri-niz çabalarımızı artıracak ufkumuzu genişletecektir.
Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

EVRİM TEORİSİ VE TERSİNİM TEORİSİ
Henüz doğruluğu kanıtlanmamış, kanıtlanması da hayli şüp-heli bir teoriyi insan aklının bir zaferi gibi takdim etmek en hafif tabiriyle bilimsel tarafsızlığa görmezlikten gelmek, taraf tutmaktır. Evrim teorisi temelini teşkil eden bir canlı hücresinin rastlantılarla nasıl oluştuğu sorusunu bile tatmin edici bir cevap verememek-tedir. Bu konudaki verdiği cevaplar bilimin gerektirdiği deney ve gözlemlerle sınanarak ortaya koyma yerine derin bir hayal gücü-ne dayanır.
Gerçektende evrim teorisinin kurgulanma yöntemi de hatalı-dır. Doğruluğu kuvvetle inanılan; bir canlı hücresinin rastlantılarla meydana geldiği, zamanla evrimleşerek bu gün hayranlıkla gö-rüp incelediğimiz canlılar dünyasını meydana getirdiği temel var-sayımına dayanır.
Temel varsayım en baştan doğru kabul edildiğinden ayrıntılar buna uygun yorumlanır. Gerektiğinde en bilinen ve tartışılmayan doğal kanun ve ilkeler bile görmezlikten, bilmezlikten gelinir. Hiç bir zaman temel varsayımın yanlış olabileceği düşünülmez. Bu-nun nedeni ise temel varsayımın doğru olduğunu kabul etme mecburiyetidir.
Bir bakıma gidilmesi gereken mecburi istikamettir.
Tersinim teorisi doğruluğu kuvvetle inanılan bir varsayım yeri-ne bilimsel bulguların ortaya koyduğu sonuçların sentezlerini te-mel alır. Bu nedenle karşıtı gibi görünen teorilerin doğruları ve temelleri tersinim teorisinin doğruları ve temelleri olur. Örneğin maddenin sakımı kanunu, entropi kanunları, canlıların zaman içinde değişmesi, mutasyonlar, varyasyonlar, doğal seleksiyon tersinim teorisinin bilimsel bulgulara uygun yorumlanmış meka-nizmalarıdır.
Bilimsel bulgular enerji girişleri ve zamanın düzen sahibi sis-temlerde bozuma (tersinime) neden olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu sonuçlar entropi kanunları ve bozmanın kolay yapmanın zor olduğu ilkesiyle de tamamen örtüşür.
Tersinim düzen sahibi sistemlerde bozunum diğerlerinde değişim anlamına gelir. Zaman içinde canlılardaki değişim tersi-nim yönündedir.
Mutasyonlar gen bilgilerini etkilemiş ise diğer nesillere aktarı-lır. Mutasyonlar daima tersinim yönündedir. Bu nedenle canlılar-da gelişim değil bozunum (tersinim) söz konusu olur.
Tersinim için bilgi, irade ve uzun zaman gerekli değildir. Ka-ba güç (enerji girişi) yeterlidir. Bu nedenle evrim için şart olan ara format canlılarının varlığı tersinim için gerekli değildir.
Her canlı türünün mükemmel var edilmiş bir arı ırkı vardır. Diğer tür ve çeşitler arı ırkın tersinimi sonucu oluşur. Buna göre maymunlar insanların tersinimi sonucu oluşabilir. Bu konuda gözlemlenmiş somut deliller vardır.
Doğal seleksiyon canlıların savunma korunma mekanizma-larıyla var edilişlerindeki mükemmel yapılarını koruma ve nesille-rini devam ettirme gayretlerinin sonucudur.
Canlılar arasında bitip tükenmek bilmeyen bir yaşam savaşı yerine ekolojik düzen dediğimiz mükemmel bir dayanışma vardır.
Tersinim teorisi tamamen bilimsel sonuçlarla ayrıntılanmıştır ve her zaman eleştirilere açıktır.
Hüdai ÇAKMAK
Yazar

TERSİNİM TEORİSİ

Tersinim teorisi Türk düşünür ve yazarlarından Hüdai ÇAKMAK’ın ortaya attığı teoridir. Teorinin kurgulayıcısı Hüdai ÇAKMAK bu konuda şunları yazıyor.
-Varoluş insanoğlunun var edildiği ilk anlardan beri ilgisini çekmiş, konusunda pek çok teoriler üretilmiştir. Bu teoriler çok ve çeşitli olmasına rağmen varoluş bir yaratıcının eseridir ya da de-ğildir, rastlantılarla oluşmuştur cevaplarına uygun olmak üzere iki büyük grupta toplanır.
Bir teori gerçek olduğu kuvvetle inanılan bir varsayım üzerine kurulur, ayrıntılanır ve kanıtlanmaya çalışılır. Ulaşılan bilimsel sonuçlar genelde doğru olduğu kuvvetle inanılan varsayıma uy-gun olarak yorumlanır. Temel varsayımın yanlış olabileceği hiç bir zaman düşünülmez. Bu da bilimin olması gereken tarafsızlı-ğına gölge düşürdüğü gibi pek çok hata ve yanlışlara yol açar, teorileri bilim dışına iter.
Örneğin evrim teorisinin doğruluğu kuvvetle inanılan varsa-yımı milyonlarca tür ve cinste olan tüm canlıların rastlantılarla oluşmuş bir canlı hücresinin zamanla evrimleşmesi sonucu oluş-tuğudur. Bir evrim teorisi taraftarı hiç bir zaman bu temel varsa-yımın yanlış olabileceğini düşünmez. Bilimsel bulguları bu temel varsayıma uygun yorumlanmaya çalışır. Bu yorumların temel kanun ve ilkelerle çelişip çelişmediğine pek dikkat etmez. Kimileri görmezlikten, bilmezlikten gelinir.
Tersinim teorisinin kurgulanma yöntemi bu uygulamanın ta-mamen tersidir. Önce bilimsel sonuç daha sonra ulaşılan sonuca göre varsayım ilkesine dayanır. Bu nedenle bilimin ortaya koy-duğu tüm kanun ve ilkelerle uyumludur, hiç biriyle çelişmez.
Tersinim teorisi herhangi bir teoriye karşıt ya da destek ol-mak amacıyla ortaya konulmuş değildir. Tamamen kendine özel-dir.
Tersinim teorisi maddenin sakımı, entropi, yapmanın zor bozmanın kolay olduğu ilkesi gibi tüm doğal kanun ve ilkeleri te-mel alır. Karşıtı olan diğer teorilerin bilimsel yöntemlerle doğrulu-ğu onaylanmış esaslarını da temel almaktan çekinmez. Bu ne-denle tersinim bilim dışına kaymadığı gibi konusundaki tüm teori-lerin bilimle doğrulanmış temellerinin birleştiği bir sentez duru-mundadır.
Tersinim teorisi özet olarak bilimsel araştırmaların sonuçları olan şu esasları temel alır.
1)-Enerji girişi ve zaman varoluşun herhangi bir olgusundaki düzen sahibi sistemlerde bozuma (tersinime), diğerlerinde ise değişime neden olur.
2)-Tersinim teorisine göre Varoluş, tüm evreni varsa diğerle-rini kapsayan kompleks bir bütündür. Canlılık ve cansızlık olarak ayrılmaz.
3)-Varoluşun kompleks bir bütün oluşu bir Yaratıcı iradenin eseri olduğunu gösterir.
4)-Varoluş canlılığın oluşum ve devamlılığı amaçlıdır. Her şey bu amaca uygun planlanmış ve var edilmiştir.
5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersi-nim gösterir. Canlılardaki tersinim, kompleks sistem ve düzenle-rin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini zayıflatması ya da kaybetmesi demektir.
6)-Her canlı türünün mükemmel ve eksiksiz yaratılmış bir arı ırkı vardır. Diğer tür ve çeşitler arı ırkların tersinimi sonuçlarıdır. Örneğin insanlar maymunların evrimi sonucu oluşamaz. Bu entropi, kalıtım, yaşamsal uygunluklar gibi doğal kanun ve ilkele-re aykırıdır. Fakat maymunlar insanların tersinimi sonucu oluş-muş olabilir.
7)-Hiç bir canlı varlığını eksiksiz olarak geleceğe aktaramaz.
-Varoluş sorusuna verilen cevaplar insan hayatlarını yön-lendirir. Bu nedenle tersinimin çok geniş ve derin sosyal etkileri vardır.

Teori sekiz ciltle kitaplaştırılmıştır ve tamamen bilimseldir. Tek kitaplık özeti mevcuttur.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

BİR YARATICININ VAR OLDUĞU GERÇEĞİ VE MATERYALİZM
İnsanoğlu var edildiği ve düşünmeye başladığı ilk anlardan itibaren yaratılışı merak etmiştir. Bu merak önce; ben neden, na-sıl, niçin var edildim şeklinde kendine yönelikti. Fakat daha sonra var oluşun bütünlüğü keşfedilmeye başlanınca bu soru; biz nasıl, neden, niçin var edildik şekline dönüşmüş, bu konuda çok ve çeşitli teoriler, düşünceler üretilmiştir.
Var oluşun nedenleri, niçinleri, nasılları konusunda üretilen yanıtların çokluğu ve çeşitliliğine rağmen bütün bunları iki büyük grupta toplamak mümkündür. Tanınmış bir bilim insanına göre varoluş ya yaratılmıştır ya da yaratılmamıştır.
Eğer yaratılmış ise bir yaratıcı iradenin olması gerekecektir. Fakat materyalistler yaratılışı kabul etmek için yokluktan bir şey-lerin meydana geldiğini, ortaya çıktığını kabul etmek gerekir; bu-nu da bilim ret eder diyerek yaratılışı inkâr ederler, kanıt olarak bilimi gösterirler. Yadsınamaz bilimsel bir gerçek olan maddenin (enerjinin) sakımı kanunu bu görüşü onaylar gibidir. Tersinim teorisi ise materyalistlerin bu kanunu eksik bu nedenle yanlış yorumladıkları görüşündedir.
Maddenin (enerjinin) sakımı kanunu hiç bir maddenin yoktan var vardan da yok olmayacağını ancak şekil değiştireceğini belir-tir.
Materyalistler varoluşu önce maddeye dolaysıyla evrene in-dirgerler. Ardından da maddenin sakımı kanuna göre var olan evrenin yoktan var olamayacağını, var olduğu içinde ezelden beri var olması gerektiğini söylerler. Söylerler ama var olan bir madde yokluktan var olamayacağından her madde gibi evreninde bir kaynağının olması gerektiğini nedense görmezlikten, bilmezlikten gelirler.
Nitekim doğruluğu hemen hemen kanıtlanmış olan big bang teorisine (tersinim teorisine göre genişim evresi) göre evrenin kaynağı kütlesiz bir enerji zerresidir. Diğer ifade ile evren bu küt-lesiz enerji zerresinin patlaması sonucu meydana gelmiştir.
Eğer evrenin kaynağı bir kütlesiz enerji zerresi ise maddenin (enerjinin) sakımı kanuna göre bu zerrenin de bir kaynağı olması gerekecektir. Bu böyle ezele kadar devam edip gider.
Bir materyalist için evrenin bir kaynağının, kaynağında bir kaynağının olması, bunun ezele kadar devam edip gitmesi ge-rektiği materyalist felsefeyi etkilemez. Aksine doğrular.
Materyalist çevreler önceleri evrenin kaynağı olan enerji zerresi-nin ezelden beri var olduğunu; takriben on üç milyar yıl önce pat-layarak tüm evreni meydana getirdiğini savundular. Fakat tüm evreni meydana getirecek kadar yoğun olması gereken bu zerre-ciğin ışık fotonlarının yayılmasına dahi izin vermeyecek kadar büyük çekim gücüne sahip olması gerektiği, nasıl olup da patla-dığı (patlama için çekim gücünden daha büyük ve ters etkili bir gücün enerji zerreciğinin tam ortasına uygulanmış olması gere-kir) sorusu gündeme gelince bu varsayımdan vazgeçmek zorun-da kalmışlar, yerine kurulup bozulan evren modelini getirmişler-dir. Bu modele göre evren kurulup bozularak ezelden gelmekte-dir. Sonsuza kadar kurulup bozulacaktır.
Kurulup bozulan evren modelini destekleyen herhangi bir bilimsel kanıtın olmaması bu varsayımı bir teori olmadan öteye götürmez. Bize göre bu bir bilimsel gerçekleri materyalist felsefe-ye uydurma operasyonudur.
Evrenin bir enerji zerresinin patlaması sonucu meydana gel-diği gerçeği evren meydana gelirken kaynağın tümünün kullanılıp kullanılmadığı sorusunu gündeme getirir. Bu soruya verilecek cevap çok önemlidir.
Eğer kaynağın tümü kullanılmış ise kaynağın kaynakları da kullanılmış olacağından evrenin ezelden gelmesi gerekecekti. Ama biz evrenin ezelden gelmediğini, bir yaşının ve belirli bir kütlesinin olduğunu biliyoruz. Bu da bize evren oluşurken kayna-ğın tümünün kullanılmadığını sadece büyük bütünün minik bir parçasının harcandığını gösterir.
Büyük bütün ezelden gelip ebede uzanması gerektiğinden harcanan parça onu eksiltmeyecek, azaltmayacak, evrende bu büyük bütünün içinde minik bir zerre (gerçekte bir zerre bile de-ğil) olacaktır.
Uzay diye isimlendirip ezelden gelip ebede uzanan bir hiçlik olarak nitelendirdiğimiz evren dışı alemin gerçekte bir hiçlik ol-madığı açıktır. Bu gerçek ise tersinim teorisinin Yaratıcı evreni yaratmayı murat edince kendi zerresinden bir zerreyi ortaya koy-du ve kün (ol) buyurdu öngörüsüyle tamamen örtüşür.
Sonuç olarak şunları söyleyeceğiz. Evren başlangıcından en mükemmel dönemine kadar mükemmel planlanmış bir düzenle-menin sonucudur. Asla rastlantısal değildir.
İçinde milyarlarca gökcisminin bulunduğu şu evren, evrende yü-züp duran dünya, dünyayı tıka basa dolduran ancak milyarla ifa-de edilebilen canlılar rastlantılarla oluşmamışsa, oluşamamışsa ve bilim bu gerçeği ısrarla gösteriyorsa varoluş rastlantılarla oluşmamış demektir. Eğer varoluş rastlantılarla oluşmamış ise bir irade sahibi güç tarafından yapılmış, yaratılmış demektir. Bu da varlığı kesin olan bir Yaratıcıyı işaret eder. Varoluşun rastlan-tılarla oluşmadığını bilimsel olarak göstermek demek bir Yaratı-cının var olduğunu bilimsel olarak göstermek demektir.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

EVRİM KONUSUNDA CHARLES DARWİN’İN ŞÜPHELERİ
Evrim teorisi genelde akıl, mantık ve bilim dışı bir teoridir ve pek çok bilimsel bulgularla (kendi temel ve mekanizmalarıyla da) çelişir ve teorinin kurucusu Charles Darwin’de bunun farkındadır.
Darwin kalan ömrü boyunca ortaya koyduğu evrim teorisinin ger-çekliği yönünden şüpheler içinde bocalayıp durmuştur. Bu boca-lama evrim teorisi müsveddelerinin uzun zaman (yaklaşık on dört yıl) bir sandıkta saklı durmasına neden olmuştur.
1858 yılına gelindiğinde Darwin, Alfred Russel Wallace’in ufak farklılıklarla evrim teorisine benzeyen bir teori yayımlamak üzere olduğu duyumunu almasaydı muhtemel ki daha uzun yıllar sandıkta duracaktı. Bir bakıma evrim teorisinin ortaya çıkma ne-deni bir başkasına kaptırılma korkusu olmalıdır.
Darwin korkularını ve endişelerini bir kenara koyarak on dört yıl sonrada olsa teorisini yayınlamaya cesaret edebilmiştir ama şüpheli bocalayışları devam edip gitmiştir. Türlerin Kökeni kita-bındaki ifadeleri bu bocalayışın boyutunu kolayca ifade eder. Aynı zamanda bu ifadeler Darwin’in uzun yıllar gözlemlediği ya-şamdaki yaratılış harikalıklarından nasıl etkilendiğinin açık kanıt-larıdır.
Darwin Türlerin Kökeni isimli yapıtında kendine şu soruları sormaktan alamamıştır.
-…Birincisi türler başka türlerden belli belirsiz aşamalardan geçerek türediyse neden her yerde sayısız geçişsel biçimlere (ara formatlara) rastlamıyoruz?
Bu gün gördüğümüz türler yerine doğada neden biçimlerin kar-maşıklığı ile karşılaşmıyoruz?
İkincisi; örneğin yapısı ve alışkanlıkları bakımından yarasa olan bir hayvan, çok farklı yapısı ve alışkanlıkları olan başka bir hayvanın değişiklik geçirmesiyle oluşabilir mi?
Doğal seçmenin bir yandan zürafanın kuyruğu gibi sinek kov-maya yarayan pek az önemli bir organ ve öte yandan göz gibi şaşılası bir organ türetebileceğine inanabilir miyiz?
Üçüncüsü içgüdüler doğal seçmeyle kazanılabilir ve değişikliğe uğratılabilir mi?
Arıyı büyük matematikçilerin buluşlarını çok önceden uygula-dığı petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?
Dördüncüsü, birbirleriyle çaprazlanan türlerin kısırlığını ve kısır döller vermelerini oysa birbirleriyle çaprazlanan çeşitlerin döl ve-rimlerinin bozulmadan kalmasını nasıl açıklayacağız?
…………………….
Bununla birlikte bu gün doğada sayısız geçişsel biçimin hiç bir yerde ortaya çıkmamasının ana nedeni yeni çeşitlerin hiç dur-madan ata biçimlerinin yerini almasına yol açan doğal seçim sü-recinin kendisidir. Ama özellikle bu yok etme süreci olağanüstü etkili olduğu için eskiden var olmuş ara çeşitlerin sayısı da ger-çekten pek büyük olmak gerekir.
Öyleyse yerbilimsel oluşumlar ve bütün tabakalar geçişsel biçimlerle neden tıka basa dolu değildir?
Yerbilim organik yaratıkların böylesine kopuksuz zincirini asla gün yüzüne çıkarmamıştır. Ve bu belki doğal seçme teorisine karşı çıkarılabilecek en açık ve en zorlu aykırılıktır. Bence bunun yanıtı yerbilimsel belgelerin aşırı eksikliğinde saklıdır.
……………….
…..Ama bu teoriye göre sayısız geçişsel biçimler (ara format-lar) olmak gerektiğine göre onlara yer kabuğuna gömülmüş ola-rak neden çok sayıda rastlamıyoruz?
…………………..
……Peki ama geçit bölgelerinde yaşam koşullarının geçiştiği yerlerde neden birbirine yakın geçişsel çeşitlere (ara formlara) rastlamıyoruz?
…………………..
…Ama doğadaki türlü organik varlıklarda gördüğümüz sayı-sız karmaşık yapı uyarlamalarının düpedüz böyle bir etkiye (do-ğal seleksiyona) yorulamayacağına güvenle karar verebiliriz.
…………….
Bundan başka en farklı iklimlerde yaşasalar bile türlerin arı kalmasının ya da hiç değişmemesinin pek çok örmeğini her doğa bilgini bilir.
……………..
…Bu bölümde verilmiş olguların teorimi büyük ölçüde destek-lediğini öne sürmüyorum ama anılan güçlüklerden hiç birinin teo-rimi geçersiz kılmadığı kanısında olduğumu söylüyorum.
Darwin yaşamın basite indirgenemez kompleks sistemlerinin en belirgin ve harika yapılarından olan göz ve tavus kuşunun tüyleri ile ilgili şunları söylemektedir.
-Gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu. Ama kendimi zamanla bu probleme alıştırdım. Şimdilerde ise doğada-ki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin bir tavus kuşunun tüylerini görmek beni neredeyse hasta ediyor.
Darwin’in canlılardaki kusursuz tasarımları gördüğünde hissettik-lerini anlatan sözlerinden bazıları şöyledir:
-Bu mükemmel evreni, özellikle de insanın doğasını izlemek-ten mutlu olamıyorum. Her şeye dizayn edilmiş kanunların bir sonucu olarak bakmaya eğilimliyim. Ve bütün bu kanunlar açıkça her şeyi bilen, gelecekteki tüm olayları ve sonuçları gören bir Yaratıcı tarafından dizayn edilmiştir. Ama daha fazla düşündükçe daha fazla kafam karışıyor.
Tamamen ümitsiz bir karmaşanın içinde olduğumun bilincin-deyim. Gördüğümüz dünyanın bir şans eseri olduğunu düşüne-miyorum. Ama aynı zamanda her ayrı parçaya da bir dizaynın (planlamanın) sonucu olarak bakamıyorum.
Her sınıftaki hayvanla ilgili birçok şaşırtıcı ve ilginç örnekler verebilirim. Bunların sayısı o kadar çok ki şans eseri olmaları mümkün değil.
Ayrıca Darwin, ortaya attığı teorinin yanlışlığını ve temelsizli-ğini de fark etmiş ve şöyle yazmıştı:
-Okur Türlerin Kökeni isimli yapıtımın bu bölümüne varma-dan önce bir yığın güçlükle karşılaşmış olacaktır. Bunların bazı-ları bugüne dek üzerlerinde belirli bir ölçüde duraksamadan dü-şünemediğim kadar çetindir.
…………..
…..Böyle ani değişimler her şeyden önce embriyoloji ile uyuşmamaktadır.
Yine Darwin yakın dostu Asa Gray’a yazdığı bir mektupta:
-Oldukça iyi biliyorum ki spekülasyonlarım meşru bilimin sı-nırlarının oldukça ilerisine uzanmıştır diyerek teorisini bilim dışı bir spekülâsyon olarak değerlendirmişti.
Evrim teorisinin en büyük iddialarından birisi ve yanılgısı ta-mamen maddeye indirgeyerek canlı cansız tüm var oluşu doğa mekanizmalarının zaman içindeki rastlantısal ürünü saymasıdır. Saymasıdır ama Darwin bu konuda da şüpheler, tereddütler için-de bocalamakta, ümitsizliğin içinden ümit kırıntıları aramakta, Türlerin Kökeni kitabında şunları yazmaktadır.
-….Öyleyse hayvan ve bitkiler pek az ve pek yavaş da olsa deği-şiyorsa herhangi bir yararı olan değişimler ya da bireysel farklar doğal seçmeyle ya da en uygunların kalımıyla neden saklanıp biriktirilmesin?
İnsan kendine yararlı değişimleri (hayvanların evcilleştirilmesi kastediliyor) sabırla seçebiliyorsa değişen ve karmaşık yaşam koşullarında canlı varlıkların kendilerine yararlı değişimler neden sık sık ortaya çıkmasın ve saklanmasın ya da seçilmesin?
Her yaratığın yapısını, kuruluşunu ve alışkanlıklarını çağlardır şaşmadan sınayan, iyiyi kayıran ve kötüyü geri çeviren bu güç sınırlanabilir mi?
Her canlı biçimi en karmaşık yaşam ilişkilerine yavaş yavaş ve çok güzel uyarlayan bu güç için bir sınır göremiyorum.
İddia teorinin temelini oluşturduğundan bundan sonraki varsa-yımlarda bu büyük iddianın uzantılarını oluşturmaktadır. Oluş-turmaktadır ama çözüm için ortaya atılan her öneri teoriyi daha da karmaşıklaştırmış, içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bu konuda söylenecek son söz bilimsel gelişimlerin kuşkuları konu-sunda Darwin’i haklı çıkardığıdır.
Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcı

BİLİM Mİ, EVRİM Mİ?

Evrim teorisinin kanıtlanması -her ne kadar evrim teorisi taraftarları evrimin kanıt gösterilmesine gerek olmayan açık bir gerçek olduğunu kabul etseler ve buna inansalar da- evrim teorisi taraftarlarının en büyük idealleridir. Gerçekte onları evrim teorisinin kanıt gösterilmesine gerek olmayan açık bir gerçek oldu-ğu inancına iten neden bu konudaki başarısızlıkları, teoriyi destekleyen bilimsel hiçbir kanıtın bulunamamasıdır.
Fakat taraftarlarına göre evrim teorisi öylesine açık bir gerçektir ki bu gün bilimsel kanıtlarının bulunamaması ilerde bulunmayacağı anlamına gelmez. Evrimin kanıtları ilerde nasıl olsa bulunacaktır. Bu nedenle kanıtsızlığa rağmen evrimi bir gerçek kabul ederek varsayımları bunun üzerine kurmanın herhangi sakıncası yoktur.
Görüleceği gibi evrimci çalışmalar kanıtlardan çok kanıtsızlığa dayanan bu sakat mantık üzerindedir. Bir bakıma evrim teorisi taraftarları binanın temelini atmadan çatısını kurmaya çabalamaktadırlar.
Tanınmış bir gazetemizde 3 Eylül 1999 tarihinde yayınlanan Evrimin For-mülü Bulundu başlıklı haberde üç Fransız araştırmacının çalışmalarından bah-sediliyor, evrim nasıl gerçekleşiyor sorusuna cevap arayarak ortaya matema-tiksel bir formül koydukları bildiriliyordu.
Haberde yapılan çalışmalarda hâkim olan görüş ise yukarda bahsettiğimiz mantığa uygun olarak-bilimsel kanıtsızlıklara rağmen- evrimin bilimsel bulgular tarafından ispatlanmış kesin bir gerçek olduğu, geriye sadece formülünün keş-fedilmesinin kaldığı yönündeydi.
Bir bakıma-nasıl olmuşsa- çatı kurulmuştu, bu çatıya bir temel aranmak-taydı.
Bu formül ya da buna benzer tüm evrimci spekülasyonlar, önce evrimi mut-lak bir gerçek olarak kabul eden, sonra da bu kabul üzerine senaryolar yazan araştırmacıların ürünüdür.
Örneğin bu kişiler insanın maymunlarla ortak bir atadan geldiğini bu varsayımı destekleyen hiçbir bilimsel kanıt olmadığı halde- kanıtların da-ha sonra bulunacağını varsayarak- gerçek olduğunu peşinen kabul et-mekte, sonra insan ile maymunlar arasındaki farklılık ve benzerlikleri he-saplayıp kıyaslamakta, son olarak da bu bilgileri evrim kanunlarına uygun olarak yorumlamakta, çıkan sonuca göre yeni formüller, varsayımlar üret-mektedirler.
Fakat bir gerçeği-her ne kadar evrim teorisi taraftarları unutsalar bile-unutmamak gerekir. Bu gerçekte evrimin yaşandığı konusunda hiçbir bi-limsel kanıt olmamasına rağmen yaşanmadığı konusunda sayısız kanıt vardır.
Hayal ürünü, bilimsel kanıtlara dayanmayan varsayımlar üretmek gerçekte çok kolaydır.
Her insan böyle varsayımlar üreterek tıpkı Charles Darwin gibi; bu varsa-yımlarım her ne kadar pek çok çelişkiler içerse de; bilime, akla, mantığa ters düşse de gerçek olduklarına gönülden inanıyorum ama henüz bilim-sel kanıtlarını bulamadım. Zaman içinde bulunacağını umuyorum. Nasıl olsa günün birinde kanıtları bulunacağından siz bu varsayımlarımı gerçek olarak kabul ediniz diyebilir.
Bir insan ortaya çıkıp, yer sarsıntıları dünyayı karıştırmak isteyen çok geliş-kin uzaylı canlıların uzaktan kumandayla oluşturdukları provokatif olaylardır diye bir varsayım ortaya atabilir. Sonra elinde her hangi bir bilimsel delil olma-dan ya da Drake denklemi gibi şüpheli varsayımları kesin delillermiş gibi kulla-narak uzaylıların var ve akıllı olduklarından, akıl almaz teknolojilerinden, ne kadar güçlü olduklarından, yakında dünyayı işgal edeceklerinden, insanları kendi türlerine evrimleştireceklerinden, gezegenlerine götüreceklerinden….. Bahsedebilir. Bu konuda daha başka deliller istendiğinde bu tür deliller elimde henüz yok ama çok yakında ortaya konulacaktır denilebilir.
İnsanın hayal gücü sınırsız olduğundan bu varsayımını yine hayal gücüyle ürettiği başka varsayımlarla destekler ve bu varsayımları gerçeklerinin yerine kanıt olarak ortaya koyabilir.
Tarih boyunca bu tür hiçbir bilimsel kanıtlara dayanmayan sonunda birer safsata oldukları anlaşılan varsayımlara inanan, bu yolda servetlerini ve hatta hayatlarını harcayan nice insanlar görülmüştür. Bu gerçekte insanların ne ka-dar kolay aldanıp yanılabildiklerinin bir başka boyutudur.
Görüleceği gibi gerçekte bir safsata olan hayali bir varsayımı (Evrenin Dün-yamızdan başka bir yerinde yaşamın olup olmadığı kanıtlanamamıştır) Drake denklemi gibi bilimsel olduğu iddia edilen bir varsayıma getirip dayandırdık. Bu varsayımımızı pek çok insanın bir gerçekmiş gibi kabul edeceğinden emin ola-bilirsiniz. Evrim teorisinin bu günkü bilimsellikteki konumu-gerçek bilimsel kanıt-larla desteklenmedikçe- yukarıdaki hayali varsayımımızla aynıdır.

Yukarıdaki hayal kurgusuna benzeyen bir iddiayı Jean Chalin isminde bir bilim insanı ortaya atmıştır.
Bu bilim insanı daha da ileri giderek uzaydan gelen bu akıllı yaratıkların mevsimleri oluşturan değişimleri, yer sarsıntılarını kontrol ettiklerini, bu oluşum-ların etkenlerini istedikleri gibi değiştirdiklerini ve hatta Dünya ekonomisini ele geçirdiklerini borsaları indirip çıkardıklarını…. İddia etmekteydi.
Yine saygın bir bilim! insanımız Evrim teorisi taraftarlarının hiç dinmeyen baş ağrılarından biri olan ilk canlıların oluşumu konusunda:
-Örneğin ilk meydana gelen aminoasitlerdir. İkinci basamakta, thermal proteinler ve mikro kürecik proteinoidleri oluşmuştur. Daha sonraki ba-samakta, ATP aminoasitleri devreye girip evrimleşmiştir. Daha sonra da daha kompleks proteinler ve protein sentezleri gelişmiştir. Daha sonra prototip hücreler oluşmuş ve milyonlarca yılda doğa deneye yanıla stabil hücreleri oluşturmuştur diye yazabilmektedir.
Yukarıdaki cümlelerde ilk canlı hücre oluşumun evrim teorisi öngörülerine uygun aşamaları sıralanmış ancak bu aşamaların nasıl ve hangi mekanizmalar aracılığı ile gerçekleştirildiği konusunda bilimsel herhangi bir kanıt gösterilmesi unutulmuştur!.
Bir evrimci yazar hiçbir kanıt göstermeye gerek duymadan fakat bilimsel deyimleri, isimleri bol, bol kullanarak rastlantılarla ilk canlının nasıl oluştuğun-dan nasıl evrimleştiğinden bahsederek şempanzelere ondan da insana kadar rahatlıkla getirebilir.
Yazar evrimi-eğer gerçekse-kolaylıkla tırmanılan alçak basamaklı bir mer-diven gibi basitleştirmiştir. Görüldüğü gibi her şey kolaylıkla olu oluvermektedir. Fakat gerçek böyle değildir.
İlk meydana geldiği iddia edilen aminoasitlerin rastlantılarla oluşmalarının mümkün olmadığı bilimsel kanıtlarla gösterilmiş bir gerçektir.
Yukarıda yazıda iddia edilen evrim merdivenin ilk basamağında bulunan aminoasitlerin rastlantılarla oluşamayacağı oluşsa bile mevcut şartlarda varlık-larını koruyamayacakları dolaysıyla proteinleri oluşturamayacakları bizzat evrim teorisi taraftarları tarafından itiraf edilmiş bir gerçektir. (Aminoasitler ve protein-ler bölümlerine bakınız)
Dünyaca ünlü Science News dergisinin Ocak 1999 sayısındaki bir makale-de şunlar yazılıdır.
Hiç kimse şimdiye kadar nasıl olup da geniş çapta dağılmış yapıtaşla-rının proteinlere dönüştüğünü tatmin edici bir şekilde açıklayamamıştır. İlkel dünyanın varsayılan koşulları aminoasitleri yalıtılmış bir yalnızlığa doğru sürükleyecek şekildedir.
Canlılık konusundaki yazının diğer bölümlerindeki iddialar ise ilk bölümün imkânsız olarak belirttiğimiz oluşum zorluklarını kat, kat aşar.
Sayın bilim! insanının oldu, oluverdi gibi iki-üç cümlede aktardığı iyice basi-te indirgenmiş bu senaryoda söz edilen yapıların her biri son derece özel ve komplekstirler ve rastlantılarla meydana gelmeleri kesinlikle imkânsızdır. Eğer imkânlı ise bunu iddia sahibinin kanıtlaması gerekir.
Bir canlı hücresinin en basit yapı taşları olan aminoasitlerin rastlantılarla oluşması ve doğal şartlarda mevcudiyetlerini korumaları mümkün değildir.
Tek bir protein molekülünün sahip olduğu özellikler kesinlikle rastlantılara yer vermeyecek kadar karmaşıktır.
Kaldı ki basit bir canlı hücresi birbirinden değişik yapılarda ve her biri özel görevler üstlenmiş iki bine yakın protein ve diğer hücre içi elemanların inanıl-maz derecede karmaşık fakat o kadarda düzenli ve kompleks bir planlama ile yerli yerlerinde sentezlenmesi sonucunda oluşur.
Canlıların moleküler planı her canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan DNA dediğimiz dev biyomoleküllerdeki şifrelerde gizlidir. DNA molekülünün yapısı yaşam mucizelerinin başında gelir.
Yazının diğer bölümlerinde bahsedilen sözde oluşumlardan ise bahsetme-ye bile değer bulmuyoruz. Eğer kanıt yoksa ya da gösterilemiyorsa bu tür var-sayımların bir varsayım olmaktan öte değerleri yoktur. Bu tür yazılar genelde koyu bir taassup ürünü olup propaganda amaçlıdır.
Kanıtsızlığı kanıt olarak kullanmak evrim ve uzantısı teorilerin sıkça kul-landıkları bir yöntemdir. Bilimsel kanıtlara dayanmayan bu tür yöntemlerin pro-paganda ve beyin yıkama dışında bir değeri bulunmamaktadır.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

DOĞADA SAVURGANLIK VE ANARŞİ Mİ
YOKSA
DÜZEN VE DAYANIŞMA MI VAR?

Evrim teorisi taraftarlarının yaratılış gibi karşıt teoriler aleyhine buldukları kanıtlardan birisi canlıların gerektiğinden fazla çoğalma eğilimde oldukları iddi-asıdır. Charles Darwin’de bu konuyu işleyen Malthus’un Nüfus isimli kitabından oldukça etkilenmiş, canlıların anormal çoğaldıkları iddiasını doğal seleksiyonun dolaysıyla evrim teorisine kanıtı olarak göstermiştir. Gerçektende canlıların hesapsız çoğalmaları Dünyanın canlıları besleme kapasitesinin sabitliği nede-niyle canlılar arasında bir yer kapma telaşına, ardından müthiş bir yaşam sava-şına neden olmakta mıdır?
Bir balık milyonlarca yumurta bırakır. Bir meyve ağacı binlerce meyve verir. Bir balığın milyonlarca yumurta bırakması ya da bir ağacın binlerce meyve vermesi şüphesiz üremeye yöneliktir. Hiç bir balık bıraktığı yumurtalardan çıka-cak milyonlarca yavrudan büyük bölümünün diğer balıklar tarafından yenilerek besine dönüşeceğini, çok az kısmının büyüyerek erginleşeceğini bilmez. Bitki-ler içinde, diğer canlılar içinde bu böyledir. Her canlı üremek için elinden geleni yapar. Ne kadar çok yavru verirse üreme (neslini devam ettirme) garantisinin o kadar çok olacağını çok iyi bilir. Bir bakıma canlıların nesillerini devam ettirme çabaları doğa kanunların en önemlilerinden biridir.
Evrim teorisi taraftarlarına göre canlıların gerektiğinden fazla çoğalma eği-limleri bir savurganlık örneğidir. Yaratılış felsefesiyle bağdaşmamaktadır.
Darwin’e göre canlıların gerektiğinden fazla üremesi dünyanın belirli bir kapasiteye sahip olması nedeniyle mantıklı değildir. Gerektiğinden fazla üreyen canlılar arasında amansız bir yaşam savaşı verilmesinin ana nedeni budur.
Doğayı ve doğa içindeki canlıları gerektiği gibi ve tarafsızlıkla inceleyen bilim insanlarının canlılar hesapsız mı ürüyor sorusuna verdikleri yanıt kesin bir hayırdır.
Doğada çok ince bir düzen vardır. Her canlı bir başka canlının ya da canlı-ların besinidir. Bu bir besin zinciri oluşturur. Ölüp, ceset haline gelmiş her orga-nizma börtü böceğin, kurdun kuşun sonunda mikropların bakterilerin besini haline gelir. Her şey yerli yerini bulur. Hiç bir şey israf olmaz. Hiç bir şeyin israf olmaması var olan düzenin ne kadar ince ve hassas olduğunun bir başka kanı-tıdır.

Canlılardaki ekolojik denge: Doğada en çok üreyen canlılar bu besin zinci-rinde en çok kıyıma uğrayan canlılardır. Doğa canlıların nüfuslarını birbirleriyle kontrol ettirerek tam bir denge ve uyuşum sağlamıştır. Canlılar arasında aman-sız bir yaşam savaşı var gibi görünürse de bu gerçekte tam bir dayanışmadır. Her canlı bu düzenin ve bu düzendeki görevlerinin farkındadır. Yaşamının diğer canlıların varlığıyla yakından ilgili olduğunu çok iyi bilir. Bir geyik sürüsü karnı doymuş bir aslan ailesinin yakınlarına kadar gelir ve orada otlamaya devam eder. Hiçbir canlı –insan dışında- gereksiz yere bir başka canlıyı öldürmez, katliam yapmaz.
Dünyada milyonlarca farklı canlı türü yaşamaktadır. Bu canlılar içinde sade-ce bitkiler topraktan doğrudan besin alabilme mekanizmalarına sahip oldukla-rından kendi besinlerini üretebilirler. Bu nedenle bitkiler besin zincirinin birinci-sidir, temelidir ve en önemli halkasıdır.
Hayvanlar ise ya bitkileri veya diğer hayvanları besin olarak kullanırlar. Bu besin dengesi o kadar iyi kurulmuştur ki, hiçbir canlı türü aşırı derecede çoğalıp yeryüzünü istila etmez, edemez. Ekolojik denge denen bu sistem yapay müda-haleler olmadıkça bozulmaz.
Ekolojik denge o kadar hassas bir düzene sahiptir ki, insanlar tarafından tüm modern gelişkin teknolojiye rağmen taklit edilememektedir. Yapay ekolojik denge kurma çalışmaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
ABD Columbia Üniversitesinde bilim adamları tarafından Biosphere 2 adı verilen deney buna en güzel örnektir.
Sözü edilen deneyde dev bir sera kurulmuş, bu sera dış dünyadan tama-men izole edilmiş, dışarıdan sadece güneş ışığı alan bu dev seranın içinde, sayı ve türleri daha önceden tespit edilmiş bitki ve havyanlar yerleştirilmiş ve bu yapay dengenin korunmasına çalışılmıştır. Ancak ilerleyen aylarda dengenin giderek bozulduğu görülmüş, türler ölmeye başlamış ve çalışma başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu başarısızlığın nedeni de bu konuda yeterli bilginin olmama-sı, ekolojik denge de rol sahibi mikroorganizmalar gibi bazı canlıların ortamda bulunmamasıdır.
Ekolojik denge öylesine ince, geniş ve çok dengeler içerir ki yapay olarak bu dengeyi kurabilmek mümkün değildir. Kaldı ki bir zamanlar hiçbir canlının bulunmadığı bir dünyada böylesine bir düzenin kurulabilmesi ilginç, ilginç oldu-ğu kadarda ibret vericidir.

Canlılarda dayanışma: Canlılardaki dayanışma ekolojik sistemin temelidir. Ekolojik sistemin madde boyutundan daha önce bahsetmiştik. Yaşam boyutu da madde boyutu kadar önemlidir. Öylesi önemlidir ki ekolojik düzenin yaşam boyutunu ayrı bir bölümde ele almayı uygun bulduk.
Charles Darwin ekolojik düzenin farkındadır. Türlerin Kökeninde şunları yazmaktadır.
-Yukarı hayvanlarda en yaygın karşılıklı hizmet hepsinin duygu birliği ile birbirlerini yaklaşan tehlikeye karşı uyarmalarıdır. Dr Jaegerin belirttiği gibi bir sürüdeki ya da kümedeki hayvanlara yaklaşmanın ne kadar güç olduğunu bütün avcılar bilir.
Öyle sanıyorum ki yaban atları ve sığırları herhangi bir tehlike işareti vermemektedir ama düşmanı ilk sezenin hali öbürlerini uyarmaktadır.
Yaban tavşanlarının tehlike işareti art ayaklarını pat, pat yere vurmak-tır.
Koyunlar ve dağ keçileri aynı işi ön ayakları ile yapar ve o sırada ıslı-ğımsı bir ses çıkarır.
Kuşların birçoğu ve memelilerin bazıları gözcüler çıkarmaktadır. Söy-lendiğine göre foklarda gözcülüğü genellikle dişiler yapmaktadır.
Bir maymun kümesinin önderi gözcülük de yapmakta, tehlikede ya da güvenlikte olduklarını bildiren çığlıklar atmaktadır.
Toplumsal hayvanlar birbirleri için ufak tefek işler görürler. Atlar bir-birlerinin kaşınan yerlerinin hafifçe ısırır, sığırlarsa yalar. Maymunlar bir-birlerinin dış asalaklarını ayıklar.
Brehm bir küme saba maymunu dikenli bir alandan geçtikten sonra her maymunun bir dala uzandığını ve başka bir maymunun onun yanına oturup kürkünü özenle incelediğini ve dikenleri birer, birer çıkardığını anlatmaktadır.
…………..
Toplumsal hayvanların birbirlerine karşı toplumsal olmayan hayvanla-rın duymadığı bir sevgi duyduğu kesindir.
…………….
Bununla birlikte hayvanların birçoğu birbirinin acılarını ve sıkıntılarını elbette paylaşmaktadır.
………………
Habeşistan’da babuinler bir bahçeyi yağma ederken önderlerini ses-sizce izlerler. Tedbirsiz bir yavru gürültü ederse sessiz ve eslek olmayı öğrenmesi için tokatlanır.
…………….
Belirli hayvanların bir arada yaşamalarına ve birbirlerine türlü yollar-dan yardım etmelerine yol açan içtepiye gelince pek çok halde öbür içgü-düsel davranışlarda bulunurken tattıkları kıvanç ya da hoşlanma duygu-sunun ya da öbür içgüdüsel davranışlarını engellenmesi sırasındaki aynı kıvançsızlık duygusunun onları hareket geçirdiği sonucunu çıkarabiliriz.
…………
Duygudaş üyelerinin sayısı en çok olan topluluklar en iyi serpilip geli-şir ve en çok sayıda döl yetiştirir. Bununla birlikte örneklerin birçoğunda belirli toplumsal içgüdülerin doğal seçme ile kazanılıp kazanılmadığına ya da duygudaşlık, sağduyu yaşantı ve benzenme yönsemesi gibi başka içgüdülerin yetilerin dolaylı sonuçları olup olmadığına ya da yalnızca uzun sürmüş alışkanlığın sonucu olup olmadığına karar vermek olanak-sızdır.
……………
İnsan toplumsal bir hayvan olduğuna göre arkadaşına bağlı olma ve boyunun önderine boyun eğme yönsemesini soyaçekimle kazandığı aşağı yukarı kesindir. Nitekim bu nitelikler toplumsal hayvanların birçoğunda ortaktır.
………………………
Eyleme geçmeden önce korkusunu ya da duygudaşlık konusundaki eksikliğini yenmeye zorlanan kimse bir bakıma doğuştan yetenekli olduğu için iyi bir işi hiç çaba göstermeksizin yapan birinden yinede daha çok güvenilmeye değerdir.
* * * *

Evrim teorisi taraftarları doğada pek çok canlının ergenlik çağına gelmeden öldüğünü, örneğin pek çok yumurtadan çıkan yavrulardan çok az bir kısmının hayatta kaldığını dolaysıyla canlılık yönünden doğada bir savurganlığın söz konusu olduğunu belirtmekte sonra da bunun bilinçli tasarımla (yaratılış teori-siyle) çeliştiğini iddia etmektedirler.
Bilinçli tasarım evrim teorisi gibi canlıların nasıl ortaya çıktığı konusuna cevap veren bir varsayımdır. Ekolojik denge ve sonuçları evrim teorisini ilgilen-dirdiği kadar bilinçli tasarım teorisini de çok daha yakından ilgilendirir.
Bilinçli tasarım teorisi evrim teorisinin öne sürdüğü doğadaki savurganlık iddiasını ekolojik düzeni kanıt göstererek ret ve inkâr eder.
Doğada savurganlık olduğunu iddia etmek var olduğu kesin bilimsel kanıt-larla gösterilmiş olan ekolojik dengeyi ret etmekle aynı şeydir.
Yukarıdaki bölümlerde açıklamaya çalıştığımız gibi canlılardaki nüfus kont-rolünün ekolojik düzenle mükemmel olarak yapıldığı bilimsel bir gerçekse; bir bilimsel gerçeği en az evrim teorisi kadar bilimsel olduğunu iddia eden bir var-sayımının da sahip çıkarak, öngörüleriyle aynı paralellikte olduğunu iddia etme-lerinden daha doğal bir şey olamaz. Doğada savurganlık olduğunu iddia eden evrim teorisi her şeyden önce ekolojik dengenin var olmadığını kanıtlamak zorundadır.
Evrim teorisi taraftarlarının yaptıkları gibi ekolojik dengeyi bir canlı kıyımı (savurganlığı) olarak göstermeye çalışmak ret ve inkâr edilmeyen ekolojik den-genin ruhunu anlamamakla eşdeğerdir.
Dünyada milyonlarca farklı canlı türü yaşamaktadır. Bu canlılar içinde sadece bitkiler besinlerini ya topraktan doğrudan alabilir ya da fotosentez dedi-ğimiz harika sistemlerle üretebilirler.
Hayvanlar ise besinlerini doğrudan üretme mekanizmalarına sahip değiller-dir. Bitkileri veya diğer hayvanları besin olarak kullanmak zorundadırlar. Bu besin zinciri o kadar iyi kurulmuştur ki oldukça karmaşık bir sistemin sonucu olan bu denge dış müdahalelerle bozulmadığı müddetçe hiçbir tür aşırı derece-de çoğalıp yeryüzünü istila edemediği gibi hiç bir canlı türünün nesli de tüken-mez. Bunun nedeni de her canlı türünün bu sitemde bir görevinin olması, sis-temin kendini kendi mekanizmalarla koruyabilmesidir. Hiç bir canlı boşuna var edilmemiştir. Her türün kendine mahsus özellikleri bu mekanizmanın vazgeçil-mez bir parçasıdır.

EVRİM Mİ? TERSİNİM Mİ?

…..Non-lineer dinamik yapılar….Stokastik süreçler…. Kendi kendine organize eden yapılar…. Sonuç evrim(miş)…
Dostlar sevinin. Her gün bir parça daha gelişip güzelleşi-yor(muş)uz.
Ohhh! Ne güzel… Evrim amca her gün bir kaç kuruş atıyor-muş kumbaramıza…
İleride kullanılmak üzere..
Her gün bir parça daha da zenginleşiyor(muş)uz.
Bunu genlerimize işleyip diğer nesillere aktararak…
Babadan evlatlara kalan miraslar gibi.
Bu daha da güzel…..
Diline sağlık evrimci…. ………………….
………………….
Fakat gerçek amca öyle demiyor….
Yüzü asık; sert ve inatçı… Asla taviz vermiyor. İsteğe göre değişmiyor.
Gerçek amca şunu der ki ey yeğenim!
Zaman insafsız bir harami gibi! Her birimizden bir şeyler ko-parıp alıyor. Taş bile durduğu yerde çürüyüp gidiyor. Yıpranıp bir şeylerimizi kaybediyoruz.
Kazandığımız bir şeyse yok.
Evrim amca yalan söylemiş, kandırmış sizleri…..
Şunu iyi bil ki:
Her güzel çirkinleşecek, her yeni eskiyecektir. Bu bir doğa kanunudur. İşte tersinim budur. Taşın bile çürüyüp gitmesi gibi.
Ömrümüz varsa ihtiyarlamak kaçınılmaz akıbetimiz.
Ölümden ise kurtulan var mı? …………………………….
……………………..
Tersinim mi? Evrim mi? Artık bir karar verin.
Önümüzde güneş misali duran mı? Yoksa Kaf dağı ardında olan mı?
Gökte yıldız ararken önündeki çukuru görmeyen aptal alim misali…
Bu mesel kulağımıza küpe olsun.

Hüdai ÇAKMAK
YAZAR
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

EVRİM Mİ? TERSİNİM Mİ SORUSUNA
FOSİLLER NE DİYOR?

Fosiller geçmiş yaşamların günümüze kalan izleridir. Bu gün gelişen bilim ve teknolojinin yardımıyla geçmiş yaşamın tarihsel döngüsünü rahatlıkla fosillerde izleyebilmekteyiz.
Evrim teorisinin kurucusu ve duayeni Charles Darwin’e göre hiç bir canlı bu günkü yapısını geleceğe aynen taşıyamayacaktır. Değişim evrim yönündedir.
Tersinim teorisi de diğer pek çok konuda olduğu gibi evrim teorisiyle canlıların zaman içinde değiştikleri konusunda yorum farkıyla mutabıktır.
Tersinim teorisi canlıların zaman içindeki değişimlerini evri-min tersine negatif olduğu görüşündedir. Bu görüşüne kanıt ola-rak entropi kanununu, bozmanın kolay yapmanın zor olduğu; düzen sahibi sistemlerin irade, (amaç) bilgi, güç, madde ve ye-terli zaman beşlemesinin sonucu olduğu ilkelerini gösterir. Tersi-nim teorisine göre canlılar zaman içinde mükemmel yapılarından bir şeylerini kaybetmekte, gerilemektedir.
Fosillerin tarafsız ve bilimsel gözlerle incelenip yorumlanması yaşam gerçeğini öğrenebilmemizin tek yoludur.
Evrim teorisi devamlı gelişimi (evrimi) öngördüğünden yaşam grafiği gitgide yükselen düz bir çizgi olmalı ve evrimleşme süreci ara format canlılarına ait fosillerle açıkça izlenebilmelidir. Evrim sürecinin uzun, canlı ömürlerinin kısa olduğu dikkate alınırsa dünyamız ara format fosilleriyle tıka basa dolu olmalıdır ama bir tane bile bulunamamıştır.
Evrim teorisi savunucuları canlılığın başlangıcı kabul edilen rastlantılarla oluşmuş tek hücreli ilkel canlılardan bu gün hayran-lıkla izlediğimiz mükemmel yapılılara geçiş sürecini hayat ağacı dedikleri bir şema ile göstermeye çalışırlar.
Bu şemada türler arasındaki boşlukları genelde hayal ürünü ara format canlıları doldurmuştur.
Canlılar devamlı evrim sürecinde olduklarından evrim teorisi-ne göre bulunan her fosil bir ara format canlısına ait olmak zo-rundadır. Tüm fosillerin ara format fosili olarak yorumlanma ça-baları bu mantığın sonucudur. Bir bakıma sonuç başlangıçta tespit edilmiş, ayrıntılarda buna uydurulmuş, boşluklar gerçek dışı varsayımsal canlılarla doldurulmuştur. Bunun bilimsel yön-temlerle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir ön kabul olduğu açıktır.
Fosil bulgularının verdiği sonuçları gruplandırıp genelleme yapmak evrim mi, tersinim mi sorusunun doğru cevabını bulma-mıza yardımcı olabilir. Fosil bilimi bulguları konusunda şu genel hatları kesin bir şekilde ortaya koymuştur.
a)-Dünyamızda ilk canlılık üç milyar beş yüz milyon yıl önce bakteri türü mikroorganizmalar şeklinde görülür. Bu canlılar yapı olarak birbirlerinden tamamen farklı, kesin çizgilerle ayrılmış iki türdedir. Evrimsel bağ oluşturabilecek ara format canlıları da yoktur.
b)-Dünyada yaklaşık üç milyar yıl sadece mikroorganizmalar görülür.
c)-İlk canlılığın görüldüğü tarihten üç milyar yıl sonra (günü-müzden yaklaşık 550 milyon yıl önce) kambriyen döneminde canlılar aniden, çeşitli ve mükemmel yapılarıyla ortaya çıkarlar. Ara format fosilleri yoktur.
d)-Bu canlıların yapılarında öylesine büyük ve keskin farklık-lar vardır ki prekambriyen denilen kısa dönemde sıçramalı evrim-le oluşması mümkün değildir.
e)-Yaşam tarihi canlıların sadece çeşitlendiğini göstermez. Tersinimi de gösterir. Pek çok canlı türünün nesilleri kesilmiş, geçmişin karanlıklarına gömülmüştür.
f)-Fosillerin grafiği gitgide yükselen düz bir çizgi yerine tam bir karmaşa; inişler çıkışlar, zikzaklar gösterir. Hayat ağacı şe-masının öngördüklerine uymaz. İlkel zannedilenlerle gelişkin zannedilenler aynı dönemlerde yan yanadır, iç içedir.
Evrim teorisinin kabul ve ölçülerine göre ilkellerden çok daha yaşlı gelişkin, gelişkinlerden çok daha genç ilkel canlı fosilleri vardır.
g)-Bu gün milyonlarca fosil canlıların zaman içinde de

Efe TanmanAralık 15th, 2010 18:44

YNÖ beyefendi, bence üretken bir “bilim” insanıdır. Hep “lâf” üretir. Kısa zaman öncesine kadar da bu üretkenliğini “siyaset” bilimi “yararına” kullanmaya çalışıyordu. Baktı ki bu kadar “bilimsellik” siyasete fazla, yeniden canavar TÜRK halkına lâf üretmeye başladı.

Bu arada YNÖ bu kadar lâfı da hep “bilimin” ışığı ile üretmekte, tüm sabah öğlen-akşam programlarında da bu meziyetini, özverisini dile getirmektedir. Ne de olsa hocamızdır, her dediğine inanıp kabûl etmemiz için yıllarca pompalanmıştır YNÖ beyfendi.

Ancak, bu konuya değinmesi pek yerinde olmamış bence. Sansasyon yaratmaz, medyatik olamaz bu konularda. Yakışmadı YNÖ beyefendiye bu hareket.

Aydın IlgazAralık 16th, 2011 16:58

Neden Sayın “büyüklerimiz” bundan 1500 yıl önceki akıl ve becerilerinin anlıyacağı şekilde düzenlenmiş bir yaradılış hikâyesini ve eklerini hâlâ inatla savunurlar olduğunu anlamakta güçlük çekiyorum.

Devamlı “nedenleri” sora sora geriye gittiğimizde, artık izahının mevcut beyin kapasitesi ile anlayamayacağımız bir ânında… “evet, bütün bu sistemi kuran veya düzenleyen bir güç olmalı” diyoruz ve bunun adına Arapça veya Orta Asya Türkcesi ile bir sıfat buluyoruz.

Bundan ötesi, insanlık kendinin farkına vardığından beri bir “korku ve yalvarma” baskısından ve tavsiyesinden karnını doyuran bir takım ulemânın esiri olarak geçmiştir.

Sadece şu andaki sosyal ve bilimsel gelişmenin sâdece 20-30 senelik geçmişini incelesek bile “evrimin” devam ettiğini fark ederiz.

Ve en basit mantıksal târif ile bu şekilde devam edecektir. Çünkü her şeye kâdir “yaratan” böyle olmasını istemese, zâten akıl ve becerilerini sâdece karnımızı doyurma ve üreme seviyede bırakırdı. Çok değil, sâdece çocuklarımız ve torunlarımız ile aramızdaki beceri ve görüş farkınını fark etmemiz bile yeterli.

MKD: Maâlesef, üç beş seneye kadar evrimden bahsetmek yasaklanacak!

murat kayıAralık 16th, 2011 17:37

@Hüdai Çakmak:

Bir teori (kuram) ile bir hipotezin, düşüncenin, inancın farkını görmeniz gerek. Her teori bir hipotezden, hipotez bir düşünceden, düşünce ise bir sanıdan kaynaklanır. Ama bir sanının bu basamakları çıkıp teoriye dönüşebilmesi için gözleme dayalı olması, gözlemlenen şeyi açıklayan bir model oluşturması, bu modelin tüm gözlemlenenler ile uyum içinde olması ve hâttâ henüz gözlemlenmemiş olan olguları da öngörebilmesi gerekir (Standart Model’in, henüz gözlemlenmemiş Higgs Boson’u öngörmesi gibi). “Bilimsellik” budur. Yoksa alt alta dört tâne düşünce yazmakla bir teori olmaz.

Sizin yazdıklarınızda (kabûl, hepsini okumadım, sâdece bir göz attım) gözleme dayalı bir model göremedim. Atladıysam, lûtfen siz gösterin. “Varoluşun kompleks bir bütün oluşu bir yaratıcı iradenin eseri olduğunu gösterir” demişsiniz. Nasıl gösteriyor? Hangi kanıtlarla? Bu sâdece bir inançtır, gözlemle bir ilgisi yoktur.

“Teori” sözcüğü bu kadar rahat kullanıl(a)mamalı…

MKD: Sayın MK’nın Türkçe ve imlâ hatalarını düzelttim. Tipik millî hasletimiz(!): “Sizin yazdıklarınızda (kabûl, hepsini okumadım, sâdece bir göz attım) gözleme dayalı bir model göremedim”! Sonra da nâzikçe buyuruyor: “Atladıysam, lûtfen siz gösterin” :( .

Yorum Yapın

Mesajınız