YENİ JUNGIEN MÂNİDAR TESADÜFLER ve AKP’Lİ OLMAMANIN TEHLİKELERİ
Önce bir bilgi tazelemesi yapalım. C. G. Jung bâzı tesâdüflerin basit değil, mânidar (anlamlı: significant) olduğunu söyler. Yâni bir hâdise olur, onunla hemzaman (eşzamanlı: synchrone) olarak veya çok yakından cereyan eden sıradanmış gibi başka bir hâdise cereyan eder; aralarında dikkatle bakılırsa bir râbıta olduğu fark edilebilir.
Oy potansiyeli çok fazla olmasa da, “Türk İslâm Sentezi” ideolojisinin İslâm cenahına daha yakın kısmının lideri ve Büyük Birlik Partisi Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun bindiği helikopter düştü, şu sıralarda enkaza ulaşmakla meşguller. Pek muhtemelen rahmetli oldu bu lider. Bir buçuk gün sonra seçim var. Her türlü etiğin ve edebin ayaklar altına alındığı nutuklardan sonra, tam bu günde bu kazanın olması…
Mânidar tesadüftür, düz mantıkla bakın, öyle.
Zihinlerde yol açacağı suâl işâretleri açısından, nasıl olup da bu kadar süre yerinin tesbit edilememesi açısından, üstelik de daha önce aranan bölgede bulunması açısından, sâdece bu partiden başkalarına akacak oyların değil, kafalardaki pekişen korku açısından… Kesinlikle mânidardır. İnsanların zihnindeki terörizasyonu arttıracaktır.
İzah edeyim:
1) AKP’li değilsen 1. dereceden tehlikedesin;
2) AKP’li değilsen, üstelik benzer kulvarda dünyaya bakan başka bir partideysen 2. dereceden tehlikedesin;
3) AKP’li değilsen, üstelik benzer kulvarda dünyaya bakan başka bir partinin başkanı isen 3. dereceden tehlikedesin (bu “kaza” işte buraya denk düşüyor);
4) AKP’ye muhalifsen ama benzer kulvarda dünyaya bakan başka bir partinin sempatizanı isen (meselâ MHP) 4. dereceden tehlikedesin;
5) AKP’ye muhalifsen ve farklı kulvarda dünyaya bakan başka bir partinin sempatizanı isen (meselâ CHP) 5. dereceden tehlikedesin;
6) AKP’ye muhalifsen ve farklı kulvarda dünyaya bakan başka bir partinin başkanı isen (meselâ Baykal) 6. dereceden tehlikedesin;
7) AKP’ye muhalifsen ve bir şekilde aleyhinde konuşan ve korkmayan biriysen 7. dereceden tehlikedesin (örnek o kadar çok ki);
AKP’ye muhalifsen ve bir şekilde AKP aleyhinde konuşan ve korkmayan biriysen ve hele bir de Rotaryen, LIONS üyesi veya masonsan 8. dereceden tehlikedesin (imâ bol);
9) Atatürkçü isen 9. dereceden tehlikedesin (örnek o kadar çok ki);
10) Atatürkçü isen, bir şekilde AKP aleyhinde konuşan ve korkmayan biriysen ve hele bir de Rotaryen, LIONS üyesi veya masonsan 10. dereceden tehlikedesin (imâ bol);
11) Yandaş medyadan olmayan bir gazeteciysen 11. dereceden tehlikedesin (Uğur Dündar’ın başına gelenler);
12) Yandaş medyadan olmayan, serbestçe eleştiren bir gazeteciysen 12. dereceden tehlikedesin (Emin Çölaşan örneği);
13) Muhalifsen ve yandaş medyada (doğal olarak) değilsen, 13. dereceden tehlikedesin;
14) Atatürkçü isen, bir şekilde AKP aleyhinde konuşan ve korkmayan biriysen ve hele bir de üniversite rektörü yâhut hocasıysan 14. dereceden tehlikedesin (Van’da cereyan edenler ve Celâl Şengör’ün başına getirilmek istenenler);
15) Bütün bunların herhangi birinden olup, Fethullahçılık aleyhinde fikir beyan ediyorsan 15. dereceden tehlikedesin (İlhan Selçuk’un, Balbay’ın başına gelenler);
16) TSK mensubuysan kafadan 15. dereceden tehlikedesin (şeref madalyası sâhibi komutanların başına gelenler ve gelecekler).
Bu liste tabii ki modifiye edilebilir ama ana fikir sanırım sarih.
Bakın, birinci iddianâmede benim adım geçiyordu gazeteci arkadaşım Güler Kömürcü ile (hani şu penisçi, sözüm ona “solcu” ama Economy Class’ta halkın içerisinde uçarken fenalık geçiren, şarapçı Serdar Turgut’un “sen pis bir faşistsin” diyerek Akşam’dan kovduğu vatanperver gazeteci) cep telefonuyla konuştuğum ve Gülümüz’ün neden mason olamayacağını anlattığım için. Bunun ne kadar büyük bir rezalet olduğunu burada yazmıştım.
Tecrübeli gazeteci ve muhabir, anchorman (“ana haber sunucusunun” Amerikancası, böyle denince havalı oluyor ya) Uğur Dündar Beyefendi için ise ufacık bir şerhim var: Sizin nasırınıza basılıncaya kadar nerelerde idiniz beyim? Zât-ı âlînizin âile namusu başkalarınınkilerden daha mı değerli ve önemlidir? O deli saçmasından beter iddianamelerden dolayı nice kişinin canı yandı, içi acıdı, intihar edenler, ölenler, beyin kanaması geçirenler oldu.
NEREDEYDİNİZ? Bir de, bakalım bundan sonra ne yapacaksınız? Kendi namusunuzu temizletip başkalarınınki için sükûta devam mı edeceksiniz?
Göreceğiz…
En son olarak da Doğan Grubu’nun Hürriyet gazetesinde yazmak ve AKP’yi eleştirmek gibi kabahatleri olan Yılmaz Özdil’in bugünkü yazısına bir bakınız (kendisiyle tanışmadık ama İzmirli olduğunu öğrendiğimden beri daha bir severek okuyorum yazılarını), özetleyerek iktibas ediyorum:
***
Ergenekon’dan yargılanan Halis Yavuz Işıklar “başkan” diye hitap ettiği, “Mehmet T” isimli biriyle telefonda konuşmuş; bu konuşma kayda alınıp, iddianâmeye konulmuş.
“Ben geçenlerde Ankara’daydım. Turgut Özakman’ın evindeydim. Oraya Uğur Dündar’la Yılmaz Özdil geldiler. Bu Star’ı Aydın Doğan demiş ki, ulusal bi kanala çevirin demiş…”
Ben Turgut Özakman’la hiç tanışmadım…
Hayatım boyunca yüz yüze gelip konuşmadım, bir kez olsun telefonda görüşmedim. Çok istedim, bi türlü denk gelmedi, kısmet olmadı. Evi nerededir, bilmem (MKD: Eyvah! Ben cepten konuştum ve cep numarası da var)…
Halis Yavuz Işıklar’ı sokakta görsem, tanımam, çünkü hayatım boyunca bir araya gelmedim, tanışmadım.
İddianâmeye göre…
Hayatımda hiç tanışmadığım biriyle, hayatımda hiç tanışmadığım birinin evinde buluşup, patronum Aydın Doğan’ın bize asla söylemediği bir cümlesini aktarmışız.
Turgut Özakman’ın evinde Halis Yavuz Işıklar’la buluştuğumu kanıtlayacak (MKD: ispatlayacak) kişiye, Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabını hediye edeceğim!
***
Bu son paragrafı parantez içerisinde yazarak hakikaten müthiş bir mizah örneği veriyor, hâttâ tatlı tatlı alay ediyor Yılmaz Özdil.
Sonunda da ekliyor:
Özetle.
Ben sizin yerinizde olsam, iddianâmeyi bulup, satır satır okurum ki, içinde siz de olabilirsiniz… Bunda yoksanız, yakında bir başkası yazılır nasıl olsa, “AKP’ye oy vermeyip, hükûmeti düşürmeye teşebbüs edenler çetesi” filân.
***
Bir muhayyilenizi çalıştırınız…
Muhtelif komutanlara isnat edilen suçlar, her gün bir yenisi ortaya atılan “gizli” ses kayıtları…
“Kimse aksini düşünmesin” diye gürleyen, öfkeyi hitabet san’atı olarak ilân eden, kendisine muhalif olan yazarların köpekleriyle yattığını söyleyebilecek kadar bayağılaşan, oğlunun ABG pasaportuyla hayatı garantide olan bir şovmenin seçim otobüsü uğruna 20 dakika vapur bekletilmesini protesto ettiği için, onunla dahi ağız dalaşına giren, millet işsizlik ve çâresizlikten bunalırken yakınlarına ve yandaşlarına köşeleri döndürten, “hamdolsun” diyebilen, batan esnafı beceriksizlikle suçlayan birileri…
Daha ne korkunç şeyler göreceğiz, buna kim “dur” diyebilir?
Şu anda Türkiye’de demokrasi var mı?
Yok! Otokrasi ve tedricen teokrasi var.
Hukuk var mı?
Güldürmeyin Allah aşkına, sâdece guguk var.
Onun da bir kabahatini bulup sabaha karşı içeri atar, “hükûmeti düşürmeyi düşünecek kadar zekâsı olmasa da, vakitsiz ötüp, başkalarına oy vermeyi imâ edenler çetesinden” olduğu için sussun diye susuz ve gıdasız, nursuz bir hücreye atarlar.
Son birkaç guguklamasını kimseler işitemez
Ve son guguk kuşu da birkaç kanat çırpınışından sonra
Ölür!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 27 Mart 2009 Cuma

