Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 3567 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

İMAN, İLİMDEN SONRA GELİR

Posta kutuma Prof. Dr. Hüseyin Atay hakkında bir mesaj düştü; heyecan duydum ve hemen mekâna yerleştiriyorum.

***

İman, ilimden sonra gelir, imanda yalan olur, ilimde yalan olmaz.

Sonraki dönemlerde Kur’ân’ın imana yüklediği değeri pek aşırı derecede arttırarak ilmin değerini düşürmeye yöneldiler. Böylece iman ilimden önceye alındı, ilim iman üzerine oturtuldu. Bu tutum Kur’ân’ın açık ifâdelerine ters olduğu gibi, Kur’ân’ın felsefesine ve gâyesine de terstir. Bu terslik yüzünden Müslümanlar ilimde gerilemiş ve iman temelsiz bırakılmıştır.

Hüseyin Atay

Prof. Dr. Hüseyin Atay

İman edilecek nesne önceden bilinmelidir. Bir şey bilinmedikçe ona iman gerçekleşemez. İlim insana öğrendiği şeyin hayâl mi, ihtimâl mi, tümel mi, tikel mi olduğunu gösterir. İlim objektiftir. Kontrol edilebilir, yanlışlığı ve doğruluğu her an ortaya çıkarılabilir. İman ise sübjektiftir; kalbin bağlandığı bir hükümdür. Eğer iman ilme dayanmazsa, onun doğruluğu ve yanlışlığı ortaya konamaz. Böyle olunca da imandaki isâbetsizlikler düzeltilemez.

İslâm’ın ilk dönemlerinde otorite, Kur’ân ve akıl idi (MKD: Bizzat Peygamber şûrada istişâre ederdi, sonraki üç halife döneminde de aynı şey olmuştu). Sonraları Kur’ân ve akıl terk edildi; onların yerine sahâbenin, tâbiunun, mezhep imamlarının sözleri geçirildi. Oysaki o insanların bizzat kendilerinin böyle bir tutumu ve telkini yoktu.

Kendilerinden sonra gelenler, geleneği Kur’ân’ın ve aklın yerine koydular ve hakikat diye geleneği kabûl ettiler. Geleneğe karşı çıkmayı, Kur’ân’a karşı çıkma olarak nitelediler. Böylece taklitçilik başladı.

Taklitçiliğin dayandığı esas, mezhep imamlarının dediklerinin doğruluğuna imandır. Onların yanıldığı düşünülemez, doğruluklarına inanılır ve onlara imanla dindar olunur. İşte bu taklitçilik, ilmi yıktı. Şimdi taklitçiliği ancak ilimle yıkmak mümkün olur. Taklitçilikte mezhep taassubu ve sübjektivite esas olduğundan bir mezhebi diğer bir mezheple tashih imkânı da yoktur.

Prof. Dr. Hüseyin ATAY:  RAPOR sh. 37-39

Prof. Dr. Hüseyin Atay

1930’da Rize’nin İkizdere ilçesinin Güneyce nâhiyesinde doğdu.

1948’de Bağdat’a gidip liseyi orada bitirdi.

1954′de Bağdat İlâhiyat Fakültesi’ni birincilikle bitirdi.

Bağdat’ta gerek lise ve gerekse fakülte tahsili esnâsında oranın müderrislerinden de hususi olarak Tefsir, Hadis, Fıkıh, Usul ül-Fıkh, Kelâm, Mantık, Arap Edebiyatı, Arapça, Feraiz, (Miras Hukuku) ve İlm-i Heyet okudu.

26 Kasım 1956’da Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ne İslâm Felsefesi asistanı olarak girdi.

1960 yılında “Kur’ân’a göre iman esasları” adlı teziyle doktorasını verdi.

1962 yılında Ankara Üniversitesi tarafından İbranice’yi öğrenmek için iki sene müddetle iki asistan arkadaşıyla İsrail’e gönderildi. Bu sûretle İslâm Felsefesi’nin İbranice’ye yapılan tercümelerini ve Yahudiler yoluyla Avrupa’ya geçişini doğrudan doğruya inceleme fırsatını buldu.

1965 yılında bir bursla Amerika’ya gidip Chicago Üniversitesi’nde 1 yıl 8 ay İslâm Felsefesi ile ilgili ilmî araştırmalar ve incelemeler yaptı.

1968 yılında “Farabi ve İbn-i Sina’ya Göre Yaratma” adlı teziyle İslâm Felsefesi’nde doçent oldu. 1974 yılında Kelâm profesörü oldu ve aynı yıl kurulan Kelâm İlmi Kürsüsü’ne başkan seçildi.

1974-75 öğretim yılında Harvard Üniversitesi’nin daveti üzerine âile plânlaması, Ahlâk, Din ve Hukuk Felsefesi’yle ilgili araştırmalarda bulundu.

1980-82 yıllarında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde dekanlık yaptı.

Prof. Dr. Hüseyin Atay Arapça, İngilizce ve İbranice bilmektedir.

Hüseyin Atay1

Prof. Dr. Hüseyin Atay, bir konferansında

***

Yâhu, demek ki memlekette sâhici ilâhiyatçılar da varmış ama lâf ebeleri yüzünden seslerini işitemiyoruz.

Acaba bu âlim, haydi yeni ifâdeyle bilim adamı acaba şimdi nerededir, ne yapıyor? Bakın web mekânına, görün (sağolasın Google): http://www.huseyinatay.com/anasayfa.

Akl-u Hikmet, Kudret ve Güzellik’le süslenmemiş şey ilmî değildir, ilim de ancak bu zâviyeden hareketle Hakikat’i keşifte yardımcı olur.

O Hakikat’e de asla ulaşılamayacaktır

   Bundan dolayı da ilim hep çalışacaktır

      Âlim de ilmini edeple, sevgiyle, saygıyla

         ama kat’iyetle hür olarak ve baskı altında kalmaksızın

            yapacaktır.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 29 Mart 2009 Pazar

Yorum Yapın

Mesajınız