PELİN BATU HANIM KIZIMIZ
27 Aralık 1978 doğumluymuş ve en son olarak Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirmiş.
İnternetten öğrenebildiğim kadarı ile Ankara’da dünyaya gelen Pelin Batu, Dışişleri’nin en ünlü diplomatlarından biri olan babası İnal Batu’nun görevi nedeniyle hayatının büyük bir bölümünü yurt dışında geçirmiş. Henüz bir yaşındayken babasının tâyini sebebiyle Kıbrıs’a gitmek zorunda kalan kızımız, okul çağına geldiğinde ise kendini Pakistan’da bulmuş.
İlk ve orta tahsilini Pakistan’da Beacon House Public School’da, Ankara’da Pakistan Embassy Study Group’da ve Hacettepe Üniversitesi Piyano Bölümü’nde yapmış. Liseyi Marymount School (New York 1993-1995) ve Mannes College of Music’te (1993-1995) okuyan kızımız, New York Üniversitesi’nde edebiyat, tiyatro ve felsefe tahsili gördükten sonra da Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nü bitirmiş.
İslâmabad, Girne, Prag, Londra, Paris, New York gibi pek çok şehirde dolanıp, tatil için geldiği İstanbul’da yaşamaya karar vermiş. Siyasetle ilgilenmediğini söylüyormuş, sâdece yazı yazmak ve oyunculukla ilgilenmek istediğini ifâde etmiş.
İlk sinema tecrübesini Ferzan Özpetek’in filmi olan Harem Suare’de gerçekleştirmiş. Pek çok sinema filmi ve televizyon dizisinde kariyerini sürdürüyormuş. Bir de kitap yazmış (okumadım henüz) ve Ghost Sonata adlı oyundan “en iyi kadın oyuncu” ödülü kapmış.
Hanım kızımız filmde öpüşmek zorunda kalıp çok zorlanmış. “Yağmurdan Sonra” filmindeki o öpüşme sahnesinin konuşulmasına kızan Pelin Batu, “korkunçtu” demiş. Saba Tümer namlı edep ayarı bozuk kadının programına konuk olan Pelin Batu, film henüz vizyona girmeden öpüşme sahnesinin çok fazla gündeme gelmesinden rahatsız olduğunu belirterek “bu tür sahnelerle ilgili olarak sâdece kadın oyunculara ve imâlı bir tavırla soruluyor. Ayrıca öpüşme sahnesinin çekimler korkunçtu. İnsanlar ‘Aa ne güzel işte’ diyorlar ve biz orada eğleniyoruz sanıyorlar. Bizim o yağmurun altındaki öpüşme sahnemiz; sabah 5 sularında çekime başlandı, saat 7’de vapura yetişecektim. Buz gibiydi hava. Üzerimizde koton elbiseler vardı. Tonlarca su döküldü üstümüze. Sahneyi hızla çektik. Sahneden sonra sıcak bir duş aldım ve zar zor vapura yetiştim” açıklamasını yapmış. Yâni hava sıcak ve ortam da fıstık gibi olsaydı ne olacaktı acep?
Mustafa Altıoklar’la aşk yaşamış. İngilizce yazıyormuş yazılarını. Sormuşlar:
Peki, o zaman şunu sorayım, hâlâ İngilizce mi yazıyorsun? Cevap şu:
“Türkçe’yle arada sırada oynuyorum, ama bence yazı yazmak birkaç güzel kelimeyi bir araya getirip, kâğıda dökmek değil. Bir lisanı hissetmek lâzım. Ukalâlık etmek istemiyorum, ama İngilizce benim ana dilim gibi (MKD: Başka nasıl olabilir ki güzel kızım). Çok rahat yazıyorum, kıvırıp, bükebiliyorum. Türkçe’de kendimi rahat hissetmiyorum. Aslında kendimi zorlamam lâzım bu konuda. Sonuçta ben Türk’üm. İleride olur belki, ama şimdiye kadar çıkmadı (MKD: Bu fena hâlde belli oluyor, anlatacağım)”.
“Baban İnal Batu eski diplomat, şimdi ise CHP milletvekili. Çocukluğundan beri evde politika konuşuluyor. Hiç politikayla ilgilenmeyi düşünmedin mi” denmiş, şöyle cevaplamış:
“Âilede bir kişinin ilgilenmesi yeter bence. Çocukluğumdan beri diplomasiden tut, politikaya kadar her şey yanımda konuşuldu ve kulaklarım doldu artık. Belki de bu, biraz reaksiyon. Tabii ki ilgileniyorum, konuşmalara katılıyorum ama uzak durmaya çalışıyorum. Bence herkes yaptığı işi doğru dürüst icra etmeli. Her şeye de bulaşmak doğru değil. Bir de Türkiye’de herkes politikayla ilgili, çünkü hayatlarını etkiliyor. İster istemez sıkılıyorum bundan. Bence aktif olarak bir şey yapmayınca ahkâm kesmenin de bir anlamı yok”.
***
Şimdi şööööyle bir bakalım. Bu kızcağız âdeta bir “pluripotent stemcell” ve anlamadığı, tahsilini görmediği hiçbir şey neredeyse kalmamış.
Bugün HaberTürk’teki İskandinav Ülkeleri’nde neden intihar ve depresyon çok oluyor muhabbetine de atladı “Seasonal Affective Disoğdığ bunun sebebi” diye ahkâm kesti; diğerleri de çok yağmura bağladılar, ben de ibretle baktım… Psikiyatr da mı oldun yâhu!
R’leri Ğ olarak telâffuz ediyor (bir fonolojik ârıza mı yoksa bu kadar çok yerde okuyunca lisan karmaşası mı olmuş bilemiyorum) A’ları da kalın kalın söylüyor ve bunlar onun konuşmasını hakikaten nev’i şahsına münhasır hâle getiriyor.
Gerçekten pek hoş bir güzelliği var, renkli şehlâ gözler, açık kumral bir ten, internette hafif erotik resimleri de mevcut.
Konuşması + bu hoş güzelliği + 19. Asır tablolarından fışkırma kıyafetleriyle bir fenomen. Tabii ki, bu fenomenin en büyük destekleyicisi ise HaberTürk ve Murat Bardakçı.
***
Şimdi bu güzel hâtun kişiye birkaç ağabey nasihati, tabii kaâle alırsa:
Müzik, edebiyat, tiyatro, felsefe ve tarih tahsili görmüşsün, aylardır takip ediyorum.
Maâlesef hepsinden nâkıstasın, piyano çalarken ellerin titriyor, parçayı yarım bırakıyorsun. İsimleri ve hâdiseleri, tarihleri karıştırıyorsun. Mahcup oluyorsun!
Sana mı kaldı Seasonal Affective Disoğdığ teşhisi koymak, susacağın yerde konuşuyor, konuşacağın yerde pısıyorsun.
Murat Bardakçı benim de ahbap olduğum, kendi bilmediği konular hâricinde hele bir üstâd ile konuşuyorsa, dinlemeyi pek iyi bilen bir kişidir; evinde sofrasında bizzat şâhit oldum, İlber Ortaylı da öyledir ve meselâ psikiyatriyle ilgili sohbetimizde gâyet hürmetkâr davranmıştır.
Murat seni çerez niyetine çıkarıyor, henüz yeterince tekemmül etmemiş bir tarih doçenti ve seninle –kusura bakma– kafa bulmaya varan üslûpla konuşup şov yapıyor. “Haydi, çal” dediğinde piyanon susuyor, o da yüzünde hınzırca tebessümle kendi sazını çalıyor. Tarih ve felsefe bilgin en azından yetersiz görünüyor; heyecandan şaşırıyorsun desem, hâlâ mı aşamadın? Öyle olduğu için de Turglishçe öfkelenip, anlamsız tartışmalara giriyor, akabinde Murat fırçayı basınca âdeta mazokistik bir duygulanım ile sükût ediyorsun.
Yaş 31 olmuş, Şebhem Schaffer’lık dönemin geride kalmış.
Önceliklerini ve becerilerini bir kaba koyup “shake” et, ekrana çıkacağım diye kendini küçük düşürme ve bence, yazarlığa ve oyunculuğa ağırlık ver.
İşte böyle…
Dost acı söyler!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 29 Mart 2009 Pazar


İmlâ hatalarını düzeltemediğim için af buyurun lûtfen, vaktim yoktu. Sâdece bu kıza başarılı, akıllı, iyi eğitimli, çok güzel olarak bakılması çok canımı sıkıyor; neden derseniz, Türkiye’mde o kadar daha akıllı, zeki, nerede ne söyleceğini bilen, üslûp ve retorik sâhibi, tutarlı, ekranda görülme hevesiyle tutuşmayan, sorumluluk sâhibi, kendini anlatmasını bilen, tartışmayı bilen kız var ki, bu kız artık çok gözüme batıyor.
Güneri Civaoğlu’nun köşesinde “Pelin Batu, New York’un ünlü bir yayın eviyle anlaştı, İstanbul’da Kadın olmak kitabını yazacak” yazısını okuyunca cinlerim tepeme çıktı! Bu kız nedir? Neden oradadır? Her yaptığı rezillik neden ona her defasında “mahâllemizin kızı” ne de olsa bir şeycikler olmaz, unutulur gözüyle bakılmaktadır? 32 yaşındaki bir kadın, doktorasının son senesinde araştırma yapmayı bilmeli değil midir? Nasıl Almanca bilmediği hâlde kurbağa yemek diye yanlış bir çeviriyi yazabilir? Bu kendine güven nerden gelmektedir? Bu kız sâdece İngilizce konuşmayı biliyor, 2 kelime Fransızca biliyor, o da ‘C’est fini’ ve ‘avec plaisir’, Almanca bilmiyor, Urduca’yı unutmuş durumda sâdece sokak muhabbeti yapabilecek durumda. Osmanlıca okumayı biliyorum deyip de anlayamamakta! Peki, bunların sonunda neden hep o kız ama benim etrafımdaki onca ışıkarı çok daha kaliteli parlayan kızlar değil?
Pelin Batu artık güzel de değildir, belki 20′li yaşlarında her genç kızın güzel olduğu bir güzelleğe sâhipti ama 20′li yaşalarındaki güzelliğimizi kimseye borçlu değiliz, fakat 30′lu 40′lı yaşlarındaki güzelliğimizi kendimize borçluyuz ve o her geçen gün daha da çirkinleşmektedir (şehlâ olmak güzel olmak da değildir).
22 Ağustos 2010: Pelin Batu ilâhi okunurken başını kapattı.
10 Ekim 2010: Pelin Batu «Yağmurdan sonra Filmi» için sevişme sahnesiyle gündeme geldi.
29 Ağustos 2010: Batu, Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan bâzı emirlerin zamanla değişebileceğini savundu.
30 mayıs 2010: Programda İstanbul’un fethinden konuşulduğu sırada kedi miyavlaması duyuldu. Bir anda bütün stüdyo bu sese yoğunlaştı. Mikrofonunu çıkaran Pelin Batu, miyavlayan kediyi aramaya başladı. “Pisi” diyerek kedinin peşinde koşan Pelin Batu, Yaklaşık 6 dakika ortalarda görünmeyen Batu, bir süre sonra kucağında bir kedi ile stüdyoya geri döndü.
18 temmuz 2010: Pelin Batu canlı yayında stüdyada ok attı. İzlemekle yetinmeyen Batu, kafasına tilki postundan yapılmış olan kalpağı geçirip, eline ok ve yayı alarak atışlar yapmaya başladı.
9 Ekim 2010: Piyanist Pelin Batu Okan’ın diline düştü.
19 Eylül 2010: Yayına geç kalan ve apar topar programa katılan Pelin Batu, canlı yayında konuk Turgut Kut’u öpünce Bardakçı çok kızdı; ‘Öpme Pelin canlı yayındayız’.
9 Ekim 2010: Pelin Batu Tarihin Arka Odası programına skype ile bağlandı: Geçtiğimiz hafta yayınlanan programda Amerika’daki işleri dolayısıyla birkaç hafta programa çıkamayacağını belirtmişti. Sâdece karaltıların belirgin olduğu sistem, ekran başındaki izleyiciye de şaşkınlık yarattı.
28 Şubat 2010: Pelin Batu canlı Yayında Uyudu, vucudum attı dyerek de uyandı.
6 Ekim 2010: Pelin Batu canlı yayında küfür etti, zevk pezevengi Pelin Batu canlı yayında peş peşe p.zevenk dedi.
25 temmuz 2010: Pelin Batu bastı küfürü, kılıcı eline alan Batu, «sijtir» dedi.
23 mart 2010: Pelin Batu ölüm tehditleri alıyor, Pelin Batu’nun geçtiğimiz hafta sözde Ermeni soykırımı ile ilgili söylemiş olduğu sözler başına iş açtı.
11 nisan 2010: Pelin Batu’dan mastürbasyon açılımı!
Bir tarihte Sait Faik’i anma törenine Burgaz Ada’ya gidiyordum. Babasının yanında hoplaya zıplaya gidiyordu. Baba kızın mutluluklarını seyretmeye doyamazdınız. Sanki Sait Faik’in öykülerinden çıkmış gibiydiler. Babası İtalya’daki görevinde beni düş kırıklığına uğratmıştı. Politikada da başarılı olduğu söylenemez. Esat Cemal Paker, Fuat Carım, Kamuran İnan, Kamuran Gürün ve Çağlayangil, gibi anılarını yayınlar da okursam düşüncelerim değişebilir başka… Sayın Bardakçı’nın programında o güzel kıza yazık olmuşcasına duygulandım. Bir değer yitmek üzereymiş gibi geldi bana. Çok yerinde ve güzel öğütlerinizi kaâle alacağını umuyorum.
“Murat seni çerez niyetine çıkarıyor, henüz yeterince tekemmül etmemiş bir tarih doçenti ve seninle –kusura bakma– kafa bulmaya varan üslûpla konuşup şov yapıyor. ”
Sevgi ve Saygılarımla
[...] Ah benim güzel kızım, http://www.keremdoksat.com/2009/03/29/pelin-batu-hanim-kizimiz/ makalemde seni ikaz etmiştim; bak şimdi arkandan kafa buluyorlar. Zamanı [...]
Tamam şöyle böyle olabilir ama gayretli bir kız… Bir şeyler öğrenip birşeyler aktarmaya çalışıyor… İstese sosyetik sosyetik ortalıklarda dolaşabilirdi… Onu televizyona şov diye çıkartıp sonra da adam yerine koymayanlara ayıp değil mi?
MKD: Bir zahmet bu kızın hayat hikâyesini ve nereden nasıl gelip şöhret olduğunu bir araştırın. En azından bu kadar senedir dalga geçilmek oturmuş bir kişiliğe yakışır mı?