Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1772 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

SEÇİMLERİN SPİNAL ŞOKU veya DAHA BUNLAR BİR ŞEY DEĞİL!

Nörolojide “spinal şok” diye bir fenomen vardır, ilk defa 1750’de Whytt tarafından adı konmuştur. Bir seri fazla seyreder.

Omuriliğiniz herhangi bir seviyede kesiliverirse (bir kaza veya hücum sonucunda) başta alt seviyedeki bütün adalelerde tam bir gevşek felç hâli gelişir, refleksler ya tamamen ya da büyük ölçüde kaybolur; hiçbir şey de hissetmezsiniz. Bu genellikle bir iki gün sürer.

Akabinde, bir ilâ üç gün zarfında ilk refleksler geri dönmeye başlar.

Bunu takip eden bir ilâ dört haftada hiperrefleksi, yâni reflekslerde aşırı artış zuhur eder.

Daha sonraki bir ilâ on iki ayda ise bu aşırı reflekslere spastisite (adale sertliği ve spazmı) yerleşir.

Eğer bu kesi sırtta T6 seviyesinin üzerinde cereyan etmişse, tabloya otonomik disrefleksi de eklenir; yâni beyne giden otonom (özerk, muhtar) sinirler de kesildiği için, şiddetli terlemeler, tansiyon oynamaları gibi nâhoş şeyler de eklenir!

Benzer şeyler beyinden kaynaklanan hâd (akut) felçlerde de görülür.

Mekanizma temelde çok basittir: Belli bir hiyerarşi içerisinde çalışmaya çalışmış olan ve üst merkezlerin kontrolü âniden ortadan kalkınca, daha iptidai alt merkezler önce bir şaşırır, sonra kendi başlarına çalışmaya başlarlar ve herhangi bir kontrol de olmadığı için, aşırıya kaçar ve düzensizleşirler, organizmanın bütünlüğü hâricinde, kendi bildikleri gibi iş görmeye başlarlar…Bu da organizmanın bütün homeostazisini, dengelerini alt üst eder ve sürünme, muhtaç hâle gelme, nihâyette ölüm görülür.

***

Aynı fenomeni toplumsal hâdiselere de tatbik edebilirsiniz.

Süreler de oldukça benzerdir.

Seçimlerin sonuçları âdeta içtimaî bir spinal şok yarattı. Önce genel bir sükût oldu, akabinde tek tük “gak guklar” çıktı.

Devletlû beni hiç şaşırtmayarak bol projeksiyonla kendisi hâriç herkesi suçladı, sonra da “altı bakanı sokağa atabileceğini” söyledi ama yüzü beşe dört oy farkıyla maç kazanmış ve sahneye makyajla çıkmış bir boksör gibiydi. Bizim disfori dediğimiz öfkeli bir çökkünlük içindeydi. Cumhurbaşkanlığı hayâlleri de suya düşmüştü.

BayKalma “öhgggm, ghnnmmm” dedi.

Ayrılıkçı Kürtçü Parti erkencecik zafer ilân etti.

Diğerleri ise hâlâ şokta!

Halkına tepeden bakan, fırça çeken, alay eden, bütün demokratik kurumlarla kavga eden, hak hukuk tanımayan, sadaka ve din sömürüsüyle kapıldığı megalomaniden sıyrılamayan, sıyrılması da eşyanın tabiatına aykırı olan zihniyet de hâlâ iktidarda. Ergenekon kartını çok daha sert kullanacaklar. Neredeyse arkasında bütün güvenlik güçlerini alıp Ayrılıkçı Kürtçü Parti’ye meydan okuyan, bunu yaparken metakomünikatif olarak etnik ayrımcılığı iyice körükleyen bu iktidar, “oraları” tamamen Ayrılıkçı Kürtçü Parti’ye teslim etti. Düş(ürül)en helikopterle birlikte marjinal sağda sertleşme arttı. Memleketi sevk ve idâre etmesi imkânsız olan Milliyetçi Hareketsizlik Partisi’ne Kürtçü ayrımcılığa çâre arayan oylar aktı.

Şimdi sanmayın ki yumuşayacaklar, demokratlaşacaklar. Çok daha saldırganlaşacaklar. Memleketteki hizipleşme, sekterleşme iyice arttı: Türkçüler, Türk İslâm sentezcileri, Kürt İslâm sentezcileri, Kürtçüler, Fethullahçılar, milliyetçi mukaddesatçı olan ama ideolojik gruplara sıcak bakmayanlar, dinden soğuyanlar, lâikliği din düşmanlığı olarak görenler, iyice yabancılaşıp İngilizce veya İngilizce’ye tercüme edilmek üzere kitap yazan enteller… Çok daha saldırganlaşacaklar ama bir kere ülkenin omuriliği kesildi ve sür’atle son fazlara doğru gidiyoruz.

Yâni mi?

Yukarıdan kopyalayıp pastalayalım: Belli bir hiyerarşi içerisinde çalışmaya çalışmış olan ve üst merkezlerin kontrolü âniden ortadan kalkınca, daha iptidai alt merkezler önce bir şaşırır, sonra kendi başlarına çalışmaya başlarlar ve herhangi bir kontrol de olmadığı için, aşırıya kaçar ve düzensizleşirler, organizmanın bütünlüğü hâricinde, kendi bildikleri gibi iş görmeye başlarlar… Bu da organizmanın bütün homeostazisini, dengelerini alt üst eder ve sürünme, muhtaç hâle gelme, nihâyette ölüm görülür.

Bakın, tam bu ahvâl ve şerâit içerisinde Obama geldi. Hemen ondan önce bölgede petrol bulundu!

Neyin pazarlıkları sürüyor dersiniz?

***

Biraz iç kararmanızı gıdıklayayım:

Fâzıl Say diye bir şımarık çocuk var ya, vasatın üzerinde bir yorumcudur (sakın caz çalarken –pardon– çalamazken dinlemeyin); büyük lâflar etti gene, önce aynen iktibas edeyim:

Mustafa Kemal Atatürk, bugün bu saatte yaşıyor olsaydı, muhtemelen:

“AKDENİZ’DEKİ ORDULAR!!İLK HEDEFİNİZ, ANADOLUDUR! İLERİ!!!”emrini verirdi…

Ülkenin deniz kenarındaki hemen hemen bütün şehirleri AKP’nin elinden geri alındı dünkü seçimde…

Ege, Akdeniz tamamen….

Karadeniz’in ve Marmara’nın da çoğu…

Büyük kısmı CHP de toplanarak…

Batı Anadolu . (İzmir mesela) kilitlenmiş durumda…Ezici bir üstünlükle.

Güneydoğu,

Kürtler,…

Çok haklı olarak DTP de karar kıldılar..

Onlarınki de ezici üstünlük…

Orta ve Doğu Anadolu ve tabiki Ankara ve İstanbul’un milyonlarca nüfuslu varoşları ,
iktidar partisi AKP de…

Bu da %39 demekmiş tam olarak…

Ak Parti’yi zor bir 3 yil bekliyor..

Ama unutmayın: Tayyip Erdoğan usta bir liderdir..

En azından bu elindeki %39 u asla kaybetmiyecektir, ve siz gelip %39 dan fazlasını almadığınız sürece de biz burada boşuna dil döküyor olacağızdır…

Ülkenin batısı Yunanistan doğusu Afganistan gibi…

İnsanları da öyle…

Atatürk:”Ben halkı niye dinleyeyim? Halk beni dinlesin!” diyen, cesur tip bir liderdi…

Bu ama,”tarihe not düşen” büyük liderlerin uslubudur..

Kendisinden sonra öyle bir lider gelmedi…

Büyük bir bağlama üstadı olan Arif Sağ’ın: “Ben sazımı ne dinleyeyim? Sazım beni dinlesin!” demesi gibi…

Aynı şekilde,Arif Sağ’dan daha iyi bağlama çalan henüz yok…

Ludwig van Beethoven ,sağırlığında bile bütün insanlığa kendini dinletmekte…

Niye???

Deniz bey,

“Toplanalım psikolojisi”nde size destek vermekteyiz…

“Bölünmeyelim,ufalmayalım,ezilmeyelim, mahvolmayalım” psikolojisi…

Ne sizin parti başkanlığınız, ne Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul liderliği , umurumuzda değildi …

Derdimiz endişelerimizdi…

Ve onlar hala varlar…

Kılıçdaroğlu’nun dürüstlüğü…

Düşünün ki bir Sezen Aksu var, sürekli Tarkan ve Ajda Pekkan’ı eleştiriyor, “Kirli söylüyorlar” diyor(yolsuzluk yapıyorlar der gibi misali örnek), “dürüst değiller” diyor (playback yapar onlar der gibi keza) vesaire…

Ama eninde sonunda halk da Sezen Aksu’ya soracaktır:”Peki ya sen ne yaptın?” diye…

Biz de sadece beklemedeydik, Kılıçdaroğlu kazansaydı neler yapacaktı diye…

Yöntemi ama: “Müthiş bir şey” değildi! Hem de hiç değildi…

Zaten kazanamadı da…

Yazık oldu, görmek isterdik,“gelse ne yapardı?”yı…

Sayın Baykal,

Eskişehir,Ordu ve İstanbul-Şişli’nin laik oy olmasına ,ama seçim haritasındaki renginin farklı olmasına üzülmediniz mi siz??

Artık ne zaman Türkiye’nin sol-laik oy bölünmesinden kurtulacağız??

Ne zaman??

1980’ler ve 90’lar da kaç kere fırsat tepildi bu sebepten???…

Sırf bu bile “huzursuzluk”

hepimizde…

Ben Eskişehirli olsam mesela :

şehrimde mucizeler yaratmiş bir Büyükerşen’den asla vazgeçmem.

Ama Türkiye genelinde DSP’nin %2 oy alacağını da bilerek…

Hazin bu… Sorumlusu sizsiniz…

Anadolu şehirlerinde ise endişeler iyice artmakta,

Elazığ??

Sıvas?? (Aşik Veysel’in Sıvas’ı…

uzun ince bir çıkmaz sokaktayım!!

benim sadık yarim %2 CHP!!)

laiklik tamamen unutulmuş durumda…

Neden???

AKP’nin yoğun olduğu yerler özellikle…

Kadınlarımız etekle dolaşamıyor,marketlerde bira bile satılmıyor,bilim ve sanat zaten yok…tarikatlar çoktan almış başını gitmiş,dinci siyaset başa geçmiş…

Neden???

Neden karşı siyaset üretilmemiş???

Neden sahaya çıkılıp bu mücadele verilmemiş??

Neden??

Var mı iktisadi açılımlarınız??

bu şehirlerin insanlarına hitap etmek konusunda?

Eğer yoksa, CHP’nin başına ,sizin yerinize, “iktisadi ve gerçekçi fikirleri-projeleri olan”birisini istiyoruz.

Açık ve net…

Çünkü ülkemizin de, hayatlarımızında, en kritik , en belirleyici yıllarndayız…

Varsa fikirler, ne ala ,uygulamaya geçilmesini hemen isteriz…

Deniz bey,

Mevzubahis konusu olan şey yaklaşik 2o-3o milyon insanın endişeleridir..

Ve bu endişeler gerçekten ciddi boyuttadır…

Bu şaka bir rakam değildir…

3o milyon :

3 kere Macaristan,

5 kere İsviçre

16 kere Estonya eder…

Bu muhim bir güçtür…

Ve bizler ,atılım görmek istiyoruz…

Ötekileşmekten kurtulmak,

Ergenekon vs gibi paranoyalardanve şeriat gibi travmalardan çıkmak ,normal bir ülkede mutlu bir şekilde yaşamak istiyoruz…

Türkiye’nin öteki yüzü de aynı şeyleri istiyor elbet…,

Var mı ikisini toparlayacak gerçekçi bir iktisadi fikir???

Piyano ile “Ney” fevkalade güzel beraber müzik yapabilir Deniz bey…

Yeter ki beste iyi olsun…

Ve buradaki iyiden kasıt ,iki enstrumanı da cok iyi tanımaktan geçer…

Piyano ile Ney beraber müzik yaparken,nelere dikkat edilmesi gerektiğini bilmekten geçer…

Ortaya bir ilk çıkabilirve bu muhteşem olabilir…

Varoşlar ???

Ordaki insanlar için ne yapacaksınız???

Su anda tamamen toplanmiş olan laik birlikten alacağınız destek ile büyük şehirlerimizin( adini bile duymamış olduğumuz semtlerinde yasayan ) yeni sahiplerine neler sunmak istiyorsunuz?

Var mı “eğitim projeleri”niz??

İşsizliğe çözüm??

Kültür sanat projeleri??

Bunlara destek olacak “sivil toplum örgütleri”

ya da “sponsorlar” ???

O insanlara AKP’den daha fazla şey sunacak mısınız ???

bu 3 yıl içinde???

Güneydoğu’da oyunuz sıfır!

Sıfır aslında iyi bir başlangıç noktasıdır…

Tabi fikirler varsa…

Kürtlere nasıl yardımcı olacaksınız?

Kürt sorununa nasıl çözümler getireceksiniz???

Deniz bey,

Bu mektubumu okuyan insanlar muhtemelen mektubun altına kendi sorularını da ekleyeceklerdir…

Ve size sorulacak cok soru var..

Ama bir sey gerçek:

Yapmak zorundasınız…

Yapamıyorsanız da yerinizien saygın bir şekilde bu işlerin üstesinden gelebilecegine inanan
genç bir yeteneğe bırakın…

Bizler uzun zamandır “inanç” görmedik..

Cok uzun zamandır…

Seçim mitingleri sırasında,Tayyip Erdoğan‘ın dil sürçmeleri sonucu çıkmış yanlış cümleleri üzerinde (kronometre ile tutmak zorunda kalmıştım) tam 52 dakika konuştunuz..

Sürekli bir “eşek” tartışması…

Katır… At… İnek…

Her mitingde…

Kendimi haftalarca 3 yaş zekasının içinde buldum

ve cok sinirlendim bu duruma…

Size oy veren %24 bu zekanın çok üstünde.

Bunları bilin isterim..

Bu yazımın altına muhtemelen yüzlerce kişi kendi eleştirilerini de yazacaktır…

Hepsini okuyun…

Size verilen %24 oy asla “size” değildi…

Toplandik biz…

Endişelerimizden ötürü…

(Bu betimlememin kısmen haksız olduğunu biliyorum, burada belediye seçimleri söz konusu olan…Çok başarılı cok değerli belediye başkanlarınız da kazananlar arasındadır… Haksızlık yapmak istemezdim..Ama Antalya örneği , bu seçimin genel itibariyle mahalli değil siyasi oldugunun en güzel örneğidir.Senden benden daha laik ve şehrine cok güzel hizmetler hediye etmiş bir başkan idi Menderes Türel… ta ki , Ak Parti’ye Antalyalıların şu ortamda daha fazla oy veremeyeceği asıl gerçek olandır…)

Her zaman dostlukla…

saygıyla içtenlikle

***

Sak üstünde damdağan, kaz belini vurmaya.
Söz sükûtsa, gümüş altındır.
Her yoğurdun bir yiğit yiyişi vardır.

Yâhu, bu çocuk bir keresinde de “ben gideceğim” diye fırtlamıştı.

Gitse de bir kere Türkçe öğrense, azıcık da serebrum ve frontal korteks enjeksiyonu ile muamele edilse ne iyi olurdu!

İşin felâketi, bu anaokulu mektubunu gündeme taşıyan medya ne ..lt ediyor! Tövbe tövbe…

Neyse, ne diyorduk?

Hah, buldum.

Bakın, tam bu ahvâl ve şerâit içerisinde Obama geldi. Hemen ondan önce bölgede petrol bulundu!

Bu arada bir dost ve müttefik Arap ülkesinde Fethullah Gülen Kürsüsü kuruldu.

   Sıkmayın canınızı…

     Saba ile astrolojideki son gelişmeleri(!) filân seyredin.

         Fatih Terim ümidini kaybetmiyor, Aragones’te de MR’da beyin bulunmuş.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 02 Nisan 2009 Perşembe

Yorum Yapın

Mesajınız