Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 39028 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

MUHSİN YAZICIOĞLU HAKKINDA ÇOK KISA BİR YAZI

Yazımda “yiğit adam” ifâdesini kullandığım için aklıselîmine güvendiğim birilerinden bile militanca kınamalar ve hani, elinde olsa pataklamaya varacak tepkiler geldi.

12 Eylül 1980 Darbesi öncesi katliama bir bakalım:

1 Şubat 1979’da Abdi İpekçi İstanbul Teşvikiye’de, 10 Eylül’de Türkiye İşçi Partisi Adana eski il başkanı Ceyhun Can yazıhânesinde, Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili Nöroloji Profesörü Fikret Ünsal (MKD: Çok severdim, amca derdim) evinin önünde, 19 Eylül’de eski Malatya Ülkü Ocakları başkanı Mürsel Karataş İstanbul Sultanahmet’te, 28 Eylül’de Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul, 19 Kasım’da eski Adalet Partisi İstanbul milletvekili İlhan Darendelioğlu İstanbul Beyazıt’ta, 20 Kasım’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Ümit Doğançay İstanbul Etiler Profesörler Sitesi’nde, 3 Aralık 1979’da, Fedâi Dergisi sahibi yazar Kemal Fedâi Coşkuner İzmir Agora semtinde, 7 Aralık’ta İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil İstanbul Levent’te, 11 Nisan 1980’de TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu, 27 Mayıs’ta Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak Ankara’da, 24 Haziran’da Milliyetçi Hareket Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok evinde eşi ve kızıyla birlikte, 15 Temmuz’da Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu Şişli’deki işyerinde, 19 Temmuz’da Nihat Erim İstanbul’da Dragos Deniz Kulübü’nden çıkarken, 22 Temmuz’da Maden-İş Sandikası Genel Başkanı Kemal Türker İstanbul Merter semtinde silâhlı saldırı sonucu kâtledildiler…

Hey gidi Sevgili …, Eğer vaktinde haber alıp kaçmasaydı yurtdışında beş parasız bir sene geçiren, yurda döndükten sonra da 2 ayda bir yer değişerek gizlenen (biz de arkasından tabii ki) Rahmetli Babam Prof. Dr. Recep Doksat da bu listede olacaktı. Tıbbiyede üç sene kaybettim, beş parasız kaldık o zamanlar. Akşam yemek yiyemediğimiz günler oldu. Attan inip eşeğe bile binememenin ne olduğunu çok iyi bilirim. Nitekim babam hayata küstü, kanser olup Allah’a kavuştu. Ben de sıfırdan hayata başladım sayılır. Hey gidi Sevgili …, sen hiç bunları yaşadın mı?

Hey gidi Sevgili …, bana “kasaplar hakkında methiye düzme” diye çatarken, hâlâ o zamanlardaki militan ruhu taşıdığını görmüyor musun? Yazık oldu fidan gibi gençlere diye Deniz Gezmiş ve arkadaşlarından bahsettim. Hâttâ “asmasalardı muhtemelen bir holdingin yönetim kurulunda olacaktı” dedim diye hâlâ militan olan, hâlâ büyüyememiş bâzılarından sert tepkiler aldım. Hâlbuki aklı başında herkes biliyor ki, o zamanki zeki ve becerikli “solcuların” hepsi şimdi köşeyi dönmüş vaziyette, medya ve ticaret âleminde. Sen nesin, amelelik mi yapıyorsun?

Buna mukabil, o dönemin “sağcıları” yâni Ülkücü ve sâir kesim de genellikle mafyalaştılar. ASALA’yı bitiren bu grup, doğru dürüst devlet politikası olmayınca, mafyöz organizasyonlar kurdular. Öyle yapmayanlar ise teşkilâtlandılar ve Ülkücüler, Alperen Ocakçılar gibi öbeklerde toplandılar.

Dinciler ise sinsice bugünleri beklediler ve şimdi ortalık onların elinde!

O zamanlar iki tarafın da liderleri vardı, kaatilleri ve ideologları vardı.

Ben hepsine uzak durdum; o zaman da, şimdi de. “Frukoları taşlayacağız, pis faşistleri geberteceğiz” diye sokaklara dökülen solcuları da, benzeri lâfları edip onlara saldıran sağcıları da üzülerek seyrettim.

Bu mekânda bizi nasıl yumurta gibi tokuşturduklarını, Ülkücü – Komünist diye vurdurttuklarını, daha sonra da her iki tarafı ABG güdümlü bir darbeyle târumar edip işkence ve katil yoluyla sindirip, Özal denen adamı(!) ve Kâinat Paşa’yı kullanarak bugünlere, yâni dinci ve Kürtçü sekterliğe getirdiklerini defalarca dile getirdim.

Şimdi daha da beter günlere bizi çektiklerini hep vurguladım

Tek yolun da Rahmetli Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün çizdiği yol olduğuna inandığımı, kuvâ-i milliye ruhuna nasıl muhtaç olduğumuzu yazdım.

Benim kırmızıçizgilerim net: Kürtçülük ve diğer potansiyel etnik ayrımcılığa, dinî sömürgenlere ve Cumhuriyet’in değerlerine saldıranlara karşıyım.

Buna mukabil, gençler hiç bilmiyorlar o günleri, her iki tarafın da kahramanları vardı ve kendi dünya görüşlerine göre hepsi de yiğitti.

Deniz de yiğitti, Muhsin de. İkisi de çok işkence gördü, hapiste yattı. Birini astılar, öbürünü saldılar. Nice yiğit Denizler, Muhsinler kullanılıp asıldı veya atıldı. Bak, Muhsin’in infazı da şimdi gerçekleşti; kimse bu helikopterin düşüşünün kaza olduğunu bana söylemesin, gülerim.

Buraya genellikle sağdan soldan fark etmez, vatansever ve milletine sâhip çıkan insanlar yazıyorlar. Öyle olmayanların “yorumları” genellikle yedi ceddimi ne yapacaklarıyla ilgili olduğu için koyamıyorum, birkaç tâne seviyeli olanı ise çekinmeden koydum.

   Hey gidi Sevgili … ve diğer dostlar,

      Ne olur, büyüyün artık ve gençlere örnek olun.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 03 Nisan 2009 Cuma

1 Yorum

MustafaEylül 28th, 2011 19:43

“Kimse bu helikopterin düşüşünün kaza olduğunu bana söylemesin, gülerim”.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 03 Nisan 2009 Cuma

Bu son gelişmelerden sonra; hiç kimsenin hakkı ve hâddi değildir. Bu açık …

Saygımla…

Yorum Yapın

Mesajınız