Sedat Balkanlı’nın Ardından…
Sahaların zekî ve efendi futbolcusu Sedat, futbol kariyerinin başarıya giden çizgisinde yükselirken ALS tarafından kırmızı kart gördü.
1997 yılında Sedat, vücudunda sıra dışı bir şeylerin olduğunu anlamıştı. Bu işte bir gariplik olduğu belliydi. Çabuk yoruluyor, kaslarını dilediği gibi kontrol edemiyordu. Fiziksel gücün en fazla kullanıldığı ve zekâ ile dengenin mükemmel birleşimi olan futbol sporunda, kaslardaki en küçük güçsüzlük, sahadaki hareketlerine fazlasıyla yansıyordu.
Önce konuşması peltekleşti, yürümesi bozuldu, sonra ellerini kullanamaz oldu. Giderek o güçlü bacaklar Sedat’ı taşıyamaz oldu. Nasıl olmuştu da bu güçlü sporcu aylar içerisinde giderek fiziksel yeteneklerini yitirmişti?
Eşi Şükran Hanım’ın, sevgili Sedat’ını götürmediği doktor kalmamıştı. Dünyanın birçok yerinde o üç kelimelik aynı teşhisi defalarca duymak onu kahrediyordu: Amiyotrofik Lateral Skleroz (ALS).
Gittiği doktorlar Sedat için “tedavisi olmayan ALS hastalığı ile en fazla 2–3 yıl yaşar” diyorlardı. Bu ölüm fermanı karşısında Şükran Hanım bir anne, bir eş, bir sevgili olarak tepkisini doktorların yüzüne haykırıyordu: “Siz doktorlar Allah mısınız? Ne cüretle Sedat’ıma ömür biçiyorsunuz”!
Hastasına ALS gibi tedavisi olmayan bir hastalık teşhisi koyan bir doktorun elindeki tek dayanak, bugüne dek yapılmış bilimsel çalışmaların sonuçlarıdır. Bu sonuçlarla değerlendirildiğinde, teşhis konmuş bir ALS hastası, toplumda 2–5/100.000 oranı içindedir ve bu hastaların %90’ı 2–5 yıl içinde kaybedilmektedir.
Hipokrat Yemini etmiş doktor için hastasına kötü haber vermek kuşkusuz zor bir durumdur. İşte o kaçınılmaz an geldiğinde hem doktor hem de hastanın yüzündeki ifâde sâdece çâresizliktir.
Nasıl oldu da Sedat, kendisine biçilen 2–3 yıllık süreyi aştı? 12 yıl daha âilesiyle ve bizlerle birlikte kaldı, aynı havayı soludu, sahada olmasa da gönüllerde top sürdü. Hâttâ daha da uzun sürdürebilirdi bu maçı. Zira onu kaybetme nedenimiz sâdece ALS değildi. Sedat, son zamanlarda başka bir canavar olan kanser ile mücadele ediyordu. Yenik düştüğü cephe, kanser cephesiydi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki Sedat’ı bugüne dek yaşatan şeyler, kendi kararları doğrultusunda yararlandığı yaşam destek sistemleri ve iyi bir tıbbî bakım başta olmak üzere, kendi hayat sahasında oynadığı akıllcaı ve centilmence oyun, maçı sonuna kadar götürme kararlılığı ve eşiyle, âilesiyle paylaştığı kutsal sevgidir. Âile desteği ve sevgi ortamı, kuşkusuz en önemli mânevî faktördür.
Bu amansız hastalıkla 12 yıl her şeye rağmen mücadele etmek, herkesin harcı değildir. Bir yandan hastalığın her gün getirdiği, giderek zorlaşan nihayet yaşamsal gereksinimlerin karşılanması için verilen yaşamda kalma mücadelesi, öte yandan ALS gibi pek duyulmamış bir hastalığı topluma duyurma mücadelesi. Bir yandan çocuklarını ruhsal ve bedensel sağlıklı yetiştirme kaygısı, öte yandan tek başına ayakta durabilmek için bir eş olarak verilmiş mücadele. Bir yanda çâresizlik ve gözlerinin önünde eriyip giden bir sevgiliye elinden hiçbir şey gelmemesinin kaybolmuşluğu, öte yandan umutları tâze tutabilmenin kendini kandırmaca oyununu oynamak. Giderek kaybedilen fiziksel yeteneklerin iletişimi de etkilemesi ile gelişen kopukluk ve buna karşın anlaşabilmek için her yolun denenmesi. Her şeye rağmen bir ALS derneğinin temellerinin atılması için yapılan çalışmalar. Kenetlenmiş bir âile, kötü günde desteğini esirgemeyen bir spor câmiası ve Sedat’ın adı ile bir ülkede bir hastalığın anılması.
Tıpkı Amerika’da Lou Gehrig, İtalya’da Stefano Borgonovo, İngiltere’de Stephen Hawking adı ile anılması gibi.
12 zorlu yılın nasıl kazanıldığını ise kuşkusuz en iyi Sedat Balkanlı ve eşi Şükran Hanım biliyorlar. ALS ile yaşarken bâzen ölüm çizgisi saniyeler kadar yakın iken, 12 yılda nasıl bir sınırda yol alındığını düşünmek bile tüyler ürpertiyor.
Sedat Balkanlı sonsuz yolculuğuna çıkarken arkasında bıraktıklarına gelince… Dünyanın sayılı futbol takımlarında oynamayı, millî forma giymeyi başarmış bir futbol kariyeri, hârika iki evlât, yaşamının 12 yılını kendisine adamış muhteşem bir eş ve Türkiye’nin tek ALS MNH Derneği’ni arkasında bırakmıştır.
O, bu oyunda görevini lâyığı ile yapmıştır. Şimdi bizlere düşen, ALS hastalarının maddî ve mânevî açıdan yanında olmak, bu amansız hastalıkla mücadele edenlerin ve âilelerinin yaşam kalitesini yükseltebilmek için sosyal devleti de bu konuda göreve çağırmaktır. Bu tür amansız hastalıklarla mücadele etmek çok pahalı ve yorucudur. Birçok yaşamsal tıbbî cihaz ve mâlzemeler, hastanın yoğun bakım koşullarında evde yaşatılması için gereken yetişmiş elemanların personel giderleri, âile bireylerinin ayrıca ekonomik bir yaşam savaşı vermelerini gerektirmektedir. Bu mücadelenin maddî ve mânevî yükü, kişisel çaba ile karşılanamayacak kadar ağırdır.
Birçok ALS hastası, Sedat Balkanlı gibi son dakikaya kadar bilişsel yeteneklerini korumakta, bir bedende hapsolmuş ve her şeyin farkında olarak yaşamaktadırlar. Ne yazık ki hepsi Sedat Balkanlı kadar iyi bir tıbbî bakımdan nasibini alamıyorlar.
Son olarak ALS ve futbolcu ilişkisi ile ilgili şu soru yeniden aklımıza geliyor:
“Neden futbolcularda ALS, normâlde görüldüğünden daha sık görülüyor?” (ALS MNH Derneği Başkanı İsmail Gökçek de Trabzonspor’da oynamış bir ALS hastasıdır).
Buna bağlı olarak diğer soru:
“Neden Körfez Savaşı’nda Irak’ta bulunmuş askerî personelde ALS, normâlde görüldüğünden daha sık görülüyor?”
Daha umutlu haberleri paylaşmak üzere Sedat’ı rahmetle anıyorum.
Sevgilerimle…
Uz. Dr. Alper Kaya – ALS Hastası – İzmir – 06.05.2009

