Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1500 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

Başbakan’a Hayranım (Seblâ’dan Mektup)…

Ben, Başbakanımız’a hayranım… Son derece zeki bir insan… Zekâsını kurnazlıkla pekiştiriyor, zor durumlardan bu sayede fevkalâde sıyrılıp üstüne bir de kahraman oluyor her seferinde. Bakınız en son örneğine; belki de aleyhinde en sert yazıları kaleme alan köşe yazarına; Bekir Coşkun’a şapka çıkarttırdı.

27 Mayıs sabahı Hürriyet gazetesini elime alınca ilk önce Bekir Coşkun’un ana sayfanın en tepesinden bana baktığını fark ettim, ardından yazdıklarını merakla okumaya koyuldum. Yazının içeriğine vâkıf olunca gözlerim fal taşı gibi açıldı! Sayın Coşkun aynen şöyle yazmıştı:

Başbakan‘ın Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu… Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi’ sözlerini okuyorum… Bana “Çek git” diyen yanlış adam söylemiş bile olsa, söyledikleri doğrudur…”

Başbakan’a bu sözleri ettiren konu neydi? Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesine getirilen haklı eleştiriler… Peki, “faşizanlık” nereden çıktı kudretli padişahım? Konuyla ne alâkası var? Bunu soran olmadı işte! Çünkü “açılımlar ülkesi” hâline gelen Türkiye’de, Erdoğan çarpıcı, önemli, haklı ve güzel bir açılım yapmıştı. Bir başbakan ilk kez tarihe dönük bir özeleştiriyi dillendirmiş, yaralarının kabuğu kanırtılıp, kanatılmak suretiyle son zamanlarda can acıları canlı tutulan vatandaşlarımızın gönüllerine hitap etmişti. İşte bu yüzden, Sezen Cumhur Önal’ın takdim ettiği kadife sesli, çikolata renkli bir şarkıcıyı dinler gibi huşû içinde dinledik Erdoğan’ı… Bu yüzden kimse çıkıp da soramadı: “Ne alâka?” diye.

Oysaki mayınlı arazinin temizlenmesine ilişkin verilen tepkiler gâyet yerindeydi. Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın ve Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Tayfun Özkaya söz konusu arazinin “bir şirkete verilmesi durumunda, kendi topraklarında çalışacak 15 bin köylü yerine, düşük ücretle çalışacak 3–4 bin kişiye iş bulunmuş olacaktır” demişti. Tam da gözler bu açıklamalara çevrilecekti ki, Başbakanımız bombayı patlattı!

Dedim ya hayranım Başbakan’ın zekâsına, manevra kaabiliyetine, kurnazlığına… Birkaç tâne “topraklarımız Yahudiler’e peşkeş çekiliyor” tadında uç yoruma dikkatleri çekip; köylünün, çiftçinin, Türkiye’nin emekçisinin geçici bir ekonomik rahatlama uğruna yenilecek hakkını, kuru ekmeğinden koparılacak lokmayı perdelemeyi başardı. Arazinin stratejik öneminden falan hiç bahsetmiyorum bile…

Konuyu “yabancı düşmanlığı”, “ırkçılık” gibi zeminlere çekip muhaliflerini “faşist” durumuna düşüren Erdoğan demokrasi neferi oldu yine! Cümleten, mayınlı arazi temizliğiyle ilgili kanun tasarısına karşı olan kitlenin karşısında bulduk kendimizi. Öyle ki bir lâf daha etseler, “bak hâlâ konuşuyor bre kafatasçılar!” diyerek üzerlerine atılacaktık! Çünkü duygularımız kabarmıştı, hâttâ kaşınmıştı zeki Başbakanımız tarafından.

Aaah ah! Çok yaşa Devletlûm! Senden daha kurnazı çıkmadıkça daha çok yaşarsın zâten. Sen çok yaşa; ona bir diyeceğim yok ama Allah bize acısın da en sivri dilli muhaliflerini bile yanıltan kıvrak zekâna sâhip birileri daha aday olsun ülkemi yönetmeye. Aday olsunlar, seçilsinler amma velâkin bu tilkiliklerini vatanın çıkarına, özellikle de dış politikada kullanmayı becerecek kadar da mert olsunlar…

   İşte budur dileğim…

Seblâ Kutsal – İstanbul – 30.05.2009

Yorum Yapın

Mesajınız