Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1617 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

HER TELDEN

Rusya’nın Sibirya bölgesinde polisin bulduğu ve tüm hayatını kediler ve köpeklerle geçiren Natasha Mikhailova beş yaşındaymış ama iki yaşında gibi görünüyormuş. Küçük kız yıllarca hayvanların yanına kapatılmış. Konuşmayan, dizleri ve ellerinin  üzerinde dolaşan, yemeğini hayvanlar gibi yiyen ve içecekleri yine hayvanlar gibi diliyle tüketen Natasha yanına yaklaşan insanların üzerine atlıyor ve hayvanlar gibi tepki veriyormuş. Çocuk uzmanları, küçük kızın büyükanne, büyükbabası ve 27 yaşındaki babası Viktor Lozhkin ile aynı evde kötü şartlarda yaşamakla birlikte, âdeta âilenin evcil hayvanı gibi muamele gördüğünü belirtiyorlarmış. Başka yerde yaşayan, üç çocuğu daha olan 25 yaşındaki anne Yana Mikhailova ise polise, Natasha’nın birkaç yıl önce babası tarafından kaçırıldığını iddia etmiş. Ancak, annenin kızını bulmak için herhangi bir çaba göstermediği ortaya çıkmış. İki yıldır çocukla hiçbir şekilde ilgilenmeyen ve temas kurmayan Lozhkin ve anne tutuklanmış. Ebeveynin hapis cezasına çarptırılması bekleniyormuş. Komşulardan biri “Onu hiç dışarı çıkarmadılar. Varlığından bile haberimiz yoktu” diye konuşmuş. Doktorların muayene ettiği Natasha, bir rehabilitasyon merkezinde yakın gözlem altında tutuluyormuş.

Uzmanlar küçük kızın zihinsel olarak herhangi bir rahatsızlığının veya engelinin bulunmadığını belirtiyormuş. Natasha’nın diğer çocuklardan uzak durduğu ve beklenmedik sesler duyduğu zaman sinirlendiği kaydediliyormuş. Uzmanlar tâlihsiz (MKD: bence bahtsız) kızın yoğun bir tedavi ve eğitimle iyileşeceğinden umutluymuşlar. Küçük kızın, bir resim öğretmeninin çizdiği çiçek resminden hoşlandığı belirtilmiş.

Gazetelerde bu şekilde yer alan haberle ilgili psikiyatr yorumu da benden olsun: Beynimiz, evrimsel olarak kodlanmış donanımlarla (hardware) yüklü hârikulâde bir bilgisayardır ve dünyaya gelirken bunlar zâten mevcuttur: Lisanı öğrenip kullanabilme, gördüklerini tanıyabilme, toplumsal becerileri öğrenebilme gibi… Hâttâ hâlen bütün bilgisayarlar çiplerle (elektronik yongalarla) ve elektrik bağlantılarıyla çalışırken, beyin, sıvı ve onun içerisindeki binlerce aktif molekülü barındırdığı düşünülerek, ıslak donanım (wetware) diye anılır. Bu muhteşem bilgisayara belli epikritik (aşamalı oluşum) dönemlerde hayatî ehemmiyete hâiz olan yazılımların (software) yüklenmesi gerekir; yâni sâdece belli kritik zaman aralıklarında vakit ve vasat uygundur, daha sonra bu yazılımın yüklenmesi imkânsızlaşır. Hayatın ilk beş senesi de bu açıdan en önemli dönemdir. Bu zavallı kızcağızla gerçekten bu yaşa kadar hiç konuşulmamışsa ve insanca sosyal temas ve bağlanma (attachment) modelleri sergilenmemişse, maâlesef bundan sonra tren kaçmış demektir. Ancak çok iyi bir ehilleştirilmiş, evcil insan-hayvan olarak kalacaktır.

***

Şimdi de Sevgili Elif Aktuğ’un Akşam’daki röportajına bakalım (sâdece gerekli bölümlerini naklediyorum, yoksa cezası varmış, öyle yazıyorlar: http://www.aksam.com.tr/2009/05/30/yazar/12957/elif_aktug/cookshop__etiler_samdan_i_yedi_mi_.html 

Bir de baktım yılların Şamdan’ı ‘CookShop’ olmuş… Etiler’in havası değişmiş, hareket gelmiş; Nispetiye’miz Bebek’ten rol çalmaya başlamış… Durur muyum; Bahattin Demir eski arkadaşım, hemen bir araya geldik ve sordum ‘Neler oluyor burada, Şamdan’ı satın mı aldın?’… Şamdan’ın bahçesinde 5 gün önce açılmasına rağmen tıklım tıklım dolu olan mekânda sohbetleştik.

- CookShop yabancı bir marka mı, isim hakkını mı satın aldın?

Yok, asla, CookShop yüzde 100 Türk markasıdır. Ben hep ABD’de işler yaptığım için herkes yabancı marka sandı. Oysa içinde mücverin, pazı dolmasının, etli pilâvın olduğu bir mönü ile hizmet veren bir mekân açmak ve Türkiye’de ucuz yemek yemek mantığı ile hizmet vermek istemiştim.

- Dışarıda yemek ucuz değil ki?

Ucuz aslında, yâni bizde ucuz en azından. Hesaplarsanız görürsünüz. Hâttâ avantajlıdır; birilerinin başlatması gerekiyordu, biz başlattık. Sosyalleşiyorsunuz da dışarıda yemek yerken. Evde pazı dolması yapana kadar, mâliyetinden daha ucuza yersiniz. Ülkemiz dünya standartlarına ulaşmak istiyorsa bu tarz kafelerin yüzlerce olması, büyük işletmecilerin de yatırımcı olarak hareket etmeleri gerekir. 

- Siz Nişantaşı City’s’de ilk dükkânı açtığınız zaman hiç de ‘yeni açılmış’ bir yere benzemiyordu. Sanki yıllardır var olan bir mekândı.

Çünkü biz neredeyse 3-4 yıl binlerce mekân gezerek ve ciddi bir şekilde çalışarak açtık kafemizi. Dekoru, mutfağı, konsepti için 4.000 kadar lokanta, bar ve kafe inceledik. Yâni aklımıza esti de hadi bir kafe açalım demedik. Sistemi de iyi oturttuk ve her şûbede aynı kaliteyi yakalayabildik. Bir sonraki hedefimiz yurtdışında şûbeler açmak. THY’nin en çok sefer yaptığı yerlerde muhakkak birer şûbe açarak orada bir Türk markası olduğunu insanlara göstermek istiyoruz.

- Kriz sebebiyle dükkânlar kapanırken, sen yeni yerler açtın?

City’s’de, yönetim bize dürüst davranmadı ama AVM’de 100 dükkân, 50’ye düşerken biz mekân sayımızı arttırdık. Markamıza inandık, gelen müşteri bize pozitif mesajlar verdi. Değişimi başlatmak için bir hikâye olmalıydı. Daha sonraki adım için hikâyeler oluştu. İnsanlar dedi ki ‘Kötü City’s, iyi CookShop’…

- Yılların Şamdan’ı ne hâle gelmiş, gençlerle dolmuş, Etiler canlanmış…

Baksana 5. gündeyiz ve doluyuz; 36 yıllık mekân gibiyiz. Bu, aslında 5 yıl sonranın röportajıdır. ‘CookShop, Şamdan’ın bahçesini kafe yaptı’, bugün için enteresan olabilir ama bir gün Cannes’da, New York’ta CookShop gördüğünde şaşırmayacaksın. Unutmayalım ki senede en az  1.000 kere ne yiyeceğimizi düşünürüz. 1.000’de 1 aklınıza gelsek yeter.

Şimdi MKD yorumları: Bahattin Demir bir Türk ama hep ABG’de işler yapmış ve CookShop yüzde 100 Türk markasıymış :) . Burası bir kafeymiş ve konsepti için çok araştırma yapmışlar; City’s’de de çok muvaffak olmuşmuşlar.

Elif’le, sonradan görmelik konusundaki röportajımızı hatırlayıp gülümsüyorum (mekânda var). Gâvur(!) İzmir’de balık pişiricileri vardır; hâlis Türkçe. Sayın Bahattin Bey, Yemek Dükkânı veya orijinallik olsun diye YemekDükkânı dese ne kaybederdi? Kafe yerine kahve dese inanın daha sempati toplar. Muayenehânemin burnunun dibinde olmasına rağmen, sırf ismine “gıcık olduğum” için şu City’s’e de hiç gitmedim; Bizim Şehrinki ve Şehrinki ismi konsaydı, çoook daha câzip gelirdi insanlara. Bu arada, sevgili dostum Mehmet Tuna kimselere Şamdan’ı da (Shamdan değil) yâr etmez!

Demem o ki, kimsenin şahsını hedef alarak yazmıyorum, ana fikri dile getiriyorum, McDonaldizasyon ve Amerikanlaşma kanıma dokunuyor.

Elitlikle (seçkinlik) ile snopluk (züppelik) arasındaki fark kıldan çok daha kalın…

   Görebilene tabii!

      İyi Cumâertesiler efendim.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 30 Mayıs 2009 Cumartesi

Yorum Yapın

Mesajınız