Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1553 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

BENİM YAZMADIĞIM AMA BENDEN ALINAN İLHAMLA DALGA DALGA İNTERNETTE YAYILAN İKİ MESAJ

Sevgili Mekâncılar,

Önce http://www.keremdoksat.com/2008/12/27/evet-benimle-yapilan-bir-roportaj-var/ yazımı tekrar bir okumanızı istirham ediyorum.

Aşağıda ise buna eklemlenmiş, yâni memetik mutasyona (memetic mutation, yâni kültürel genlerin değişmesi) uğramış iki metin var; aynen aktarıyorum (ikincisinde E. Torakan isimli kişi eklemelerini belirtmiş)…

Benim asla psikiyatrist demediğimi, psikiyatr kelimesini kullandığımı da hatırlatmak isterim.

***

*PAVLOV’UN KÖPEKLERI VE REFLEKS KIRILMASI*

PROF. DR. KEREM DOKSAT PSİKİYATRİST

BİLİRSİNİZ, ÜNLÜ RUS FİZYOLOG PAVLOV, KÖPEKLERİNE ET VERİRKEN ZİL ÇALINCA VE BUNU ÇOK KEZ TEKRARLAYINCA, ZİL SESİNİ İŞİTTİĞİNDE ET GÖRMEDEN DE HAYVANIN SALYASI AKMAYA BAŞLAR. BU, “ŞARTLI REFLEKS”TİR.

HAYVANIN “TABİATINDA OLMAYAN” BIR UYARAN (ZİL SESİ), ONU “TABİATINDA OLAN” ETİ GÖRMÜŞ GİBİ HEYECANLANDIRMAKTADIR.

EĞER SÜREKLİ OLARAK ZİL ÇALAR AMA HİÇ ET GÖSTERMEZSENİZ, BİR SÜRE SONRA ŞARTLI REFLEKS SÖNER.

DEVAMIN SAĞLANMASI İÇİN ARADA BİR ET GÖSTERİLEREK REFLEKS PEKİŞTİRİLMELİDİR.
HİÇBİRİMİZ DÜNYAYA TÜRK, MEKSİKALI, SÜNNİ VEYA KATOLİK OLARAK GELMEYİZ. BUNLAR BİZE ÖĞRETİLEN DEĞERLER, BİR BAŞKA DEYİŞLE, ŞARTLI REFLEKSLERDİR.

EĞER PEKİŞTİRİLMEZLERSE, ZAMANLA SÖNERLER.

BIR GÜN PAVLOV’UN ENSTİTÜSÜNÜ SU BASAR. KÖPEKLERİN BIR KISMI BOĞULUR, BIR KISMI DA GÜNLERCE KORKUYLA TİTREŞİR ÇÜNKÜ ÖLÜMDEN ZOR KURTULMUŞLARDIR.

KURTARILABİLENLER TEKRAR ENSTİTÜYE TOPLANIR.

PAVLOV ZİL ÇALAR, KÖPEKLERDE TIK YOKTUR.

ŞU MÜTHİŞ SONUCA VARIR PAVLOV:

AĞIR TRAVMALAR, ŞARTLI REFLEKSLERİ ORTADAN KALDIRMAKTADIR.

HAYVAN EN DOĞAL, EN İLKEL DURUMUNA GERI DÖNMEKTEDİR.BIR YANDAN HER GÜN GÜNEYDOĞU ŞEHİTLERİ İÇİN “KANLARI YERDE KALMAYACAK” DENMESİNE RAĞMEN KANLARIN SÜREKLİ “YERDE KALMASI”, BİR YANDAN “ERGENEKON” DENİLEREK BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞUNUN TEK SUÇU “ATATÜRK’Ü SEVMEK” OLAN İNSANLARIN SABAHA KARŞI EVLERİNDEN ALINARAK HAPSE ATILMALARI, BİR YANDAN ARABA YAKIP POLİSE TAŞ ATARAK GELİŞEN ETNİK KALKIŞMALAR…

HEPSİNİ TOPLARSANIZ, TEMEL GÜVENLİK DUYGUSUNUN ARTIK ZATEN ORTADAN KALKTIĞINI GÖRÜRSÜNÜZ.

PAVLOV’UN KÖPEKLERİNDEKİ GİBİ, AĞIR TRAVMALARLA BİZİM DE ŞARTLI REFLEKSLERİMİZ (MİLLİ DUYGULARIMIZ VE TEPKİLERİMİZ) KIRILIYOR.

EMPERYALISTLER SİNSİ SAVAŞLARINDA PSIKOLOJI BİLİMİNİ KULLANIRLAR.

MESELA ERMENILERLE TÜRKLER ARASINDA ULUSAL BIR DÜŞMANLIK MI VAR, ORADA PSIKIYATRIST VAMIK VOLKAN GIRER DEVREYE VE BU DÜŞMANLIĞIN KÖKENLERINI “İNCELER” (!)

BURADA IZLENEN YOL, ABD’NİN TEHDİT OLARAK GÖRDÜĞÜ ULUSLARIN ULUSAL BİLİNÇLERİNİN, TARİHLERİNİN VE BENLİKLERİNİN SORGULANMASI, “AŞINDIRILMASI”DIR.

KISACASI, MILLI DUYGUNUN YOK EDILMESIDIR ETNIK PSİKİYATRİNİN GÖREVI.

BIR ULUSUN ULUSAL BİLİNCİNİ, ULUSAL DUYGUSUNU VE REFLEKSLERİNİ NASIL YOK EDERSİNİZ?

BUNUN DENENMİŞ, SINANMIŞ BİR YÖNTEMİ VARDIR: “O ULUSUN TARİHSEL VARLIĞINI SORGULAMAYA AÇARSINIZ”.

YANİ O ULUSUN TARİHİNİ YENİDEN TARTIŞIRSINIZ.

MESELA TÜRKLER KENDİLERİNİ KAHRAMAN BIR ULUS OLARAK MI GÖRÜYORLAR? ONLARA NE KADAR KORKAK BIR ULUS OLDUKLARINI GÖSTERMEK GEREKİR.

YA DA TÜRKLER ATATÜRK’Ü ÇOK MU YÜCELTİYORLAR? ONLARA ATATÜRK’ÜNE KADAR SIRADAN BİRİSİ OLDUĞUNU GÖSTERMELİSİNİZ.

FARKINDAYSANIZ SON ON YILDIR TAM DA BÖYLESİ BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ. “DEMOKRATLIK”, “TARTIŞMA KÜLTÜRÜ” ADINA NEYİ TARTIŞIYORUZ VE BİZDEN NEYİ KABUL ETMEMİZ İSTENİYOR?

DİYORLAR Kİ, “SİZ SOYKIRIMCI BIR MİLLETSİNİZ!

ERMENİLERE SOYKIRIM UYGULADINIZ …”

BİZ DİYORUZ Kİ, “HAYIR, UYGULAMADIK !”

O ZAMAN DENİYOR Kİ: “TAMAM, MADEM UYGULAMADINIZ, BUNU TARTIŞALIM, ÖYLE SONUCA VARALIM”.

SİZE MANTIKLI GELİYOR, “NASILSA SUÇLU DEĞİLİZ, TARTIŞMADAN GALİP AYRILIRIZ” DİYORSUNUZ.

AMA TARTIŞMA MASASI KURULDUĞUNDA EŞİT BİR TARTIŞMA ŞANSI OLMADIĞINI GÖRÜYORSUNUZ.

BAKIYORSUNUZ, TÜM TELEVIZYONLAR, GAZETELER, “AYDINLAR” SİZİN ERMENİLERİ KATLETTİĞİNİZİ YAYMAYA BAŞLIYOR. KANITLARI VAR MI?

ELBETTE YOK.

AMA YALAN BİR KEZ YAYILDI MI VE YALANI SÖYLEYENLERİN SAYISI DA YETERİ KADAR ÇOK OLDU MU, GERÇEĞİN SESİ BASKILANIYOR.

“HAYIR” DİYORSUNUZ, “GERÇEKLERI BİR DE BİZ ANLATALIM”, AMA ANLATAMIYORSUNUZ ÇÜNKÜ TÜM PROPAGANDA KANALLARI SİZE KAPATILMIŞ DURUMDA.

İŞTE O ZAMAN ANLIYORSUNUZ “TARTIŞMAYA AÇMAK” DENİLEN TUZAĞI.

BU SÜRECİN SONUNDA, ULUSAL GURURU VE HASSASİYETLERI YÜKSEK İNSANLAR BİLE “ACABA” DEMEYE BAŞLIYOR, “ACABA GERÇEKTEN ERMENİLERİ BİZ Mİ KATLETTIK?”

“ULUSAL BENLİKTE İLK KIRILMA” YAŞANIYOR…

PSİKOLOJİK HARBİN ETKİSİ BÜYÜK BIR HIZLA BU ŞEKİLDE YAYILIYOR.

SIRA KÜRTLERE GELIYOR.

SIZDEN TARTIŞMANIZI ISTIYORLAR.

TARTIŞMA BAŞLIYOR VE YINE KAYBEDIYORSUNUZ.

BIR DÜŞÜNÜN LÜTFEN, SON DÖNEMDE NELERI TARTIŞMAYA AÇTIK VE ŞİMDİ NEREDEYİZ:

BUGÜN MISAK-I MILLI’YI PEK ÖNEMSEMİYORUZ.

KIRMIZIÇİZGİLERİ UMURSAMIYORUZ.

TÜRK DİLİNİN ÖNEMİ KALMAMIŞ.

BU ÜLKEDE FEDERASYON DA OLABILIR, ERMENILERDEN ÖZÜR DE DİLEYEBILIRIZ, KÜRTLERE “BIRAZ” TOPRAK DA VEREBİLİRİZ.

KISACASI, ULUSAL VARLIĞIMIZA AİT HAYATI HER ALANDA KAYBETMİŞ DURUMDAYIZ.

SIRADA NE VAR?

ATATÜRK VAR ELBETTE… ÇÜNKÜ ÖNEMLI OLAN, ULUSAL ÖNDERLERİ YOK ETMEK.

O HALDE, ONUN NE KADAR ZALIM BIR DİKTATÖR OLDUĞUNU TARTIŞALIM.

ONUN ZAAFLARINI TARTIŞALIM.

HATTA ONUN ANASINI BİLE TARTIŞALIM.

EVET, EMPERYALİSTLERIN GÜNDEMINDE BU BİLE VAR.

“TARTIŞIN” DIYORLAR, “BİZ SİZİNLE ÖNDERİNİZİN ANASINI TARTIŞMAK ISTIYORUZ !”

SONRA SIRA SİZİN ANANIZA GELECEK ELBETTE.

HEPİNİZİNKİNE GELECEK…

İŞTE PSİKOLOJIK HARP BUDUR ARKADAŞLAR…

ŞİMDİ YILLAR ÖNCESİNE GİDELİM.

MONDROS IMZALANMIŞ.

DÜŞMAN ASKERLERI İSTANBUL’A ÇIKARTMA YAPIYOR.

MİLYONLARCA TÜRK, SADECE İZLİYOR!

DEMEK Kİ ÖNEMLI OLAN İLK ADIM: “İŞGALİ İZLETTİREBİLMEK”MİŞ.

AMA AYNI ZAMANDA BIR DE MASA KONUYOR ORTAYA:

“TARTIŞACAKSINIZ”…

TARTIŞMA MASASINDA BİZİM SADRAZAM EFENDİ EMPERYALİSTLERE YALVARIYOR, “BİRAZ ACIYIN” DİYE.

“İZLEYEREK”, “TARTIŞARAK” NEREYE VARABİLİRSİNİZ?

EMPERYALİSTLER ŞU ANDA BEYİNLERİMİZE VE YÜREKLERİMİZE YÜZYILIN ÇIKARTMASINI YAPIYOR.

MEHMET AKİF, ÇANAKKALE İÇİN NE DİYORDU?

“ŞU BOĞAZ HARBİ NEDİR, VAR MI DÜNYADA BİR EŞİ?
EN KESİF ORDULARIN YÜKLENİYOR DÖRDÜ BEŞİ
TEPEDEN YOL BULARAK GEÇMEK İÇİN MARMARA’YA
KAÇ DONANMAYLA SARILMIŞ UFACIK BİR KARAYA”…

ÇIKARTMA SÜRERKEN IKI TAVIR VARDIR ALINABİLECEK. BİRİNCİSİ ŞU:

İSTANBUL’DA IŞGALCILERI KARŞILAYAN VE ONLARDAN “TOKAT YİYEN” BIR OSMANLI PAŞASI OLABİLİRSİNİZ VEYA DOLMABAHÇE’DEN ÇIKARTMAYI İZLEYEN BİR PADİŞAH.

BELKİ DE EVİNİN PERDELERİNİ KAPATAN SIRADAN VE SUSKUN BIR TÜRK.

AMA ASLINDA HEPSI AYNI KAPIYA VE AYNI KİŞİLİĞE ÇIKAR:

“İZLERSİNİZ !”

HER ŞEYİ…

YA DA ILK KURŞUNU ATAN HASAN TAHSIN OLURSUNUZ.

HASAN TAHSIN’E KADAR BU ÜLKEDE DÜŞMANA HİÇ KURŞUN ATILMADIĞINI BILMEK NE KADAR UTANÇ VERİCİDİR ASLINDA.

HASAN TAHSIN’I NE KADAR TANIYORUZ?

ONU “HASAN TAHSIN” YAPAN NEDIR?

“İLK KURŞUN”DAN ÖNCE DE KURŞUN ATMIŞTIR BU KAHRAMAN ADAM.

HASAN TAHSIN AVRUPA’DADIR VE BIR FILME GIDER. FILMDE TÜRKLER AŞAĞILANMAKTADIR. HASAN TAHSİN BU FİLMİ İZLEMEZ, “ÖNCE İZLEYEYİM, SONRA ELEŞTİREYIM” DEMEZ.
ÇIKARIR SİLAHINI, ATEŞ EDER BEYAZ PERDEYE.

FİLM DE ORADA BİTER!

HASAN TAHSİN’İN İNSANİ VE SIRADAN YANIDIR BU.

HİÇBİR İNSAN KENDİSİNE, ANASINA, BABASINA, MILLETİNE, BAYRAĞINA KÜFRETTİRMEZ.

EN BASİT İNSAN GERÇEĞİDİR BU.

İLKOKULDA BIR ÇOCUĞUN ANASINA KÜFRETMEYE KALKARSANIZ, SİZİNLE “ANASININ DURUMUNU” “TARTIŞMAZ”.

BUNUN CEVABI, SURATINIZA YİYECEĞİNİZ BİR YUMRUKTUR.

ÇÜNKÜ ÇOCUĞUN EN İNSANİ VE SIRADAN YANIDIR BU.

ERGENEKON, ERMENİ SORUNU, KÜRT AÇILIMI VE CAN DÜNDAR’IN “İNSANİ” DENİLEN “MUSTAFA” BELGESELİNİN BAM TELİ “BURASIDIR”…

PROF. DR. KEREM DOKSAT
PSİKİYATRİST

***

PROF. MEHMET KEREM DOKSAT- ISTANBUL ÜNIVERSITESI CERRAHPASA TIP FAKÜLTESI PSIKIYATRI BÖLÜMÜ

ERGENEKON ASLINDA ATATÜRK’ÜN KISILIGINE VE O’NUN KISILIGINDE VAR OLMUS TÜRK MILLETINE CUMHURIYETINE KARSI GIRISILEN EN KAPSAMLI PSIKOLOJIK SALDIRI ÖRNEGIDIR. BU NEDENLE TUTUKLAMALARIN YARATTIGI ASIL TAHRIBATIN DA BU PSIKOLOJIK CEPHEDEN GELECEGINI GÖRMEMIZ GEREKIYOR…

PAVLOV’UN KÖPEKLERI VE MILLI REFLEKSIN KIRILMASI

İSTANBUL ÜNIVERSITESI CERRAHPASA TIP FAKÜLTESI PSIKIYATRI BÖLÜMÜ PROFESÖRÜ MEHMET KEREM DOKSAT SÖYLE AÇIKLIYOR:

“BILIRSINIZ, ÜNLÜ RUS FIZYOLOG PAVLOV, KÖPEKLERINE ET VERIRKEN BIR YANDAN ZIL ÇALINCA VE BUNU DEFALARCA YAPINCA, BIR SÜRE SONRA ETI GÖRMEDEN DE ZIL SESINI ISITINCE HAYVANIN SALYASI AKMAYA BASLAR. BU SARTLI REFLEKSTIR: HAYVANIN TABIATINDA OLMAYAN BIR UYARAN (ZIL SESI) , ONU TABIATINDA OLAN ETI GÖRMÜS GIBI HEYECANLANDIRMAKTADIR. AMA EGER SÜREKLI OLARAK ZIL ÇALIP HIÇ ET GÖSTERMEZSENIZ, BIR SÜRE SONRA BU SARTLI REFLEKS SÖNER; DEVAMININ TESISI IÇIN ARADA ET DE GÖSTERILEREK PEKISTIRILMELIDIR.

HIÇBIRIMIZ DÜNYAYA TÜRK, MEKSIKALI, SÜNNÎ VEYA KATOLIK OLARAK GELMEYIZ; BUNLAR BIZE ÖGRETILEN DEGERLER, YÂNI SARTLI REFLEKSLERDIR. EGER PEKISTIRILMEZLERSE, ZAMANLA SÖNERLER.
BIR GÜN PAVLOV’UN ENSTITÜSÜNÜ SU BASAR. KÖPEKLERIN BIR KISMI BOGULUR BIR KISMI DA GÜNLERCE TERÖRIZE OLUR ÇÜNKÜ ÖLÜMDEN ZOR KURTULMUSLARDIR. KURTARILABILENLER TEKRAR ENSTITÜYE TOPLANIR. PAVLOV ZIL ÇALAR, KÖPEKLERDE TIK YOK! SU MÜTHIS SONUCA VARIR: AGIR TRAVMALAR,(ERGENEKON VE SOSYO EKONOMIK SARTLAR) SARTLI REFLEKSLERI ORTADAN KALDIRIR. INSANI VEYA HAYVANI EN DOGAL, EN ILKEL HÂLINE GERI DÖNDÜRÜR.

BIR YANDAN HER GÜN 15-20 SEHIT, ‘KANLARI YERDE KALMAYACAK’ DENIP SÜREKLI KANLARININ YERDE KALMASI, BIR YANDAN ERGENEKON BILMEM NE DEYIP BÜYÜK BIR ÇOGUNLUGUNUN SUÇSUZ OLDUGUNA HERKESIN EMIN OLDUGU, HÂTTÂ TEK SUÇU ATATÜRK’Ü VE ONUN ILKELERINI SEVMEK OLAN INSANLARIN SABAHA KARSI EVLERINDEN ALINARAK HAPSE ATILMALARI… BIR YANDAN ORADA BURADA ARABA YAKARAK, POLISE TAS ATARAK ETNIK KALKISMALAR… HEPSINI TOPLARSANIZ, TEMEL GÜVENLIK DUYGUSU ORTADAN KALKIYOR.

PAVLOV’UN KÖPEKLERINDEKI GIBI, BU KADAR AGIR TRAVMALARLA SARTLI REFLEKSLERIMIZ (MILLÎ DUYGULARIMIZ VE TEPKILERIMIZ) KIRILIYOR.

BATILI EMPERYALISTLER YOK ETMEK ISTEDIKLERI ULUSLARA SALDIRIRKEN O ULUSLARIN ÖNDERLERINDEN BASLARLAR ISE. ÇÜNKÜ ULUSAL BÜTÜNLÜGÜ SAGLAYAN ULUSAL ÖNDERDIR. BUNU GAYET IYI BILEN EMPERYALISTLER BU NOKTADA PSIKOLOJI BILIMINI DE YARDIMA ÇAGIRIRLAR.
MESELA ERMENILERLE TÜRKLER ARASINDA ULUSAL BIR DÜSMANLIK MI VAR, ORADA VAMIK GIRER DEVREYE VE BU DÜSMANLIGIN KÖKENLERINI INCELER.

PEKI, INCELEME DEDIGIMIZ SEY NEDIR?

BURADA IZLENEN YOL ULUSAL YA DA ETNIK DÜSMANLIKLARIN ORTADAN KALDIRILMASI DEGIL, ABD’NIN TEHDIT OLARAK GÖRDÜGÜ ULUSLARIN ULUSAL BILINÇLERININ, TARIHLERININ VE BENLIKLERININ SORGULANMASI, ASINDIRILMASIDIR. KISACASI MILLI DUYGUNUN YOK EDILMESIDIR ETNIK PSIKIYATRININ GÖREVI. ISTE BIZI ILGILENDIREN SEY DE BUDUR.

BIR ULUSUN ULUSAL BILINCINI, ULUSAL DUYGUSUNU VE REFLEKSINI NASIL YOK EDERSINIZ? BUNUN DENENMIS, SINANMIS BIR YÖNTEMI VARDIR, O ULUSUN TARIHSEL VARLIGINI SORGULAMAYA AÇARSINIZ. YANI O ULUSUN TARIHINI YENIDEN TARTISIRSINIZ. MESELA TÜRKLER KENDILERINI KAHRAMAN BIR ULUS OLARAK MI GÖRÜYORLAR?

O ZAMAN ONLARA NE KADAR KORKAK BIR ULUS OLDUKLARINI GÖSTERMEK GEREKMEKTEDIR! (ASKERIMIZIN BASINA ÇUVAL GEÇIREREK BIZLERI SINAMAK GIBI) E. TOTRAKAN

YA DA TÜRKLER ATALARINI, YANI ATATÜRK’Ü ÇOK MU YÜCELTIYORLAR?

O ZAMAN ONLARA ATATÜRK’ÜN NE KADAR SIRADAN BIRI OLDUGUNU GÖSTERIN (CAN DÜNDAR’A YAPTIRDIKLARI GIBI) E. TOTRAKAN

FARKINDAYSANIZ SON ON YILDIR TAM DA BÖYLESI BIR DÖNEMDEN GEÇIYORUZ.

SÖZDE DEMOKRATLIK, TARTISMA KÜLTÜRÜ ADINA NEYI TARTISIYORUZ VE BIZDEN NEYI KABUL ETMEMIZ ISTENIYOR? DIYORLAR KI SIZ SOYKIRIMCI BIR MILLETSINIZ!

ERMENILERE SOYKIRIM UYGULADINIZ. BIZ DIYORUZ KI HAYIR UYGULAMADIK!

O ZAMAN UYANIK EMPERYALIST DIYOR KI: TAMAM MADEM UYGULAMADINIZ, BUNU HEMEN REDDETMEYIN, TARTISALIM, ÖYLE BIR SONUCA VARALIM.

SIZE MANTIKLI GELIYOR, NASILSA BIZ SUÇSUZUZ, TARTISMADAN GALIP AYRILIRIZ DIYORSUNUZ. AMA TARTISMA MASASI KURULDUGUNDA HIÇ DE ORTADA ESIT BIR TARTISMA SANSI OLMADIGINI GÖRÜYORSUNUZ. BIR BAKIYORSUNUZ, TÜM TELEVIZYONLAR, GAZETELER, AYDINLAR SIZIN ERMENILERI KATLETTIGINIZI YAYMAYA BASLIYOR.(AYDIN GEÇINENLERIMIZE ÖZÜR DILETMEK GIBI) E. TOTRAKAN

KANITLARI VAR MI? ELBETTE YOK! AMA YALAN BIR KEZ YAYILDI MI VE YALANI SÖYLEYENLERIN SAYISI ÇOK OLDU MU, GERÇEGIN SESI ÇIKMAZ OLUYOR.

HAYIR, DIYORSUNUZ, GERÇEKLERI BIR DE BIZ ANLATALIM. AMA ANLATAMIYORSUNUZ, ÇÜNKÜ TÜM PROPAGANDA KANALLARI SIZE KAPATILMIS. ISTE O ZAMAN ANLIYORSUNUZ TARTISMAYA AÇMAK DENILEN TUZAGI. ÇÜNKÜ BU SÜRECIN SONUNDA, ULUSAL GURURU VE HASSASIYETLERI YÜKSEK INSANLAR BILE ‘ACABA’ DEMEYE BASLIYOR! ACABA GERÇEKTEN ERMENILERI BIZ MI KATLETTIK? YANI ULUSAL BENLIKTE ILK KIRILMA YASANIYOR… PSIKOLOJIK HARBIN ETKISI ÇOK BÜYÜK BIR HIZLA BU SEKILDE YAYILIYOR. SONRA SIRA KÜRTLERE GELIYOR!

SIZDEN TARTISMANIZI ISTIYORLAR. TARTISMA BASLIYOR VE YINE KAYBEDIYORSUNUZ. BIR DÜSÜNELIM SON DÖNEMDE NELERI TARTISMAYA AÇTIRDIK VE NEREDEYIZ.

BUGÜN MISAK-I MILLI’YI PEK ÖNEMSEMIYORUZ. KIRMIZI ÇIZGILERI MURSAMIYORUZ.

TÜRK DILININ ÖNEMI KALMAMIS. BU ÜLKEDE FEDERASYON DA OLABILIR. ERMENILERDEN ÖZÜR DILEYEBILIRIZ. KÜRTLERE BIRAZ TOPRAK VEREBILIRIZ…

KISACASI ULUSAL VARLIGIMIZA AIT HAYATI HER ALANDA VE KONUDA KAYBETMIS DURUMDAYIZ.
PEKIİ SIRA NEYE GELDI? SIRA ATATÜRK’E GELDI. ÇÜNKÜ ÖNEMLI OLAN ULUSAL ÖNDERI YOK ETMEKTIR. O HALDE TÜM ÖNDERLERE YAPILANI ATATÜRK’E DE YAPALIM.

O’NUN NE KADAR ZALIM BIR DIKTATÖR OLDUGUNU TARTISALIM. O’NUN ASLINDA ZAAFLARI OLDUGUNU TARTISALIM. HATTA O’NUN ANASINI BILE TARTISALIM.

EVET, EMPERYALISTLERIN GÜNDEMINDE BU VARDIR… TARTISIN DIYORLAR BIZ SIZIN ATANIZIN ANASINI TARTISMAK ISTIYORUZ! SONRA? SONRA DA SIRA SIZIN ANANIZA GELECEK HEPINIZINKINE GELECEK! (ANAMIZI DA ALIP GITMEDIK MI?) E. TOTRAKAN

ISTE, ASIL PSIKOLOJIK HARP CEPHESI DE BURADA KURULUYOR! YILLAR ÖNCESINE GIDIYORSUNUZ… MONDROS IMZALANMIS. SONRA DÜSMAN ASKERLERI ISTANBUL’A ÇIKARTMA YAPMAYA BASLIYOR. MILYONLARCA TÜRK SADECE IZLIYOR!

DEMEK KI ÖNEMLI OLAN ILK ADIM, ISGALI IZLETTIREBILMEKMIS!

AMA AYNI ZAMANDA BIR DE MASA! TARTISACAKSINIZ. TARTISMA MASASINDA BIZIM SADRAZAM EMPERYALISTLERE YALVARIYOR, BIRAZ ACIYIN DIYE. PEKI IZLEYEREK, TARTISARAK NEREYE VARABILIRSINIZ?

EMPERYALISTLER ASLINDA SU ANDA BEYINLERIMIZE VE YÜREKLERIMIZE YÜZYILIN ÇIKARTMASINI YAPIYOR. MEHMET AKIF, ÇANAKKALE IÇIN NE DIYORDU ‘SU BOGAZ HARBI NEDIR? VAR MI KI DÜNYADA ESI? EN KESIF ORDULARIN YÜKLENIYOR DÖRDÜ BESI, -TEPEDEN YOL BULARAK GEÇMEK IÇIN MARMARA’YA- KAÇ DONANMAYLA SARILMIS UFACIK BIR KARAYA.’ ÇIKARTMA SÜRERKEN IKI TAVIR VAR ALINACAK.

BIRI ISTANBUL’DA ISGALCILERI KARSILAYAN VE ONLARDAN TOKAT YIYEN BIR OSMANLI PASASI OLABILIRSINIZ. YA DA DOLMABAHÇE’DEN ÇIKARTMAYI IZLEYEN BIR PADISAH. BELKI DE EVININ PERDESINI KAPATAN SIRADAN VE SUSKUN BIR TÜRK… AMA ASLINDA HEPSI AYNI KAPIYA VE AYNI KISILIGE ÇIKAR. IZLERSINIZ!

HER SEYI!

YA DA ILK KURSUNU ATAN HASAN TAHSIN OLURSUNUZ.

HASAN TAHSIN’E KADAR BU ÜLKEDE DÜSMANA HIÇ KURSUN ATILMADIGINI BILMEK NE KADAR UTANÇ VERICI ASLINDA!

PEKI HASAN TAHSIN’I NE KADAR TANIYORUZ? HASAN TAHSIN’I HASAN TAHSIN YAPAN NEDIR? ILK KURSUN’DAN ÖNCE DE KURSUN ATMISTIR HASAN TAHSIN.

TARIHIN GARIP CILVESI HASAN TAHSIN AVRUPA’DADIR VE BIR FILME GIDER.

FILMDE TÜRKLER ASAGILANMAKTADIR. HASAN TAHSIN BU FILMI IZLEMEZ. ‘ÖNCE IZLEYEYIM SONRA ELESTIREYIM’ DEMEZ. YA NE DER? TÜRK’E KÜFREDENIN CANINA OKURUM DER! VE ÇIKARIR SILAHINI ATES EDER BEYAZ PERDEYE! FILM ORADA BITER!

HASAN TAHSIN’IN INSANI VE SIRADAN YANIDIR BU. HIÇBIR INSAN KENDISINE, ANASINA, BABASINA, ATASINA, MILLETINE, BAYRAGINA KÜFRETTIRMEZ. EN BASIT INSAN GERÇEGIDIR.

ILKOKULDA BIR ÇOCUGUN ANASINA KÜFRETMEYE KALKARSANIZ, SIZINLE ANASININ DURUMUNU TARTISMAZ, BUNUN CEVABI SURATINIZA YIYECEGINIZ YUMRUKTUR.

NEDEN? ÇÜNKÜ ÇOCUGUN EN INSANI VE SIRADAN YANIDIR BU! ISTE ERGENEKON OLAYI, ERMENI SORUNU, KÜRT AÇILIMI VE CAN DÜNDAR’IN INSANI DENILEN (MUSTAFA) BELGESELININ BAM TELI DE BURASI.

***

Önce Vikipedia’dan Hasan Tahsin’in hayatına bir bakalım:

Hasan Tahsin, asıl adı Recep oğlu Osman Nevres (d. 1888, Selânik – ö. 15 Mayıs 1919 İzmir) Türk istihbarat görevlisi ve gazetecidir. 15 Mayıs 1919′da Yunan ordularının İzmir’i işgâli başladığı sıralarda silâhını çekip ateşleyerek en öndeki Yunan bayraktarını başından vurmuştur.

Kendisi düşmana ilk kurşunu atan kişidir. İlk önce Mustafa Kemâl’in de okuduğu Şemsi Efendi Okulu’na gitti. Sonra Selânik Fevziye Mektebi’ni bitirdi. Ardından burslu olarak Paris Sorbonne Üniversitesi’nde siyasal bilimler öğrenimi gördü. İttihat Terakki Fırkası’na girdi ve Teşkilat-ı Mahsusa’da görev aldı. İstanbul’a döndükten sonra, Osmanlı Devleti aleyhine Balkanlar’ı karıştıran İngiliz istihbarat teşkilatı adına çalışan Buxton kardeşlerin bu faâliyetlerini önlemekle görevlendirildi. Buxton kardeşlere Bükreş’te bir tünelde suikast girişiminde bulunan Hasan Tahsin başarılı olamadı, yakalanıp 5 yıl kalebentliğe mahkûm edildi, 1916′da Romanya’dan kaçmayı başardı, adını Hasan Tahsin olarak değiştirip (Osman Nevres’in pasaportunu kullandığı “Hasan Tahsin”, Silâh gazetesini çıkartan ve bu nedenle “Silâhçı Hasan Tahsin” olarak bilinen eski bir bahriye yüzbaşısının adıydı) 1918′de İzmir’e yerleşerek Osmanlı SÛlh ve Selâmet Cemiyeti’nin sözcülüğünü yapan Hukuk-ı Beşer gazetesini yayımlamaya başladı. 1918 yılında Sudiye Hanım’la İzmir’de gizlice evlendi, Mehmet Kemâl isimli bir oğulları dünyaya geldi.

İzmir’in işgâli sırasında Yunan askerlerine ilk kurşunu attı ve orada öldürüldü. 1973 yılında anısına İzmir Konak Meydanı’nda “İlk Kurşun Anıtı” dikildi. Her yıl 15 Mayıs günü tören düzenlenir.

Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi’nin yayınladığı “Türk İstiklâl Harbi” adlı serinin 4. cildinde (s. 55-56): “Fransızlar İskenderun’a asker çıkardıktan sonra (…) Dörtyol’un hemen güneyinde bulunan Karaköse köyüne taarruz ettiler. Buradaki halk kendilerini savunma için Dörtyol’a ve Özerli’ye giden yolları taştan barikatlar yapmak suretiyle kapattılar ve buraya gelen Fransızlara ateşle karşı koydular. 19 Aralık 1918′de yapılan bu çarpışma Türk milletinin düşmana karşı ilk ayaklanması ve direnişidir.” yazmaktadır.

İlk kurşun 15 Mayıs 1919′da İzmir’de değil, bundan tam 6 ay önce Antakya’da atılmış. Bugünkü Antakya’nın Dörtyol ilçesine bağlı Karaköse köyünde. İlk kurşunu ateşleyenin ismi ise General Fahri Belen’in Başbakanlık tarafından 1973′te basılan “Türk Kurtuluş Savaşı” kitabına göre Kara Hasan’dır (s. 58).

Hasan Tahsin’in adı, 1970′lere kadar ders kitaplarına girmiş değildi. Hakkında çıkan ilk kitap, İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nce yayınlanmış olup 1972 tarihlidir. İçinde bir sürü tutarsızlıklar bulunan bu kitaptaki iddialar, İzmirli yazarlar ve gazetecilerce iyi pazarlanmış ve zamanla hem “İlk Kurşun Anıtı” yaptırılmış, hem de Hasan Tahsin’in ismi ders kitaplarına “kahraman” olarak sokulmuştur.

Nitekim Enver Ziya Karal’ın 1958 tarihli lise “Tarih” kitabında herhangi bir isim belirtilmezken, Toktamış Ateş hocanın “Türk Devrim Tarihi”nde Hasan Tahsin “yurtsever” olarak nitelendirilmekte, “elindeki tabancayla ortaya atılarak, birkaç Yunan askerini öldürdükten sonra şehit edildi” yazılıdır (2000, s. 80). İşin garibi, Prof. Ateş burada bir dipnot numarası vererek Samim Kocagöz’ün “Yön” dergisindeki (15 Mayıs 1963) yazısına gönderiyor bizi. Güzel. Açıyoruz “Yön” dergisini. Fakat o da ne? Toktamış hocanın elinde tabancasıyla ortalığa atladığını yazdığı Hasan Tahsin’in eline tabanca yerine BOMBA vermiştir yazar. Nasıl oluyorsa oluyor, metinde tabanca iken dipnotta bomba oluyor, biz de buna, kimse kusura bakmasın, İnkılâp Tarihi diyoruz. (Kaldı ki Samim Kocagöz de dürüst davranmıyor, ilk kurşunu atanın Hasan Tahsin olduğu bilgisini Miralay Ali Kemâl Sırrı’nın raporundan aldığını yazıyor. Oysa aynı raporu açıp bakarsanız “ilk kurşunu atanın henüz belli olmadığı” yazılıdır…

MKD: Belli ki bunu yazan Hasan Tahsin’i sevmiyor!

Aynı kaynakta bir de başka Hasan Tahsin’den bahsediliyor:

Hasan Tahsin Uzer (1878, Selânik – 1939), I. Dünya Savaşı boyunca çeşitli valilik görevlerinde bulunmuş, Meclis-i Mebusan’da ve Cumhuriyet’in kurulmasından sonra da TBMM’de milletvekilliği yapmış bir Osmanlı-Türk devlet ve siyaset adamıdır. Atatürk’ün çocukluk arkadaşıdır. İzmir’de 15 Mayıs 1919 günü çıkartma yapan Yunan işgâl ordusuna ilk kurşunu atmış olan (ve Hasan Tahsin Uzer gibi Selânikli olan) gazeteci Hasan Tahsin ile karıştırılmamalıdır.

http://www.biyotarih.com/?p=111 adresinde ise şunlar yazılı:

İzmir Basını’nın gururla andığı sembolü Şehit Gazeteci Hasan Tahsin aynı zamanda Türk Kurtuluş Hareketinin ilk kurşununu sıkarak bir milletin destanını başlattı…

1919 Yılı 15 Mayıs’ında İzmir Limanı’nı dolduran Yunan Donanması’nın içinden karaya ayak basmak için sabırsızlanan Yunan Efzun alayını yaşlı gözlerle izleyen İzmirliler, tarihin en kara gününü yaşıyordu. Mavi – Beyaz bayraklarla donatılmış Kordonboyu o sabah hiç de ışıldamıyordu. Rum kızları eteklerini savurarak şarkılar söyleyip dans ederken, Yunan Efzun Alayı karaya ayakbastı. Bando önde Başpapaz Hristamos önderliğindeki Efzun Alayı arkada Kordon boyunda gövde gösterisine başlamıştı. Hemen orada bir kıraathanede saçları dağınık esmer teni güneşten iyice yanmış bir genç kendi kendine söyleniyordu ‘Kollarını sallaya sallaya mı girecekler? Olmaz… Olamaz ki. Sonunda ölüm va… Kan var… Bunu anlamalılar.

Bu genç Selânik’ten İzmir’e göç etmiş, Recep oğlu Osman Nevres Bey’den başkası değildi. Hasan Tahsin takma adını kullanıyordu. Selânik’te 1888’de dünyaya gelen Hasan Tahsin orada Fevziye Lisesi’ni bitirdi. Devlet sınavını kazanıp Paris’te Sourbonne Üniversitesi Siyasi İlimler Akademisi’ni bitirdi. İstanbul’a döndükten sonra, Osmanlı Devleti aleyhine Balkanları karıştıran İngiliz Buxton kardeşlerin bu faâliyetlerini önlemekle görevlendirildi. Buxton kardeşlere Bükreş’te bir tünelde suikast düzenleyen Hasan Tahsin 10 yıla mahkûm edildi. Birinci Dünya Savaşı’nda, Bükreş’in Osmanlı Devleti ve müttefik Almanya tarafından alınmasından sonra, 2 yıl hapis yattığı bu yerden 1916 yılında kurtuldu. Mütarekenin karanlık günlerinde İzmir’e geldi. Osmanlı Sûlh ve Selâmet Cemiyeti’nin sözcülüğünü yapan Hukuk-u Beşer (İnsan Hakları) Gazetesi’nin başyazarlığını yapmaya başladı.

Hukuk-u Beşer Gazetesi’nin başyazarı vatanperver Hasan Tahsin takma isimli Osman Nevres o güne kadar kalemiyle, eylemleriyle bu istila âkıbetini göstermeye çalışmış bir gazeteciydi. İşte korktuğu başına gelmiş, Efzun Alayı Kordonboyu’nda zafer çığlıkları atıyordu. Birden yerinden fırladı, aynı anda kendisini Yunan işgâl askerlerinin karşısında buldu. Az önce kalemini hırsla kıran parmakları arasındaki Rovelver silâhı ile ilk kurşunu attı. Kalabalığı yarıp tek başına fırlayan uzun boylu siyah elbiseli adamın attığı ilk kurşun Efzun Alayı’nın sancaktarını yere serdi. Sancaktar boğuk bir sesle yere yıkılırken, o elindeki Rovelver’le peşi sıra kurşun sıkmaya başladı. Hiç beklenmedik bu ateş karşısında, önce paniğe uğrayan Yunanlılar gerilediler, peşlerindeki Rum kalabalığı arasından denize düşenler görüldü. Fakat karşılarında ateş edenin yalnızca bir kişi olduğunu fark eden Yunan Efzun Alayı hemen karşı ateşe başladı. Silâhlardaki kurşunlar biten Hasan Tahsin, süngü darbeleriyle şehit edildi. Hırslarını Hasan Tahsin’in vücudunu paramparça etmekle de alamayan Efzunlar, bu defa sağa sola tüfekle, mitralyözle ateşe başladılar, hâttâ denizden Yunan torpidoları da ateşe katıldı. Bu sırada sivil halk arasından çok sayıda can veren oldu.

Hasan Tahsin şehit edildiğinde 31 yaşındaydı. Güler yüzlü, neşeli bir vatansever olarak tanımlanan Hasan Tahsin, işgâl acısına dayanamayan yüreğinin sesini dinleyip tek başına da olsa bir alaya savaş açacak kadar cesurdu. Atılan bu kurşun Türk Kurtuluş Savaşı’nın meşalesini yakarken, bütün dünyada Türk ulusunun bu işgâli hazmedemeyeceğinin mesajını veriyordu.

Bugün Konak Meydanı’nda bir elinde bayrağı diğer elinde Rovelver’i ile anıtlaşan bu genç, Türk Basını’nın bir sembolü olarak tarihe gülümsüyor.

MKD: Bunu yazan da belli ki onu çok seviyor.

***

İmdi, benim olmayan ama benden mülhem iki yazıya da bakın, içi vatan ve millet sevgisi dolu kişilerce mâsumâne değişime uğramış, hepsi bu.

Fakat herkes o kadar iyi niyetli değil. Meselâ benim bu yazıyı dikkat çekmek için yazdığımı, bilimsel olmadığını, hâttâ Pubmed’de tek bir yayınım olduğu için makbûl bir bilim adamı sayılamayacağımı dile getirenler olmuş. Bunun cevabı yayınlarımla ilgili yazımda mevcut.

Meselâ birileri buyurmuş: “Bu konuda psikiyatr Kerem Doksat’ın yorumunu da duymak isterdim doğrusu… Hasan Tahsin’in Türklerin aleyhinde olduğunu ‘duyduğu’ bir filmi seyretmeye bile tenezzül etmeyip, filmin sinemada oynadığı sırada beyazperdeye kurşun atmak sûretiyle tepki koymasını (bu durumda filmi mi vurmuş oluyor, beyaz perdeyi mi, yoksa her ikisini mi?) normâl ve hâttâ haklı bulan bir psikiyatrın her konudaki yorumunun benim gibi matrakoloji sevenler için ilgi çekici olacağını düşünüyorum. 2003 yılı biterken internette bir gazetede Türkiye’de biten yılın en absurd olaylarının listesi yayınlanmıştı. Listede çok matrak olaylar vardı. Biri de şuydu: Samsun’da bir vatandaş manava domatesin kaç para olduğunu soruyor. Manavın söylediği fiyatı pahalı bulan asabî vatandaşımız belinden tabancayı çıkardığı gibi domateslere şarjörü bir güzel boşaltıp onları ‘etkisiz hale getiriyor’. Bu olayı herhalde Doksak (MKD: Evet, Doksak :) )‘Samsunlu vatandasın yüksek enflasyona haklı tepkisi’ diye yorumlamıştır”…

Hasan Tahsin’in esas kim olduğunu İzmir’li karımdan ve yakınlarından dinledim. İkinci hikâye doğru! Manavdaki vatandaşın yaptığıyla bu millî tepkiyi aynı kefeye koyan matrakolog için söyleyebileceğim ise şu: Hasan Tahsin belli ki fevrî (impulsive) ve gözü kara birisi, eli silâha kolay gidiyor. Ama hayatında yasadışı hiçbir şeye bulaşmamış, sâdece vatanına ve milletine lâf edildiğinde gözü dönüyor.

Muhtemelen bu konudaki aşırı hassasiyetinin altında yaşadığı travmalar yatıyor. Eğer antisosyal kişilik bozukluğu olsaydı, diğer başardığı işlerin hiçbirini başaramazdı.

Peki, ey muhterem matrakolog, vatanınızın işgâl edildiğini gördüğünüzde acaba ne yapardınız?

“Ne matrak, ayol ölüyorum gülmekten” mi derdiniz?
   Hamdolsun
      İyi ki varsınız!

Mehmet Kerem Doksat –  İstinye – 06 Haziran 2009 Cumartesi

 

8 Yorum

mustafa terziahmetoğluHaziran 6th, 2009 12:35

Bu gün A dedim‏
Kimden: terziahmetoglu@hotmail.com
Gönderme tarihi: 10 Kasım 2008 Pazartesi 10:32:45
Kime: can.dundar@e-kolay.net

Hey siz! Liboşlar, işbirlikçiler, dönekler, yalakalar! Gözüm sizin üzerinizde.

Cevat Abbas Gürer’den bir hâtıra. Atatürk’ün, Çanakkale Savaşları’ndan itibâren yâveri, zaferden sonra mebus olmuş.

Atatürk, çiftlikte dolaşmaktadır. Bir ağaç dibinin toprağını kabartan bir işçinin önünde Ata durdu. Ata

-Nerelisin çocuğum?
-Kastamonulu’yum beyim!
-Kastamonu’nun içinden misin?
-Hayır, köylüğündenim.
-Askerlik yaptın mı?
-Yapmaz olur muyum?
-Harp gördün mü?
-Sakarya Muharebesi’nde bulundum. İzmir alındıktan birkaç ay sonra tezkere aldım.

Pehlivan yapılı Sakarya gâzisinin cevabından haz ve zevk duyduğu, fakat kendisini tanıtmak istemediği için olacak Ata’nın işçiye son sorusu:

-Sen güreşir misin?
-Güreşmez miyim?
-Benimle güreşir misin?

Ben işçiye büyük muhatabını anlatabilmek imkanını ararken Ata:

-Bırak çapanı ileri gel! dedi.

Ata’yı, bütün ciddiyet ve var kuvvetle saran ve sarsan Kastamonulu’dan kurtarmak için, Ata’ya göstermeden bir çelme attım, Kastamonulu yere yıkıldı. Fakat hemen ayağa kalkan işçi, mağlûbiyetini saymadı. Kısa bir münakaşa oldu. Ata ile işçi tekrar güreşmek üzere birbirlerinden ayrıldılar. Kastamonulu katiyen Ata’yı tanımamıştı. Bu durumda Ata’dan bir ufak mükâfat vermek için müsaade istedim.

-On yevmiye ver! emrinde bulundu.
Kastamonulu’ya yaklaştım. On Lira’yı kendisine uzatırken, bu sefer işçi

-Bu parayı niçin bana veriyorsun? suâlinde bulundu.
-Mintanın biraz yırtıldı da yenisini alırsın diyerek parayı kabûl ettirebildim. Merakı artan işçi:
-Siz kimsiniz beyim? dedi. Cevaben:
-Ben tüccarım. Fakat güreştiğin bey bu çiftliğin sâhibidir diyerek Ata’yı tanımayı işçinin zekâsına bıraktım ve büyük adama yetişmek üzere yanından ayrıldım. On beş yirmi dakika sonra aynı yoldan geri dönüyorduk. Kastamonulu işçi koşarak yanımıza geldi, hemen Ata’nın ellerine sarıldı ve öptü. Yüreğinin bütün samimiyetiyle:

-Demin Ata’mı tanıyamadım. Beni affet. Hiç ben sizinle güreşebilir miyim? dedi. Ata:
-ZARARI YOK. ŞİMDİ BURADA İKİMİZ DE BİRİZ. DEVLET VE MİLLET İŞLERİ BAŞINDA BEN SENİN BÜYÜĞÜNÜM, BABANIM buyurdular ve işçiyi okşadılar.

Bunu ve bunun gibi olayları filminde niye göstermedin ONUR ÖZÜRLÜ İŞBİRLİKÇİ!

Sen ve senin gibiler Anayasa’nın 2. maddesi kapsamında yargılanmalılar.

Sen ve senin gibiler işinize gelen 10. ve 42. maddeleri kullanır veya onu kullanmak isteyenlere destek olursunuz. İşinize gelmeyen maddeler konu olunca “Anayasa Mahkemesi kaldırılsın” dersiniz.

Çünkü Anayasa, sizin Anayasa’nız olmalı.

Bu filminle, 2. maddedeki Atatürk milliyetçiliğine aykırı hareket ediyor ve onu provoke ediyorsun. Sen gerçek bir İŞBİRLİKÇİ PROVOKATÖRSÜN. Senin yaptığın gibi AY. 2. MADDESİNİ BOMBALAMAK GERÇEK BİR bölücülüktür. Sen şehirdeki ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİne karşı eylemlerin odağında bir bölücüsün.

Siz KEMALİST FELSEFEDE KURULUK OLDUĞUNU BENİMSEYEN VE HUNTİGTON, STEVEN A.COOK, GRAHAM FULLER, WILSON, HÂLİDE EDİP, SOROS ÇOCUKLARISINIZ.

SİZLER YARGI’YI VE ORDU’YU HEDEF ALAN İŞBİRLİKÇİLERSİNİZ. İŞİNİZ BU İKİ YÜCE DEMOKRASİ KALESİNİ İNDİRMEK.

SİZLER LÂİKLİĞİ SEKÜLER DİN TANIMIYLA ALTINI OYMAYA ÇALIŞAN İŞBİRLİKÇİLERSİNİZ. ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI KARŞISINDA, BU FİLM 2. SALDIRIDIR. ÇÜNKÜ LAİKLİĞİ YIKAMAYACAĞINIZI ANLADIĞINIZDAN, ONUN KURUCUSUNU TAHRİP EDEREK HEDEFE GİTMEK İSTİYORSUNUZ.

HEY SİZ! LİBOŞLAR, İŞBİRLİKÇİLER, DÖNEKLER, YALAKALAR! GÖZÜM SİZİN ÜZERİNİZDE!

Ben Atatürk’ün Muhafız Çavuşu Ahmet Çavuş’un (Ahmet Özev) torunuyum. Küçük AnıtKabir’i ziyaret ettim. Dedem bana çok kızdı. Burada bile rahatımız yok dedi. Dışarıda bir şey yok, asıl tehlike içerde torunum dedi. Bak ayağa kalkarsam, sana bir çakarım beni ayağa kaldırdığın için. Ama başkalarına fena çakarım dedi. Elçiye zevâl olmaz. Söyleyeyim dedim.

Saygılar efendim,

Ben 62 yaşında bir TC vatandaşıyım. Her sene 10 Kasım’da Anıtkabir’i ziyaret olanağım olmadığından, dedemin mezarını ziyaret ederim, ben ona Küçük Anıtkabir diyorum. Dedemin mezarı başında Yasin S. ezbere okurum. Hem de Arapça olarak. Türkçesi’ni de bilirim. Bunu niye söylüyorum?

Hani, Kemâlist, Devrimci söylemlerinin içeriğinde Dinî Zâfiyeti işaret edenler var ya, işte onlara karşı bir savunma mekanizması olarak söylemek mecburiyetinde kalıyorum.

Mezarı ziyaretten gelir gelmez o malûm kişiye yukarıdaki mesajı ilettim. Üslûp olarak biraz sert olarak nitelendirebilenler olabilir, ama bozulan bir kimya ve fizikten böyle bir alaşım çıktı.

Başlığı niye “Bu gün A dedim!” olarak koydum. Dedem 1. Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda bulunmuş. 1.90 boyunda, yapılı. Annemin babası. Bana çok ilginç gelir. Annem 1938 senesinde evlenmiş. Rahmetli annem bahsederdi, sanki utanılacak bir şey yapmış gibi ” Ben Atatürk’ün öldüğü sene evlendim” derdi. Evliliğinin böyle bir seneye denk gelmesi ona hüzün verirdi. İnşallah, Safranbolu’ya gelirseniz, dedemin mezarını yâni Küçük Anıtkabir’i birlikte ziyaret ederiz. Dedeme sizin de söyleyeceğiniz şeyler vardır.

Yine birden duygusallaştım. Her neyse!

Dedem Atatürk’ü anlatmaya bayılırdı. Anlatmaya başlarken ağlardı. Ağlamaktan anlatamazdı. Ben de 7-8 yaşlarında ilkokula gidiyorum, fırlamalık işte, sırf onu ağlatıp dalga geçmek için “A” derdim. Atatürk’ü tamamlamaya lüzum yoktu. Başlardı ağlayarak anlatmaya. Ben gülmekten yerlerde yuvarlanırdım. Öyle ya! Dedeme mi kalmıştı Ata’nın M. Çavuşu olmak? Hani reklâm filmi var “Senin elin kanar mı?”. O filmi defalarca seyrettim, çünkü o çocukta çocukluğumu yaşadım. Nur gölünde yatsın, dedem hiç bir zaman beni inandıramadı. Herkes söylemesine rağmen. Ne zaman ki, İstanbul’da üniversitede okurken Genelkurmay’dan beratını aldı diye haber geldi, o zaman inandım ve çok utandım. Ziyaretine gittiğimde Beratı bana sallıyordu ve büyük bir keyifle anlatıyordu. GK’da arşivden kütüğünü çıkartmışlar ve bütün generaller elini öpmek için sıraya girmişler. Büyük bir gururla anlatıyordu.

Ne yazıktır ki, ilk maaşını bile alamadan vefat etti.

Bu ülke 300.000 (ÜÇ YÜZ BİN) ŞEHİT VE GÂZİ verdi. O günkü koşullar bu günün koşulları içinde değerlendirilemezler. O günkü koşulları, politikaları küçümsemek, ÖNEMSEMEMEK, insanın kendisine İHÂNETİDİR.

Her ne derlerse desinler, istedikleri kadar yazsınlar, çizsinler, filmler çevirsinler, bu dünyada “Her yüzyıl bir dehâ, lider çıkartır. Böyle bir dehâyı, lideri çıkartmak bu yüzyılda Türkler’e nasip oldu” diyen düşmanlar da var.

Çok sevdiğim bir sözdür “başkalarının yolundan yürüyenler iz bırakmazlar”. Allah’a şükürler olsun, bu ulusa İZ bırakan bir Lider hediye etti.

Kusura bakmayın efendim, uzun oldu yine. Teşekkür ederim.

Saygılar, sevgiler, sağlıklar

MKD: Benden de Sevgili Mustafa Terziahmetoğlu

hüseyin sungurHaziran 7th, 2009 13:50

Mustafa AĞABEY,

Eline sağlık…

Ellerinden öperim sevgili ağabey…

Ne iyi ettin de aramıza atıldın, sakın bir yerlere gitme ha…

Hüseyin

MKD: Aranıza girmiş olmayayım da :) , o epeydir burada…

hüseyin sungurHaziran 7th, 2009 19:29

Hocam ;

Bağışlayın da hani YENİÇERİ,saldırmayı dayamış hahamın gırtlağına,ulan hazreti isayı demek ki siz gammazlamışsınız romalılara deyince,malûm,haham da, be yavrum,o,1500 yıl kadar önceydi deyince,bizim yeniçeri, ben anlamam,benim az önce haberim oldu demiş ya,galiba benimki de biraz buna benzedi…

İdare edivering barim…( ÇUKUROVACA)

mustafa terziahmetoğluHaziran 8th, 2009 09:05

Sevgili Hüseyin Kardeşim,

Allah sizi korusun, râzı olsun.

Estağfurullah…..

Gözlerinden, alnından öperim.

İçinizdeki İNSAN SEVGİSİ ve TEVÂZU, bu günlerde kaybolmaya yüz tutmuş SAYGIYI sizden yansıtıyor.

Keşke, keşke, O BÜYÜK İNSANIN yaşadığı günlere denk gelseydik de, beraber, elleri kelepçelerden kurtaran ALLAH’IN ÖZGÜRLÜK ELÇİLERİNDEN birisi olanın elini birlikte öpseydik. Elleri öpülmeye değer olanlar “bir boynu kölelik zincirinden çözmek” Beled S.12-13-14-15-16 âyetler, böyle kimselerdir.

Allah hepimize uzun ömürler versin, iyi insanlar mutluluğu birlikte paylaşsınlar..

Saygılar, sevgiler, sağlıklar

hüseyin sungurHaziran 8th, 2009 10:46

Muhterem mekâncılar, sevgili Mustafa Ağabey,
Bu toprakların derinliğinde mutlaka bir şeyler olmalı. Hâttâ derim ki, ANITKABİR’de “ASLANLI” yolda yürürken, ilk bakışta kuzu kuzu “pısmış” gibi gözüken, 12’si sağda, 12’si solda duran ASLANLARIN, açık ağızlarına bir bakalım !
NEDEN SESSİZCE YATAR GİBİ GÖZÜKEN “ASLANLARIN” AĞIZLARI, GERÇEKTEN HAŞMETLÛ BİR ŞEKİLDE AÇIK!
VEYAHUT; 12 SAĞ–12SOL, TOPLAMDA 24 EDEN BU ASLAN SAYISI, GERÇEKTE NEYE TEKABÛL ETMEKDE!

Bunlar öğretilmez, bu mecazların üstü kapatılır ki ÖĞRENMESİN GELMEKTE OLAN NESİLLER!

Diger tarafdan, BELED Sûresi’ni aktarma inceliğinize, güzelliğinize ben de, hâddimce, düzensiz bir şekilde, katkıda bulunmak isterim:

1–Vâkıa Sûresi 61…
2– Kaariya,tamamı…
3–Gâşiye 18-19…
4–İbrahim 48…

“Hayatta en hakikî mürşîd ilîmdir, fendir” diyen bir zihni dondurmamak, aksine genişletmek, büyütmek ve hâttâ aşmak mecburiyetindeyiz.

“Orada” kalmamalıyız.

Bu mekân dahi, zannımca, bu yolda atılan, atılmakta olan pek sevimli ve gayretli bir çalışmadır.

Bu mekân sâyesindedir ki, SAÇILAN IŞIĞI (MÜRŞİD) yakalamak üzere toplananlardır (mürid) belki de.

Ne mutlu bize ki, HOCA sâyesinde, ÂŞIKLAR birbirlerini bulabiliyorlar.

İyilik ve güzellik içre olunuz…

Saygılarımla

Mehmet BaranHaziran 8th, 2009 12:59

Mustafa Bey’i, Can Dündar’a gönderdiği mesajdan dolayı kutlarım.
Saygılarımla,
mb

mustafa terziahmetoğluHaziran 8th, 2009 15:48

Sn. Mehmet Baran bey kardeşime teşekkür ediyorum. Allah râzı olsun. Nâçizâne kendi hâdlerimiz ve olanaklarımızla değerlerimizin korunmasına yönelik yaptığımız mücadeleden bir örnek.

Saygılar, sevgiler, sağlıklar

MUSTAFA MELİH KADIOĞLUHaziran 11th, 2009 01:20

Sayın Hocam,

Siz bu kadar Hristiyan dünyanın içine burnunu sokmuş bir başka Müslüman (çoğunluğu Müslümanlar’dan oluşan) devlet gördünüz mü? Anadolu, âdeta burnunu sokmuş Avrupa’nın içine. Girdi girecek…

İşte konunun anası budur… 14 tâne Haçlı Seferi, ardından 1. Dünya Savaşı yenilgisi ve Anadolu’nun işgâli… Dua edelim İngiliz’in korkaklığına. İşi Yunan’a havale etmeyip kendi gelseydi, yanmıştık.

Adamlar korkuyorlar bizden… Sarkozy ve Merkel’in tarihi ve dinleri bilmediğini düşünemeyiz… Tamam girelim de AB’ne, ama nasıl yaşayacağız onlarla bir arada… Adamların hepsi Hristiyan… Papa, Anglikan Kilise, Protestan Kilise ve Ortodoks Kilise en sonunda anlaşırlar ama biz nasıl anlaşacağız bunlarla? NİSA SûRESİ, MAİDE SûRESİ ortada. Gerçek bir Müslüman iseniz ve kitabım Kur’ân diyorsanız, bu kâfirlerle, bu müşriklerle, bu münâfıklarla (bunlar benim sözüm değil, aynen bu sûrelerden alıntıdır) nasıl bir arada olacaksınız? Açıkça bunlara karşı cihad ilân eden bir kitap ve dinden bahsediyorum. Allah yolunda savaşmayanlara verilecek cezaları bir okuyun da ondan sonra ben göreyim sizi, nasıl beraber oturacaksınız bunlarla? ”Yahudiler ve Hristiyanlar’ı nerede bulursanız öldürün” âyetini n’apacaksınız? (Tevbe Sûresi) bunu yok var sayabilecek misiniz? Tabii ki bunlar benim düşüncelerim olamaz… Ama, gerçekten Kur’ân’a iman etmiş bir kişinin bu sûreleri yok sayacağını veya ihmâl edebileceğini düşünebilir misiniz? Medenî Kanun ve yerel töre uygulamalarının nasıl çatıştığını görmüyor musunuz? Bırakınız AB uyum yasalarını… Kadınları erkeklerden daha aşağı gören bir din varken ve onları gerektiğinde (hırçınlık yapma ihtimâli varken bile, yâni daha yapmamışken) dövmeye müsaade eden bir Kur’ân âyeti varken… Yaşar Nuri Öztürk’ün tercümesinde (Nisa 34 âyet) her ne kadar “hafifçe vurunuz” diye yumuşatılmışsa da, gerek Diyanet’in ve gerekse de Süleyman Ateş’inkinde doğrudan “dövünüz” diye tercüme edilmiştir. Zira, bu “hafifçe vurma” eyleminin ölçüsünün nasıl ayarlanacağını Sayın Yaşar Nuri belirtmemiş bunu kişinin insafına bırakmıştır (!). Eh, artık siz hesab edin bu maçoluk ayarının insafını… Ağız burun darmadağın hastânelik mi olur, yoksa tamamen Hakk’ın rahmetine mi eriştirilir nisa tâifesi, ben bunu şimdiden kestiremem, kusura kalmayın…

Bu Yaşar Nuri’den açılmışken, unutmadan, geçenlerde Fatih Altaylı’nın bir programında, bu dövme işini de artık tamamen ortadan kaldırmış göründü bana… Dedi ki , “o kelime aslında döğme değil, uzaklaştırın” olacakmış (!). Haydi bakalım şimdi çıkın bu işin içinden… Yâhu, Yaşar Abi, n’apıyorsun sen Bu kadar da tahrifat olur mu? O programda, başka bir şey daha söyledi ki, bu artık en son: “Kur’ân’ın içinde lâiklik varmış ve yakında bir de kitap çıkarıyormuş”. İşte buna “pes!!!!” dedim. Yâhu adamlar Kur’ân’la devlet yönetiyor, ne lâikliği? Bak bakalım İran’a, Pakistan’a, Afganistan’a, Suudi Arabistan’a… Ne lâikliği? Din işleri ile devlet işleri içiçedir Kur’ân’da ve bütün kurumlarıyla devlet dinin emrindedir. Kur’ânda çıkan şeriat ile her şeyi yönetirsiniz… Olur mu derseniz… Onlar da “biz yaptık, oldu” derler.

Boşuna mı, 85 yıldır canı çıkıyor bu ülkenin? Hem Müslüman hem de lâik nasıl olunacağının formülünü bulsaydık, bugün bu ülkede bu kargaşa ve karmaşa yaşanır mıydı? Hristiyan dünyanın bize karşı hâsımâne tutumunu haklı değil ama normâl karşılamak gerekir diyorum… Çünkü karşısındaki farklı ve iddialı bir din taşıyor ve seni içine almaya çalışıyor. Sen de en doğal savunmanı yapıyorsun ve ona elinden geleni ardına koymuyorsun (Ermeni ve Kürt kışkırtmacılığı, sağ -sol kışkırtmacılığı, Atatürk’e saygısızlık, türban tartışması -ki o model tamamen Hristiyan râhibe başıdır. Zira, annelerimizin ninelerimiziki öyle değildi), anti-lâik tarışmalar, dini öne çıkaran partinin desteklenmesi vs.). Bence onlar kendi yönlerinden çok haklılar… Bunu bir anlasak, belki o zaman daha kolay çözeriz sorunlarımızı. Yâni onların kim olduklarını ve bunu neden yaptıklarını iyi anlarsak, konuyu başka yönlere saptırmadan daha realist yöntemler geliştirir ve hiç telâşa kapılmadan yolumuza gidebiliriz. Yâni özetle, onların yaptığı çok normâl bir oto defanstır, o kadar…

SONUÇ: Birileri çıkıp bu formülü dünyaya anlatabilirse (ben EL ezher’den biraz ümitliyim) o zaman Hristiyan dünya ile Müslüman dünya barışabilir ve o zaman Vatikan’daki Papa insafa gelir de “Hz.Muhammed’i Acknowledge ettim” derse, işte o zaman ne Sarkozy kalır ne de Merkel. Zira bugün, İslâm terörünün tek sebebi, Vatikan’daki kişinin Hz. Muhammed’e olan karşı tutumudur. Bu da Hristiyanlığın ana söylemlerinden biridir. Hz. Muhammed’in varlığı, Hristiyan âlemi için bir varlık yokluk sebebidir. Âdeta kendilerini inkâra kadar gidecek bu söylem, onlar için bir hayat memat mes’elesidir. Bunun çok zor ama çok zor olacağını da şimdiden söylemek isterim. Yâni T. Erdoğan’ın, ağzını yaydırarak söylediği “medeniyyyetler arası ittifak” o kadar kolay olmayacaktır. Zâten Zapatero’dan başkası da bu işe girmedi ve giremez de. Sâhi bu Zapatero acaba gizli Müslüman olabilir mi? Şimdi bak içime şüphe düştü (!!).

Selâm ve sevgilerimle

MKD: Sayın Mustafa Bey, mesajınızın hüsnüniyetle yazıldığını farzederek kısaca cevap vereyim. Bir kere, Kur’ân’ın tercümesi değil, meâli olur; ikincisi tefsir ilmi boşuna değildir. Bâzı âyetler her zaman için geçerliyken, bâzıları o döneme münhasırdır ve tek bir kelimenin dahi muhtelif mânâları vardır. Bahsettiğiniz âyetlerdeki mânâ o günün şartları için ifâde edilmiştir. Bütün bunları iyi bir tefsir kitabından kolayca okuyabilirsiniz.

Bugün Kur’ân Arapçası’nı öğrenmek için uzun süre eğitim almak icap eder; sıradan Arap da Kur’ân’ı anlamaz ve tefsircilerden öğrenir. Bu sebepledir ki o kadar fazla mezhep ve tarikat ortaya çıkmıştır. Hâlen Kur’ân’la yönetilen hiçbir ülke yoktur; şeriatla yönetilenler vardır. Meselâ Suudiler’in mezhebi olan Vehabîliğin kurucusu İngiliz dominyonu ajanlarıdır ve onların şeriatı ile Şiâ’nın şeriatı arasında hiç bir râbıta yoktur.

Katoliklik 325 yılında İznik Konsili’nde oylamayla uydurulmuş bir din olup, temel öğretisini Pavlos’tan alır ve tek amacı halkı ruhban sınıfı için sömürmekten başka bir şey değildir. Günümüzde kullanılan Tevrat’ın dahi muharref olduğu, bâzı kelimelerin ve âyetlerin o zamanki ifâdelerinden saptırılarak, Siyonizm’in hizmetine sunulduğunu ciddi şekilde söyleyen epey teolog mevcuttur. Meselâ günümüzün fanatik Yahudiler’i esasen Hristiyanlar’dan nefret ederler.

Sanırım lâikliğin ne olduğunu ya iyi bilmiyor ya da bilip de mahsus işi hafiften demagojiye vuruyorsunuz. Bu konuda daha fazla tafsilâta girmenin de burada yeri yok. Secularism ile lâiklik farkını bir yazımda vurgulamıştım. Rejimler lâik olursa ancak demokrasi filizlenip yerleşebilir. Bunun en tipik örneği de Fransa’dır; hâlen başında olan psikopatı kastetmiyorum, kültürü kastediyorum.

Sanıyorum size tamamen iştirak edip de aynı zamanda eleştireceğim tek şey, bizlerden korktuklarıdır. Neumark’la ilgili yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Selâmlar…

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word