DEVLETLÛ HAŞLIYOR, ÇOCUKLAR TAŞLIYOR, TOPRAKLAR TAŞINIYOR
Fatih Altaylı geçen gün dikkate değer bir yazı neşretti; özetle ve Türkçe’sini düzelterek iktibas ediyorum, sonra da gereğini yazacağım.
***
Üç gündür bekliyorum, büyük medyadan birisi sesini çıkaracak mı diye…
Tıs yok. Çıt yok.
Bırakın medyayı, yargıdan ses yok, Türkiye’yi yönetenlerden ses yok.
Hafta sonunda televizyonlardan DTP’nin “Güvencinlerin iş başına getirildiği” kongresini izledim. İzlemez olaydım. Kongre tam bir PKK kongresiydi. Kandil dağında yapılsaydı, bundan farklı, bundan öte yapılamazdı. Abdullah Öcalan ve Murat Karayılan’ın kardeşleri kongre salonunda kendilerine ayrılan özel bir bölümde oturdular. Parti önderliğini temsilen!
Dört bir yanda Öcalan posterleri, PKK’nın askerî ve siyasî kanatlarının afişleri vardı. 20 bin kişi ‘Öcalan’a özgürlük’ diye bağırdı. Ve daha vahimi, çok daha vahimi, DTP Kongresi boyunca çalınan, salondakilerin halay çektiği, bir dakika bile susmayan bir “türküydü”. İşte bu türkü kanımı dondurdu.
Türkünün adı “Oramar türküsü”! Öyle herhangi bir türkü değil. Yeni bir türkü Türküyü yazan kim biliyor musunuz? Dağlıca Baskını’nı düzenleyen teröristler. DTP Kongresi boyunca çalınan bu türkü bir Dağlıca baskını güzellemesi. Kendilerince baskını anlatıyorlar. Gerilla dedikleri teröristlerin Dağlıca’ya nasıl geldiğini, Türk Askeri’ni nasıl vurduğunu, silâhların nasıl konuştuğunu, askerlerimizin nasıl çâresiz kaldığını anlatan ve Dağlıca Baskını’nı yapan teröristlerin övüldüğü, Dağlıca Baskını’nı kutsayan bir türkü. Ve bu “Terör türküsü” DTP Kongresi boyunca fon müziği olarak durmaksızın çalındı.
Ve üç gündür bekliyorum, kimseden ses sedâ çıkmadı. Bırakın gazeteleri, savcılardan bile çıt çıkmadı. Sâdece basın savcılığı, basın suçları açısından bir inceleme başlatmış. Teröre methiye düzülüyor, Dağlıca Baskını’nı yapan teröristler övülüyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyor!
Niye?
Ben bilmiyorum. Kimse çıkıp da “DTP legal bir parti” demesin. Legal partilerin terörü övme, kutsama hakkı olamaz. İşçi Partisi’ne terör suçlaması yapılıyor, DTP ise terör türküleri çalıyor.
İş mi bu!
Ve bütün bunlar Ankara’nın göbeğinde oluyor. Ankara’da bir spor salonu Kandil Dağı’na çevriliyor… Tınan yok. Terör türküleri, Öcalan posterleri Ankara’nın göbeğinde! Öcalan’ı Türkiye’ye getiren Albay ve İmralı’nın bağlı olduğu orgeneral hapiste!
Bunlar birbiriyle doğrudan bağlantılı gelişmelerdir diyemem ama ilgi çekici bir durum olduğu net bir şekilde ortadadır. Türkiye’nin içinde bulunduğu süreci ve gideceği yönü de anlamamızda yardımcı olan bir tesbittir. Türkiye’yi yönetenler, Türkiye’nin geleceğini şekillendirenler, ister asker olsun, ister sivil, ister bürokrat olsun ister siyasetçi, bu durumun farkında mıdır onu da bilmiyorum.
Ancak, böyle giderse Türkiye önümüzdeki 20 yıl içinde ciddi bir toprak kaybıyla karşılaşacaktır. En az ikiye bölünecektir. Hâttâ bölünmeden de öte bir durum söz konusudur. Bugünün “terörle mücadele kahramanlarının” yarın bir gün “savaş suçlusu” olarak aranması bile ihtimâl dâhilindedir.
Türkiye şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı bir tehditle karşı karşıyadır. Ve ne yazık ki, bu tehdidi idrak edebilecek bir “Dingin kafa” Türkiye’de ortalıkta görünmemektedir.
Bugün Türkiye’nin sorumlu mevkîlerinde oturanlar, tarih önünde bu hesabı verecektir!
***
Yazıda koyu renkli kısımları ben boyadım.
A benim Fâtih Sultan Mehmed’in fethettiği İstanbul’da ikamet eden Fatih’im (FA). Rahmetli Pederim 70 sene önce bunları öngördüğünde kafatasçı faşist diye damgalandı. Hadi, başkaları söylemiyor diyelim, fakir de 20 senedir bunları haykırıyor! Bu sebeple az da faşist damgası yemedim (işin trajikomik ciheti, uç bâzı sözüm ona milliyetçi ve Türk İslâm sentezcisi gruplar tarafından da Komünist ve Siyonist olarak nitelendim), umurumda değil de… Siz ise televizyonunuzda ve gazetenizde ne kadar bölücü, ajan ve yeteneksiz yazar müsveddesi varsa, onları çıkartıp çıkartıp pek “değerli” fikirlerini almıyor musunuz? Soyadı Türk olan ama bölücünün dik âlâsı bulunan kişileri hemen her gün gündeme ben mi taşıyorum? Türklük’le, Türk’le, Türk tarihiyle Tarihin Arka Orası gibi programlarda “dalga geçen” kişiler acaba Roj TV’de mi bunları söylemekteler?
“Bilmiyorum, bilmiyorum” deyip duruyorsunuz!
Zekâ özürlü olmadığınıza göre, ancak basîretiniz bağlanmış olabilir.
Çözdürün, e mi? Bunu bir yaşam koçuna, kuantum terapistine, mânevî şifâcıya, şıhha veya hocaya, astrologa filân yaptırabilirsiniz. Yâhut, eğer Türkiye’ye dönebilirse, Uçuran da sizi uçurabilir.
“Ne yazık ki, bu tehdidi idrak edebilecek bir ‘Dingin kafa’ Türkiye’de ortalıkta görünmemektedir” gibi komik ötesi lâflar etmeyin de bir bakın; o Dingin Kafalar (n e d e m e k s e) hapiste, Ergenekon safsatasıyla, öldürülüyorlar. Sizin gibi Engin Kafalar ise canlı yayında bir parti genel başkanıyla mülâkat yaparken “hıyar, herif” gibi yakışıksızca lâflar edip küpünüzü doldurmaktasınız. Arada bir böyle sûret-i haktanmış gibi makaleler yazarak bu milleti uyutanların arasındasınız!
***
Gelelim Devletlû’nun haşlamalarına…
Muhalefeti haşlarken avaz avaz bağırıyor ve Türkiye siyasetine seviyesizliği, terbiyesizliği bunların getirdiği projeksiyonunu yapıyor. Yüksek Yargı’ya bağırıyor, hem de alenen hukuk perişan edilip durulur ve insanlar yasadışı telefon dinlemeleri ve fotomontaj resimler kanıt diye gösterilip paldır küldür içeri atılırken… Ordu’ya sataşırken “fiyatı arttırdılar” diyebilecek kadar ileri gidiyor. Bir de, sanki memleketin ciddiye alınacak bir işiymiş gibi, “AK Parti’ye AKP diyenler terbiyesizdir, edepsizdir” filân diye gündem değiştirmeye çalışıyor. Bâzı köşe yazarları da hop diye bunun üzerine atlayarak, günlerce sürecek bir demagoji yarışına giriyorlar; işin tezgâh olduğunun en net endikatörü olarak, The Altan Broders’tan Ahmet olanı sözüm ona “eleştiriyor”.
Hâlbuki, daha 90 senesini doldurmamış Cumhuriyet’in kanla, kahramanlıkla kazanılmış ve organik tarıma tamamen müsâit çok kıymetli ve değerli topraklarını neden 40 veya 50 seneliğinde mayını temizleyenin hizmetine sunacağının cevabını veremiyor. Bermutat, köşeye sıkıştıkça hücum ediyor. Amacın ne olduğunu anlamamak için geri zekâlı olmak icap eder, insanlar anlıyor, o da iyice öfkeleniyor. Kendisini vatana ihanetle suçlayan (bunu yaparken samimi olduğuna asla inanmadığım ve danışıklı dövüştüklerinden emin olduğum) Milliyetçi Hareketsizlik Partisi Lideri’ne “Davos’ta kahramanca İsrail’e çatan ben mi hâin olacakmışım” diye lâfebeliği yapıyor. Konu kaynıyor, gidiyor.
Talat Paşa (KKTC’deki) alenen “Gıbrıs’daaan toprak vereceğiiiz, bu artık şarttıır” diye yumurtluyor, arada kaynıyor!
Girmek için neremizi ne yaptıracağımızı bilemediğimiz sözüm ona Avrupa Birliği hiç utanmadan “Trakya, AB’nin kontrolüne verilmelidir” diyor. Türkiye’de arslan gibisiniz ama bunlara gıkınız çıkamıyor. Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınmasıyla iştigâl ediyorsunuz. Neden ve niçin acaba?
Bütün belediyelerde, RTÜK’te, her yerde yolsuzluk ve rüşvet başını almış giderken, siz hâlâ Fenerci’yi koruyorsunuz! İyi polis – kötü polis misâli, başyardımcınız da “istifa etsin” diyor. Halkın gözünde her iki tarafta da siz haklı çıkıyorsunuz, milleti kandırıyorsunuz.
Türkiye’nin dört bir yanında Kürt kalkışmaları başlamış vaziyette; çocuklar ön safta militanlaştırılıyor, “tarihî fırsat kaçmasın” diye ne olduğu belirsiz lâflarla milleti uyuturken, Cumhuriyet’le beraber isimleri Türkçeleştirilmiş köy ve kasabalara tarihe karışmış olması gereken eski isimlerini vererek bölünüp dağılmaya geçit açıyorsunuz. Yunanistan’da Hellenizasyon nâmıyla bütün her yere Yunan isimleri verildiğini bilmiyor musunuz?
Bakınız, http://members.tripod.com/giorgi10/id58.htm adresine ve ibretle okuyunuz. Devletlûmuz “van minüt, yes, okey, hav maç” hâricinde İngilizce bilmez (no’yu da bilmez çünkü dediğini duymadık) ama Gülümüz boşuna İngiltere’de okumadı; bâri o baksın. Meselâ büyükbabamın soykırımdan zor kurtularak kaçıp geldiği hâlis muhlis bir Tük kasabası olan Doksat’ın (Drama) Doksaton’a (artık, kısaca Doksato diyorlar) nasıl istihâle ediliverdiğine, artık orada hiç Türk kalmadığına bir bakınız. Aynı kaynakta Makedonlar’ın ve Türkler’in nasıl hunharca katledildiği de var.
Başkent’te esnafla Komünistler günlerce çatışıyor; hâl-i pür melâlimize bakar mısınız? Kapitalizm ile Komünizm kavgası mı? Hadi bre, onlar emekçi, küçük esnaf. Tıpkı muayenehâneciliği öldürmek gibi, KOBİleri de yıldırıp mahvetmek için tezgâh sâdece.
***
Terör türküleri, Öcalan posterleri Ankara’nın göbeğinde! Öcalan’ı Türkiye’ye getiren Albay ve İmralı’nın bağlı olduğu orgeneral hapiste! Ne yazık ki, bu tehdidi idrak edebilecek bir “Dingin kafa” Türkiye’de ortalıkta görünmemekteymiş. Öyle mi Muhterem FA? Öyle mi!
Türkiye’nin en büyük ihtiyacı Kuvâyı Milliye Ruhu ve Vatan Aşkı ile dolu bir lider ve aynı vasıftaki âkil adamların idaresinde kurulup, ne gerekiyorsa onu yapacak bir Millî Mutâbakat Hükûmeti’dir.
Meselâ büyük medyada hiç bahsedilmeyen bir Hak ve Eşitlik Partisi var, web adresi http://www.hakveesitlik.org.tr/ bir bakın. Liderlerinin müthiş bir hayat hikâyesi var. Videolarını dikkatle seyrettim, bana çok fazla “asker” geldi ve nedense pek gülümsemiyor. Acaba bir hâl yolu oluşturur mu? Demokrasi varsa belki. Ama cehâletin, din bezirgânlığının ve DDD mahreçli ve korumalı dinbaz örgütlenmenin (Fethullahçılar ve diğerleri) kol gezdiği, TRT’nin cemaât ve tarikatların eline bırakıldığı memleketimizde, tâlihleri ne olur… Ben de onu bilmiyorum.
Haa, Türkiye Partisi, Saadet Partisi filân var ya, sâdece bunlar giderse –ki, kaçınılmaz gözüküyor, ikameleridir.
Bir de haftanın gırgırı var tabii: Rahşan Hanım ve arkadaşları, Ecevit’in partisinden, artık Ecevit’in ruhunu taşımadığı için istifa etmişler.
Herkese selâmlar ve sevgiler, mutlu pazarlar…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 07 Haziran 2009 Pazar

