Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2076 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

HER ŞEYİN PROFESÖRÜ OSMAN MÜFTÜOĞLU GENE NE DEMİŞ?

Sevgili mekâncılar, lûtfen önce http://www.keremdoksat.com/2007/09/04/osman-muftuoglu-yemini-etmeliyiz-hepimiz/ yazıma bir göz atınız.

Bakın bugünkü Hürriyet Gazetesi’nde Mehmet Y. Yılmaz’ın hazırladığı “50 Yaş Erkeği” yazı dizisinde bu her şeyin profesörü olan kutsal kişi ne buyurmuş:

“… Erkek de kadın da yaşlandıkça pek çok açıdan ateş altında kalıyor. İşin üzücü tarafı, erkeğin duygusal açıdan kendisiyle hesaplaşamaması, iç yolculuklarına çıkamaması ve bunu kimseyle paylaşmaması. Erkek yaşlandıkça yalnızlaşıyor, kadın ise sosyalleşiyor. Erkek ‘dikey büyüme’ merakı yüzünden geç kalma duygusuna kapılıyor. Kadınların 40’lı yaşlarda yaşadığı olumlu keşifleri, erkek 60’larında yaşıyor. Erkek 65 yaş ve sonrasında seksüel olarak feminenleşiyor.

Krem kullanıyorlar, saç ektiriyorlar, estetik operasyonlar yaptırıyorlar. Daha gösterişli saatler takıyorlar. Detoks merkezlerinde, SPA otellerinde eskisinden çok daha fazla erkek var. Yeni erkekte biraz da bu ‘erkek kadınlaşması’ var. Yâni John Wayne’lerin, Beckham’ların sayısı artıyor. Erkek biraz daha üniseks bir yapıya doğru dönüşmeye başlıyor”.

Bu müthiş tesbitlerden sonra, Mehmet Y. Yılmaz suâl eğliyor:

İlişkilerinin tam da olgunluk çağına ulaştığı, ellili yaşlarında ayrılan çiftler hakkında ne düşünmek gerek?

Erkekler kızacak ama bence burada sorun kadından çok erkek. Ellilerinde bir erkek, kadından yine daha gizli, yine daha kapalı. Bana göre erkekler Mars’tan filân değil, henüz bilinmeyen bir gezegenden geliyorlar! Fakat kadınların, erkeklerin bu hâlini anladıkları kanaâtinde de değilim. Elli yaşı geçince önce yorganlarını ayırıyorlar. Sonra yataklarını, sonra odalarını, sonra evlerini ayırıyorlar. Oysa o yaşlar, rahat zamanlar. Çocuklar okutulmuş, para sıkıntısı bitmiş, olgunlaşmışlar, birbirlerini iyice tanımışlar. Artık ikisi de yontulduğu için yapışmaları daha kolay. Ben buna ‘hamur olmak’ diyorum. Aslında belirli bir toleransla bu ‘hamur evliliklerin’ tadına doyum olmayabilir. Çiftlerin yüzleri bile birbirine benzer. Ve o benzerlik insanı besler. Süleyman Demirel ile Nazmiye Hanım’ın, rahmetli İsmet İnönü ile eşi Mevhibe Hanım’ın yüzlerini anımsayın. Aynı şeylere üzülüp sevinmek mimiklerini aynılaştırmış, yüzleri birbirine benzemiştir.”

***

Her şeyin profesörü, ulu guru Müftüoğlu –kızmasın da– her mânâda saçmalıyor. Ne insanoğlunun psikoseksüel gelişme ve yaşlanma dönemlerinden haberi var, ne de söylediklerinin bilimsel bir yanı var. Hani Pelin Batu söylemiş olsa hiç şaşırmayacağım da (msl. bkz. http://www.jurnal.net/medya/2009/05/11/tarihciler-pelin-batu-yu-azarladi.htm), bir tıbbiye profesörünün hiç bilmediği sularda kelebek stiliyle yüzmesi bir felâket! Meselâ genel tıbbı ve nörolojiyi oldukça iyi bilmeme rağmen, hiçbir nörolojik hastayı tedavi etmem, basit bir esansiyel hipertansiyon için dahi reçete yazmam; erbâbına gönderirim.

Bu komik ötesi lâfları etmek için hangi kaynaklardan istifâde etmiş acaba? Belli ki kendi gözlemlerinden; çünkü hiçbir ciddi psikoloji, hâttâ psikanaliz eserinde böyle bilimdışı şey yoktur. Müftüoğlu, muhtelif manevralarla içine daldığı zengin sosyete takımının yeni alışkanlıklarını bütün erkeklere ve kadınlara teşmil edecek şekilde genelleştiriyor. Ne Milton Hyland (Hamburger) Erickson’dan haberi var, ne de diğer kişilik gelişimi teorilerinden.

Gordon Allport, Raymon Cattel, Hans Eysenck, Lewis Goldberg, John. H. Holland, Meyer Friedman, Sigmund Freud, Carl G. Jung, Alfred Adler, Heinz Kohut, Karen Hornay, Richard Herrnstein, Albert Bandura, George Kelly, Abraham Maslow ve Carl Rogers, Phineas Gage vak’ası ve evrimsel-biyolojik model

Hiç birinden “özet” seviyesinde dahi haberi olmadığı belli; yoksa bu garâbeti dile getirmezdi. Medenîleşmekle (bakımlı ve düzgün olmak) dişileşmeyi fena hâlde karıştırmış.

“Üslûbu beyan, aynıyla insandır” diye hoş bir deyim vardır, sâhibi de Yahya Kemâl Beyatlı’dır.

Bilmem anlatabildim mi hamurcu gurum?

Eğer arzu ederseniz, Kişilik dersimi teşrif ediniz. 4. Sınıf tıbbiye talebelerine anlatıyorum ve epey de keyifli geçer. İnanın siz dahi epey şey öğrenirsiniz.

Sonra da söylediklerinizi geri aldığınızı gazetede yazarsınız.

Yapar mısınız?

   Vallahi ciddi soruyorum!

      Mutlaka da bekliyorum ama lûtfen önceden bir haber verin.

         Sizi lâyıkıyla şöyle güzel bir şekilde ağırlayalım ve izzet ikramda bulunalım.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 08 Haziran 2009 Pazartesi

Yorum Yapın

Mesajınız