Yeni Türkiye’de Çocuk Nasıl Yetiştirilmelidir?
Türkiye’nin en ünlü psikiyatrlarından birinin web sitesinde çocuk eğitiminden bahsetmek cesaret ister. Yine de gözümü karartıp yazmaya karar verdim. Konumuz “Yarının başarılı erişkinleri, çocukken nasıl yetiştirilmelidir?”
Öncelikle belirteyim; çocuk eğitimi üzerine yazıp çizeceklerimin hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Üstüne üstlük tüm tanımlamalar, tavsiyeler, örnekler “Türkiye’de var olma şartları” esas alınarak yazılmıştır; küresel ölçekte bir analiz ummayınız. Ayrıca benim bir çocuğum bile yoktur (hemfikir olmadığınız yerlerde üzerime gelmenize yarayacak bir koz verdim elinize, iyi değerlendirin)!
Bir çocuğum yok ama ben de bir çocukluk geçirdim elbette. Ardından, benim neslimin bir kısmına nasip olan, oldukça talihsiz gençlik yılları geldi… Ebeveynlerimiz, çocukluğumuzdan beri işaret parmağını kararlı bir biçimde sallayıp gözlerimizin içine bakarak kafamıza nakşetmişti belli başlı değerleri, olmazsa olmazları, olursa yaşanmazları… Öyle ki bu değerler, omurgalarımıza kenetlenmiş birer demir çubuk gibi ayakta tutacaktı kimliklerimizi…
Kimin aklına gelirdi bu demir çubukların gün gelip bir yerlerimize batacağı, gözümüzü oyacağı! Nereden bilirdik “şimdiye dek bildiğiniz, inandığınız her şeyi unutun, değişime ayak uydurun!” demekte olan yeni bir düzenin kucağına oturacağımızı…
İşte böyle bir ülkede, böyle bir dönemde, yeni Türkiye’ye uyum sağlayıp elini neye atsa son derece başarılı olacak insanlar nasıl yetiştirilir; buna değineceğim… Nasıl olması gerektiğini nereden mi biliyorum? Nasıl olmaması gerektiğini acı acı tecrübe edişimden tabii ki de!
Bir ebeveyn olarak bilmeniz gereken en önemli şeylerden biri yaşam boyu edindiğiniz tüm siyasî kavramları çöpe atmanız gerektiğidir. Artık, ideolojiler yaşamıyor. Yaşasa da, bunlardan birine gönül vermek gözünüzden bile sakındığınız biricik yavrunuzun işine yaramayacak, ona sâdece ayak bağı olacaktır. Çağın en geçerli gerçeği faydacılıktır. En yüce din, bireysel çıkarların kutsandığı inançlar demetidir. Böyle bir ortamda hangi “sağ”ın, hangi “sol”un, hangi “izm”in esâmisi okunabilir! Yavrunuza en yararlı olacak ideoloji onu, o anki koşullarda hedefine ulaştıracak olandır. Koşullar ve hedef değiştikçe ideoloji rozetleri de değiştirilmelidir. Böylesi bir erişkin olması için velet küçük yaştan bu doğrultuda eğitilmelidir.
Çocuğunuzun öğretmenleri “ne kadar efendi/ne kadar hanım bir çocuğunuz var, ona hayranım” diyorlarsa enâyi gibi sevinmeyin! Tam aksine, bu ve benzeri cümleler sizi kendinize getirecek birer tokat gibi yüzünüzde şaklamalıdır. Çocuğunuz gerçekten “efendi-uslu” ise bu durum gerek iş, gerekse özel hayatında çocuğun hapı yutacağının, yaşlı gözlerle ağırlaşan başını mütemâdiyen dayadığı sağ omzunuzun hiç kurumayacağının bir göstergesidir. Çocuğunuza ağır başlılığı, edebi, hayâyı öğreteceğinize sıkıştığı durumlarda çamurlaşmayı, tilki gibi kurnaz, çakal gibi yırtıcı, fare gibi kemirgen olmayı belletin. İnsan olmaya dâir vasıflarla taze beynini yormayın, kendiniz de boş yere yorulmayın.
İnsanî erdemlerin belki de en demodesi “onurlu” olmaktır. Onur, gurur, gerekli durumlarda yüzünün kızarması gibi özellikler artık erdem değildir. Bunlar birer zayıflıktır. Vahşi rekabet ortamı gururun kafasını bedeninden “küt” diye ayırıverir. Çocuğunuz tüm bunları unutmalıdır; mümkünse hiç öğrenmemelidir. Zâten yaşı ilerleyip iyi bir konuma gelince, yüklü meblâğlar kazanıp, alt kadrolarda azarlayabileceği mahlûk sayısı artınca edineceği uçsuz bucaksız kibir, onursuz ve gurursuz geçirdiği yılları misliyle telâfi edecektir.
Bir diğer önemli eğitim konusu ise sâdece kız çocuklarını ilgilendirmektedir. Mütedeyyin diye anılan başı, gözü bağlı âilelerin bile kızlarını göbecikler atsın, gerdan kırsın, bir şekilde meşhur olup paçayı yırtsın diye ekran ekran dolaştırıp, alkışladığı günümüzde sizin gibi çağdaş bireylerin kızlarına “az kırıt, yanlış anlamasınlar” demesi hepten tuhaf kaçmaktadır. Yarının işkadınları olacak kızlarınızı “femme fatale” olmak üzere eğitiniz, donatınız! Göğüs dekoltesinde ve etek boyunda cimri, edepsizce tekliflere kapalı bir kadının önemli iş görüşmelerinde liste başı olamayacağı âşikârdır. Özellikle de görselliğin önemli olduğu ve insanların birbirlerinin kafasına basarak yol aldığı sektörlerde kadınların sâdece akıllarına ve diplomalarına güvenerek iyi mevkilere gelmesinin çok nâdir rastlanan bir durum olduğunu unutmayın, çocuğunuza anlatın!
Ve son olarak, yavrunuza gereğinden fazla sevgi ve güven sunan bir kucak açmayın. Aksi hâlde ömrü billâh benzeri bir kucağın özlemini duyacak; üst üste sevgili/dost/patron/yoldaş kazığı yiyerek iflâh olmayacaktır. Ona acımayın, onu koruyup kollamayın, şefkatle sarmalamayın. Onun rol modeli olduğunuz için sizin gibi sevgi dolu olma, merhamet etme tutumları geliştirecektir; buna izin vermeyin. Başarılı olmasını gerçekten istiyorsanız, çocuğunuzu yeni Türkiye’nin değişen yüzüne uyum sağlayacak şekilde, bir zâlime dönüşecek biçimde yetiştirin. Bunu başaramazsanız, ondan ilerleyen yaşında değişmesini, katılaşmasını, âmiyâne tabirle kaşarlaşmasını beklemeyin; bu, neredeyse imkânsızdır.
***
Şimdi karşıma geçip, iki elinizi belinize dayayıp, öfkeli öfkeli sövdüğünüzü görür, “böyle yetiştirilmiş nesillerden hayır mı gelir?” diye sorduğunuzu işitir gibiyim… İyi ama yeni düzenin iğrendiğim kurallarını ben koymadım ki!
Taşların hepsi bağlıyken köpek olmaktan başka çâre kalır mı insana?
Seblâ Kutsal – İstanbul – 08.06.2009


…İZMİR TEL ; 02323248362
MKD: YAZARIN TALEBİ ÜZERİNE BU YORUM SİLİNMİŞ, SÂDECE TELEFON NUMARASI BIRAKILMIŞTIR, saygımla…
Değerli Hocam,
Meslekdaşınız değilim, eğitim fakültesi pedagoji öğrenimli eğitimbilimciyim.
Makale yazarı Sayın SEBLÂ KUTSAL’IN yazısını gülerek ve makaledeki hicvedebilme yetisine beyeni duyarak okudum. Elbette bu denli şiddetli kötü yönetilen toplumsal sistem ve kotarılan hayat zorbalığı içinde, o şiddette, sizin gibi mükemmel ve NÂMUSLU bilim adamları, Sayın Seblâ Kutsal gibi yazın yetileri olacaktır. Toplumların ve doğanın örtüşen diyalektiğidir bu…
“Taşların” tümü uzun yıllardır bağlandı… Bağların çelik halatla yenilenmesi son yirmi yılda gerçekleşti. Halatların giderek sıkılaştırılması, köpeklerin sayısının milyonlara varması ise son on yılda doruğa vardı. Eğitimbilimin temel felsefesi yerle bir edildi. Dinkökene uyarlaştırıldı. Patolojik referans ve çıkarımlar bilimin ve uygarlığın utancı karşısında geri çekilmek hissi duymadan kullanılmaya devam ediliyor. İçim acıyor!
Elbette sayın yazarın çocuğunun olmaması sizin bilim adamlığınızın muhteşem duruşuna ve pedagojinin bilimsel gerçeklerine gölge düşüremez. Böyle birşey söz konusu olmadığı gibi, benim de akademik yorum yapmak nezâketsizliğime neden olamaz. Ancak üç ana başlıkta belirteceğim perişanlığı belirtmekten kendimi alamadım. İç rahatlığı için de bunu istedim. 1- Davranış bilimlerinin ana çıkış referansı, psikanalizin babası S. Freud ve beş duyunun ortak işlevselliği ile öğrenmek metodlarının sistematiği olan pedagojiyi yok ettiler. Bunu gizlemenin bir yolu olarak ancak tıp biliminin saptayabileceği mental redertasyon, dikkat sorunları, hiper-hareketllik gibi nörolöjik, psikiyatrik sorunları öğretmen ve psikologların tanısına bıraktılar. Doğal sâkinliği otizm sanmak gibi bir garabeti ve uluslararası ilâç şirketlerinin çıkarlarını öne koyan faydacılığı yeğlediler. 2- ÖĞRENMENİN TEMEL YAPANI OLAN MERAK DUYGUSUNU ÖLDÜRDÜLER! Korkuyu ve kalıplaşmayı egemen kıldılar. Esit fırsatları toptan yarışmaya dönüştrdüler… Üç boyutlu öğrenmenin deneylemeK, neden-sonuç ilişkisinin görünür yerleri laboratuvar ve doğanın içinden irdelemek tamamen terk edildi. Ve beyaz camın animasyonu egemen kılındı. Kitap kaldırıldı, internet benimsendi… Soru sormak YETİSİNİ GELİŞTİRMEK ve ölçme değerlendirmenin unutulduğu uzun vakit oldu! Yayın evlerinin ticaret çıkarları öne alındı. Dil ve dilbilim yok edildi… Matematiği bilmenin yanında felsefe ve san’at tarihi bilmek gerekmiyor belki ama tarih, coğrafya, edebiyat bilmenin yanında mutlak felsefe, san’at, estetik bilmenin gereği görmezden gelindi. Soytarı bir sosyal bilimler öğrenimi ve plânlaması tercih edildi. Fen bilimlerinde toplu zekâ kuramı rededildi. 3- Düşüncelerimizin babasının bilimsel bilgilenmiş zekâ (anlak), anasının ise san’atı algılamış akıl olduğu, ikisinin duygumuzu belirleyeceği artık anımsanmıyor bile… Çocuklarda oyunun, büyüklerde üretimin ruh sağlığımızın temelleri olduğu, oyuncak sanayisinin pedagojik verilerle kurgulanmış devlet eliyle kurulan sanayi ürünü olması gerektiğini söylemek bile başımızın belâya girmesi için yeterli olmaktadır. İnsanlığın tüm değerleri ve vicdanı âdeta okullar ve büyükler, tam yetkililer tarafından öldürülmeye devam etmenin adına “ileri demokrasi, özgürlükler” denmektedir. Ahlâksızlık başarı, insanlık avanaklık olarak algılanmakta, çocukların oyunları değişmektedir. 4 – 12 YAŞ ARASINDA Tanrı temalı oyunlar kurulmaktadır. Türbanlı anne, hizmet edilen baba figürlü evcilik oyunları kendiliğinden oynanmaktadır.
Değerli Hocam, bu dönem tehlikeli ve tâlihsizce bir dönemdir. İnsanlığın “Tanrı yanılgısı” değil de, Tanrı’nın bu yöneticileri insan etmek yanılgısıdır sanıyorum. Bu nedenle “Taşların hepsi bağlıdır”
Sevgi ve saygılarımla.
MKD: Bilmukabele Sayın LEY.
İkinci yorum, silinmesini isteiğim yorumun düzeltilerek yeniden yazılmış olanıdır… Teşekkürler.
Sayın yönetici,
İlk yorumumun silinmesi ve yerine düzelterek gönderdiğim ikinci yorum yayınlanmış. Teşekkürler… Ama silinmesini istediğim ilk yorumum duruyor. Bu konuda ki üç talebime de yanıt alamadım. Lûtfen neden silinemediğini açıklamanız MÜMKÜN MÜ? Silinmesini istediğim ilk yorumun kalmasında bir fayda yokki , aksine tuhaflık var. Silinmesi beni çok sevindirecek.
Saygılarımla.
MKD: Sayın LEY, ben yönetici değilim, bu bir. Hangi yazıdaki hangi mesajınızın silinmesini sarih olarak belirtmediğiniz için talebinizi karşılayamadım, bu iki. Netetikte büyük hârfle yazmak bağırmak demektir ki, bunu da anlayamadım; bu üç. Buraya yorum yazanların her istediğinde “onu kaldır, bunu koy” arzularını 24 saat çevrimiçi karşılamak diye bir mecburiyetim yok, bu da dört!
Saygımla…
Değerli Hocam,
Kusurumun bağışlanması dileğimi iletiyorum… Ve silinmesini, Nisan 30th, 20011 05:19 tarih saatli olan yorum, silinmesini istediğim yorumdur. Birinci sıradaki ilk yorum. Sarih olarak açıklayabildim mi bilemiyorum. Zamanınızı işgâl ettiğim için özür diliyorum.
Saygılarımla.
MKD: Bakarım ve uygun bulursam yaparım. Saygımla…
Değerli Hocam,
Uygun görceğiniz ümidiyle. Hoşgörünüz için teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla efendim.