ANNESİNİ ÖLDÜREN KIZLAR
26 Ağustos 2006 Cumartesi günü gündeme bir haber düşmüştü:
Konya’nın Ereğli İlçesi’nde dün 16 yaşındaki genç kız, annesini öldürmüştü. 2 gündür Emine Özdamar’dan (46) haber alamayan ve hayatından endişe eden yeğeni Ayhan Karabüber’in polise başvurmasının ardından ortaya çıkan cinayet sonrası Özdamar’ın kızı SS (16) ile sekiz arkadaşı gözaltına alınmıştı. Evde içki partisi verdiği iddia edilen SS annesini boğarak öldürdüğünü itiraf etmiş, arkadaşları ise SS’nin kendilerini eve çağırdığını, olaydan haberlerinin olmadığını öne sürmüştü.
Cinayetin işlendiği evi ve cesedin bulunduğu yeri gösteren yeğen Ayhan Karabüber, salondaki koltuğun üzerinde bulunan çatalın normâl kullanıldığı takdirde eğilmeyeceğini ifâde ederek, “burada eğlence daha başlamamış. Biraların hepsi içilmemiş. Normâl bir insan yarım saatte bir sigara içse bu kadar fazla sigara içemez. Kaşıklar dahi henüz kullanılmamış. SS ile annesi arasında son 1 haftadır kredi kartlarını fazla kullanması nedeniyle sorun varmış. Arkadaşları da belli başlı kişilermiş. Hepsinin evden çıkmış olması bize topluca işlenmiş bir cinayet olduğunu düşündürüyormuş. SS babasıyla da görüşüyormuş. Görüşmelerinde bir problem yokmuş. Cinayetin arkasında annesinin emekli maaşının olması ve mal varlığının olması var diye düşünüyorum” demişmiş.
Karabüber duvarda asılı olan şarkıcı Eminem’in posterlerini göstererek, “Satanist dediler. Eğer SS Satanistse, bu kasetleri satan, bu fotoğrafları çeken herkes Satanist’tir” şeklinde konuşmuşmuş. Emine Özdamar’ın kardeşi Osman Özdamar da, kardeşinin öldürtüldüğünü iddia ederek, “bu plânlanmış bir olay. Çocuk babası tarafından yönlendirilmiş. Bir kişinin yapacağı iş değil. 16 yaşında kız çocuğunun yapacağı şey değil. Komplo daha önceden hazırlanmış ve aynen uygulanmış” demişmiş.
SS’nin odasında bulunan bir kâğıtta, “burada çocukça korkularım tarafından bastırılmış olmaktan çok yoruldum. Eğer gitmek zorundaysan hemen gitmeni dilerim. Çünkü varlığın hâlâ buralarda dolanıyor ve beni yalnız bırakmayacak. Bu yaralar iyileşecek gibi gözükmüyor. Bu acı fazla gerçek. Zamanın silemediği çok fazla şey var. Ağladığında tüm gözyaşlarını silerdim. Çığlık attığında tüm korkularınla savaşırdım. Tüm bu yıllar boyunca elini tuttum. Fakat hâlâ bana tamamen sâhipsin. Sen beni tınlayan ışığınla büyülerdin. Şimdi geride bıraktığın hayat tarafından bağlandım. Yüzün benim bir zamanlar tatlı olan rûyalarımı ziyâret ediyor. Sesin akıl sağlığımı kovaladı. Bu yaralar iyileşecek gibi görünmüyor. Bu acı fazla gerçek. Zamanın silemediği çok fazla şey var. Kendime, gittiğini söylemek için çok uğraştım. Ama hâlâ benimle olmana rağmen baştan beri yalnızım” sözleri yazılıymış.
Eti Mahallesi Bahçeşehir Sitesi 3. katta işlenen cinayet sonrası SS ile erkek arkadaşı SE (25), HB (17), ŞB (16), MK (16), YG (24), OA (21), MS (23) ve ES gözaltına alınmış, şüpheliler adliyeye sevk edilmişlermiş. SS çıkarıldığı mahkemece tutuklanırken, diğer şüpheliler serbest kalmışmış.
Sorgusunda bir damla bile gözyaşı dökmeyen 16 yaşındaki SS, çarşafla boğamadığı yarı baygın annesini, kafasını su dolu kovaya sokarak öldürdüğünü söylemişti. Annesi Emine Özdamar’ı öldüren ve aynı evde arkadaşlarıyla parti yapan liseli SS’nin cinayeti işleyiş biçimi ve sorgusundaki soğukkanlı tavırları, tüyleri diken diken edecek kadar ürkütücüymüş. SS, sağ elinde ortopedik engeli olan annesini önce sırtüstü yatağa yatırıp ayaklarından bağlamış ve çarşafla boğmaya çalışmışmış. Sonra da ölüp ölmediğini kontrol etmişmiş. Annesi hâlâ nefes alıyormuş, bir kova su getirerek, yataktan sarkan kadının başını kovaya sokmuşmuş. Tâlihsiz kadın işte o anda boğularak can vermişmiş. SS’yi sorgulayan Ereğli Emniyet Müdürü Âdem Başarır, “kız çocukları duygusal olur. Ama SS bir damla bile gözyaşı dökmedi. Cinayeti, hayretler içinde bırakan bir soğukkanlılıkla, tüm ayrıntılarıyla anlattı” şeklinde açıklama yapmışmış.
SS’nin annesini öldürdükten sonra evde verdiği partiye katılan arkadaşları verdikleri ifâdelerde “ısrarla içki içmemizi istiyordu. Dayanamayarak içmeye başladık. Erkek arkadaşını çağırırken de arabayla gelmesini istemişti. Herhâlde bizi sarhoş ettikten sonra otomobille annesinin cesedini kaçırmayı teklif edecekti” demişlermiş. SS’nin erkek arkadaşı Serkan E. ise partiden önce eve geldiğini ve tâlihsiz kadının cesedini görüp kaçtığını öne sürmüşmüş: “içeri girdiğimde üzeri elbiselerle örtülü cesedi gördüm. Hemen evden kaçtım. Kısa süre sonra SS beni arayıp ‘o gördüğün şişme bebekti’ dedi. İnanıp geri döndüm”.
SS polisin de “anlatırken tek bir damla bile gözyaşı dökmedi” dediği ifâdesini verirken, cinayeti işlerken olduğu gibi çok soğukkanlıymış: “Annemi boğduktan sonra üzerine elbiseleri örterek cesedi gizledim. Cebinden aldığım parayla bira aldım. Arkadaşlarımla içip eğlendik. Ara sıra akrabaları gelip annemi sordular. Onlar gelince ışıkları kapatıyor, arkadaşlarıma sessiz olmalarını söylüyordum. Gelenleri yalanlarla atlatıp eğlencemize devam ediyorduk”.
Tâlihsiz anne Emine Özdamar’ın akrabaları, cinayeti SS’nin tek başına işlediğine inanmıyorlarmış. Özdamar’ın yeğeni “teyzem güçlü kuvvetli bir kadındı. Elindeki ortopedik özür de çok ciddi bir şey değildi, SS’yi tek başına alt edebilirdi. Mutlaka yardım eden biri veya birileri vardı” demişmiş. Yaklaşık 10 gün önce, SS’nin sokak ortasında bir erkek tarafından dövüldüğünü söyleyen Selçuk Karabüber, “SS’nin ilişkileri araştırılmalı. Yaklaşık 20 gün önce, annesinin 600 YTL değerindeki altınını gizlice bozdurup arkadaşlarıyla harcamıştı. Arkadaşları, S’den para sızdırıyordu. 10 gün önce dövülmesinin altında da bu yatıyordu” diye konuşmuşmuş. Liseli kızın annesini öldürüp parti verdiği ev darmadağın hâldeymiş. Salondaki bira şişeleri hemen dikkat çekmiş. Odasının duvarına astığı “ölümsüzüm” başlıklı, imzasız mektupta yer alan “burada çocukça korkularım tarafından bastırılmış hâlde bulunmaktan çok yoruldum” şeklindeki ifâde de gözden kaçmamışmış.
***
9 Haziran 2009’daki başka bir haberle sarsılmıştık: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Olcay Tiryaki’nin öldürülmesinde “zanlı” olarak tutuklanan kızı, Ankara Numûne Eğitim ve Araştırma Hastânesi Psikiyatri Servisi’nde kontrolden geçirilmişti.
Bir kadın gardiyan ve jandarmaların nezaretinde kelepçeli olarak hastâneye getirilen zanlı Başak Aydıntuğ’un üzerinde pembe renkli bir kazak, kot pantolon ve spor ayakkabı bulunduğu görülmüştü.
Hastânede 3-4 saat kalan Aydıntuğ’un burada bâzı testlerden geçirildiği bildirilmişti. Zanlı Başak Aydıntuğ, kontrollerin ardından yeniden cezaevine götürülmüştü.
***
Dün de, 11 yaşındaki bir çocuğun annesini tek kurşunla infazı haberiyle sarsıldık!
Alınan bilgiye göre, Ova Mahallesi’ndeki evlerinde annesi Songül A’yı (39) babasına âit tabancayla başından tek kurşunla öldürdüğünü itiraf eden ve 12 yaşını doldurmadığı için cezaî işlem uygulanmayan RA (11), SHÇEK’e bağlı Şükrü Tülay Yetiştirme Yurdu’nda, “suç ve suç mağduru Bölümü’nde” uzman ekiplerce bakıma alınmış.
Olaydan sonraki ilk geceyi yurtta geçiren küçük kızın sessiz ve çekingen kaldığı, görevlilerle fazla diyalog kurmadığı belirtilmiş.
SHÇEK yetkilileri, çocuğun bu olayın yıkımını asgarî düzeyde yaşaması için uzman ekibin çaba gösterdiğini ifâde etmiş.
Bu arada, Seyhan Belediyesi İlköğretim Okulu yetkililerince, derslerinde başarılı olan, her dönem takdir ve teşekkür alan RA’nın bâzı sorunları olduğunun gözlemlenmesi üzerine TCDD’de kontrol memuru olarak çalışan baba Ali A’ya 3 kez çocuğunu psikologa götürmesinin tavsiye edildiği, ancak bunun yerine getirilmediğinin öğrenildiği kaydedilmiş. Yetkililer, RA’nın âilesini çocuklarını okuldan almadan önce 10 gün içinde 3 kez çağırdıklarını, anne ve baba ile ayrı ayrı görüştüklerini belirmiş. Son olarak Ali A’nın geçen hafta çarşamba günü okula gelerek, RA’nın SBS giriş belgesini aldığı ifâde edilmiş. Okuldaki görüşmeler sırasında, baba Ali A’nın öğretmenlerin RA’nın psikolojik tedavi görüp görmediği yönündeki sorusunu, “kendisini iyi hissettiğini, herhangi bir sorunu olmadığını söylüyordu. Biz de doktora götürmeyi gerek duymadık. Belki önümüzdeki yıl okulunu değiştiririz, kendisi için değişiklik olur” şeklinde cevapladığı öğrenilmiş.
RA’nın 3 ay önce okulda bir erkek arkadaşı bulunduğu, bu kişiyle de çok sık tartışma yaşadığı ifâde edilmiş. RA’nın, bir seferinde, söz konusu arkadaşının kolunu jiletle kestiği, bu olayın ardından arkadaşından ayrıldığı kaydedilmiş. Kendisini okuldan aldığı ve SBS’ye girmesini engellediği iddiasıyla tartıştığı annesini öldürdüğünü itiraf eden R’nın, teslim edildiği çocuk yuvasında çocuklar arasında dışlanmamak için cinayeti âileden başka birisinin yaptığını söylediği öğrenilmiş.
RA’nın, 5 yıl boyunca çocuğu olmayan teyzesinin yanında barındırıldığı, küçük kızın buna tepkili olduğu ve âilesine döndüğü, bu arada psikolojik sorunlar yaşamaya başladığı ortaya çıkmış. Okulda çok başarılı bir öğrenci olan A’nın, teyzesinin yanında daha özgür bir ortamda yetiştiği, âilesinin yanına gelince de aynı rahatlığı sürdürdüğü belirtilmiş. Rahat kıyafetler tercih edip, erkek arkadaşıyla okul çevresinde el ele dolaştığı, bu nedenle cübbeli-sarıklı ağabeyinin de erkek arkadaşının üzerine otomobil sürerek korkutmaya çalıştığı öne sürülmüş.
***
Şimdi yorumlarım…
1) Bu kızların hepsi de parçalanmış âilelerden geliyorlar.
2) Hepsi de –muayene etmediğim için kesin diyemiyorum ama çok fazla ipucu var– pek muhtemelen psikotik, yâni ağır derecede akıl hastası.
3) Hepsi de annelerinden dayak yemiş ve/veya fiziksel/duygusal tâcize uğramış vaziyetteler.
4) Hepsi de baba otoritesinden mahrumlar veya babalarıyla yetersiz ilişki içerisindeler.
5) Hepsi de ya doğru dürüst psikiyatrik yardım görmemişler ya da hiç görmemişler.
6) Hepsi de bu devirde ve bu ülkede yaşıyorlar.
7) Hepsi de câhil alt kesimden değil, daha üst sosyokültürel yapıdan…
8 ) Memleketteki rol modellerinin seviyesizliğinin, anominin ve medyadaki saldırganlık, ahlâksızlık, iffetsizlik (canlı yayında karı veya koca seçme, sözüm ona cinayet çözeceğim diye insanları teşhir ve sürekli olarak tahrik ve tahkir etme) dolu iğrenç programların, her taraftaki kaosun farkında mısınız?
Kim bunları zapturapt altına alacak?
Hâlihazırda memleketi yönetenler mi?
Ne dersiniz yârenler, ihvanlar, dostlar?
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 09 Haziran 2009 Salı


Ben Konya Ereğli’de annesini öldürdüğünü IDDA eden SS ile 2007 yılında Niğde E tipi kapalı cezaevi bayanlar koğuşunda beraber kaldım. Ranzalarımız yanyanaydı. Gözlemlerimi paylaşmak istiyorum. S, son derece korkak fakat kesinlikle sosyal bir kızdı; hep kendine himâye arayan biriydi. Kendinden yaşça ve bedenen daha büyük kişilerle arkadaşlık etmeyi severdi. Hapşuruktan bile korkardı. Hemen her gece “anne… Anne” diye bağırdığını duyardık. Sürekli günlük tutar, bunları sâdece bana okur, edebiyatla çok haşır neşir olurdu. Cinayeti âdeta övünerek anlatırdı. O kadar süslerdi ki, bir dediği bir dediğini tutmaz, çelişkileri kendisi de bilirdi. Bunca zaman beraber yedik içtik. O, kesinlikle birilerini koruyor ve bunu cezaevi yönetimi başta olmak üzere gardiyanlar ve biz koğuş arkadaşları dâhil herkes biliyordu. Çocukça kötülükler yapmayı sever ve bundan haz alırdı. Bir arkadaşımızın eşyâsını çalar, başkasının dolabına atar, sonra da biz kavgaya tutuşan iki arkadaşı ayırmaya çabalardık. Mutfağa gider, semâverin kablosunu metal bir cisim yardımıyla keser: “Aaaa bakın ne olmuş, biri kabloyu kesmiş” derdi. Annesinden bahsederken “onu çok özlüyorum ama beni satmaya kalktı, onu çok seviyorum ama babamdan beni kıskandı vb. senaryoları o kadar çok dinledik ki. Hep bir gruba âit olma istegi (ki bu Satanistler de olabiliyor) vardı. Asla kendini savunmaya kalkmaz, annesi için hak etmişti derdi. Annesinin vesikalık resmini gece öper, annesine defterler dolusu mektup yazardı…..
İLGİNÇ DEĞİL Mİ HOCAM?
MKD: İlginç…