KORKUTMA, SİNDİRME VE MUHAYYİLELERİ ÖLDÜRME POLİTİKASI
Bir taraftan bir belge ortaya atılıyor.
Öbür tarafta en üst seviyeden “sorduk, ben yazmadım dedi. Bilgisayara baktık, teknik bir ize rastlamadık” deniyor. Ayrıca da “böyle kişiler bünyemizde barınamazlar, her türlü hukukî girişime açığız” diye ilâve ediliyor.
Bir diğer taraftan ise bangır bangır bağırılarak bu sahte olduğu, yâni TSK ile alâkası olmadığı alenîleşen varaka için “suç duyurusu” yapılacağını söylüyor.
Bütün bunlar psikolojik hârbin birebir adımlarıdır.
İnsanlar tefekkür ve tefelsüf etmemeye, sunulan a b c d e sûretindeki hazır suâllere hangisinin doğru olduğu soran tarafından tâyin edilmiş cevapları vermeye mahkûm ediliyorlar.
Fethullahçılığı, AKP iktidarını beğenmemek, iktidarın değişmesini istemeyi istemek veya bunu düşünmeyi düşünmek dahi “suç” oluyor.
“Türk’üm”, “Türkçü’yüm”, “Atatürkçüyüm” demek sabaha karşı içeri atılmak için yeterli sebep oluyor.
“Kürt’üm”, “Kürtçü’yüm”, “Apocu’yum” demek ise hapishâneden çıkarılıp Meclis’e taşınmak için kifâyet ediyor.
Demokrasilerde bir siyasî, ideolojik, dinî veya iktisadî hareketi desteklememek, daha da ötesi, istememek hakkı de facto vardır. Bunun için yasalara uygun kalmak şartıyla her türlü neşriyatı ve eylemi yapmak hürriyeti vardır. İftira atmak, düzmece belge yaratıp kurumları yıpratmak ise suçtur.
Etrafınıza bakın; AKP hakkında aleyhte konuşmak, Ak Parti dememek (dersen şerefsizsin, terbiyesizsin), Fethullahçılığı istememek, iktidarın değişmesini isteyen sohbetler etmek âdeta suç hâline geldi.

İnsanlar cep telefonları kapalıyken dahi dinlenecekleri korkusuyla üzerine yastık koyarak fısıldaşıyorlar.
Bu, Hükûmet tarafından bizzat yönetilen, sevk ve idâre edilen, akıl vericilerinin kimler olduğu belli olan bir korkutma, sindirme ve hayâl etmeyi dahi sansürleme harekâtıdır.
Buna totaliter rejimlerde rastlanır.
Kardeşlerim,
Uyanık ve dikkatli olunuz.
Ayrıca da, cesur ve dirâyetli olunuz.
Türkiye çok daha kötü günlere gebe bir ortamdadır.
Muhtaç olduğunuz kudretin nerede olduğunu size anlatanı hatırlayınız!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 16 Haziran 2009

