Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 848 defa okundu.
Bu yazi bugun 4 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

GÜNÜN SÖZÜ ve HAFTANIN SÖZÜ

Günün Sözü:

“Gazete köşelerindeki şarlatanlara dikkat”.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu

Yoruma ihtiyaç yok!

***

Haftanın Sözü:

“Kocaların arada bir karılarını aldatmaları, karılarının da başka erkekleri hayâl etmeleri iyidir”.

Hülya Avşar

Yoruma ihtiyaç var:

İki oktavlık ve çoğunlukla detone olan sesiyle ve niteliği çok tartışılır yorumculuğuyla senelerce sahne eğlendiriciliği yapan, ikide bir Kürt olduğunu söyleyen (ki, bunun doğru olmadığını, Kürtleşmiş Türkler’den olduğunu şimdi görevinden alınmış olan Türk Tarih Kurumu Başkanı açıklamıştı), vergi kaçırdığı için devletin kurumlarına saldırıp da sonunda mahkûm olan (ama “ertelenerek”), hiçbir ciddi entellektüel yâhut kültürel birikimi olmamasına rağmen (ben şâhit olamadım, olan varsa yazsın) arkasındaki güçler sâyesinde gerçekleştirdiği sofistike(!) sohbet programına Devletlû’yu dahi çıkaran, kendisine gâyet haklı olarak “içeride grup mu yapacaksınız” diye soran gazeteciyi dövmeye kalkan, hiçbir işte başarılı olamayan kızkardeşini sürekli olarak gündeme taşıyan, skandallar ve “aşklar” arasında pırpır uçan bu hâtun kişinin bu sözleri ayıptan da ötedir.

Cehâletin ve kimlik kaosunun gırla gittiği bu ülkede, Seda Sayan’ın “en güvenilir kanaât önderi” seçilip üniversitelerden ödül aldığı bu ülkede, İclâl Aydın’ın kitap ve köşe yazarı olduğu bu ülkede, kendisinin edeceği lâfları benimseyip onunla özdeşleşecek milyonlarca genç kızın veya kadının olduğu bu ülkede, böylesine genel ahlâka da (morality), meslek ahlâkına da (ethics) ters düşen lâflar etme hakkını nasıl görebiliyor HA?

Kendi hayatını rasyonalize edip, sızlayan vicdanını rahatlatmak için ahbap sohbetlerinde bu lâfları etsin, bize ne! Hâttâ çok daha uç şeyleri tavsiye etsin, kıkır kıkır gülsünler… Ama çıkıp da televizyonlarda şaka niyetine dahi olsa (ki, değil) bu mesajı vermesi ayıptır, günahtır ve bence suçtur. Nerede Âileden Sorumlu Devlet Bakanı veya savcısı, vicdanlısı?

Bir sosyolog, psikolog veya psikiyatr böyle bir lâf etse, ânında meslek kuruluşu tarafından hakkında soruşturma açılır ve pek muhtemelen de ceza alır (örneği vardır).

Bir tahayyül edin; Psikiyatri Profesörü Doktor Mehmet Kerem Doksat büyük medyada tavsiye ediyor: “Kocaların arada bir karılarını aldatmaları, karılarının da başka erkekleri hayâl etmeleri iyidir; bu sâyede âile kurumu güçlenir ve perçinlenir. Hâttâ senede iki üç kere yakın dostlarınızla eş değiştirin ve arada bir de grup seksi yapın, bakın aşkınız ne kadar artacak. Yalnız dikkatli olun ve mutlaka kondom kullanın e mi”…

Ne düşünür, ne yapardınız?

Çaptan düştükçe, yaşlandıkça, satacak bir şeyi kalmadıkça kendi ayıplarını empoze eden bu kadına “hop” diyecek bir merci yok mudur?

   Edep yâhû…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 22 Haziran 2009 Pazartesi

4 Yorum

Emrah ŞELİMANHaziran 22nd, 2009 17:56

Bu kadınla aynı şehirde doğmaktan utanç duyuyorum!

Rezillikler diz boyu.

AKP isimli zihniyet ülkede içkiyi bile yasaklıyor.

Bu kepazeliklere ses çıkarmayacak kadar âcizler.

Gel de yasak içkiden içme! :)

Hepinize saygılar, insanlara da akıl fikir…

mustafa terziahmetoğluHaziran 22nd, 2009 19:43

Saygılar Efendim,

Müsaadenizle konu üzerine bir kaç söz aktarmak istiyorum.

Bir ülkede küçük insanların gölgeleri uzuyorsa, o ülkede güneş batıyor demektir.

Ahlâk esasen toplumu çöküntüden kurtaracak ve toplumun muhafazasını sağlayacak bir araçtır. Friedrich Nietzche

Ahlâkî duygular doğuştan değil, sonradan kazanılır. John. S. Mill

Şeref kaybedilirse geriye ne kalır? Publius Syrus

İnsanın kendisini ıslah etmesi erdemle, başkalarını ıslah etmesi bilgi ile olur. Erdem ve bilgi doğanın iki ahlâkî özelliğidir ve insanı doğru yola ulaştırır. Konfüçyüs

Nehirlerde ve devlet yönetiminde hafif olan şeyler üstte yüzer. B. Franklin

İçinden dilediğin gibi, dışından herkes gibi davran. Cremonini

Zenginlik ve güç kör tâlihin sana verdiği hediyelerdir. Oysa iyi insanlık, kişinin kendi erdemlerinin sonucudur. Heloise

Pek çok din vardır, fakat sadece bir tek ahlâk vardır.

İnsanları yasa ve ceza ile yönetirseniz, onlar bir daha yanlış yapmayacaklar, ancak şeref ve utanma duygularına sâhip olamayacaklardır. İnsanları ahlâk ve erdem kuralları ile yönetirseniz, o zaman onlar hem utanma duygusuna sâhip olacaklar, hem de doğruyu yapmaya çalışacaklardır. Konfüçyüs

Yolsuzluk fâhişelikten daha kötüdür. Fâhişelik bir tek bireyin ahlâkının bozulmasıdır, oysa yolsuzluk tüm toplumun ahlâkını tehlikeye düşürür. Karl Kraus

Saygılar, sevgiler, sağlıklar.

MKD: Bilmukabele…

hüseyin sungurHaziran 22nd, 2009 23:02

İzninizle, iyi geceler herkese,

Bu HA ve benzerlerini, yıllarca “TÜRK ANNELER DERNEĞİNE”–”ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİNE(!)”–ADD MERSİN ŞUBESİ’NE, değişik iletişim yollarını deneyerek, âdeta şikâyet ederek, bir nev’î suç duyurusunda bulundum!!!

Bundan sekiz on yıl önceydi. Erbâbı bilir, İtalya’da, devlet kanalı olan RAI’nin, sanırım dört ya da beş kanalı vardır.

Şu an adını hatırlamakta zorlandığım, iki ünlü kardeş topçudan, yaşça büyük olanı, bu RAI’lerden birindeki canlı yayın magazin programında, “ben Budist’im” dedi.

Ertesi gün, “Katolik” İtalya’da, KIYAMET KOPTU. İTALYA ANNELER DERNEĞİ, bu topçudan, dinini kendine saklamsını isteyip, aynı programda, ÖZÜR DİLEMESİNİ istedi.

Bir başka ANNE, “efendi, benim oğlum, senin hayranın, odasında kocaman posterin var, şimdi bana dönüp dönüp, anne ben de ondan isterim diye soruyor, ben ne halt edeceğim yâhu” diye haklı olarak ciddi tepki koydular.

RAI, bu topçuyu, takip eden hafta programa çıkardı ve adam, tıpış tıpış ÖZÜR DİLEDİ canlı yayında.

Not: Şimdi hatırladım: ROBERTO BAGGIO!

Saygılarımla

Banu BengisuTemmuz 9th, 2009 14:21

Kerem Hocam,

Bundan birkaç hafta önce çocuklarıyla özensiz ve savruk ilişki kuran ve gereksiz yere onları ihmâl edip aralarındaki sevgi bağını gevşeten annelerden bahsetmiştiniz yazılarınızdan birinde. Yazının başlığını hatırlayamasam da -bağışlayın beni-, içeriğini hatırlıyorum. (MKD: Estağfurullah).

Henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte doktora tez çalışmam ya psikanaliz ve edebiyat dolayımında birkaç edebî esere psikanalitik açıdan bir yaklaşım sunacak, ya da Türk romanında/öyküsünde depresif karakterleri inceleyen bir çalışma olacak.

Psikanaliz ve depresyonla ilgili kuramsal kitapları ve yanı sıra romanları okurken Peride Celâl ve Selim İleri romanlarında karşılaştığım çarpıcı anne kız ilişkisi, bu ilişkide etkili olan dinamikler ve parçalanmış kişilikler üzerine düşünürken söz konusu yazınızı hatırladım. Yazıyı harıl gürül ararken Hülya Avşar ile ilgili yazdıklarınız gözüme ilişti. Yazmadan geçemeyeceğim:

“Geçenlerde ben san’atçı değilim, lûtfen bana sanatçı diyerek değerimi düşürmeyiniz, ben olsam olsam ancak bir idolümdür” meâlinde bir şeyler söylemiş karşılığında da “güzeldin, bakınca şaşılacak kadar güzel, ama güzelliğin tek başına hiçbir anlamı ve değeri olmadığını gösteren en nadide örneksin” cümlesini söyletmiş “güzel” değil midir kendisi?
Pardon, değerli tesbitlerinden bir tânesini daha paylaşmak isterim sizlerle: “Bence İbrahim Tatlıses gelmiş geçmiş en iyi yönetmenlerden biridir” (billâhi, kulaklarımla duydum -duymaz olsaydım- yok, esefle karşılamadım, güldüm sâdece. Organlarım içimde yer değiştirircesine büyük bir hararetle… Sonra ‘dünyanın bütün denizleri gözlerime üşüştü’… İki uç arasında tuhaf gel gitler yaşadım böyle. Sesindeki o ciddi tonu hatırladım da yine, boğazıma bir şey takıldı, gülmekle ağlamak arası.. Yutulamayan.. Târifsiz..)

Hülya Avşar’dan ‘inciler’ listesi böyle sürüp gider ne sayfa yeter yazmaya ne ömür…

“Şu kadar bu kadar vergi veriyorum öyleyse bu ülkenin en iyi ekonomisti benim” demişliği de vardır zât-ı şahânelerinin.
Hay bin kunduz! Durduramıyorum kendimi, kulaklarımda çınlayan kerâmeti kendinden menkûl o sözler parmaklarıma akıyor sanki… Hani berbat bir şarkı dolanır ya dilinize bütün bir gün, apansız, onun gibi…

“Avşar kızına” baktığımızda bir trajediye mi, bir komediye mi yoksa -af buyurun- öfkeden kuduracağımız bir fotoğrafa mı bakıyoruz tam anlamıyla çözemedim… Belki de bunların hepsine birden…

“Kendisinin edeceği lâfları benimseyip onunla özdeşleşecek milyonlarca genç kızın veya kadının olduğu bu ülkede, böylesine genel ahlâka da (morality), meslek ahlâkına da (ethics) ters düşen lâflar etme hakkını nasıl görebiliyor HA?”

Anlamalıyız aslında hocam, “Avşar kızı”, konuşarak, -ama her konuda konuşarak- kendisini gerçekleştirebiliyor, ne kolay bir oluş bu onun için. Ne kolay sızabiliyor kendisiyle özdeşlik kuran milyonlarca genç kızın beynine, sözcüklerle… O hikmetli (!) sözlerle!

Niye bunca kıvranış? Avşar ve türevleri, belki de kendileri olmaktan, sâdece kendilerinden ibâret olmaktan, yeterince sessizse ortalık bundan korkuyorlardır. Konuşarak -ama muhakkak mikrofona- terapi uyguluyorlardır kendilerine. Ölesiye korkuyorlardır “iç”lerine doğru bir yolculuk yapmaktan. O dipsiz, karanlık, uğultulu kuyuya düşmekten. Ruhlarına, etlerine bir mesâfe alıp oradan “kendi şen cehennemlerine” bakmaya korkuyorlardır. Anlayın lûtfen, onlar şimdi çok yorgun ve ağırlar… “İçlerindeki magmaları geçip çekirdeğe denk geldiklerinde” öfkeleri etlerini tüketecek. Ama korkarım, hiçbir zaman o çekirdeğe, o öze kadar ilerleyemeyecekler.

Hüzün, keder, -veya daha ileri gideyim- acı sanıldığı kadar kötü değildir aslında. İnsana bir derinlik, bir bilgelik, bir kendini bilme hâli kazandırır, katılır mısınız? (MKD: Tabii, bu mekânda alâkalı yazılar da mevcut).

Ama o kadar ileri gitmek, onların yaşadıklarına saygısızlık yapmak istemem… Herkes kendince acılardan geçmiştir ve her acı kendi içinde büyüktür. Muhakkak…

Ne söylemek istediğimi anladığınızı düşünüyorum. Hani bir yara vardır insanın gövdesinin ortasında… Ne yapsanız geçmez… İyileşmeyecektir bir daha… O acı kemiklere kadar işlemiştir… Varoluşla da ilgili biraz… Onun gibi…

“Hani, acaba” diyorum, “biraz eksikliğini görüyor muyuz onlarda?”

Biliyor musunuz ben Hülya Avşar, Gülben Ergen, Seda Sayan vb. ‘idol’lerimize(!) kızmıyorum artık. İçtenlikle söylüyorum. Bence bu “idol”lerin sözlerini, eylemlerini anlamaya ve açıklamaya yönelik her çaba kifâyetsiz bir edim olarak kalacaktır. Bizler, onların câhilce cür’etleri karşısında hep biraz zavallı ve beceriksiz kalacağız.

Basın – yayın organlarında, medya kuruluşlarında haber mâlzemelerinin öznesi bu güzel hanımlar olduğunda, haberin nasıl anons edildiğine dikkat ettiğinizde, yâhut, onlarla sohbet edildiğinde kendilerinin bize hangi sıfatlarla takdim edildiklerine kulak kesildiğinizde neden çâresiz kalacağımızı da anlarsınız: “AKILLI, başarılı, şâhane, güçlü” vs. vs. vs. -Teşbihte hata olmaz, hatasız teşbih olmaz, kazandıkları para, kendilerine sürekli pompalanan ego, 80′lik ninemde olsa onun da suratının sûresi, duruşunun dengesi değişir-

Yıllardır, yazarlar (Gülben Ergen’in “Aşk” romanına yazdığı eleştiri yazısını (!) Elif Şafak’ın nasıl göklere çıkardığına daha geçtiğimiz haftalarda tanık olmadık mı? -Boğazımdaki bu yumru neden geçmiyor-) Aydınlar, (Güneri Cıvaoğlu’nun yüzünde ışıklı bir ifâdeyle Gülben Ergen konserini izlediğini nasıl da unutuyoruz hemen.)

Ve daha bir sürü iyi televizyoncu, iyi gazeteci iyi şu, iyi bu dediğimiz birçok kişi, sürekli bu insanların aklına ve zekâsına yönelik övgü dolu sözler sarf etmediler mi? İşte, o övgü dolu sözleri duydukça gerçekten ben bu ‘idol’lerimize kızmıyorum artık. Yapana değil, yaptırana bak misâli…

Ancak, şunu eklemeden geçemeyeceğim: Bu hâtunların neden akıllı oldukları âşikâr: Her şeyden önce, kazandıkları paraları akıllıca kullandıkları için… San’atın herhangi dalına yönelik bir stüdyo kurmayıp ya kebap-lâhmacun salonları açarak ya da bıkıp usanmadan gayrı menkule para yatırarak basiretli bir ekonomik politika izledikleri için.

Bir tek onlar üreyebildikleri, sâdece özel ve olağanüstü çocukları onlar yetiştirebildikleri için, ayrıldıkları eşleriyle arkadaş kalmayı bir tek onlar becerebildikleri için, ülkenin profesörleriyle hiç çekinmeden ağız dalaşına girebilme cür’eti gösterebildikleri için (MKD: Aklıma Saba Sümer namlı kadının programını terk edişim geldi)… vs. vs. vs. için.. Takdir edersiniz ki incir çekirdeğini doldurmayacak kadar çok sebep sayabiliriz onları akıllı göstermek için…

(İtiraf etmeden geçmek istemem, baktığımda onlara, içimin bir yanı da gizli gizli ağlar bu kadınlara. Niye bilmem… “Hay Allah” deyip başımı öte yana çevirip yaşlarımı gizlemek isterim çoğun. İçi düğümlenir ya insanın onun gibi… Nedenini gerçekten bilmiyorum. Kederli bir hikâye görüyorum galiba… Öyle… Karmakarışık şeyler işte.)

Neyse, benim yola çıkma amacım başka. Ben yazımı aramaya devam edeyim…

Hoş bakın zâtınıza…

MKD: Eyvallah Sevgili Banu Bengisu
Banu..

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word