İKİ VEFAT: MICHAEL JACKSON ve FARAH FAWCET
26 Haziran 2009 saat 01:21’de, 50 yaşındaki Michael Jackson’un kalb yetmezliği sonucu hayata veda ettiği açıklandı. Michael Jackson, öğle saatlerinde geçirdiği âni kâlb rahatsızlığı sebebiyle hastâneye kaldırılmıştı. Sağlık ekiplerinin, malikânesine ulaştığında, ünlü yıldızın nabzının atmadığı ve kâlbinin durduğu iddia edildi ama bu haber nedense sonradan duyuruldu. İlk gelen bilgilerde Ucla Sağlık Merkezi’nde komada olduğu belirtilse de, aradan geçen zaman içerisinde ünlü yıldızın hayatını kaybettiği yönündeki bilgiler çeşitli kaynaklar tarafından doğrulandı.
Tam ismi Michael Joseph Jackson olan bu dâhi, dokuz çocuklu bir âilenin yedinci üyesi olarak dünyaya gelmişti. Fakir bir fabrika işçisi olan babası Joseph Jackson müziğe ihtirasla bağlıydı ve boş zamanlarında gitar çalardı.
Joseph, Katherine (Scruse) ile evlenip kalabalık bir âile hâline geldikten sonra da bu ilgisini çocuklarına da aşıladı; mutlu ve büyük bir âile olarak yaşadılar.
Michael ise babasının kendisine kötü davrandığını, hâttâ cinsel tâcizde bulunduğunu ifşâ etti seneler sonra! Küçük erkek çocuklarına cinsel tâciz suçlamalarıyla boğuştu ve yüksek doz alprazolam, lorazepam ve ağrı kesicilere müptelâ oldu. Ablası La Toya Jackson da kendisinin pedofil olduğunu söyleyince iyice yıkıldı. Muazzam servetinin ciddi bir kısmını bu işleri kapatmak için harcadı. Elvis Presley’in şarkı sözü yazarlığı yapan kızı Lisa Marie Presley ile göstermelik bir evlilik yaptı ve iki sene geçmeden “dostça” ayrıldılar.
1996’da They Don’t Care About Us şarkısındaki “Jew me, sue me”, “Kick me, kike me” gibi sözlerden dolayı anti-semitik olmakla suçlandı, çok zor günler yaşadı.
Vitiligo tedavisi için uğraşırken tanıştığı cildiye hemşiresi Deborah Jeanne Rowe’la evlendi, Michael Joseph Jackson, Jr. (Prince yâni Prens diye de bilinir) adında bir oğlu, Paris Michael Katherine Jackson adında da bir kızı dünyaya geldi. Gene iki sene süren bu evlilik de “dostâne” bir şekilde bitirildi. 2002’de annesinin kimliği asla ifşâ edilmeksizin Prince Michael Jackson II dünyaya geldi (Blanket de derler), sonradan bunu kendi spermlerinden sun’î döllenmeyle taşıyıcı bir anneden doğurttuğu söylendi. Aynı senenin Kasım ayında, bebeğini kaldığı otelin 4. katında tehlikeli bir şekilde defâlarca atacakmış gibi yaptı ve büyük tepki aldı; “büyük bir hataydı” diye günah çıkardı. 2005 senesinde aleyhindeki bütün davalardan beraat etti ama bu arada morfin ve Demerol bağımlısı da oldu. Her ne kadar dolaşıp para kazanmaya devam ettiyse de, bir daha iflâh olmadığı gibi, mânen de iflâs etti. Emekli olmayı düşündüğünü açıkladı, akabinde de web mekânının hücuma uğradığı haberi gündeme geldi; sırf bu iki olay olağanüstü bir para kazanmasına yol açtı, dünyanın dört bir yanındaki hayranları bütün eserlerine hücum ettiler. Los Angeles Times gazetesi de, internet sitesindeki haberinde, belediye ve polis yetkililerine dayanarak, “pop yıldızı Michael Jackson’ın, bugün öğleden sonra derin koma hâlinde hastâneye varmasının ardından ölü olduğu doktorlar tarafından ilân edilmiştir” ifâdesini kullandı. Belli ki aslında “ex duhûl” yâni servise geldiğinde ölmüştü durumu söz konusu. Ama gerçek yavaş yavaş açıklanırken, milyarlarca USD akıyordu…
Nedense aklıma James Marshall Hendrix geldi. Geçenlerde, ölüsünün dirisinden daha fazla para kazandıracağını düşünen menajerinin kendisini zâten müptelâsı olduğu uyuşturucuları iyice içirdikten sonra da, bol miktarda alkol de yutturarak katlettiği açıklanmıştı.
Kim bilir…
İçimdeki kuşkucu yan bağırıyor: Bu zavallı ve yapayalnız dâhi eceliyle ölmedi, kitabına uygun bir şekilde öldürüldü!
***
Hemen aynı günlerde Charlie’nin Melekleri dizisiyle ünlenip tanınan Amerikalı oyuncu Farah Fawcett, 62 yaşında hayata veda etti. 3 yıldır kalın bağırsak kanseri tedavisi gören Fawcett, 70′li yılların başlarında tanınmayan bir oyuncu ve manken iken 1976′da bir ajans tarafından çekilip poster yapılan fotoğrafıyla tanınmıştı. Fotoğraf 12 milyon satarken, aynı zamanda “aslan saç” olarak adlandırılacak olan saç modeli dünyanın dört bir tarafında kadınlar tarafından taklit edilmişti. 116 bölümlük Charlie’nin Melekleri dizisinin aslında sâdece 29’unda oynadı ve şansını sinemada, Hollywood’da denemek istediyse de beklediği başarıyı elde edemedi.
70’li yıllarda 3 Milyon Dolarlık Adam dizisinin yıldızı Lee Majors ile evlendi Farah, 1979’da da ayrıldılar. 1982’de de unutulmaz Aşk Hikâyesi filminin yıldızı Ryan O’Neal ile uzun bir ilişkiye başladı. Çiftin 1985’te bir çocuğu da oldu. Bugün 24 yaşında olan Redmond O’Neal uyuşturucu bulundurmaktan birçok kez yakalandığı için kısa bir süre önce tedavi görmek için küre katılma cezasına mahkûm edildi. 2000 senesinde bir komedide Richard Gere ile yeniden kamera karşısına geçti Farah, daha sonra kendisini anlatan bir dizide de yer aldı. Kanser haberi ise 2006’da geldi. Kemoterapi gördü, 2007’de kanseri yendiğini açıkladı ve 3 sene dolmadan ebediyete uçtu…
Aşk Hikâyesi filmini seyretmediyseniz, mutlaka VCD’sini veya DVD’sini alıp seyredin ve kütüphânenize de koyun. Hâlâ seyrettiğimde gözlerim dolar. Bu filmdeki sevgilisini oynayan Alice MacGraw da mutluluğu hiç yakalayamadı. 1 Nisan 1938’de New York’ta şaka gibi dünyaya gelmişti İrlanda asıllı Amerikalı bir babanın ve Yahudi bir annenin kızı olarak… İki kere evlendi ama ikisi de hüsranla bitti. Alkolizmle mücadele etti ve yıldızı söndü.
Hazin ve buruk bir güzellik ise, 1970’de çevrilen bu şâheserin konusu lösemiden hayata veda eden aşkını son âna kadar bağrına basan genci oynayan kişi olan Ryan O’Neal’ın, kendi kaderinde aynı şeyi yaşaması… Farah, sevdiği adamın kollarında, aynen filmdeki gibi gözlerini yumdu. Benim yaş civarımda olan herkes de Farah’ı çok sevmiştir. Bizim Hülya Koçyiğit’imiz gibiydi…
***
Michael Jackson ise yapayalnız ve mutsuz göçtü bu âlemden. Cinsel yönelimi ve kimliğinden memnun değildi. Derisinin rengini değiştirdi, melatonin salıverici hormonu bastırmak için kullandığı yüksek doz steroidler sebebiyle gittikçe dişileşmek ve güzelleşmek amacıyla yaptırdığı plastik ameliyatlar tutmadı, burnu çöktü, yüzü bir ucube hâlini aldı.
Dediğim gibi, muhtemelen de artık ölüsünün dirisinden daha fazla kâr getireceği düşünülerek ustaca öldürüldü!
İki yıldız, iki vefat ve çok farklı akan iki nehrin buluştuğu okyanus…
İbretlik…
Hüzün verici…
Düşündürücü…
Hem de çok yönlü!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 26 Haziran 2009 Cuma


Saygıdeğer Üstâdım Merhabalar,
Çok güzel anlatmışsınız ve hakîkaten ibretlik.
Özenilen hayatlarının aslında güzel bir yaşam olmadığını anlıyor insan.
Bu insanların öldürüldüğüne ben de inanıyorum, hem de para için.
Ustaca kullanılıp, göklere çıkarılıp birden aşağıya itiliyorlar. Yazık…
Siz, yaşamlarının zirvesindeyken uyuşturucuya yönelen bu insanlar hakkında neler düşünüyorsunuz Üstâdım çok merak ediyorum.
Bir insan çok başarılı bir san’at erbâbı iken neden kendini karanlıklara atar? Hep düşünmüşümdür.
En derin Sevgi ve Saygılarımla…
MKD: Bu çok derin bir mevzudur, yazarım Sevgili OME Kardeşim.
Sayın Hocam,
Bayan Fawsett (MKD: Sarı kart
) kolon kanseri hastası değil, anal kanser hastasıymış.
ref: http://www.webmd.com
Saygılarımla
Barış GÜRSOY
MKD: Sevgili Barış Gürsoy, kolonun (kalın bağırsağın) çıkan, transvers, inen, rektum ve çıkış deliği olan anüs kısımları var. Yâni bu bilgi için tabii ki teşekkürler de, akademik önemi hâricinde pek şâyan-ı dikkat değil. Tabii ki muzırca spekülasyonlar için vâsıta olabilir…
Mekâna günaydın…
“LALA, BEDRETTİN YAŞIYOR MU HÂLÂ?”
1. Mehmed şiiri.
Hilmi YAVUZ – BEDRETTİN ÜZERİNE ŞİİRLER…
YÂNİ!
Dostlar, Tarkan(!) yaşıyor mu hâlâ!!!
saygılar
Sevgili Kerem Bey Oğlum,
Son defa rica ediyorum. Lena Umay adlı hanımla ilgili bir yazı sözünüz vardı bana. Yine nerden aklıma geldiğini soracak olursanız, bugün Odatv.com sitesindeki yazısını okuyunca göreceksiniz. Saç baş yolduracak cinsten.
Bakırköy’e(!) uğramama az kaldı!.
Sevgi ve selâmlar.
MKD: Aman durun Sevgili Nevin Hanım, Bakırköy’den önce ben varım
Yâhu, nereye yetişeceğimi şaşırdım. Bir zahmet Murat Bardakçı’ya sorsanız derim, ânına cevabı yapıştırır; tabii, doğruluğu ayrıca tartışılabilir :-)
Bana az önce iletilen müthiş bir iddiayı naklediyorum (teşekkürler Ayşe).
Rusya FSB Pop İkonu Michael Jackson’a suikast yapıldığını bildiriyor – 26 Haziran 2009
Sorcha Faal
FSB kaynakları, Amerikan pop ikonu Michael Jackson’un ABD Merkezî İstihbarat Teşkilâtı’nın suikastı ile öldürüldüğünü bildiriyor. Rus Ordusu’nun Kosmos 2450 uydusunun aktardığı verilerin incelenmesinden sonra, müzik yıldızının ölümünden hemen önce ABD’nin pop yıldızının evinin “tam Koordinatları”na EMR silâhları modelinde elektromanyetik titreşim gönderdiği bildiriliyor. ABD bunu eski Sovyetler Birliği’nden ele geçirmişti.
Eski Sovyetler Birliği araştırmasına dayanan, bu tür suikastlarda kullanılan ABD Askerî – Sanayi Kompleksi tarafından mükemmelleştirilen teknoloji türüne dâir, ‘İnsan Hakları Sûiistimâline Karşı Vatandaşlar’ın başkanı Cheryl Welsh’in 2001’de yazdığı “Elektromanyetik Radyasyon (EMR) Silâhları: Atom Bombası Kadar Güçlü” raporunda şunları okuyabiliriz: http://www. mindjustice. org/emr13. htm
“Yakın zamanda gizliliği kaldırılmış ABD Savunma İstihbarat Teşkilâtı raporu şunları söylüyor; mikrodalgalar ile ilgili kapsamlı Sovyet araştırması insanin zihninin karışmasına, sinir rahatsızlıklarına, hâttâ kalb krizlerine neden olan yöntemlere yolu açabilir… Araştırmanın bir kopyası isteği üzerine Associated Press’e verildi. Pentagon ajansı, ulusal güvenlik zemininde gizli olduğunu söyleyerek araştırmanın bâzı bölümlerini yayınlamayı reddetti”.
Daha da önemlisi, Bayan Welsh’in raporu 2001’de yayınlandığından bu yana, ABD, Aktif Yadsıma Sistemi (ADS) adını verdikleri bu sinsi teknolojiyi mükemmelleştirmeye devam ediyor. 2005’te New Scientist’in “ABD Ordusu yeni öldürücü – olmayan silâhı arıyor: phaser’in prototipi mi?” başlıklı raporunda şunlar yazıyor: http://techrepubli c.com.com/ 5208-6230- 0.html?forumID= 8&threadID=169615&start=0
“ABD Ordusu 2 kilometre uzaktan dayanılmaz ağrı nöbeti gönderen bir silâhın geliştirilmesini finanse ediyor. Bu silâhın isyancılara karşı kullanılması düşünülüyor, kurbanları zararsız bırakması amaçlanıyor. Ama ağrı araştırmacıları, ağrıyı kontrol etme amaçlı çalışmanın bir silâh geliştirmek için kullanılmasına çok kızgınlar. Ve teknolojinin işkence için kullanılmasından korkuyorlar”.
Bu silâhların “son” kullanılmasıyla ilgili, şunları okuyabiliriz:
“Ocak 2007’de, ileri sistemler ve kavramlar için savunma bakan yardımcı müşaviri Theodore Barna Reuters’e şunları söyledi, “Servislerin bunu âlet takımlarına eklemelerini umuyoruz. Ve bu 2010’un başlarına kadar gerçekleşebilir”.
Görünüşe göre ordu tüm testlerden sonra ADS’den hâlâ emin değil. Hava Kuvvetleri Sekreteri Michael Wynne, “ağrı ışınını” Irak’ta kullanmadan önce ABD’deki kalabalıklara kullanması gerektiğini öne sürdüğü zaman, sorunun aydınlanmasına yardımcı olmadı. Öldürücü olmadığına inansalar bile Amerikalılar’ın bu tür silâhların kendilerinde denenmeleri ile ilgili iyi hissedeceklerini hayâl etmek zor olurdu.
Wagner silâh için yeni bir lâkap öne sürdü; “ölüm ışını”, çünkü memelilerin mikrodalgalara mâruz kalmalarının, onların patlamalarına neden olduğu iyi bilinmektedir.
Bu rapora göre, CIA’nin Michael Jackson’a suikast düzenlemesinin nedeni, Jackson’un geçen Kasım’da Londra’da Bahreyn Kralı’nın oğlu Şeyh Abdullah bin Hamad al-Khalifa ile imzaladığı anlaşma. Buna göre, Şeyh’in Jackson’a verdiği milyonlarca Dolar’ın karşılığı olarak biletlerinin tümünün satıldığı İngiltere’deki konserlerinin Dünya’yı yakında gerçekleşecek olan kitlesel soykırım olayı ile ilgili bir uyarı “platformu” olmasına izin vermişti.
Hem Michael Jackson hem de Şeyh Abdullah bin Hamad al-Khalifa, dünyayı insanlık tarihindeki en büyük suçun devam etmekte olduğu ile ilgili uyaran korkusuz Avusturyalı araştırmacı gazeteci Jane Burgermeister’in uzun süreli destekleyicileri oldular.
“Jane Burgermeister biyoterörizm ve kitlesel cinayetler isleme teşebbüsleri ile ilgili Dünya Salik Organizasyonu (WHO), Birleşmiş Milletler (UN) ve birkaç üst düzey hükûmet ve tüzel yetkililere karşı iddianâmeler hazırladı. Ayrıca Amerika’da kayda geçirilen aşı yapma zorlamasına karşı mahkeme emri hazırladı. Bu eylemler onun, bunun salgın hastalıklara neden olmak ve bu hastalıklardan kâr sağlamak için maksatlı yapılmış olan bir hareket olduğunu ileri sürerek, kirletilmiş kuş gribi aşısı üreten Avusturya’nın Baxter AG ve Avir Gren Hills Biyoteknolojisi’ne karşı Nisan’da açtığı suçlama davasını izliyor.
Burgermeister suçlamalarında, Merkez Bankası, WHO, UN ve NATO’yu kontrol eden uluslararası bankerlerin tâlimatı altındaki ABD’de işleyen bir grup tarafından ABD yasasını ihlâl eden biyoterörizm hareketlerinin kanıtını sunuyor. Bu biyoterörizm, ölüme neden olma niyetiyle genetik olarak düzenlenmiş grip virüsü kullanılmasıyla ABD nüfusuna karşı kitlesel bir soykırım gerçekleştirme amacı içindir. Bu grup ABD’deki yüksek hükûmet devlet dairelerini ilhak etti (istilâ etti).
Spesifik olarak, davalılar ABD Başkanı Barack Obama, UN Grip Sistem Koordinatörü David Nabarro, WHO’nun Genel Direktörü Margaret Chan, Sağlık ve İnsan Hizmetleri Depatmanı Sekreteri Kathleen Sibelius, Homeland Security Departmanı Sekreteri Janet Napolitano, banker David de Rotschild, banker David Rockefeller, banker George Soros, banker Werner Faymann, Avusturya Başbakanı ve Avusturya Sağlık Bakanı ve birçok diğerlerinin, finansal ve politik kazanç için ABD ve diğer ülkelerin nüfusunu ortadan kaldırmak için biyolojik silahlar geliştiren, üreten, stoklayan ve kullanan bu uluslararası ortak suç birliğinin parçası olduklarının kanıtı sunuluyor.
Suçlamalar, bu davalıların Baxter ve Novartis ilâç şirketlerini içeren gizli uluslararası biyosilâhlar programının yürürlüğe konulmasının son aşamasına katılmak, plânlamak ve fon sağlamak için gizli ittifak oluşturduklarını ileri sürüyor. Bunu, biyomühendislikle ve sonra ABD nüfusunun ölümüne ve zarar görmesine neden olacak toksik biyolojik etkenleri uygulama araçları olacak olan zorla kitlesel aşılama programını gerçekleştirmek üzere bir bahâneye sâhip olmak için öldürücü biyolojik etkenleri, özellikle “kuş gribi” virüsü ve “domuz gribi virüsü”nü salıvererek yaptılar. Bu eylem Biyolojik Silahlar Anti – terörizm Yasası’nın direkt ihlâlidir”.
Michael Jackson’un öldürüldüğü gün, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin matematik modellerinin 1 milyondan fazla Amerikalı’nın domuz gribine yakalandığını gösterdiğini ve dünyada 58.000 onaylanmış vak’a (yarısı ABD’de) olduğunu bildirmesini not etmek ilginç…
Michael Jackson’un insanlık için gerçek sevgisi ondan asla alınamaz ve bu, onun ‘Biz Dünyayız’ şarkısında çok iyi ifâde ediliyor:
Dünyayı iyileştir
Senin için, benim için ve tüm insan ırkı için
Daha iyi bir yer yap
Ölmekte olan insanlar var
Eğer hayat için yeterince kaygılanırsan
Senin ve benim için daha iyi bir yer yaparsın.
© Haziran 26, 2009 EU and US all rights reserved
http://www.whatdoes itmean.com/ index1244. htm
http://www.kosulsuz- sevgi.com
HOCAM, sizce .. Murat Bardakçı kendisine muhalif bir görüşü açıklarken niye alt çenesini sağa sola hareket ettiriyor? gerçek bu. çok dikkat ettim öfkelenince alt çenesini sağa sola oynatıyor. ilginç!
MKD: Burada şahısların görüşlerine atıf veya tenkit serbesttir ama kimsenin çene hareketlerine teşhis koyamam; ne etik de olur, ne de moral. Bir de, kutsiyetle, dinî inançlarla alay eden veya düşmanca anan yorumlara yer vermiyorum. Saygılar…
HAFTASONU HEDAYESEİ……
BUYRUNUZ EFENDİM….
“”"”"”"
İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy, Şanlıurfa Valiliği’ni ziyaret etti. Uluslararası Halil İbrahim Buluşmaları kapsamında Şanlıurfa’ya geldiğini belirten Levi Şanlıurfa ve Harran’ın kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.
Gaby Levy’nin bölgeye ziyaretini, Türkiye’nin yoğun şekilde mayın temizleme çalışmalarını tartıştığı dönemde yapması dikkat çekti. Bilindiği gibi yap-işlet-devret modeli ile aralarında Şanlıurfa’nın da bulunduğu Suriye sınırındaki şehirlerde yer alan mayınlı arazilerin İsrailli bir şirket tarafından temizlemesi ve bölgenin işletim hakkının 44 yıllığına sözkonusu şirkete devredilmesi öngörülüyor. Muhalefet partileri ve Genelkurmay Başkanlığı bu çözüm önerisine taraf olmadıklarını açıklarken bugün bölge halkı da temizlenecek arazilerin İsrailli şirkete devredilmesine karşı çıktı.
İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy’nin bu hararetli tartışmanın yaşandığı bir dönemde Şanlıurfa’ya giderek, Her Yahudi için atalarımızın dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli sözlerini sarf etmesi ise dikkatlerden kaçmadı.
“”LEVİ: KÜÇÜKLÜĞÜMÜZDEN BERİ NEREDEN GELDİĞİMİZİ BİLİYORUZ”"”
Valilik basın bürosundan yapılan açıklamaya göre, Uluslararası Halil İbrahim Buluşmaları kapsamında Şanlıurfa Valiliği’nin davetlisi olarak kentte
bulunan Levyi, Şanlıurfa Valiliği’ni ziyaretinde Vali Vekili Yıldıray Malğaç karşıladı.
Valilik Şeref Defterini imzalayan Levy, daha sonra Valilik makamına geçerek, Vali Vekili Malğaç ile bir süre görüştü. Vali Vekili Yıldıray Malğaç, Büyükelçi Gaby Levye Halil İbrahim Buluşmalarına katıldığı ziyaretinden ötürü teşekkür etti. Halil İbrahim Buluşmalarıyla diğer ülkelerin, diğer dinlere mensup davetlilerin katılmasının önemine değinen Malğaç, şunları söyledi:
Etkinlik boyunca kamuoyunun da takip ettiği gibi yaklaşık 11 büyükelçiliğimizden ziyaretçi grubu Şanlıurfa’ya geldi ve etkinliğimize katıldılar. Ama İsrail Büyükelçisi etkinlik boyunca burada bulunarak bizlerle beraber oldu. Tekrar Sayın Büyükelç’iye etkinliğimize katıldığı için teşekkür ediyoruz.
Şanlıurfa’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Büyükelçi Levy de şunları kaydetti:
Ziyaretimin iki amacı var. Birincisi ben Türkiye’ye Büyükelçi olarak atandığım zaman Sayın Vali’nin bana yapmış olduğu ziyaret, ikincisi Uluslararası
Halil İbrahim buluşmaları. Bu kapsamda bütün bu etkinliklerden çok etkilendiğimi ifade etmek isterim. Bu bölge hem Müslümanlar için hem Yahudiler için çok önemli bir yer. Biz küçüklüğümüzden beri nereden geldiğimizi ve tarihimizi biliyoruz.
Bunu küçük çocuklarımız da biliyor. Tabii her Yahudi için bu topraklar atalarımızın dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli, özellikle
Şanlıurfa ve Harran bizim için çok önemli. Ziyaretimin bir diğer amacı da ayda en az bir iki defa Ankara dışına çıkmak ve diğer şehirleri gezmek, çünkü
büyükelçiler ve diplomatlar olarak Ankara’da sıkışıp kalıyoruz. Türkiyeyi sadece Ankara’dan ibaret sanıyoruz ve diğer bölgelerini unutuyoruz. Bu sebeple Şanlıurfa’da olmaktan büyük onur duyuyorum.
“”"ŞANLIURFALILAR TEDİRGİN: FİLİSTİNE DÖNERİZ”"”"
Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde yaşayan vatandaşlar mayınlı arazilerin, yabancı şirketler yerine devletin bu alanları temizleyerek, hiç toprağı olmayan vatandaşlara dağıtılmasını istiyor.
Suriye sınırının en uzun mayınlı arazilerinden birine sahip olan Şanlıurfa’da 30 bin hektar alan tarıma açılmayı bekliyor. Birinci sınıf tarım arazisinden oluşan Akçakale ilçesinde, geçtiğimiz günlerde mayınlı arazilerin temizlenmesi gündeme gelince ilçe halkı yeni topraklara ulaşma ümidi yeniden canlandı. İlçe halkı mayınlı arazilerin İsrail firmalarına verileceğini duyması üzerine tepki göstererek, buraların yerli şirketler tarafından temizlenmesi gerektiğini belirterek duruma tepki gösterdi. Vatandaşlar buraların temizlenerek yeni istihdamlara zemin hazırlayacak şekilde hazırlanmasını istiyor.
Akçakale ilçesine bağlı Şekertepe köyü sakinlerinden Mustafa Kocaman, mayınlı arazilerin İsrail firmaları tarafından temizlenip işletilmesi fikrinin çok yanlış ve sakıncalı olduğunu ifade etti. Kocaman, Biz bu mayınlı arazilerin Türkiye Cumhuriyeti tarafından temizlenmesini istiyoruz. İsrail tarafından temizlenmesini istemiyoruz. Temizlenen bu arazilerinde buradaki çiftçilere verilmesini istiyoruz. İsrailin buraları temizlemesinin ne anlamı var? Başımız bir belamı gelsin. Bu kadar topraksız insan varken, buraları İsrail vermek daha da kötü olur. Buradan insanlar Konyaya, İstanbula ve diğer illere gidiyorsa, buraları İsraile vermek yanlış olur dedi.
Akçakale ilçe halkından Mustafa Toprak, Şahin Ok ve İsmail Erdem adlı vatandaşlar, mayınlı arazilerin yabancı şirketler yerine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından temizlenip sınır bölgelerinde yaşayan topraksız vatandaşlara dağıtılmasını istiyor. İsmail Erdem, Mayınlı arazilerin devlet tarafından temizlenip sınırda yaşayan Akçakaleli topraksızlara dağıtılmasını talep ediyoruz. İnsanlarımız tarım işçiliği için Konyaya, Kayseriye, ve diğer illere gidip, çoluk çocuğu perişan olmaktadır. Ancak mayınlı araziler Devletimiz tarafından temizlenip bu vatandaşlarımıza verilirse istihdam oluşur. Bizim devletten talebimiz bu mayınlı arazilerin temizlenip sınırda yaşayan topraksız vatandaşlarımıza dağıtılmasını istiyoruz diye konuştu.
“”" SURUÇ İLÇESİNDEKİ ÇİFTÇİLER: RÂZI DEĞİLİZ “”"
Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde Suriye sınırında yaşayan çiftçiler, mecliste tartışılan mayınlı arazilerle ilgili olarak görüşülen yasa tasarısına tepki gösterdi.
Çiftçiler mayınların kendilerinin tapulu malları olduğunu söyleyerek, Zamanında Devlet bizden cüzi bir fiyatla aldı. Şimdi ise yabancılara verilecek biz buna tepkiliyiz. Mayınların cefasını çeken biziz, kullanma hakkı da bize aittir. Tarlalarımız elimizden alındığı için köylülerimiz şimdi ırgat olarak başka yerlere göç etmişlerdir dediler.
Suruç ilçesine bağlı Çaykara köyünde yaşayan kaçakçılıktan dolayı ayağını kaybeden 63 yaşındaki Mehmet Yağmur, Devlet bize verse arazileri kendim temizleyebilirim. Çok zor bir iş değil. Başka devlet gelip çıkaracakmış. Türkiyede temizleyebilir. Arazilerimizin başkalarına vermesine razı değiliz dedi.
Suruçlu Abdulrahman Genç ise Eğer Yahudiler’e verilirse akıbetimiz Filistin’e döner. İsrail aynen bu şekilde Filistine girdi. İsrailin gizli coğrafyasında buralar İsrailin toprakları olarak görülüyor. İsrail’in gözü buradaki topraklardadır diye tepki gösterdi.
Çaykara Köyünde yaşayan Osman Uyguner, toprakların kullanımı için İsrail’e verilmesine tepki göstererek, O kadar insanımızın ayağı koptu. Buradaki insanlarımız perişandır. İnsanımız bu topraklar uğruna kanlarını döktüler şeklinde konuştu.
Çaykara Köyü eski muhtarlarında Yahya Dursun, Verilecekse bize verilsin. Maddi durunu iyi olmayan vatandaşlara verilsin. Yokluktan insanlarımız buradan göç ettiler. Köyümüz 400 haneydi, arazimiz elimizden alındığı için şimdi 50 hane ancak kalmışız diye tepkisini dile getirirken, mayınlı arazide 2 ayağını da kaybeden Bakır Aslan, Devlet temizleyip taksitle bize versinler. Topraklarımız daha önce bizden Devlet almıştı. Arazilerimiz tapuda kaydı bulunmadığı için vermek zorunda kalmıştık. Devlet arazimizi bize geri versinler. Biz Devlete isteyerek satmadık. O dönemler bizden cüzi paralarla arazilerimiz alındı şeklinde tepki verdi. (Vatan)
sevgili hocam,
bir görüşe katılmamak veya başkasının inandığına inanmamak düşmanlık mıdır? her tür inanışa saygım var. ama çok rica ederim benimde inanmadığım şeylere saygı duyulsun
ben denize bile taş atmam balıkların kafası yarılacak diye…
çok üzgünüm…içimde bir yer kırıldı…alay etmek küçümsemek değildi niyetim…başım öyle ağrıyor ki. 2 tane majezik almakla size yazmak arasında gidip geldim. ama size yazmanında alacagım ilaçlar gibi yan etkileri var.
sizi ya da okuyucuları incitmek değildi niyetim.hay aksi ne de güzel bırakmıştım sigarayı…işte şimdi bir tane yakmalı…vaktiyle ERTUĞRUL ÖZKÖK yaparmış bu yazı makaslama ya da top yekün yayınlamamayı. EMİN ÇÖLAŞANIN kovulduk halkım unutma bizi ve hasan yalçın ın medyamızın halleri adlı kitabında bundan bolca bahsediliyor.geçenlerde Yiğit Bulut da bundan şikayetciydi.
maalesef bu heryerde var.bence hepimiz kuşlardan böceklerden ya da yaz tatilimizi nerede gecireceğimize dair giriş gelişme sonuçdan oluşan bilmem kaç kelimeyi geçmeyecek kompozisyonlar yazalım , onları yayınlayalım…ayy yok yakacam ben bir sigara.!
MKD: Bu mekânın yayın ilkeleriyle, sizin verdiğiniz örnek arasında hiçbir alâka göremiyorum. Mahzurlu bulduğum için mekâna koymadığınız mesajınızı tekrar bir gözden geçirirseniz, umarım bunu anlayacaksınızdır. Burada dinlerden ve ideolojilerden, her şeyden bahsedilebilir ama edep içerisinde, kimselerin inançlarını küçümsemeden, hasımâne ifâdelerden kaçınarak. Özetle, hemen bütün yazılarını kıraat ettiğim Turan Dursun’dan sâdece bahsetseydiniz sorun yoktu. Ama hiçbir fikrine iştirak etmediğim bu kişinin fikirlerini yakışıksız bir üslûpla buraya taşımanıza müsaade edemem. Meraklıları http://www.turandursun.com/ adresinden okuyabilirler. Selâmlar, umarım sigaraya başlamazsınız.
selamlar. hocam ben bu konuyla ilgili yorumdan çok, genetikbilimi.com da yaptığınız acıklamalar için çok tşk ediyorum. gerçekten benim adıma güzel bilgilerdi. evrime bakışım değişti bir biyoloğ olarak. yazılarınızı takip edeceğim artık:)
Merhaba Hocam,
Şöhretli kişilerden bu aralar vefat haberleri devam ediyor. Farah Fawcet benim de çok sevdiğim bir oyuncuydu. Karl Malden da vefat etti. Türk izleyicisi onu Michael Douglas ile oynadığı San Francisco Sokakları adındaki televizyon dizisinden hatırlar. Ben televizyonda oynadığı dönemde ilkokula başlamıştım.
Bir de benim favori aktörlerden Patrick Swayze var. Onu da Ghost, Dirty Dancing gibi filmlerden tanıyabilirler. Ben de onun Roadhouse filmindeki rolünü çok sevmiştim. Spritüel felsefe üzerine doktora yapmış çok iyi bir bar fedâisini oynamıştı. Maalesef Patrick Swayze pankreas kanseri olarak teşhis edildi. Kanseri yenmek için mücadele veriyor fakat karaciğerine de sıçramış. Babası 57 yaşındayken kalb krizinden ölünce alkole başlamış ve sonra alkolizm tedavisi görmek zorunda kalmış. Aynı zamanda çok sigara içiyor.
Patrick Swayze değişik dinleri incelemiş bir kişi. Kendi sözleriyle ‘Doğu felsefelerini araştırdım ve Kur’ân’ı okudum. Biz inanılmaya değer herşeyi kıymetsiz saydık. Ben yüksek bir Güç’ün olduğuna inanıyorum. Yoksa burada olmamızın anlamı ne?’
Umarım Patrick Swayze kanseri yener. Henüz 57 yaşında ve iyi bir insan olduğuna inanıyorum.
Sevgiler,
Uğur Alkan
Saygılar Efendim,
Geçen aydan beri, kafamda size aktaracağım bir şey vardı. Kafamı meşgûl ediyordu. Bu gün yazılarınızı tekrar gözden geçirirken birden hatırladım. Biraz zaman geçmesine rağmen özür dileyerek aktarıyorum. Çünkü bu tip olaylar zamana bağlı değil… Hep güncel.
Diyeceksiniz, sen de taktın bu hâtuna. Ama insanın elinde değil. Gazetelere göz gezdirirken ister istemez takılıyorsunuz.
Nihâl Bengisu Karaca: 28.06.HT.
“Biliyorsunuz tam da pedofili ile suçlandığı ve davaların görüldüğü zamanlarda çıktı o MJ Müslüman oldu şâyiası(Efendim, bu hâtun kişi çok devrik cümle kullanıyor). O vakitler lütfen sapıklar dinimize girmesin tadında bir işkillenmeye garkolmuş, yazıya da dökmüştüm bunu. (Yine devrik) MJ’nin Müslüman olmuş olması fikri bugün bile bana hoş görünmüyor”.
Ve son bölümü:
“Bu tarafta beraat etti, çünkü bu tarafı toptan hipnotize etti. Ama öte tarafta böyle bir şansı olduğunu sanmıyorum, zebâni dediğin sonuçta, her türden artizliğe bağışıklık kazanmış bir görevli. Dolayısıyla Allah yardım etsin diyorum”.
İşte böyle efendim!
Herhâlde bu hâtun Üzülmez’i unuttu. Bir de kesin, öte tarafa gitmiş gelmiş.
Ben bu hâtun kişiye yazdım.
Efendim, siz şu din işini bir daha düşünseniz diyorum.
MKD: Yapmayın etmeyin, insanı uçuracaksınız
Bayan Nihâl Bengisu Karaca, Nûriler’i de görmüştür mutlaka…
[...] 26 Haziran tarihli makalemde bunu yazmıştım: http://www.keremdoksat.com/2009/06/26/iki-vefat-michaeal-jackson-ve-farah-fawcet/. “Nedense aklıma James Marshall Hendrix geldi. Geçenlerde, ölüsünün dirisinden daha fazla para kazandıracağını düşünen menajerinin kendisini zâten müptelâsı olduğu uyuşturucuları iyice içirdikten sonra da, bol miktarda alkol de yutturarak katlettiği açıklanmıştı” diye de eklemiştim. [...]