Sayın Ahmet İnam’a İtiraz
Bugünkü Akşam Gazetesi’nde Sayın Prof. Ahmet İnam’ın bir yazısı daha neşredildi. Çoğunu beğenerek ama içimden itirazlar da yükselerek okurum; bu yazısı da delikanlılık üzerine…
Özetle şöyle diyor Sayın Ahmet Bey (internetteki ile basılı gazetedeki imlâların ve ^ işaretlerinin farklılığı ilk tenkidim):
‘Delikanlı’nın (MKD: Hocam, bu ‘…’ modasına siz de uymuşsunuz; hâlbuki “…” kullanılmaz mı) etimolojisine dönersek, buradaki deli sözüne dikkat çekmemiz gerekir; Türkçe’de öyle güzel bir söz var, pek kullanılmıyor. Şimdi acar deniliyor. Acar; yâni hiçbir zaman kokuşmayan, tembelliğe izin vermeyen, yerinde durmayan, zıpkın gibi, ateşli, arayan, coşkulu… İşte delikanlılık böyle bir varoluş durumudur. Bakın, ben, delikanlılığı bir ruh hâli olarak ya da (MKD: Türkçe’de önceden “ya” kullanılmamışsa, tek başına “ya da” denmez; çünkü “ya dahi “anlamınadır ve önceden geleni tamamlar. Şimdiki cühelânın çokça düştüğü bu hataya sizin de dilinizin alışmamasını dilerim) sosyal boyutuyla Marx Weber gibi bir sosyolojik tip olarak görmüyorum. Delikanlılık felsefe açısından bir varoluş tarzıdır. Bizim kültürden farklı olarak Akdeniz ülkelerinin kültüründe de vardır delikanlı tipi.
Bu bağlamda Akdeniz ülkeleriyle Türk kültüründeki delikanlılık anlayışı arasında ne gibi farklar var?
Bizim kültür haritamızda Akdenizli bir renk vardır. Fakat bir Fransız, bir Portekizli, bir İtalyan kadar değil elbette. Çünkü onlarda bir Hıristiyan ve Lâtin kültüründen gelen veya eski Yunan, pagan Roma’dan gelen izler var. Bizim kültürümüz İslâm’ın ilk dönemlerinde eski Yunan’la karşı karşıya gelmiştir. Ve (MKD: Bu cümle başındaki Ve sizce doğru mu? Cümle başında Ve kullanılmaz diye biliriz) o kültürü yorumlamış ve katkıda bulunmuştur. İslâm felsefesi kökeni itibârıyla “Yunan” izler taşır. Ve (MKD: Gene aynı Ve) özellikle Aristoteles, Platon odaklıdır ve çok önemli başarılar gerçekleştirmiş, yeni ürünler yaratmıştır. O anlamda biz Uzakdoğulu değiliz; Çin gibi… İslâmiyet’ten önce onlarla da sürekli temâsımız olmuştur. Anadolu’ya gelince Bizans ile bir temâsımız olmuş ve onun üzerinden birtakım tecrübeler kazanmışız. Eski Yunan’ı keşfedip o kültürle temâsa geçmemiz bize çok büyük bir zenginlik vermiş. Dolayısıyla bizim delikanlılığımız Akdeniz Hıristiyan delikanlılığını da içine alan ondan daha fazla, daha zengin öğeler taşıyan; hem İslâm” hem de Uzakdoğulu tarafları olan çok zengin ve çok renkli bir delikanlılıktır. Ama mes’ele o delikanlılığı keşfedebilmektir. O örtünün kaldırılması lazım. Perde ortadan kaldırılınca delikanlılığı keşfetmiş olacağız.
… Şöyle zannediliyor; (MKD: Hocam, burada “;” değil, “:” kullanmalıydınız) delikanlı yaşam biçimi diye bir yaşam biçimi var; hayır, delikanlılık bir tavırdır. Mesela delikanlı adammış savaşa gitti şehit oldu, verdiği sözde durdu, delikanlı adammış hiç tâviz vermedi, denir. Bu gösteriyor ki delikanlılığı ahlâk” manada (MKD: Yapmayın Ahmet Hocam, siz “mana” ile “mânâ” farkını bilmiyor olamazsınız) bir değer olarak görmeli ve buna uygun bir zihinsel değişimi başlatmalıyız. Hani o eski Yunan Kültürü’nde Aristoteles’in, Platon’un söz ettiği dört büyük erdem vardı ya, işte o erdemler delikanlılıkta da var. (MKD: Buraya da “:” yakışırdı) Cesaret, ölçülü olmak, âdil olmak, hikmet sâhibi olmak. Bence delikanlılıkta bu dört erdem bulunur. Oysa biraz önce değindiğim gibi, bu sözcüğün (MKD: Ahmet Hocam, siz de mi bu “sözcük” kelimesine “takıldınız”? “Kelimeyi” ve “sözü” anladım da, “sözcük” ne demek Allah aşkına?) kötü kullanımları da vardır: Kaprisli, ne yaptığını bilmez oradan oraya savrulan…
… Elbette câhilden delikanlı olmaz. Ama câhillik derken diplomasız olmak manasında söylemedim. İlkokulu bile okumamış ama cahil olmayan insanlar var. Ne ki, şimdi sayıları çok azalıyor. Anadolu’da görebilirsiniz onları, kentlerde de az da olsa var. Okumamış bir adamdır; ama o kadar olgundur ki, insan hayatı üzerinde düşünür, olaylar hakkında kafa yorar. Dolayısıyla bu anlamda câhil olmamak gerekiyor. Delikanlılık için cahil, kaba, kendini bilmez-ki ben onlara kitaplarımda biraz argo olacak ama ‘hıyar’ (MKD: Hocam, gene “hıyar” yazmanız icap ederdi) adını vermişimdir-hıyardan devrimci de olmaz psikiyatrist de olmaz. Hıyardan delikanlı olmaz, hıyar incelmemiş yontulmamış kaba insan. Ve (MKD: Gene cümle başında Ve) maâlesef çağımız bu kaba insanı işadamı, başarılı siyasetçi, tuttuğunu koparan aslan gibi delikanlı diye nitelemektedir. …
***
Bâzı itiraz veya tenkitlerimi ya koyu renkli tashih hâlinde ya da parantez içerisinde ilâve ettim. Esas itirazım ise tahliliniz hakkında…
Delikanlılık tâbiri tamamen Türkçe ve Türk’e hastır; esas olarak da İngilizce’deki “teen”’in tam karşılığıdır; bulûğ çağını, 13 ilâ 19 yaş aralığını ifâde eder. Nitekim bu dönem için ergenlik çağı veya delikanlılık çağı da denir. O çağın insanının kanı deli akar, fevrî ve aşırı duygusaldır; belli bir hastalık söz konusu değilken de kolaylıkla intihar edebilirler hâttâ… Tamamen evrimsel kodlu bir metamorfozdur; tıpkı tırtılın kelebeğe istihalesi gibi… Bunu argo jargona taşıyanlar da bu dönemin davranış tarzına (bilirsiniz; davranış bilimlerinde her türlü duygu, düşünce ve hareket de birer davranıştır) atıfla öyle derler.
“Hıyardan devrimci de, psikiyatrist de olmaz” demişsiniz epey gülümsedim ve tefekkür ettim. Bu çağrışım çok ilginç geldi bana. Kim bilir, belki de içinizde yatan ruh hekimliği arzusu veya başka bir şey… Hemen bütün psikiyatri kongrelerine iştirak etmeniz, televizyonlarda psikiyatrlarla sohbet programlarına keyifle katılmanız… Neyse.
Sevgili Ahmet İnam Hocam, hıyardan hiçbir şey olmaz, tamamen hemfikirim. Bir tek şu psikiyatrist lâfına fena hâlde takmışımdır senelerdir. Kelimenin bizdeki unutulan karşılığı akliyeci (nöroloji de asabiye, nörolog da asabiyeci), psikiyatri de akliyedir. Haydi, ecnebicesini kullanalım illâki, o zaman da ya saykiyatrist ya da psikiyatr demeniz icap etmez mi? Hani, psikiyatrist biraz fazla Turkfrencglish olmuyor mu?
Cevabınızı samimiyetle bekliyorum ve müsaade ederseniz web mekânıma koyacağım; etmezseniz sâdece bu yer alacak.
Bâki hürmet ve sevgilerimle…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 28 Haziran 2009 Pazar


Kerem Hocam,
Yazınızda biraz zaman içinde Ahmet Hoca’nın bâzı yönlerinden azıcık rahatsız olma birikimine dayalı, tatlıca bir sataşma üslûbu görüyorum. Ahmet Hoca’yla ilgili mes’eleleriniz nelerse, doğrudan onları tartışmaya açmanız bence daha iyi.
Yukarıdaki paragrafımda yanılıyorsam, rahatsızlıklarınız sâdece bu yazınızda söylediklerinizle sınırlıysa, sizinle hemfikir olduğumu söyleyebilirim. Maâlesef Ahmet Hoca bir Türkçe ustası değil. “Delikanlı”lık yaşlarından beri edebiyat dergilerinde yazıları çıkan bir insan bu yaşına kadar dilde ustalığa ulaşamamışsa, bundan sonra da iğnelenmekle pek bir şey değiştiremez. Dili iyi kullanma yeteneğinin, müzik yeteneği gibi doğuştan geldiğini ve buna gerçekten sâhip kişilerin erken yaşlarda kendini bu konuda kabûl ettireceğini düşünüyorum. Yoksa kişi dünya edebiyatını hatmetse de bir dil ustası olamaz. Bu yüzden Ahmet Hoca’nın dil kusurlarının hoşgörüyle karşılanarak, kendisinin gözden düşürülmemesini, yazılarının mânâsına odaklanılmasını doğru buluyorum. Dili kusurlu kullanmanın derin ve çok etkili düşüncelere ulaşmaya mânî olmadığını, Oktay Sinanoğlu Hocamız örneğinde de görüyoruz; onun da Türkçe’si mükemmel değil, ama kendisi inanılmaz bir dâhî.
MKD: Sayın Hüsamettin Küçük, Ahmet Bey’le hiç bir alıp veremediğim yok. Ortaya çıkıp da yazarlık yapan herkesin dil kusurları hoş görülebilir ama bu ona dokunulmazlık vermez, haksız mıyım? 20 senedir davranış bilimleri ve psikoseksüel gelişme dersi veren bir hoca olarak, enformatif hatasını da kırıcı olmadan ortaya koymam ise bir meslekî ihtiyaç sâikiyledir; yâni yazısının mânâsıyla ilgilendim. Medyada yazıp çizenlerin ciddi birer identifikasyon nesnesi olduklarını unutmamak gerekir. Meselâ bir asistanıma “şunu şöyle dedin, hatalı” ikazında bulunduğumda, “ama hocam, … hoca öyle yazıyor” diye itiraz etmişti. Umarım anlatabilmişimdir. Hâlen kendisinden bir cevap almadım. Sayın Oktay Sinanoğlu hakkında şimdilik “susma hakkımı” kullanacağım. Selâmlar.
HIYAR’IN SAVUNMASI
“Hıyardan hiçbir şey olmaz” şeklinde bilim ve felsefe dünyasında bir önermenin ittifakla kabûl gördüğünü müşâhede etmekteyim. Hıyar (et. Ar.) kelime mânâsıyla “hayırlı” demektir. Istılâhî mânâda “hıyar” (Cucumis sativus), kabakgiller (Cucurbitaceae) familyasından bir bitki türüdür. Anayurdunun Kuzey Hindistan olduğu sanılmaktadır.
Salatada ve cacıkta kullanılan ve turşusu yapılan hıyarın besin değeri çok düşük olmasına rağmen hıyar, çok meziyetli bir bitkidir. Hıyarın tohumlarından kurt düşürücü olarak yararlanılır; bazik özellikteki özsuyu çeşitli kozmetik ürünlerinin bileşimine girer. İdrar söktürücü ve kanı temizleyicidir. Bağırsakları yumuşatır ve kabızlığı giderir. Hıyar, bâsura iyi gelir. Harareti keser. Sinirleri yatıştırır. Yorgunluğu giderir. Romatizma ağrılarını hafifletir. Uykusuzluğa iyi gelir. Kolesterolü düşüren salatalık kalp ve damar hastalıklarına vücudu korur. Vücudun enfeksiyonlara karşı direncini arttırır. Böbrek hastalıkları ile bağırsak iltihabı ve gut hastalığında faydalıdır. Ter bezlerinin sağlıklı çalışmasına yardımcı olur.
Velhâsıl, hıyar adı gibi yararlı ve çok yaygın olarak kullanılan bir sebzedir. Diğer yararlı özellikleri ihmâl edilerek, bu sebzenin sâdece besin değerinin düşük olmasından hareketle hıyar sözcüğünün, istihfaf ve istiskal amaçlı metaforik kullanımları hıyarlara karşı yapılan çok büyük haksızlıktır.
Saygılarımla,
Şafak Kayhan
MKD: Hârikulâde yâhu, inanın hıyar olasım geldi
Çok yaşayın Sayın Şafak Kayhan…
Saygıdeğer Hocam,
Mâdem bir Felsefe Profesörü’nden bahsettiniz.
Ben de bir hususta düşüncelerinizi almak isterim.
Murat Bardakçı “Tarihin Arka Odası” adlı programında Felsefe için:
“Ben bunları bilsem ne olur bilmesem ne olur?” (tam cümlesi bu değil, buna benzerdi) gibi bir cümle kullandı.
Siz ne düşünürsünüz bu hususta?
Öğrenmek istedim.
Saygılar, sevgiler.
MKD: “Hiç şaşırmadım” desem anlaşır mıyız
Kerem Hocam,
Bana verdiğiniz cevapta söyledikleriniz mantıklı. Ama önceki iletimde söylediğim gibi, ilk gençlik yıllarından beri edebiyat dergilerine yazı veren bir insan bu yaşında hâlâ böyle dil hatâları yapıyorsa, ona bu tür müdâhalelerde bulunmak bir daha yanlış yapmasını engeller mi?
Sanırım bu yazınızı, bana verdiğiniz cevabı dikkate alarak, aslında Ahmet Hoca’ya değil, genel okuyucuya hitap eder bir yazı olarak görmeliyiz: “Ahmet Hoca’nın Türkçe’sinde şu şu yönler yanlış. Bu yanlışları siz yapmayın.” Bu açıdan bakınca sanırım sorun kalmıyor.
MKD: Şimdi kendisinin cevabı geldi ve mekâna koydum. Konuları şahsîleştirmeden tartışabilmek açısından karine…
Sayın Şafak Kayhan,
Bir de utanmadan “hıyar ağası” demezler mi!
İkinci derecede zerzevat yetiştiricisi olarak (aslında buğday-darı ve t. özal sayesinde de-!- pamuk ekiyoruz) bu nebata revâ görülen bu istiskali bu vesile ile tel’in ediyorum.
saygılarımla
Hüseyin SUNGUR
TARSUS ZİRAAT ODASI ÜYESİ
MKD: Yâhu, siz bizi gülmekten öldürecek misiniz
Efendim, bu tartışma hıyarlara – pardon – hayırlara vesile olur inşallah!
MKD: Âmiiin… He dememiş mi atalarımız “her hıyarda bir hayır vardır” diye…