Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1766 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

Sayın Ahmet İnam’a İtiraz

Bugünkü Akşam Gazetesi’nde Sayın Prof. Ahmet İnam’ın bir yazısı daha neşredildi. Çoğunu beğenerek ama içimden itirazlar da yükselerek okurum; bu yazısı da delikanlılık üzerine…

Özetle şöyle diyor Sayın Ahmet Bey (internetteki ile basılı gazetedeki imlâların ve ^ işaretlerinin farklılığı ilk tenkidim):

‘Delikanlı’nın (MKD: Hocam, bu ‘…’ modasına siz de uymuşsunuz; hâlbuki “…” kullanılmaz mı) etimolojisine dönersek, buradaki deli sözüne dikkat çekmemiz gerekir; Türkçe’de öyle güzel bir söz var, pek kullanılmıyor. Şimdi acar deniliyor. Acar; yâni hiçbir zaman kokuşmayan, tembelliğe izin vermeyen, yerinde durmayan, zıpkın gibi, ateşli, arayan, coşkulu… İşte delikanlılık böyle bir varoluş durumudur. Bakın, ben, delikanlılığı bir ruh hâli olarak ya da (MKD: Türkçe’de önceden “ya” kullanılmamışsa, tek başına “ya da” denmez; çünkü “ya dahi “anlamınadır ve önceden geleni tamamlar. Şimdiki cühelânın çokça düştüğü bu hataya sizin de dilinizin alışmamasını dilerim) sosyal boyutuyla Marx Weber gibi bir sosyolojik tip olarak görmüyorum. Delikanlılık felsefe açısından bir varoluş tarzıdır. Bizim kültürden farklı olarak Akdeniz ülkelerinin kültüründe de vardır delikanlı tipi.

Bu bağlamda Akdeniz ülkeleriyle Türk kültüründeki delikanlılık anlayışı arasında ne gibi farklar var?

Bizim kültür haritamızda Akdenizli bir renk vardır. Fakat bir Fransız, bir Portekizli, bir İtalyan kadar değil elbette. Çünkü onlarda bir Hıristiyan ve Lâtin kültüründen gelen veya eski Yunan, pagan Roma’dan gelen izler var. Bizim kültürümüz İslâm’ın  ilk dönemlerinde eski Yunan’la karşı karşıya gelmiştir. Ve (MKD: Bu cümle başındaki Ve sizce doğru mu? Cümle başında Ve kullanılmaz diye biliriz) o kültürü yorumlamış ve katkıda bulunmuştur. İslâm felsefesi kökeni itibârıyla “Yunan” izler taşır. Ve (MKD: Gene aynı Ve) özellikle Aristoteles, Platon odaklıdır ve çok önemli başarılar gerçekleştirmiş, yeni ürünler yaratmıştır. O anlamda biz Uzakdoğulu değiliz; Çin gibi… İslâmiyet’ten önce onlarla da sürekli temâsımız olmuştur. Anadolu’ya gelince Bizans ile bir temâsımız olmuş ve onun üzerinden birtakım tecrübeler kazanmışız. Eski Yunan’ı keşfedip o kültürle temâsa geçmemiz bize çok büyük bir zenginlik vermiş. Dolayısıyla bizim delikanlılığımız Akdeniz Hıristiyan delikanlılığını da içine alan ondan daha fazla, daha zengin öğeler taşıyan; hem İslâm” hem de Uzakdoğulu tarafları olan çok zengin ve çok renkli bir delikanlılıktır. Ama mesele o delikanlılığı keşfedebilmektir. O örtünün kaldırılması lazım. Perde ortadan kaldırılınca delikanlılığı keşfetmiş olacağız.

… Şöyle zannediliyor; (MKD: Hocam, burada “;” değil, “:” kullanmalıydınız) delikanlı yaşam biçimi diye bir yaşam biçimi var; hayır, delikanlılık bir tavırdır. Mesela delikanlı adammış savaşa gitti şehit oldu, verdiği sözde durdu, delikanlı adammış hiç tâviz vermedi, denir. Bu gösteriyor ki delikanlılığı ahlâk” manada (MKD: Yapmayın Ahmet Hocam, siz “mana” ile “mânâ” farkını bilmiyor olamazsınız) bir değer olarak görmeli ve buna uygun bir zihinsel değişimi başlatmalıyız. Hani o eski Yunan Kültürü’nde Aristoteles’in, Platon’un söz ettiği dört büyük erdem vardı ya, işte o erdemler delikanlılıkta da var. (MKD: Buraya da “:” yakışırdı) Cesaret, ölçülü olmak, âdil olmak, hikmet sâhibi olmak. Bence delikanlılıkta bu dört erdem bulunur. Oysa biraz önce değindiğim gibi, bu sözcüğün (MKD: Ahmet Hocam, siz de mi bu “sözcük” kelimesine “takıldınız”? “Kelimeyi” ve “sözü” anladım da, “sözcük” ne demek Allah aşkına?) kötü kullanımları da vardır: Kaprisli, ne yaptığını bilmez oradan oraya savrulan…

… Elbette câhilden delikanlı olmaz. Ama câhillik derken diplomasız olmak manasında söylemedim. İlkokulu bile okumamış ama cahil olmayan insanlar var.  Ne ki, şimdi sayıları çok azalıyor. Anadolu’da görebilirsiniz onları, kentlerde de az da olsa var. Okumamış bir adamdır; ama o kadar olgundur ki, insan hayatı üzerinde düşünür, olaylar hakkında kafa yorar. Dolayısıyla bu anlamda câhil olmamak gerekiyor. Delikanlılık için cahil, kaba, kendini bilmez-ki ben onlara kitaplarımda biraz argo olacak ama ‘hıyar’ (MKD: Hocam, gene “hıyar” yazmanız icap ederdi) adını vermişimdir-hıyardan devrimci de olmaz psikiyatrist de olmaz. Hıyardan delikanlı olmaz, hıyar incelmemiş yontulmamış kaba insan. Ve (MKD: Gene cümle başında Ve) maâlesef çağımız bu kaba insanı işadamı, başarılı siyasetçi, tuttuğunu koparan aslan gibi delikanlı diye nitelemektedir. …

***

Bâzı itiraz veya tenkitlerimi ya koyu renkli tashih hâlinde ya da parantez içerisinde ilâve ettim. Esas itirazım ise tahliliniz hakkında…

Delikanlılık tâbiri tamamen Türkçe ve Türk’e hastır; esas olarak da İngilizce’deki “teen”’in tam karşılığıdır; bulûğ çağını, 13 ilâ 19 yaş aralığını ifâde eder. Nitekim bu dönem için ergenlik çağı veya delikanlılık çağı da denir. O çağın insanının kanı deli akar, fevrî ve aşırı duygusaldır; belli bir hastalık söz konusu değilken de kolaylıkla intihar edebilirler hâttâ… Tamamen evrimsel kodlu bir metamorfozdur; tıpkı tırtılın kelebeğe istihalesi gibi… Bunu argo jargona taşıyanlar da bu dönemin davranış tarzına (bilirsiniz; davranış bilimlerinde her türlü duygu, düşünce ve hareket de birer davranıştır) atıfla öyle derler.

“Hıyardan devrimci de, psikiyatrist de olmaz” demişsiniz epey gülümsedim ve tefekkür ettim. Bu çağrışım çok ilginç geldi bana. Kim bilir, belki de içinizde yatan ruh hekimliği arzusu veya başka bir şey… Hemen bütün psikiyatri kongrelerine iştirak etmeniz, televizyonlarda psikiyatrlarla sohbet programlarına keyifle katılmanız… Neyse.

Sevgili Ahmet İnam Hocam, hıyardan hiçbir şey olmaz, tamamen hemfikirim. Bir tek şu psikiyatrist lâfına fena hâlde takmışımdır senelerdir. Kelimenin bizdeki unutulan karşılığı akliyeci (nöroloji de asabiye, nörolog da asabiyeci), psikiyatri de akliyedir. Haydi, ecnebicesini kullanalım illâki, o zaman da ya saykiyatrist ya da psikiyatr demeniz icap etmez mi? Hani, psikiyatrist biraz fazla Turkfrencglish olmuyor mu?

Cevabınızı samimiyetle bekliyorum ve müsaade ederseniz web mekânıma koyacağım; etmezseniz sâdece bu yer alacak.

Bâki hürmet ve sevgilerimle…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 28 Haziran 2009 Pazar

Yorum Yapın

Mesajınız