Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1370 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

HEINZ KOHUT ve YİĞİT BULUT

Heinz Kohut, 1913’te doğup, bendeniz 24 yaşındayken (maâlesef tanışamadık ama pek çok eserini okudum), 1981 senesinde vefat etmiş olan, psikanaliz tarihinde çok büyük yeri olan bir şahsiyettir. Viyana Üniversitesi’nde tıbbiye okumuş ve nörolog da olmuştur. Zengin bir Yahudi âilesindendir. 1939 yılında Nazi baskıları sonucu göç ederek Chicago’ya yerleşir. Chicago Psikanaliz Enstitüsü’nün göze çarpan üyelerinden biri olur ve başlarda geleneksel psikanaliz kuramının güçlü bir yandaşıdır.

Sonraları, Freud’un İd, Ego ve Süperego kavramlarına karşı çıkarak kendi fikirlerini geliştirmeye başlar. İşin temelinde de, bir makalesinin Psikanaliz Dergisi’nde reddedilmesinden sonra duyduğu öfke yatar.

Dürtülere odaklanan geleneksel psikanalize karşı, Kohut’un kuramı (Kendilik Psikolojisi: Self Psychology) büyük ölçüde, iniş çıkışlı kişilerarası ilişkilere vurgu yapar. Kohut, Kendilik Psikolojisi kuramını geliştirerek yapılandırır ve “Kendiliğin Analizi: Narsisistik Kişilik Bozukluklarının Tedavisinde Sistematik Bir Yaklaşım” adlı kitabında bu fikirlerini yayınlar. Ona göre kendilik-nesne ilişkisi ihtiyacı çocukluk döneminde sona ermez, bütün hayat boyunca devam eder. Kohut’un kuramı psikanalitik uygulamalara ve dinamik yönelimli psikoterapilere büyük katkılar sağlar ve Psikanaliz Dini’nin şimdilik en son büyük mezhebini teşkil eder.

Şimdi okuyucu sanacak ki ilmî bir makale yazacağım.

Yok, yok. Çok daha basit bir şeye işaret etmek için bu girişi yaptım.

İster Freud gibi “grandiyöz Ego” kavramını, ister Kohut’uninflated self” (şişmiş-kabarmış kendilik) kavramını kullanalım, istersek tasavvuftan demlenerek nefsi kabarmış diyelim (Elif Shafak’tan özür dileyerek), böyle psişik yapıya erkekli kadınlı sâhip muhteşem bir medya kuruluşu var malûm.

Konuklarıyla dalga geçen, tarihin arka orasından yalan yanlış şeyler anlatıp akademiayı aşağılayan, canlı sohbetlerde sürekli olarak argo kelimelerin kullanılmasının şart olduğu, edep ayarı bozuk sunucusunun bozuk Türkçesi’yle uçuk kaçık programlarıyla milleti eğlendirdiği malûm medya kurumu.

Vatan’da ve Doğan Grubu’ndayken yazılarını ve konuşmalarını dikkatle takip ettiğim sarışın, mavi gözlü, yakışıklı, çok hızlı tedailerle çok hızlı konuşan ama iç tutarlılığını hep koruyan, uzun vâdede de kesinlikle milliyetçi mukaddesatçı cenahtan siyasete koştuğundan emin olduğum bir delikanlı var: Yiğit Bulut.

Malûm gruba transfer olur olmaz onun da ayarlarına bir şeyler oldu! Eğer öyle olmak aralarındaki sözleşmede bir ön şart değilse, havasından suyundan bulaştı herhâlde.

O efendi, sevimli ve karizmatik yiğit gitti, saldırgan, sürekli olarak “ben” diyen ve sarkastik bir koç geldi…

Yiğidim, dostum (henüz tanışamadık ama bir yazısında benden iktibasla böyle bahsetmişti), sen uzun vâdeli oynuyorsun; mesai arkadaşların ise ömürlerinin akşamındalar.

Bir “murâkabe-i nefs” eyle, Ego’nu veya Kendiliği’ni şöyle bir gözden geçir, azıcık gazını al, havasını azalt.

Cân-ı yürekten bir “dost” ikazıdır bu.

Yoksa “win win” değil, “lose lose” olacaksın.

Yanındakilerin küpü de dolu, siyaset niyetleri de yok, olamaz da zâten. Halktan bu kadar kopuk ve bîhaber insanlardan siyasetçi olmaz. Ama sen şimdiden reyting canavarı uğruna itici ve sevilmeyen bir nesne olursan, istikbâlde dumura uğrarsın.

ABG’de 100 değil 20 USD’a satılan ve Çin’den 1 TL’ye mâliyetle getirtilebilen “havada dönen küre-i arzlar” gibi promosyonlarla şimdilik esen rüzgârı bir gün tükenince pat diye kapatılıverecek yâhut el değiştirebilecek malûm kurumdaki “ağabeylerine” benzeme.

Allah aşkına!
   Benden söylemesi…
      “Win win or lose lose”
         It is your choice my man!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 30 Haziran 2009 Salı

12 Yorum

Nevzat DağlıTemmuz 1st, 2009 09:05

Sayın Prof. Dr. Kerem Doksat,

Yiğit Bulut’taki değişikliği farkederek ilk dile getiren siz oldunuz sanırım. Yiğit Bulut, öyle böyle değil, iyi bir dönüş yaptı. Sizin bu yazınız da Karamanlı Nevzat’a esin kaynağı oldu ve “Döneklerin Şifresi” taşlamasına bir dörtlük daha ekletti.

İnat döneklerin az suyuna git,
Yularından çekme, arkasından it.
Zaten dönek evel eski bir yiğit,
Göğüsünü gere gere dönüyor.

MKD: Karamanlı Nevzat’a sevgiler, saygılar ;-)

Nevzat DağlıTemmuz 1st, 2009 12:11

Saygı bizden sevgili Hocam.

hüseyin sungurTemmuz 1st, 2009 19:51

Hocam müjde!
Aslında mekânı,aşağıda kopyelediğim haber ile işgâl ettiğim için, özür dilerim…
“”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"
Dün tutuklanan Denizci Kurmay Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı iddia edilen “İrtica ile Mücadele Eylem Plânı’nda” “hazırda bekletilen eleman” olarak geçen Mihr Tarikatı lidedi İskender Erol Evrenesoğlu’nun internet sitelerine düşen bir görüntüsü “bu kadar olur” dedirtiyor.

VAHİY ALIP İLETİYOR!

Evrenesoğlu müridinin sorusuna cevap vermek için sözde vahiy bekliyor, 10 saniye sonra da “Ihhh” diye irkilip gelen cevabı iletiyor. Allah ile konuştuğunu ve kendisinin Allah’ın Resûlü olduğunu iddia eden Evrenesoğlu, 16 yaşındaki bir müridinin kendisine yönelttiği, “size tâbiyetim kabûl oldu mu?” şeklindeki soruya kameralar önünde “vahiy alıyor gibi” yaparak cevap veriyor.

“IHHH” DEDİ CEVABI VERDİ

Aralarına yeni katılan genç müridinin sorusuna, “bilmiyoruz” diye cevap verdikten sonra oturduğue yerde kafasını öne eğip 10 saniye kadar bekledikten sonra irkilerek doğrulan Evrenesoğlu, “evet evlâdım, tâbiyetin kabûl olmuş” şeklinde yanıtlıyor.

Videoda Evrenesoğlu’nun Allah ile iletişime geçme hareketi kadar, 16 yaşındaki müridinin sorduğu soru da dikkat çekiyor. Yeni ve genç müridin Evrenesoğlu’na sorduğu soru şöyle: “Sevgili Mehdi Efendimiz. Ben 16 yaşındayım. Rotherdam konferansında tâbi oldum. Şu an edebî bir zikirdeyim ve zikrimi zevkle çekiyorum. Ama yinde de içimde bir şüphe var; tâbiyetim geçerli oldu mu” diye. Henüz namaza başlamadım ama zikrimi aksatmadan her gün çekiyorum. Efendimiz lûtfen bana cevap verebilir misiniz, tâbiyetim kabûl olmuş mu diye”.

“KUR’ÂN TADINDA” KİTAP VE FOTOMONTAJLA NUR İNDİRDİ

Türkiye’ye girişi yasak olan ve başında olduğu Mihr tarikatını ABD’den yöneten Evrenesoğlu’nun başta ABD olmak üzere Avrupa ve Türkiye’de azımsanmayacak kadar müritleri var. Zaman zaman müritlerine internet üzerinden görüntülü sohbetler veren Evrenesoğlu’nun, kendisine Allah’tan Kur’ân-ı Kerîm tadında bir kitiap indirildiğini ve Allah’ın Resûlü olduğuna dair iddiaları var. Evrenesoğlu Türkiye’de bulunduğu dönemlerde de Hulki Cevizoğlu’nun Ceviz Kabuğu programına çıkarak, üzerine nur indiğini belirtmiş delil olarak da fotomontaj olduğu anlaşılan resimleri göstermişti.

“”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"”"

Karga Kadir takipte, rahat olunuz!

saygılarımla

MKD: Hay Allah (cc) râzı olsun! Yâhu, bu eski komünist ve sosyetik resûlümüzün demek ki hâlâ müritleri var. Yâhu, Sevgili KK (Karga Kadir), siz ve ben, belki Seblâ da katılır, yeni bir din kursak, -tabii ki ben Başelçi’yim- ve şifa dağıtsak ne para kırarız be ;-) Adı da Keremiyyun Rab Öğretisi lsun!

hüseyin sungurTemmuz 2nd, 2009 08:42

Valla Hocam,bu akşam Karga Kadir gelir mutlaka.Dileğinizi bir ileteyim,bakalım ne diyecek…

Valla bence tutar.

mustafa terziahmetoğluTemmuz 2nd, 2009 15:49

Saygılar Efendim,

Bu Keremiyyun Rab Öğretisi’nde zikir olacak mı?

Olacaksa ben almayayım. Hayvan zâten terli, bir de onun üstüne zikir çekemem.

Sevgiler, sağlıklar

MKD: Efendim, hiç merak etmeyiniz. Dinimizde her Rabsal kulumuza nice kolaylıklar olacak. Başeilçi.

fatih ersenTemmuz 2nd, 2009 20:51

Kişisel gelişim hakkında eski bir yazı (Ahmet Hâşim Gurebâhâne-i Laklakan 1928)

Yemek sofrasında dostum söylüyordu:

Fransızca kitap ve gazete satan dükkânların camekânlarında, keskin renkli kaplar içinde, ”beş derste hâfıza”, ”sekiz derste idare”, ”on derste zenginlik”gibi isimler taşıyan avam-firibâne kitapları elbette görmüşsünüzdür. Bunlar dâima, ya Çinli filan muâllim, ya Hint filân fakir tarafından telif edilmiş ve güya, fevkalâde ehemmiyetlerinden dolayı bilmem kaç asır evvel, bilmem hangi müsteşrik tarafından Avrupa lisanlarına tercüme edilmişlerdir. Renkli kap üzerinde manyetizmalı bir güzele bakan yeşil sarıklı adam resmine inzimam bu uydurma Asyavî, esrarengiz menşe, ahmak müşteriyi derhal avlamaya kifayet ediyor. Avlananlardan biri de, ekseriyetle benim. Bu kitapların hemen birçoğunu okudum. Tabii ne iradem büyüdü, ne hâfızam arttı, ne de cebime giren mutat paraya gayr-ı mutat bir metelik zammedebilmenin yolunu buldum. Yalnız, bu kitaplardan şunu öğrendim ki, fena eserin alâmet-i fârikası çok mantıkî oluşudur. Adi felsefe, adi edebiyat, adi tiyatro ve sinema ne derse desin, hakiki “mantık” dediğimiz şeyle hiçbir alışverişi yoktur. Hayat, makûl bir insandan ziyâde fütürist bir şâire veya kübist bir ressama daha çok benziyor. En akla gelmez şeylerden saâdet ve felâketi, iyiliği ve fenalığı yapıyor.

Geçen gün kitaplardan bir tâne daha elime geçti. Serlevha:v”Hayatta muvaffak olmanın yolu!” Kitap, ilk nazarda hakikaten bir hikmet hazinesi hissini veriyor. Müellif mevzuu bir tek esasa irca ederek diyor k,i hayatta muvaffak olmanın sırrı: İşi olan adamın, işi yapacak adamla görüşeceği saat intibahında göstereceği muvaffakiyetten ibârettir. Sabah mı, öğle mi, akşam mı, gece mi konuşmalı? Zira insan her dakika, idrak ve insaf kaabiliyetinde değildir. Müellif, günün bütün saatlerini, bu nokta-i nazardan birer birer gözden geçirdikten sonra, muhatabın en iyi söz anlayacağı vaktin yemekten sonraki dakikalar olduğu hükmünde karar kılıyor.

Sonuç: Demek ki kişisel gelişim yıllar geçmesine rağmen pek de gelişmemiş. Hâlâ insanlar Çinli muâllimlerin veya Hint fakirlerin öğretilerinden medet umuyor. Hayatta karşılaşılacak problemlere karşı çözüm yollarını birkaç basit maddeyle formülize eden kitaplar hâlâ avlayacak birilerini bulabiliyor.

hüseyin sungurTemmuz 3rd, 2009 01:32

Karga Kadir der ki,

“Bundan bir vakit önce, Bayan Bülent Vedia Çorak’ın Mersin şûbesi üyeleriyle tanışmıştım.Tam da eflâtun, şömizye kaplı kitabın 300. sayfalarında iken (maâlesef). Kendilerine, kitabı tefsir etmekde iken, bir hanım üye, “KARGA BEY, ne kadar güzel anlatıyorsunuz, siz bir kitap yazın, ona bağlanalım” demez mi!

Sonra, birgün, tam 1998 ADANA depreminin 2. büyük dalgasının geldiği vakitte, ADANA’da, “Atlantis Uzay Araştırmaları Derneği” merkezinde, ulu önder, eczacı Cenap Başman Bey’in yardımcısı avukat beyle tanışmaya, sohbete dalmıştık. Biz ulu önderle tanışmayı(!) murad ve beyan etmemize rağmen, nasip olmamıştı. Avukat bey, ulu öndere, RAB kanalından vahyedilmekte olan satırları bize tefsir ederken, avukat beye, ulu önderle ne vakit tanıştıklarını sordum. Avukat bey,ulu önderle BİRİNCİ ENKARNELERİ olan MISIR’ın, TEB RÂHİPLERİ idaresindeki bir zamanda tanıştıklarını söylemişti”.

KARGA’nın yorumu:

Saygıdeğer Hocam, bu kıymetli misâlden de anlaşılacağı üzre, toprak çok bereketli olup, zamanın MÜRŞİDİNİ beklemektedir.

Size ve kalfanız Hüseyin Sungur Bey’e, bu konuda yardımcı olmak durumundayım, merak buyurmayınız.

AKTARMAK BENDEN, değerlendirmek sizden hocam…

İyi sabahlar

MKD: Yâhu, sizi Mu’dayken tanımıştım, şimdi hatırladım. O zamanlarki isminiz Haysan Singer’di ve dikiş makinasını icat etmiştiniz… Hey gidi günler hey! Those were the days my friend :)

Ferdi COŞGUNTemmuz 3rd, 2009 10:09

Sayın Hocam, bu yeni organizasyona ben de katılmak isterim müsaadeniz olursa. Saygılarımla.

MKD: Yâhu, amman bu işi ciddiye ALMAYIN! Aramızda şakalaşıyoruz…

Sebla KutsalTemmuz 3rd, 2009 11:25

Merhaba Hocam!

Yazınıza yapılan yorumları okurken kuracağınız yeni dine belki benim de katılabileceğimi yazmanıza çok güldüm. Yeni bir şey kurulsun da ben iştirak ederim, gerçekten de öyle bir ruh hâlindeyim. Birisi bana kutuplardan seslenip, biraz karizmatik, biraz sempatik bir üslûpla “geeeel geeel” dese atlayıp gidecek durumdayım. Boş kalmak ruh sağlığını bozuyor, Allah vere de bir tarikata falan kapılmasam :)

Yeni din şarabı kutsal âddeden Hristiyanlığı örnek alsın, cennette sâdece Hûri değil Nûriler de olsun. Bu koşullarda ilk mürideniz benim!

Saygılar…

MKD: Seblâcığım, hiç merak etme. Her türlü kimliğe uygun hizmetkârlar olacak. Seksizm bizim Kitabımız’da yazmaz :)

Hüsamettin KüçükTemmuz 4th, 2009 11:14

MKD: “Seksizm bizim Kitabımız’da yazmaz”

Kitabınızı bir gözden geçirin Hocam. Para kırmak istemiyor muydunuz? Yoksa ben vazgeçiyorum, ona göre…

MKD: Bunlar reklâm canıım :)

Mehmet Akif ÇAKIRAralık 17th, 2009 11:48

Sayın Hocam,

Kuracağınız dinde bölge distiribütörlüklerine Akdeniz için tâlibim. Üstelik herkesten bir fazlasını veriyoruz efendim. Üstüne üstlük turizimde de tecrübeliyiz.

Saygılarımla.

MKD: Çok teşekkürler, ilk sıradasınız. Sâdece şu aralar Cebrail bana pek uğramıyor :)

Necdet KabilOcak 2nd, 2010 11:09

Bu köşeden yazdığım mektubumda “Sedat Ergin ve Ertuğrul’u görevden al” tavsiyemi dinleyen Doğan, kendine ve Türk basınına bir iyilik yapmak istiyorsa, bunu da yapar. En azından gerçek gazetecileri işbaşına getirerek bir nebze basınımıza yaptıklarının günahlarını hafifletir!

Yiğit Bulut’un en son yazısından…

Sayın hocamızdan rica etsek de, megaloman tanımını biz fakirler için yapsa…

Sağlıcakla kalınız…

MKD: Sayın NK, yukarıda iktibas ettiğiniz cümleyi birkaç kere okuyup, birkaç kere de Brave Cloud’u seyredince, benim anlatmama hâcet kalmaz ;-)

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word