Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2607 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

AH MÜTEVÂZÎ MURAT BARDAKÇI AH!

Yâhu birâder(!), bana kızdın, küstün.

Peki, canın sağ olsun ama sırf inatlaşman sebebiyle inanılırlığın, güvenilirliğin de gittikçe aşağı iniyor. Şehlâ kızcağız “mütevâzı’” dediğinde fırçaladın, “yok öyle bir şey “dedin, “onu yakınlarda birisi uydurmuş, mütevâzİ denir, o kadar” diye lâfını ağzına tıktın.

Bakıyorum, o zamandan beri Habertürk’te herkes “mütevâzİ” diyor. Belli ki senden acayip çekiniyorlar. Her şeyin en iyisini senin bildiğin hususunda bütün kanal o kadar hipnotize olmuş ki (veya aksini söyleyeni işten atacağınızı filân söylemiş olabilirsiniz ki) haberlerde, programlarda hep mütevâzİ deniyor.

İyi de, kamûs var, lûgat var, sözlük var.

Bir de fikir namusu var.

Birinci Kaynak: Osmanlıca – Türkçe Ansiklopedik Büyük Lûgat (Eski ve Yeni HÂrflerle) Ahter-i Kebir Lûtanının İlâvesi İle. Hazırlayan heyet: Abdullah Yeğin, Abdulkadir Badıllı, Hekimoğlu İsmail, İlham Çalım. Türkiye Kalkınma ve Dayanışma Vakfı, Türdav Basım Yayım Limited Şirketi, Türdav Ofset Tesisleri, İstanbul, 1981. Sayfa 1623: Mütevâzı’: (Vezy.’den) Gururlu olmayan, alçak gönüllü, kendi fakrını bilen; gösterişsiz. Mütevâzi: Birbirine müvâzi olan. Paralel. Eski harflerle yazılış farkları da belirgin.

Hadi bunlar Nurcu, bakarsın kesmez!

Eh…

İkinci Kaynak: Osmanlıca – Türkçe Ansiklopedik Lûgat (Eski ve Yeni Harflerle), 20. Baskı (2003), 1993’te Yeniden Düzenlenmiş ve Genişletilmiş. Ferit Devellioğlu. Yayına Hazırlayan: Aydın Sami Güneyçal. Aydın Kitabevi Yayınları, Ankara. Bu lûgat Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi’nin 9.XI.1970 tarih, 660/17209 sayılı kararıyla Türk Edebiyatı ve Türk Tarihi ile meşgûl olan öğretmen ve öğrencilere tavsiye edilmiştir. Sayfa 786. Mütevâzı’ (a.s. [Arapça sıfat] vaz’dan. C: mütevâzıîn): 1. Tevâzu eden, alçakgönüllü, kibirsiz. 2. Gösterişsiz. Mütevâzî (a.s. [Arapça sıfat] vezy’den): 1. Birbirine muvâzî (paralel) olan. 2. Geo. Paralel, fr. Paralèle. Eski harflerle yazılış farkları da aynen belirgin.

Herhâlde hâlen en makbûl kaynak olan bu lûgate de lâf edemezsin.

18 Ocak 1906 ilâ 1 Nisan 1985 arasında yaşamış olan merhum Ferit Devellioğlu mason muydu, vallahi bilmiyorum.

Eğer sende yoksa bana bir haber et, şoförüm evine teslim etsin. Kabûl edersen ben de şerefle takdim ederim ama herhâlde yüz vermezsin, canın sağ olsun.

***

Sevgili Murat, bu yakaladığım dördüncü vahim ilmî hatan, bir tânesini mekâna koymuştum ve okuyucular verdiğin bilgilerin doğru olamayacağını açıklamıştı: http://www.keremdoksat.com/2009/05/12/israil-az-kalsin-kuzey-irak%e2%80%99ta-kurulacakti/. Masonlukla ilgili edepsizce yayınında pek çok yanlış bilgi verdin. Diğer ikisi de şimdilik bende kalsın.

İkide bir evliyâlar da deme Allah aşkına, evliyâ zâten çoğuldur ve velîler demektir (Devellioğlu’nun lûgatinde s. 242)… Ya Acemce de, ya da Fârısî; Farsça galat-ı meşhurdur (meşhur yaygın yanlış; yanlış olduğu hâlde herkes tarafından tutunan ve kullanılmakta olan kelime). Daha çok var da, şimdilik kısa keseceğim.

***

Ey Habertürk Ahâlisi,

Benden size söylemesi, durmadan paralellik edeceğinize, biraz mütevâzı’ olun (sondaki bu ‘ işareti kısa okunacağını kastediyor; mütevaazı gibi yâni).

Murat Bardakçı’nın Allah kelâmı gibi kendinden emin olarak ahkâm kestiklerine de hemencecik inanmayın; tahkikî iman yolunu tercih edin en azından.

Çünkü kendisinin de sıklıkla ifâde ettiği gibi, o aslında bir gazeteci ve tarihçi değil.

Haydi, hoşça kalın bu günlük…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 06 Temmuz 2009

1 Yorum

aydın ılgazEylül 2nd, 2010 10:30

Üstâdım,

Kendini beyenmiş Murat Bardakçı efendi, geçenlerde “ezanın yüksek sesle okunması değil, düzgün okunması önemlidir” buyurmuştu.

Şu anda (iki minâreli ve üçer şerefeli) Başakşehir’de kaldığım yerden, ortalama 500 mt. uzaklıkta üç câminin tam ortasına denk gelen yerden kulakları sağır eden bir tonda ve ekolu olarak okunan ezan doğru okunsa ne olur okunmasa ne olur.

Murat Efendi bir şeyi unutuyor gâliba, eskiden şerefeye çıkan müezzin dört yönde kendi sesi ile ezan okurdu ve gerçekten dinlemek çok güzeldi. Özellikle sabah ezanını…

Şimdi, sabahın 4:30′unda üç câmiden canhıraş bir sesle okunan ezan adamı yatağından zıplatıyor ve uyuyan bebeği uyandırıp sabahın köründe ağlatıyorsa, hâlâ ezanın güzel okunduğundan söz edilebilir mi.

Bence Bardakçı, her konuda ukalâlık yapacağına, gerçek mesleği olan gazeteciliğine geri dönse iyi olacak.

Çok severek izlediğim “Tarihin arka odası” programını sırf Bardakçı’nın kaprislerine ve ukalâlıklarına katlanamadığım için seyretmiyorum.

Toplum için değil de, kişisel tatmin için yapılan programın ömrü kısa olur diye düşünüyorum.

Aslında bahsettiğim konu, yukardaki “Mütevâzi” konusu dışında biliyorum ama konu Bardakçı olunca dayanamadım.

Lûtfen özürümü kabûl edin.
Saygılarımla.

MKD: Estağfurullah, bence tam da uygun. Saygılar…

Yorum Yapın

Mesajınız