SON GELİŞMELERİN UZUN VÂDELİ TAHLİLİ
Sevgili Mekâncılar,
Dünyada, Ortadoğu’da ve Çin’de olup bitenleri duygusal değil de, akılcı bir gözle tahlil edebilmek için günlerdir tefekkür ediyorum…
Önce bir araştırmacı yazarın yolladığı mektubu nakledeyim…
***
SİNCAN DEĞİL, DOĞU TÜRKİSTAN
Hazar Denizi’nin Batı kıyısından Çin’e kadar uzanan alanın adı Türkistan’dır.
Ancak, çok sayıda Qağanlık (Kaanlık), hanlık ve yüzlerce Beylik’ten oluşan, Asya’nın ortasını bir boydan öteki boya bir kuşak gibi saran Türkistan, dış kuvvetlerin çabalarıyla parçalanmıştır.
Rus Çarlığı, Türkistan adının yerine, Orta Asya deyimini yerleştirmiştir (E. Philips). Artık, Türkistan adı kullanılmamaktadır. Türkistan, Şarkiyatçıların (Doğucuların) yâni, Orta Asya’nın tarihi için çalışan(!) Batılılar’ın çabalarıyla parçalanmıştır. Kazakistan, Kırgızistan vb. bildiğimiz devletler. Bunun sonucu Türkistan’ın tümü, Rus Çarlığı ve Çin arasında paylaşılmış ve Batı Türkistan ile Doğu Türkistan adları ortaya çıkmıştır.
Çin işgalinde Doğu Türkistan önce, Çin Türkistan’ı adını almış, zamana yayma kurnazlığı ile bu ad da unutturulmuş – Türk kitlesi uyumuş, uyuşmuş, kimliğini kaybetme yoluna girmiş, birbirlerine düşürülmüş –sonuçta işgâl altındaki UYGURİSTAN veya Çin Türkistan’ına Sincan adı verilmiş… Yeni Yurt demek olan bu ad Çin kurnazlığını ifâde etmektedir. Uyguristan toprakları, başlangıcı 8500’lerde (Doss. archeo. 185/1993) olan, Batı tarihçilerinin ve bizim akademisyenlerimizin henüz bilmedikleri ve adı Urqun yazıtlarında geçen BİR OY BÏL’in topraklarıdır.
Gelelim Çinliler’e: (K. Mirşan)… Onlar Ön-Türkçesi TÜPÜT olan Tibet’in doğu yamaçlarında dağ kültürüyle yaşarlar idi. Ön-Atalarımız onlara kültürsüz, ilkel kişiler anlamına TABIĞAÇ derlerdi. Sonradan Çin adını alan bildiğimiz Çin ise (-3.000’lerde) Ön-Türkler’in yönetimine girmişlerdi.
Kuzey ve güney Çin’de iki ayrı devlet kumuşlardı;
Kuzey Çin’de UŞUNTUNG(Ñ) UYUZ (birleşik devlet),
Güneyde ise OD –UDI RIQIN YIŞ…
Kuzey devletinin başkenti UŞUTUNG(Ñ) BOLIQ idi, imparatorluk sitesi, demektir…
Çin, daha sonraki yıllar, Türk olan HAN SÜLÂLESİ’NİN yönetiminde dünyaca tanınmış ANTİK ÇİN Kültürü’nün temeli, daha önce Ön-Atalar’ın attığı ilk temel üzerine zaman içinde süzülerek gelmiş olan ikinci bir temel atılmış ve başkent’in adı HAN-BOLIQ olmuştur… Han Sitesi anlamını verir (The National Geographic Magazine- Çin Uygarlığı özel sayısı).
Tibet’ten, zamanla Pasifik Okyanus kıyılarına, yâni bugünkü Çin’in sâhillerine inen TABIĞAÇLAR uygarlaşarak, Ön-Türk ve Han sülâlelerini de etkisiz hâle getirerek, yönetimi ele geçirmişler ve başkentin adı BEIJİNG / PEKİN olmuştur.
Ön-Atalar’ın tüm organizasyon metodlarına sâhip olmuşlar ve Ön-Türk yazısı 180 şekli ile Çin yazısının kökenine oturmuştur.
Uygurlar, Ön-Ataları’nın son büyük imparatorluğu olan TÜRÜK BÏL’in, TÜRÜK EGEMENLİĞİ’NİN mirasçılarındandır. Yazısı ve kültürüyle Batı’nın dikkatini çekmiştir, hâttâ bâzı tarihçiler Uygurlar’ın Türk olmadıklarını iddia bile etmişlerdir…
Uyguristan, su, serinlik ve üzüm ülkesidir. Yazın çok sıcak, kışın çok soğuktur. Ama Uygurlar’ın pişmiş topraktan elde ettikleri bir tür tuğlalarla inşâ ettikleri evler delikli duvarlar, büyük gölgelikler, sıcak ve soğuğu dışarıda tutan avluları ile birer mimarî şaheserdirler, doğayı kabûllendikleri ve ona yatkın olduklarından, bu evlere ekolojik evler diyebiliriz (J. P. Loubes-Oasisi d.Turkestan Chinois, lHarmattan, 1998 Paris).
Susuzluk sıkıntısı çekmeyen bu ülkede üzüm bağları ve üzüm ürünü Uyguristan’ın simgesi olmuştur. Kaşgar ve Tufan iki büyük uygarlık merkezidir. TUFAN, Ön-Türkler’in ÏBİS – BOLIQ (düzenli düşünce sitesi) Üniversite şehridir… (K. Mirşan)
Çinliler ne isterler?
Bu topraklara sonradan gelmiş olan Çinliler, bu toprakların ilk sâhipleri ve uygarlıklarının kökenlerinin kendilerine âit olduğunu iddia etmek üzere Uygurlar’ı yeryüzünden yok etmek için ağır, zamana yaygın sinsice bir YOK ETME veya gerçek anlamda bir SOYKIRIM uygulamaktadırlar. Bu plânın başlangıcı bu ülkeye Çin Türkistanı adı verdikleri dönemde başlamıştır.
1960’larda 40 milyon olan Uygurlar’ın bugün 70 milyon olmaları gerekirken, sâdece 10 milyon Uygur kalmıştır.
Çinliler tarihî Kaşgar şehrini yıkmağa başlamışlardır.
UNESCO nerededir? Soruyoruz! İnsanlığın malı olan eserlere sahip çıkan UNESCO nerededir? Bu konuda seyirci midir? Yâhut Türkler’in, Türk kültürünün yok olması bu organizasyonun tercih ettiği bir tutum mudur?
Etnik sorunlarda çok hassas(!), soykırımı sorunlarında kül bırakmayan BATILI İNSAN HAKLARI KORUYUCULARI nerededirler?
Ve de… ATATÜRK herhâlde mezarında hiç rahat değildir…
Tüm Türkler!
Bir şeyler yapmak gerekmektedir. Ama önce uyanmalıyız.
Bugün Uyguristan’a, yarın bizlere…
Kansız ve hak, hukuk çerçevesinde büyük çabalar gösterme yolları aramalıyız…
Türk halkına ve tüm dünyaya duyurulur.
Halûk Tarcan
Bilimsel araştırıcı (araştırıcı yazar DEĞİL) CNRS, Sorbon 6’ncı seksiyon- Paris)
07/ 07/2009 Mecidiyeköy
Kaynaklar: Evrensel Uygarlıkların Kökendeki Ön-Türk Uygarlığı, 3 cilt – Halûk Tarcan
İsteme : tarcanhaluk@gmail.com. Yalnız tarafımdan temin edilir: www.haluktarcan.com.
***
Gülümüz bu hâdiselerden bir hafta önce Çin’deydi, Devletlûmuz ise ancak ikinci günde “bu yaşananlar korkunç bir trajedidir” diye bir Türkçe hârikasıyla miyavladı (arslan olduğunda kükrüyor malûm).
Bütün bunlar en az 250-300 senelik bir büyük plânın adım adım tatbikinden başka hiçbir şey değildir. Evanjelizm’in ABD ve Kanada’dan sonra Avrupa’ya da zıplatılması + Jet Fâdıl operasyonuyla, daha seçilmeden Bush’la öpüşen Devletlû’nun Arap Kürt Partisi’nin kurulup, bu çok elit toplumda büyük propagandalarla yapılan seçimle iktidara getirilmesi + kendi İkiz Kuleleri’ni kendi vurduktan sonra, ABG’nin Irak’a demokrasi getirmesi + “Kürt Sorunu için tarihî fırsat” yaygarası ile “Ağabey Türkiye” filân diyerek Türkiye’nin Kürdiyeleştirilmesi = Ortadoğu’nun Kürtleştirilmesi! Nihâyette de Vaâd Edilmiş Topraklar’da Büyük İsrail’in kurulması. Kıbrıs’ın da tamamen Batı’ya verilmesi işin olmazsa olmazı; çünkü oraya hâkim olan bütün Ortadoğu’ya ve Uzakdoğu’ya hâkim olur ve modus operandi tam gaz gidiyor. Bu, işin Ortadoğu ayağı…
Çin’de yüzyıllardır süren asimilasyonun, artık ordu eliyle ve alenen soykırıma dönüştürülerek, oradaki Türkler’in yok edilmesi, kalanların da iyice sindirilmesi ve ırzlarına geçilerek Çinlileştirilmeleri. Bu, işin Uzakdoğu kanadı.
İşin Rus kanadı zâten çoktan hâlledilmiş, teferruata girmiyorum.
İşin okyanus ötesinde ise zâten hiç sorun yok, câhil halk Devlet ne derse ona inanıyor ve ABG’nin başına ilk siyahî Yahudi Başkan seçiliyor. Arnold bile Türk düşmanlığı yapıyor.
Şimdi de geçen gün canlı yayından iktibas:
***
Ağzı açık bırakacak senaryo
O mayınları meğer kim döşetmiş biliyor musunuz? Ya minicik bir cihazla bulunabileceğini. İsrail’in bu işteki rolünü…
Mayınların temizlenmesi tartışmasında işin ucu bildiğiniz gibi İsrail’e dayanınca Türkiye’de kıyametler koptu. Dün akşam FOX’da Doğan Şentürk’ün hazırladığı programda ilginç bir detay dikkat çekti.
Asker Mühimmat Uzmanı Ahmet Zengin, ortaya üç harita çıkarttı. Haritalar üç ayrı kaynakta yer alıyordu ama hepsi de aynı alanları işaret ediyordu.
Zengin, o haritaları şöyle anlattı:
VAÂD EDİLMİŞ TOPRAKLAR: “Harita Sina yarımadasından başlıyor, hilâlin ucu Kıbrıs’ı içine alıyor, Alanya ve Antalya’yı içine alıyor, Mezopotamya, GAP bölgesini, Dicle-Fırat havzasından, Basra körfezi ve Irak ile Kuzey Arabistan’ın büyük bir bölümünü içine alıp kapanıyor.
HARİTALARIN ANLAMI NE: Bu alan Yahudiler’e vaâd edilmiş topraklar adı altında bir alanı kapsıyor. Bu alan bizim ülkemizin Güneyi’ni de içeri alıyor. Hz. İbrahim’in yaşadığı yer bu haritada Harran olarak gösteriliyor.
MAYINLARLA İLGİSİ NE: Bu bölgenin son derece kritik bir bölge olduğu, yıllara dayanan bir emel ve ihtirasın bugünkü tezâhürü olduğunu, buradaki bütün problemlerin kaynağının Yahudiler’in dinî istekleri olduğu görülüyor.
BİRİNCİ HARİTA: “Bu haritayı 1986 yılında Arapça-İngilizce bir kitapta buldum. İskenderun’da görev yaparken bu harita ile oradaki politikaların üst üste örtüştüğünü gördüm”.
İKİNCİ HARİTA: Daha sonra yaptığım incelemelerde Tevrat’ta da aynı haritaya rastlardım. Aynı harita Hz. İbrahim’in doğduğu, yaşadığı ve daha sonra İsrail’e göç yollarını gösteriyor. Bu harita diğeri ile birebir aynı.
ÜÇÜNCÜ HARİTA: Yine İncil’de târif edilen de bu harita ve aynı harita…
Mayın tartışmaları kafanızı mı karıştırdı. O zaman bu haberi baştan sona okuyun, zihniniz netleşecek. İşin içindeki oyunları, perde arkasındaki gizli elleri göreceksiniz…
Hani şimdi temizlemek zorunda olduğumuz mayınlar var ya… O mayınları bize kim döşetmiş biliyor musunuz? NATO ve ABD… Dahası, o mayınlar da ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra elinde kalan KAKALANACAK mallarmış.
İşte, dün akşam FOX’da Doğan Şentürk’ün hazırlayıp sunduğu FOX Soruyor programında ortaya çıkan fotoğraf.
Sökmeye çalıştığımız mayınların geçmişini öğrenmek ister misiniz? Gazeteci ve araştırmacı Hüsnü Mahalli anlattı:
ABD KAKALADI: “Mayın döşeme işi ABD ve NATO plânıdır. ABD ve NATO’nun Türkiye’ye dikte ettiği bir plândır bu… Bütün belgeler bunu İSPATLIYOR. Bu mayınlar ABD’nin ikinci dünya savaşı’nda elinde kalan mayınlardı. Kakalayacak bir yer alıyordu bunu, Türkiye’ye kakaladı”.
OYUN İÇİNDE OYUN: Bugün sınırlarımızından temizlenmesi istenen mayınların döşenmesinin NAMSA tarafından organize edildiğini biliyor musunuz?
“Bugün mayınları temizlemesi için gündeme gelen NAMSA mayınların döşenmesinde de aktör olarak görev almıştır. Bu mayınların yerleştirilme haritaları da NAMSA tarafından düzenlenmiştir. Mayınların orijinal haritaların NATO’da olduğu söyleniyor”.
İKİ KIBRIS BÜYÜKLÜĞÜNDE İKİ DEVLET: “İsrail bu, başka bir şeye benzemez. İsrail’in dışarıda görevlendirdiği tüm görevli kişiler MOSSAD ile işbirliği yaparlar. Bu onlarda kuraldır.
Mayınlı bölgede çok önemli sınırlar var. O bölgenin tüm taraması, kültüründen yeraltı zenginliklerine kadar hepsini tarayacaklar. İsrail için müthiş bir fırsat bu… Bu inanılmaz bir tehlike.
TRAJİKOMİK DURUM: “İsrail gelsin temizlesin diyoruz ya… O İsrail, işgâl ettiği Suriye’nin Golan tepelerine 2.2 milyon mayın döşemiş. Lübnan sınırına da 1.8 milyon mayın döşemiş… Bir garip durum işte… Programda yer alan Gazeteci Mehmet Faraç’ın anlattıkları da mayın temizleme işinin perde arkasında yer alan su savaşına ışık tutuyor… Bir de ilginç bilgi veriyor Faraç, TSK bu işi zâten yapabiliyor.
TAMPON ÜLKE KURACAKLAR: Orada amaç bir tampon devlet kurmak istiyorlar. İki Kıbrıs büyüklüğünde devlet kurmak istiyorlar. İsrail yarın orada her türlü askerî, siyasî merkezini kurar. Kimse fark etmez bile…
İŞİN ASLI SU SAVAŞI: 1956 yılında o mayınlar oraya yerleştirilirken ABD bugün ne olacağını o zamandan plânlamıştı. GAP’a varana kadar. 50 yıl sonra suyun petrolden bile değerli hâle geleceğini herkes biliyor. O yüzden mayınların döşenmesindeki kaçakçılık iddiası bir yalandır.
TSK ZÂTEN TEMİZLEMİŞ: 2 yıl önce Urfa’nın Akçakale ilçesinde TSK mayın temizledi. Orada TSK 7 bin metrekarelik bir alanı 3 ayda mayından arındırdı. Niye temizledi, çünkü gümrük kapısı yapılacaktı, Türk Ordusu kolayca temizledi. Şimdi öyle bir anlatılıyor ki, dünyada bir İsrail var onlar temizleyebilir. Böyle bir şey var mı?
Askerî mühimmat uzmanı Ahmet Zengin de mayın temizleme işinin ihâle edilmesinin gündeme geldiği NATO kurumu NAMSA’nın asıl faâliyetlerine dikkat çekiyor. Bir de bölgedeki yeraltı maden zenginliklerine…
NAMSA’NIN PERDE ARKASI İŞİ: ABD’nin elinde kalan silâhlarını satan bir kurum. Mayın temizleme işinde bir Türk firmasına izin verin dedik, vermediler. Ama ne hikmetse taşeron olarak İsrail’e veriliyor. Hangi kapıdan girerseniz girin İsrail’e çıkarsınız. Bu NAMSA Kırıkkale’de şimdi bir silâh fabrikasını inşâ ediyor.
MAYININ ALTI MADEN: Hatay’da Akıllı Çay diye bir bölge var. Bu MTA’nın raporu; 50 bin metreküp altın rezervi var. Dörtyol’da alüminyum, bakır, kurşun ve çinko var. Mardin’de ise uranyum var. Tam 4 bin 76 ton uranyum var…
Askerî mühimmat uzmanı Ahmet Zengin, Türkiye’nin mayınları çok rahat temizleyebileceğini söylüyor. Anlattığına göre bunun için de öyle âhım-şâhım bir teknolojiye gerek yok. ODTÜ’nün geliştirdiği bir projeyi de örnek olarak veriyor…
MAYINLAR NASIL TEMİZLENİR: Mayınların çıkarılması konusunda hiç de öyle abartıldığı gibi ne çok zor ne de çok kolay. Burası bin 500 personel ile yaklaşık 2 yılda temizlenir.
BİRİNCİ YÖNTEM: Mayınlar durdukları yerde azot gazı yayarlar. Azot gazını tesbit ederseniz mayını tesbit edersiniz. Bu cihaz çok rahat göğse takılabilen, ucunda anteni olan, son yılların en son teknolojisi budur. Bu cihaz azot gazını tesbit ediyor. Anten yere tutulur, azot gazı varsa cihaz sinyal vermeye başlar. Dolayısıyla çok kolay bir şekilde mayınların yerini bulursunuz.
İKİNCİ YÖNTEM ODTÜ YAPTI: ODTÜ’lü öğrenciler mikroorganizmaların şeklini değiştirerek mayınlı alana serpiyorlar ve mayın olan yer ışımaya başlıyor… KÖPEKLER İLE TESBİT: Mayın tesbit köpekleri var. Oysa şu anda bile kullanılabilir bu köpekler, ne yazık ki gönderilmiyor.
BÖLGEDE KAÇ TÜR MAYIN VAR: Bu bölgede iki tür mayın var. Bir anti-tank mayınları. Bunlar 4-10 kilo ağırlıktaki mayınlar. İkincisi antipersonel mayınları…
PKK’DAKİ MAYINLAR: PKK’nın elindeki mayınlar üç ülkeye âit. Yüzde 60′ı İtalyan, yüzde 20’si Rus, yüzde 6.8’i Alman mayınları…
BİZ YAPABİLİRİZ: Ulusal bir mayın kuruluşu oluşturulur. On bin kişiye mayınlı arazileri temizlemede iş çıkabilir.
***
Siyonist lobilerden yardım isteyen devlet adamlarımız…
Size bu yazımda, iki devlet adamımızın ABD’deki Siyonist lobilerden nasıl yardım dilendiğini anlatacağım. Ama önce, bu lobiler hakkında çok kısa temel bilgi sunacağım.
ABD’de tüm kadroları Siyonist Yahudiler’den oluşan “Lobiler” bulunmaktadır. Amerika’nın ekonomik, finansal, mâlî, politik ve kültürel alanlarında çok etkili olan bu lobileri bizim medya, sâdece “Yahudi Lobiler” olarak tanımlayarak onların gerçek yüzlerini, yâni acımasız İsrail yanlısı Siyonist olduklarını halkımızdan saklamaya, gizlemeye, perdelemeye çabalamaktadır.
ABD’de başka tür lobiler de vardır ama, özellikle politikacıların en korktuğu lobiler, Siyonist lobilerdir. Eğer bir politikacı Siyonist lobilere ters düşecek bir eylem veya söylemde bulunursa, o politikacının seçilme şansı kalmaz. Seçilmiş bir milletvekili veya senatörse, bir daha asla seçilemez. Çünkü, Siyonistler’in elindeki medya hemen o kişiye karşı ya bir iftira kampanyası başlatır, ya da o kişiyi sanki hiç yokmuş gibi sayıp, medyada haber olmasını engeller.
ABD’deki en büyük Siyonist lobiler şunlardır:
Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC): 1951’de kurulmuş, ABD’nin hemen her yöresinde şûbeleri bulunan, 100 bin üyeli, İsrail yanlısı en güçlü Siyonist lobidir. Zengin Siyonist Yahudilerden topladıkları paralarla, Amerikalı politikacılara bol rüşvet dağıtıp senato ve meclisten Siyonist İsrail yanlısı kararlar çıkartmaktadırlar. Başkanı Siyonist Yahudi Howard Kohr olan bu güçlü lobi, bugünlerde ABD’nin İran’a silâhlı saldırıda bulunması için çalışmaktadır.
Amerikan Yahudi Kongresi (AJC): 1930 yılında Haham Stephan Wise tarafından kurulmuştur. New York’taki merkezi dışında ABD’de 29 şubesi, 175 bin üyesi ve ABD dışında 8 bürosu bulunmaktadır. Başkanı Siyonist Yahudi Neil B. Goldstein olan bu lobi, milletvekillerini ve Senatör Jeff Bingman gibilerini “satın alarak”, Siyonistler’in isteklerini yasalaştırmayı sağlamaktadır. Bu Siyonist lobi, 27 Ocak 2004 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, “Profiles in Courage” (Cesur Kişiler) ödülünü verdi. Recep Tayip Erdoğan’ın kimlerin çıkarlarını savunmada cesaret gösterip bu ödülü aldığı sorusunu, Türkiye’de hiç kimse sormadı! Temel amaçları Siyonist İsrail’in çıkarlarını savunmak olan bu Siyonist lobi, acaba Recep Tayip Erdoğan’ı niçin ödüllendirmişti?
Ulusal Güvenlik Konularında Yahudi Enstitüsü (JINSA): 1976 yılında Siyonist Yahudiler Richard Perle ve Eliot Abrams tarafından kuruldu, 17 binden fazla üyesi bulunmaktadır. Bu Siyonist lobinin temel amaçları, ABD’nin İsrail’e sürekli para hibe etmesini ve askeri araç gereç göndermesini sağlamaktır. Başkanlığını Siyonist Yahudi Norman Hoascoe’nun yaptığı bu lobinin yönetiminde, ABD milletvekilleri, üst düzey bürokratlar ve ABD Dışişleri ve Pentagon danışmanları bulunmaktadır. JINSA’nın 15 yöneticisi Mayıs 2001’de Ankara’da çok üst düzey askerî ve siyasî yetkililerle görüşmeler yaptıktan sonra, günümüz CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici’nin evinde özel konuklar olarak ağırlandı. Bu Siyonist lobi Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Çevik Bir ve Mehmet Karamehmet’e ödül verdi. Türk medyasında bu ödüllendirme hiç sorgulanmadı. Bu kişiler, Siyonist İsrail yanlısı JINSA’ya ne tür üstün hizmetlerde bulunmuşlar da ödüllendirilmişlerdi?
İftira ve Karalama Karşıtları Birliği (ADL): Hangi haklı gerekçelerle olursa olsun, ne kadar çok sağlam kanıt ve tanıklara dayandırılırsa dayandırılsın, Siyonizm’i, Siyonistleri ve Siyonist İsrail’i eleştiren herkesin yakasına “antisemitizm” yapıyor, yâni Yahudi düşmanlığını yayıyor diye yapışan Siyonist lobinin adı ADL’dir. Başkanlığını Siyonist Yahudi Abraham Foxman’ın yaptığı bu lobinin ABD’de 29 şûbesi, dünyada 3 temsilciliği bulunmaktadır. Abraham Foxman, lobinin bâzı yöneticileriyle birlikte her yıl en az iki kez Türkiye’ye gelir, İstanbul ve Ankara’da krallar gibi ağırlanır, sivil-asker yöneticilerle görüştürülür. ABD’ye ziyarete giden siyasîlerimiz, asker-sivil bürokratlarımız değişik ortamlarda ADL yöneticileri ve özellikle Abraham Foxman’la bir araya gelirler. 11 Haziran 2005 tarihinde, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’a ADL tarafından, ‘Courage to Care’ (Şefkat Gösterme Cesareti) ödülü verildi. Aslında bu ödül, Yahudiler’in Nazi soykırımından kurtulmasına yardım edenlere verilmektedir. Recep Tayyip Erdoğan’ın kimlere, nerede ve ne zaman şefkat gösterme cesareti sergilemiş olduğu bugüne kadar açıklığa kavuşmamıştır.
Büyük Amerikan Yahudi Örgütlerinin Başkanlarının Konferansı: Son 50 yıldır ABD’deki en büyük 51 Siyonist Yahudi örgütünün başkanları, “konferans” adlı bu şemsiye grubunda bir araya gelmektedirler. Amaçları, ABD-İsrail arasındaki özel ilişkiyi geliştirip güçlendirmek, Siyonizm’in her şartta desteklenmesini sağlamaktır. Başkanlığını Siyonist Yahudi Alan Solow, yardımcılığını Malcom Hoenlein’in yaptığı bu örgütün ABD’nin birçok yerinde şubeleri bulunmaktadır.
Orta Doğu Forumu (MEF): Amerika-İsrail çıkarlarını Ortadoğu’da korumayı, savunmayı temel ilke edinmişlerdir. Köktendinci İslâmcılar olarak niteledikleri toprakları işgâl altındaki Müslümanlar’a karşı savaşılmasını, ABD’nin Gazze’de Filistinli Müslüman sivillerin üzerine misket bombaları yağdırmasını, Gazze’ye su ve yakıt gönderilmesinin engellenmesini istemektedirler. Başkanı ünlü Siyonist Yahudi Daniel Pipes olan bu lobi günümüzde, Amerikalı politikacılara bol miktarda rüşvet dağıtarak İran’a savaş açılmasını sağlamaya çalışmaktadır.
Amerika Siyonist Örgütü (ZAO): 1897’de kurulmuş olup, 50 bin üyesi bulunmaktadır. Siyonist Yahudi Morton Klein’ın başkanlığını yaptığı bu lobi, milletvekillerine rüşvet dağıtarak Kudüs’ün İsrail yönetiminde kalmasını, sürekli olarak Hamas’a saldırılmasını sağlamaktadır. Bu Siyonist lobi bugünlerde, Suriye ve Suudi Arabistan’a ambargo koydurmaya çalışmaktadır.
ABD’deki Siyonist lobilerle ilgili çok özet bilgiler bu kadar.
Şimdi size, işte bu lobilerden, iki devlet adamımızın nasıl yardım aradığını anlatacağım.
Sözde Ermeni soykırımının yeniden ısıtılıp ABD’de gündeme sokulduğu bir dönemde, Siyonist İsrail Devlet Başkanı Moşe Katsav, 8 Temmuz 2003 günü resmî davetli olarak Ankara’ya gelir. Çankaya Köşkü’nde onuruna bir yemek verilir. Davetliler arasında Türk Musevi Cemaati Başkanı Bensiyon Pinto da bulunmaktadır. Yenilir, içilir, samimi bir sohbet havasında nutuklar çekilir. Saat yirmi üç sularında davetliler köşkten ayrılırken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Bensiyon Pinto arasında şöyle bir konuşma geçer.[1] Başbakan- Senden bir ricam var. Sayın Katsav’a sözde soykırımla ilgili yaşadığımız sıkıntıdan söz eder misin? Amerika konusunda bir şeyler yapmamız lâzım, bize bir el versin. Bensiyon Pinto- Elimden geleni yapacağım. Birbirlerine iyi geceler diler ve ayrılırlar. Ertesi sabah Bensiyon Pinto uçakla İstanbul’a döner. Siyonist İsrail Devlet Başkanı, Efendi Terörist Moşe Katsav[2] da özel uçağı ile İstanbul’a gelir. Kendisine Neve Şalom Sinagogu’nda özel bir tören düzenlenir. Törenden dolayı çok memnun olan Katsav ve eşi ile birlikte Boğaz’da tekne turuna çıkılır. Bensiyon Pinto, Katsav’ın yanına oturur. Sohbet sırasında sözde Ermeni soykırımı konusunda devletin yaşadığı sıkıntıları anlatır. Sonra birden Katsav’ın eline telefonu uzatır ve ABD ile yapacağı görüşmeyi hemen o anda yapmasını isteyecek kadar ileri gider. Katsav, ABD’ye telefon eder ama aranan kişi yerinde bulunamaz. Hiç kuşkusuz aranılan kişi, güçlü Siyonist lobilerinden birinin başkanıdır. İsrail’in Efendi Terörist Devlet Başkanı Moşe Katsav, şu sözü verir: “Başbakanına selâm ve sevgilerimi ilet. Sana söz veriyorum, bu işi Moldova’ya inmeden halledeceğim”. Aynı günün gecesinde İstanbul’da Kadir Topbaş’ın oğlunun düğünü vardır. Davetli olan Bensiyon Pinto, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın masasının hemen yakınındaki bir masada oturmaktadır. Gece on bire yirmi beş kala Bensiyon Pinto’nun telefonu çalar. Arayan, Moşe Katsav’dır. Kısaca şöyle der: “Başbakanına söyle, bu iş bitti”. Bensiyon Pinto masasından kalkar, Recep Tayyip Erdoğan’ın masasına yaklaşır. Kulağına eğilerek: “Telefon geldi, o iş hâlledildi” deyip yanından ayrılır.
Görevimiz Tehlike dizisindeki maceralara benzer biçimde heyecanlı geçen olay bu. Şimdi bu olayı ciddiyetle irdeleyelim.
T. C. Başbakanı, resmî davetlisi İsrail Devlet Başkanı ile Ankara’da bir araya geliyor. Ama kendisiyle, sözde Ermeni soykırımını baş başa konuşamıyor, ondan bu konuda destek istemekten korkup çekiniyor!
Peki, ne yapıyor?
Tüzel kişiliği olmayan bir cemaâtin, hiçbir resmi unvanı olmayan başkanından yardım istiyor! Hani, T. C. Devleti çok güçlüydü! Güçlü bir devletin ulusal onur sâhibi bir başbakanı böylesine zavallı bir duruma düşer mi?
İşte ikinci örnek.
Günümüz CHP’sinin ağır toplarından İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ anlatıyor:[3] “Ben ABD’de büyükelçi iken zora girdiğimde Jak Kamhi’ye telefon ederdim. 48 saat içinde uçağa atlar gelirdi. Washington’da, Kongre’de Kamhi, Yahudi Lobisi’yle mücadele eder, Yahudi Lobisi’ni bizim lehimize seferber eder, harekete geçirirdi. O bakımdan çok büyük yardımları olmuştur”.
Fakir Türk halkı, Şükrü Elekdağ adlı çocuğunu ilk, orta, lise ve üniversitede okutmuş. Fransa’ya göndermiş, Paris Üniversitesi’nde hukuk doktorası yapmasına imkân sağlamış. Daha sonra tutmuş, onu ABD’ye Büyükelçi olarak yollamış.
Peki, bütün bu emeklerin karşılığında Şükrü Elekdağ ne yapmış? Her zora girdiğinde sarılmış telefona, hiçbir resmî unvanı olmayan T. C. vatandaşı bir işadamından, aman ne olur hemen uçağa atla gel, benim burada başım dertte, Siyonist lobilerle baş edemiyorum, gel beni kurtar, diye yardım dilenmiş! Peki, devletimiz onu ABD’ye bostan bekçiliği yapsın diye mi göndermiş? Mâdem bu işi beceremiyordu, neden onurlu davranıp istifa etmemiş? Sırf Yahudi kökenlidir diye bir vatandaşımızı, tâ İstanbul’dan Washington’a başı sıkıldıkça çağırmaktan, ondan yardım dilenmekten hiç utanmamış mı?
Siyonist lobilerle baş edebilmek için, hiçbir resmî unvanı olmayan Yahudi kökenli bir vatandaşımızdan yardım dilenen, sonra Türkiye’ye dönüp yıllarca TBMM’de milletvekili olarak caka satan Şükrü Elekdağ’a yakışacak bir ad, ben bulamadım, acaba siz ne dersiniz?
Şükrü Elekdağ’ın ABD hayranı, AB Mandacısı ve Siyonist İsrail devleti dostu olduğunu söylemem, sizin ona uygun bir ad bulmanızda yardımcı olabilir mi?
Yılmaz Dikbaş
9 Temmuz 2009
***
Yılmaz Dikbaş’ın yazısı çok ağır ve eleştiriye de çok açık. Öte yandan da DDD ve onun yadsınamayacak gücü olan Siyonistler’le nasıl baş edilebileceği hususunda ikaz edici.
Demem o ki dostlar, bu iş çok oyunculu ve ustalıkla piyon sallanması gereken bir satranç oyunu!
Bütün dünyada alenen Türk soykırımı yapılmaktadır!
Bakın, son kale olan TSK’yı da kumpasa getiriyorlar.
Bundan sonraki adım, muhtemelen Hava Kuvvetleri Komutanı hakkındaki bir “belge” tanzimini müteakip, “içeri atılması” olacaktır. Çünkü TSK’nın en elit, gözükara ve Atatürkçü kesimi havacılardır. Bizim Celâl (Şengör) boşuna hayran değil onlara…
Sonrası mı…
Allah büyüktür!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 09 Temmuz 2009 Perşembe
[1] Bensiyon Pinto, “Anlatmasam Olmazdı-Geniş Toplumda Yahudi Olmak”, Doğan Kitap, İstanbul, Eylül 2008, 4. baskı, sf.166-167
[2] Yılmaz Dikbaş, “Efendi Teröristler”, Asya Şafak Yayınları, İstanbul, Mayıs 2009, sf. 425-426
[3] Rıfat N. Bali, “Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri-Devlet’in Örnek Yurttaşları (1950-2003)”, Kitabevi, İstanbul, 2009, sf. 493-494

