ATATÜRK’TEN BİR NAKİL
“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşid ilimdir, fendir. İlim ve fennin hâricinde mürşid aramak gaflettir, cehâlettir, dalâlettir”.
Teşekkürler MS.
Mustafa Kemâl Atatürk – İstanbul – 7 Kasım 1938’de üçüncü ve son defa karnından su alınması işlemi yapıldıktan, 8 Kasım saat 19.00’da doktoru Neşet Ömer İrdelp’e bakarak “aleykümesselam” dedikten ve son büyük komaya girdikten, 9 Kasım günü ve gecesi derin koma devam ettikten, 10 Kasım Perşembe sabahı saat 9’u 5 geçe, Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yummadan önce…
Temmuz 11th, 2009
Kerem DOKSAT


Saygıdeğer Hocam,
Müsaâde ederseniz benden de bir şiir:
Ne ararsın Tanrı ile aramda?
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hâkikaten gözün yoksa haramda,
Baş açığa niye türban sararsın.
Rakı, şarap içiyorsam sana ne!
Yoksa sana bir zararım, içerim.
İkimiz de çıksak kıldan köprüye,
Ben dürüstsem, sarhoşken de geçerim.
Savaşta ki o yılları unutma.
Atatürk’e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine doğardın amma,
Baban kimdi bilemezdin şerefsiz.
Bu şiirin Neyzen Tevfik tarafından yazıldığı ifâde ediliyor. Doğru mu, yanlış mı bilemiyorum. Zâten, ne fark eder ki? Şiir anlatması gerekeni anlatıyor.
Herkese kocaman saygılar, sevgiler.
MKD: Aynen Sevgili Emrah Şeliman.
Şiirdeki ana fikrin dünyasına yakın bir hayatım var… Yine de, (hangi cenahtan gelirse gelsin) “sizler şusunuz, busunuz, biz bu hâldeysek sizin gibi insanlar yüzünden bu hâldeyiz” kolaycılığının teşvik görmesini anlamıyorum. Sâdece bu şiir bağlamında değil, genel olarak söylüyorum.
Saygılar Efendim,
Sn. Metin Doğan kardeşim ile şiir bağlamında aynı koordinatlarda buluşuyoruz. Bu şiir bir anlamda Letâfet’i, Zerâfet’i, Güzelliği ve bunlar kadar önemli olan Hâddi bilmek yâni Demokrasi’nin ana ilkelerinden birini anlatıyor. Yoksa sana bir zararım derken “Ben hâddini bilenlerdenim” diyor. Zâten dinî yönüne bakarsak, Kur’ân’da hac ve oruçtan daha fazla Hâddini bilmekten bahseder, Hâddi aşanlardan olmayın der. Atatürk’e dil uzatma sebepsiz derken, Atatürk gibi birisi için aynı zamanda hâddini bil demek istiyor. Atatürk için hâddini aşanlardan olma demek istiyor. Hakikaten gözün yoksa haramda derken, haramın hâddini aşan eylemlerden meydana geldiğini de ifâde etmek istiyor.
Demokrasi denilen sistemde, hâddi bilmek sistemin fonksiyonlarından birisi.
Böylesine zarifâne duygulara ve hayat felsefesine sâhip Sn. Metin Doğan kardeşimle, dünyanın çok küçük olduğu bağlamında tanışma fırsatımız inşallah olur.
Ancak, yazısının son bölümündeki “sizler şusunuz, busunuz, biz bu hâldeysek sizin gibi insanlar yüzünden bu hâldeyiz” kolaycılığının teşvik görmesini anlamıyorum ve genel anlamda ifâde ediyor.
20 Nisan 2009 tarihli yorumunda, bana cevaben Liderlik konusuyla ilgili yorumunda “Siyaset denilen şey, sosyoekonomik sınıflarla ilgili bir şey son tahlil de” şeklinde ifâde etmişti ve ne dersiniz, siyasetin sınıf için yapıldığı tezi geçersiz bir tez mi?” şeklinde sorusuyla cevabını veriyordu.
Siyasetin sınıf için yapıldığı ve sosyoekonomik sınıflarla ilgili olduğu kendi ifâdesi iken, sizler şusunuz, busunuz sosyoekonomik sınıflarla ilgili olduğuna göre, kendisiyle bir çelişki içerisinde olduğu kanaâti hâsıl oldu.
Bunu biraz açabilir mi acaba?
Şusunuz, busunuz sosyoekonomik sınıflarla ilgili yâni siyasetle ilgili bir şey değil mi? Ben kendi ifâdesinden hareket ediyorum. Bunu kolaycılık olarak nitelendirip neyi anlamadığını anlamadım.
Teşekkürler
Sevgiler, sağlıklar
MKD: Bilmukabele Sayın Mustafa Terziahmetoğlu. Sanırım arayışlar içerisindeki bu samimi arkadaşımız bir şeyler diyecektir. Muhabbetle…
Değerli Mustafa Bey,
“Siz şusunuz busunuz sizin yüzünüzden ne hâllerdeyiz” diye birbirlerinden şekva edenler aynı toplumsal sınıfa âitler genelde. Aralarında sınıf değil kültür farkı var daha çok. Örneğin aynı fabrikada çalışan iki işçinin biri AKP’li diğeri CHP’li olması durumu.
Geleneksel kültür ile modern kültürün çekişmesi var burada. Bugün bu çekişmenin kendisi ülkemizi geri bırakıyor. Gelenekçi olmak veya modernist olmak değil diye düşünüyorum.
Ben, gelenekçilerin modernlere, modernlerin gelenekçilere hayat hakkı tanımak istemeyen tutumundan söz etmek etmiştim. Bu çekişmeden ÜLKEM ADINA bıktım usandım. Kişisel olarak bana bir zararı yok açıkçası. Bu açıdan umrumda bile olmazdı…
***
Bâzı konulardan mezun oldum kendimce. Din konusu gibi… Bâzı konularda ise kendi doğrularımı bulma arayışlarım kendi hâlinde sürüyor. Bunun alay edilecek nesi var anlamadım?
Bunun bir sebebi bilgilerimi henüz olgunlaştıramamış olmamdır. Diğer sebebi ise görüşlerimi oluşturmaya çalışırken sübjektif etkileri mümkün mertebe filtre etmeye çalışmaktan kaynaklanan çabamdır. Malûm, insanların görüşleri hayat tarzlarından, ekonomik çıkarlarından, kişilik özelliklerinden etkileniyor. Çıkarlarıma uygun olanı değil adalete/erdeme uygun olanı keşfetmeye çalışıyorum. Bakalım nasıl bir yola varacağım sonunda. Ölümden öte köy yok. O ayrı…
Manipulatif olmayan arkadaşınız Metin…