Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2116 defa okundu.
Bu yazi bugun 3 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

KAHROLSUN İDİL BİRET!

Daha neler göreceğiz, söylüyoruz, yazıyoruz ama sesimiz duyulmuyor yeterince…

Sırf yakın dönemde şiddet konusunda meslekdaşlarım Prof. Dr. Özcan Köknel’in ve Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu’nunun neşrettikleri kaliteli kitapları var; bâri onları okuyun ve tedbir alın!

Yok, olmuyor. Bu gayrı muktedir iktidar hiçbir şeye hâkim filân değil; Türkiye Dissosiyatif Kimlik Bozukluğu’na yakalanmış, herkes herkese düşman ve neye kızdığının farkında olmaksızın saldırıyor. Antalya’daki olaylardaki tetikçi “Ülkücü” çıkıyor ve yeterince yattığı için salıveriliyor. Bir dahaki provokasyonda (kışkırtmada) kullanılmak üzere tabii ki; tipinden ve bütün medyada yer alan özgeçmişinden belli ki antisosyal ve sınır zekâlı; “recycling” için ideâl anlayacağınız (mahsus İngilizce kullandım, tekrar kullanılabilir anlamındaki bu kelimeyi); hâttâ “rechargeable” da diyebilirsiniz (bu da yeniden dolduruşa getirilmenin kara mizahı)!

Yâhu, Çin’de Türk katliamı yapılıyor ve içimiz kan ağlıyor. Gerçi UFOcu enteller, danteller ortada gözükmüyorlar ve özür dileme bildirgeleri filân yayınlamıyorlar ama azıcık millî âidiyeti, hâttâ insanî vicdanı olan herkes üzülüyor. Çin Askerleri kafalarından vuruyor soydaşlarımızı, kalanları da Çin Devleti tarafından beyni özenle yıkanmış Çinli kaatiller vâsıtasıyla soykırımına dönüştürüyorlar.

Hemzaman olarak İstanbul’da, dünyanın her yerinde CD’lerini, konser izlerini bulabileceğiniz, gerçekten de tarihe mâl olmuş büyük bir piyano virtüözü olan İdil Biret Hanımefendi resital veriyor.

Dışarıda Alperen Ocağı mensubu olduğu söylenen bir grup nümâyiş yapıyor. Konser alanına girip öldürecekler elerine geçeni eğer müsaade edilse.

Neymiş? Uyguristan’daki Müslüman kardeşlerimiz katledilirken, burada şarap içilip gâvur müziği çalınıyormuş. Sonra da toplu hâlde tel’în edip bu günahkârları(!), bir de namaz kılıyorlar.

Sap üstünde damdağan, kaz beline vurmayı!

İşte, hep kahrolduğumuz cehâlet budur.

Dinbazlık (yobaz + dinci) budur.

O konserde ben de olabilirdim ve bu güruh içeri dalsa, bizim kelle de uçabilirdi.

Daha geçen hafta, Safranbolu’daki Sosyal Psikiyatri Kongresi’nde Mozart birâderimi yâd ettim bir konferansla, o günlerde de PKK, Mehmetçikleri öldürüyordu. Bu zihniyet oraya nüfuz etseydi eğer, domuz bağıyla işkence edilerek katlim câizdi demek ki…

Senelerce Türk İslâm sentezi ucubesiyle saf insanımızın beynini yıkayarak birer potansiyel kaatil hâline getiren, sekterleştiren ve toplumumuzu hepsi birbirine düşman, ortak özellikleri cehâlet ve öfke, şiddet ve tahripkârlık olan gruplara bölmeyi nasıl da başardılar, değil mi?

İdil Biret bir dâhidir, o konserde şarabımı yudumlayıp musıkîsinin içerisinde transandansa geçerken, bir yandan da Uygur kardeşlerim aklıma gelip gözlerim dolabilirdi.

Dinbazlar ve her türlü sekterler (sağcısı, solcusu ve her bilmem necisi), işte bunu anlayamazlar.

Eğer istibdat tamamen hâkim hâle gelirse, bu memlekette de aynı şeyler olacaktır. Müzik de, tefekkür de, yaşama sevinci de ölecektir ve ülke kocaman bir Ergenekon hapishânesi hâline gelecektir.

Çin’ebüyük devlettir, ne yapacaklarını bilir” deyip ağlaşan Gülümüz’e değil de, yurda dönünce “bu bir soykırımdır” diye kendi grubuna kükreyen Devletlû’ya değil de, orada musıkîyle ve isteyenin de şarap içerek yaşayacakları güzellikleri bekleyenlere saldırmak hangi akla, vicdana ve imana sığar? Uygur Türkleri’nin hesabını sorması gerekenler sözüm ona bu devlet adamları değil mi?

Buna sosyal psikiyatride yansıyan öfke denir ve çok tehlikelidir. Bu kadar rezâletten sonra hiçbir kişinin dahi gözaltına alınmamış olması çok daha vahimdir. Münevver profesörlerin cep telefonu dinlemeleriyle içeri atıldığı, uyduruk bir kâğıt parçasıyla bir albayın hapse tıkıldığı, herkesin faşizan bir polis devleti içerisinde paranoidleştiği, konuşmaktan korkar hâle geldiği şu memlekette Uygur Türkeri’nin protestosunun yapılacağı makam da, mercî de kabak gibi ortada dururken, neden İdil Biret ve onun seyircileri? Aklınıza hiç bunun da bal gibi “içeriden” destekli, plânlı programlı bir provokasyon olduğu gelmiyor mu?

Lûtfen koşun, en yakın bir yerden İdil Biret’in bütün CD’lerini satın alıp dinleyin. Kendi web mekânını ziyaret edin: http://www.idilbiret.eu/tr/?p=66.

Sapla samanı ayırın.

Bir de bunların anayurdu olan MHP’nin pek muhterem genel başkanından istirham ediyorum: Yâhu, normâl ve vakur edâyla söylediğiniz takdirde çok daha etkili olabilecek şeyleri gırtlağınızı yırtarak, ispenç horozu gibi ciyak ciyak bağırarak sözüm ona haykırdığınızda, Devletlû’nun bile istihzasına müstahak oluyorsunuz; adam gülüp alay ediyor. Hoşunuza gidiyorsa bilmem ama kendi partilileriniz bile sizi seyrederken gülüyorlar, gözümle gördüm!

İnşallah bu pazar yeni bir kepazelik olmaz!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 12 Temmuz 2009 Pazar

33 Yorum

Metin DoğanTemmuz 12th, 2009 18:27

Uygurlu insanlar için kamuoyunda bir hassasiyet oluşmuştu. Bu nâhoş olayla bu hassasiyete bir ayar verildi sanki.

***

Hayatta düğün ve cenaze yanyanadır. Cenazeler hiç bitmez. Cenazeler bitsin diye beklersek hayat biter. Türkiye’de sağ teşkilâtlanmalar ve sol teşkilâtlanmalar “ölüm sevici” oldukları için düğünlerden hazzetmezler. “Şimdi sırası değil” diye diye hayatın geçişini seyrederler. Çünkü YAŞAMAYI BİLMEZLER.

***

Milliyetçilik mes’elesini kafamda hâlâ çözemedim. Jürtleri sevmem meselâ (MKD: ?). Bu ilkel bir duygu filân diyerek daha insanca düşünmeye çalışyorum. Belki de esas sevmediğim şey câhil ve kaba olan kesimleridir… Fakat siyâsî hayâlleri de var bunların. Onlara da bir siyâsî pâye vermek âdilce bir iş mi olur yoksa safdilce bir iş mi bilemedim… Ama şunu görüyoruz ki, etnik milliyetçilik “şehvete geldi mi” kana doymaz bir vampire dönüşüyor.

Bu konuda bana bir şey öğretmek isteyen olursa buna samimiyetle hazırım.

MKD: Vallahi elimizden geleni yapıyoruz…

emre canebTemmuz 12th, 2009 19:36

Kerem Bey,

Size hayranim her konuyla ilgili ve bilgilisiniz…

Hürmetler…

MKD: Estağfurullah, saygılarımla…

Murat Eren ÖZENTemmuz 12th, 2009 20:42

Hocam,

Yine önemli bir konuya değinmişsiniz. İnşallah başınıza bir iş gelmez. Hep dokunduruyorsunuz, doğruları söyleyenlerin sonu hüsran, maâlesef 9 değil 10 köye de sığdırılmıyor.

Hürmetler.

MKD: Aziz Meslekdaşım, birazcık birikimimiz varsa, bu berbat dönemde de yazmayacaksak, ne zaman yazacağız? Sağ olun, var olun. Sevgiyle…

Nejat AkselTemmuz 12th, 2009 20:57

Değerli Üstâd,

Bu ülkede her türlü hukusuzluk giderek yaygınlaşıyor. En uzun süre yaptığım iş bakanlık müfettişliğidir. Bizim önümüze imzasız adressiz ihbar mektubu gelirse bir yazı ile gönderen makama iâde eder, işleme koymayız. İsim imza var ise, verdiği adresi araştırır, ifâqde vermeye dâvet ederiz. İsim ve adres sahte çıkarsa, imzasız ihbar mektubu ile aynı işlemi yaparız.

Fotokopi belge değildir, dikkate alınmaz ve çöpe atılır. Çünkü fotokopi ile her türlü sahte belge düzenlenebilir. Bugün renkli fotokopilerle sahte para bile basıyorlar.

Ben mesleğimi yaparken iki tâne sahte diploma yakaladım. Vatandaş, başkasının diploması üzerine fotokopi ile kendi adını monte etmiş, kullanmaya kalkmış.

Fotoktopi üzerinden grafolojik inceleme yapılamaz. Zîra fotokopi de bilgisayar çıktısı gibi piksellerden oluşur. Mikroskop veya kuvvetli bir lûp altında büyüttüğünüz zaman özellikleri kaybolur. Hâttâ okunamaz hâle gelir. Onu için delil değildir.

Bu ülkede savcılar aslı ortada olmayan fotokopiye dayanarak, soruşturma açmaya cesaret edebiliyor, hâkimler böyle bir delile dayanan savcılık soruşturması ile suçlananı tutukluyabiliyor ise, adâletin çivisi çıkmıştır.

Bağnaz dinciliğin önündeki tek engel olarak Ordu kalmıştır. Şimdi o yıkılmak isteniyor. O kaleyi de kayberesek, olacakları anlamak için İran’a bakmak yeter.

Bu günlerde, Asker’in üst kademesi dâhil, herkesin Humeyni İran’ından canını kurtarabilmiş eski İran’lı üst rütbeli subaylarının tavsiyelerine çok ihtiyaçları vardır. Onlara bir kulak versinler. Geleceği görürler.

Sevgi ve Saygılarımla,

Nejat Aksel

MKD: Her zamanki gibi, feyiz kattınız Sevgili Nejat Üstâdım. Dostlukla…

Mehmet S. İzliTemmuz 12th, 2009 21:16

Bir başka dünya çapındaki sanatçımız Fasıl SAY böyle olacağını söylemiş sanatçımıza denmedik lâf kalmamıştı. Ülkeden bile gitmesi söylenmişti. Şimdi nereye geldik?

Bu hassas konuya daha fazla çomak sokarlarsa sonucunu hep beraber göreceğiz…

Günü gününe yazmış olduğunuz bu yorumunuz ders niteliğindedir.

Teşekkür eder,

Sevgi ve şükranlarımı sunarım.

MKD: Bilmukabele Sayın Mehmet İzli

ismail şeberTemmuz 12th, 2009 21:58

Sanal âlemde birçok platformda (ki bana en çok psikoloji sitelerinde, network vb. ortamlarda yazılanlar dokunuyor) din bezirgânları-liboş-Soros çocuğu-dönme marksistlerin-etnik ayrılıkçıların ağızlarından salya akarcasına çağdaşlığa, Atatürk İlkelerine, bu vatanı ölesiye sevenlere karşı saplantılı saldırganlıklarını ulu ortam sergiledikleri bu son dönemlerde sizin gibi bir bilim insanının ülkemizin genel durumuna ilişkin saptamalarınıza sonuna kadar katılıyorum. İdil Biret Hanımefendi’ye geçmiş olsun. O, Cumhuriyetimiz’in bize en güzel armağanlarından biridir. Bu tip adamların niyeti ortadadır. Temel rahatsızlıkları Cumhuriyet ve onun kazanımlarıdır. Bu olaydan sonra iktidarın ve onun yalakalarının AB sevdâsı, Batı tipi demokrasi, özgürlük vb. konulardaki samimiyetsizlikleri ortaya çıkmış oldu. Hâlâ uyanamayanlar tarih karşısında bunun faturasını çok ağır ödeyeceklerdir.

A. Günay BircedTemmuz 12th, 2009 23:17

Sayın Doksat,

Atatürk aramızdan ayrıldığında altı yaşında idim. O altı senenin heyecanını bu güne kadar artarak yaşıyorum. İftihar ederim…

İdil Biret o heyecan selinin büyük bir parçası… O sele atılan her taş, sağdan, soldan, dışarıdan, içeriden veya hangi cehennemden gelirse gelsin, beni yaralıyor, kanatıyor… Bütün o mukaddes olguların vahşice elimden teker teker alındığı dehşetine kapılıyorum.

Önce âsâbım, sonra ahlâkım ve daha sonra da ağzım bozuluyor.

Bu yaşımda teselli bulabildiğim üç beş düşünürden biri olduğunuzdan şükranlarımı sunarım.

A. G. Birced

MKD: Teşekkürler ve saygılar Sayın A. Günay Birced.

Onat BeyazTemmuz 13th, 2009 07:28

Üstâdım,

Yazınızı gerçekten bir nefeste okudum. Düşüncelerin, duyguların yazıya aktarımı bu kadar mı akıcı olur? Sizi hâddim olmayarak kutluyor, biz fakirleri ışığınızdan mahrum bırkamamanızı diliyorum. İyi ki varsınız…

MKD: Estağfurullah, kalbî sevgilerimle…

Ali KızanTemmuz 13th, 2009 08:30

“Sap-saman3 denklemi yaşamımızın her alanında önemli.

Elzem bir yazıydı.

Ellerinize, zihninize sağlık.

MKD: Çok teşekkürler Sevgili Ali Kızan.

ONUR MERİÇ ERYÜREKTemmuz 13th, 2009 09:28

Saygıdeğer Üstâdım ve Sevgili Mekâncılar,

Öncelikle Nejat Aksel Üstâdım’a değerli ve bilgilendirici yorumu için teşekkür ederim.

Bir ibretlik de benden:

Murat Bardakçı, açık havada çimenler üzerinde konser izlemenin ritüele aykırı olduğunu savunurken “içki içmek isteyen meyhâneye gider” dedi… Pelin Batu, Murat Bardakçı’nın görüşlerinin tam tersini savunurken, İlber Ortaylı da açık havada ritüel de yeme içme kültürünün Amerika’da görülebileceğini söyledi.

Bu tarihin arka odası artık Yemekteyiz’i solladı yok yok sağladı :)

En kalbî Sevgi ve Saygılarımla…

MKD: Sevgili OME Kardeşim, yâhu bu adamlar gerçekten de bu kadar câhil olabilir mi? Avrupa’nın çoğu şehrinde ve Moskova’da pek çok konsere gittim; açık havada bol senfoni ve diğer tarzda klâsik müzik dinledim. Bilhassa operalarda en şık kıyâfetle gitmek, öncesinde ve (varsa) arada şampanya içmek âdettendir (içmeyeni dövmezler elbet). O esnâda karımın elini tutmak için de kerhâneye mi gidecekmişim acep! Bu absürt tartışmada gene doğruyu şehlâ kız söylemiş. İlber Ortaylı’ya çok şaşırdım; o böylesine câhil değildir aslında… Dün gece de Fatih Altaylı “bok” dedi, çok güldüler (değerli konuk hâriç, bunu ayrıca yazacağım)! Bilmukabele KSS Aziz Kardeşim.

Bekir TemurTemmuz 13th, 2009 09:36

Sizi ve sitenizi yeni tanıdım.

Yazılarınızı bir solukta okudum, iyi ki böyle aydınlatıcı hocalarım hâlâ cesurca yazabiliyor.

Ülkem için biraz umutlandım.

Saygılarımla.

Bekir Temur

MKD: Bilmukabele saygılar Bekir Bey.

ONUR MERİÇ ERYÜREKTemmuz 13th, 2009 17:05

Saygıdeğer Üstâdım,

Aman bir yanlış anlaşılma olmasın! Sayın İlber Bey, MB’nın kurduğu cümleye istinâden cevap olarak vermiş bak Amerika’a da var, örnek olarak söylemiş ben programı izlemedim ama izleyen bir arkadaşıma şimdi sordum, öğrendim.
Sayın İlber Ortaylı benim çok beğendiğim biridir.

Bilmukabele Kardeşçe Sevgiler, Saygılar…

MKD: Vallahi ben de memnun oldum, teşekkürler kardeşim…

hüseyin sungurTemmuz 13th, 2009 17:34

Merhabalar…

Daha önceden, az da olsa tartışılmasına neden olduğum bir satır başından girmek isterim bu güncele!

Elbette san’atın, icrâsının, bu türlü bir muhalefete mâruz kalması hiç de hoş değil.

Ben, başka bir açıdan yaklaşmak istiyorum “vak’aya”…

Yanılıyor muyum acaba! AYLA ERDURAN mıydı, yoksa SUNA KAN olmalı belkide… “DEDE EFENDİ’yi dinleme ihtiyacı hiç duymadım” diyen.

1970′lerin başı olmalı, kültür bakanı TALÂT SAİT HALMAN, ilk kültür bakanımız…

Kraliçe Elizabet TÜRKİYE’ye geliyor. Halman, rahmetli MÜNİR NUREDDİN’i özel olaral görevlendirip, Kraliçe için AKM’de, OSMANLI giysileri ile SÂZENDE ve HÂNENDELERİN, başta ITRÎ olmak üzere geleneksel bestekârların eserlerinden mürekkep bir konser vermelerini istiyor. Münir Nureddin hazırlığa başlıyor…

ANCAK, bunu duyan SUNA KAN’ın eşi, Klâsik Batı Müziği eleştirmeni BAY FARUK (soyadını unuttum), üstelik de el yazısıyla, Bakan’a, zehir zemberek bir “mektup” yazarak, zımnen Bakan’ı suçlayıp, yapılacak olan gösterinin KESİNLİKLE GERİCİ(!) BİR GÖSTERİ olacağını, aslında Kraliçe’ye Mozartlar’ı falan dinletmenin, modern TÜRKİYE’nin bir icabı olacağını, haniyse resmen dayatıyor. Mektubun fotokopisi arşivimdedir.

Böyle davranmakla, memleketimizin küçük düşeceğinden falan söz ediyor BAY FARUK……

Şimdi bâzı ilkel sorular soralım…

Bizim Klâsik Batı Müziği’ne düşkün(!) olduğumuz kadar, acaba dışarıda bir yerde, Klâsik TÜRK Müziği öğretilen ve de ısrar edilen bir dünya memleketi var mıdır?

İdil Biret’ler-Ayla Erduranlar-Suna Kan’lar- bu mekânda, değişik yazı başlıkları altında, tarafımdan eleştirilmişlerdir, KEREM HOCA bilir…

Durduk yerde maraza çıkarmak istemem ama, örneğin BAY FARUK …’ın, Bakan HALMAN BEY’e, BU ÖZGÜN(!) şikâyetini duymuş muydunuz KEREM HOCAM?

Şâyet duymadı iseniz, şu anda, GİRİFTSEN ÂSIM BEY’in torunu olarak,aklınıza ilk neler gelmektedir?

Saygı ve sevgi dileklerimle…

MKD: Duymamıştım, öğrenmiş oldum da… Neden BAĞIRIYORSUNUZ? Keşke Alperenler hepsini gebertseydi ve ben de bu yazıyı yazdığım için utanç mı duymalıyım? Geçiş döneminin trajikomik hâdiseleridir bunlar; böyle celâllenmeyin. Bu gece Mozartlar’ı filân dinlemeye gidiyoruz birâderlerle, şarap da içeceğiz. Beklerim :)

Zafer MumcularTemmuz 13th, 2009 19:20

Ahhh.

Böyle toplumsal vak’aları tartışırken bireysel hatalardan örneklemeleri bırakabilsek bir de!

Var ise hatalı bireyler (kimin kocası olursa olsun(!)), onlar mı örnek teşkil etmeli bu denli sosyal bir travmaya? Yok mudur daha iyi ve daha optimist bir örnek hocam Allah Aşkı’na?

MKD: :(

Rezzan AkatayTemmuz 13th, 2009 20:13

Sayın Doksat,

Öncelikle sizi cesaretinizden dolayı kutluyorum. İdil Biret ve sizin gibi kişilerin varlığı bize bir umut veriyor. Ben de konserdeydim ve o muhteşem eseri bir dâhiden dinlemek çok güzeldi. İdil Biret’e bir kez daha hayran oldum, zîra konser alanına girerken olayı bire bir yaşamış olmasına rağmen son derece soğuk kanlı idi ve İngiliz orkestra üyeleri ile şefin de uzun süren alkışlarıyla sonuçlanan müthiş bir konser verdi. Başkası olsa konseri iptâl ederdi, kendisine teşekkür borçluyuz.

Ancak, eve gelip olayı öğrenince çok üzüldüm. Bir de üstüne Murat Bardakçı’yı dinlememeliymişim. Kendisini ve onun gibi düşünenleri, üstelik kendilerini aydın zannedenleri mutlaka protesto etmeliyiz diye düşünüyorum. Kim söyledi hatırlamıyorum, fakat aynen katılıyorum, bu gibi kişiler AKP’den daha çok zarar veriyorlar.

Saygılarımla.

Av. Rezzan Akatay

MKD: Teşekkürler, sevgi ve saygılarımla Sayın Rezzan Akatay.

hüseyin sungurTemmuz 14th, 2009 09:42

Şahsen ciddi bir konser ortamında, fiziki çevre nasıl olursa olsun, bir bardak su bile içilmesi taraftarı değilim!

Yalnızca ÖZGÜN TÜRK müzik kültürüne, batının karbon kopyesi olan kişi ya da kurumların, nasıl ruhsal olarak ihânet ettiklerini ve bundan da marazi bir zevk duyduklarını belirtmeye çalıştım. Bu da batı-haçlı zihiniyetinin karşısında, bu kişi-kurumların nasıl zavallı bir aşağılık kompleksi içinde kıvrandıklarının delili olsa gerektir.

Batı’yı habire kopye etmek,taklit etmek!

Japonya’da son yıllarda en çok para kazanan hekimler estetik cerrahlarmış. Zira geri zekâlı-kıt akıllı caponlar, habire ÇEKİK GÖZLERİNİ emerikalı gibi olsun diye,cerrahlara kestirip biçtiriyorlarmış.

Bu arada ajdada, yıllardır gövdesine ZERK ettirdiği kimyasalların belkide bir zorunlu sonucu olarak, unutkanlık başlamış… SAHİ AJDA, hiç TÜRKÇE şarkı söyledi mi LALA!!!

Umurumda değil idildi-güherdi-fazıldı-sunaydı-aylaydı…….

Bunların alayı MANKURTTUR ve bu ülkenin özüne düşman kişiliklerdir. Hani maalesef hemşehrim bekir coşkun “göbeğini kaşıyanlar” diyor ya, densiz adam…

Gecenize mülâki olmayı gerçekten çok isterdim. Ancak, imkân varsa, icrâcılardan KÜÇÜK BİR GECE MÜZİĞİ serenadını rica ediyorum…

Wolfgang, VICTOR JARA, NEŞET ERTAŞ vs hep aynı ruhtur. Yâni bizim, yâni yüksek insanlığımızın SİMGELERİDİR.

Onlara kalkmış el, bize kalkmış sayılır. Karbon kopyeler hariç… Daha estetik,daha lâtif muhalefet edilmeli…

Saygılarımla

MKD: Estetik ve lâtif olmak pek doğru… Bir de, karbon kopyaları pataklayıp ağızlarını burunlarını dağıtmak câiz midir aziz mekâncımız? Meselâ Alperenler bunlar için özel bir izinle görevlendirilsinler mi? Yapmayın Allah aşkına :)

Emrah ŞELİMANTemmuz 14th, 2009 13:27

Saygıdeğer Hocam,

Yapılanlar Türkiye’nin hâlini ortaya koyuyor.

Fecaât!

AKP ve onun yobaz zihniyetinin sonucudur bunlar.

Bu güruh irşadını AKP’den almaktadır.

Atamız’ın başlattığı medeniyet mücadelesine karşı yapılan karşı devrimdir bu.

Bu yobaz, câhil zihniyet neden konser basacağına, iktidarı eleştirmez?

Yazık, çok yazık.

Not: Hocam, gördünüz mü bilmem; bir de dua edişleri var, rezillik.

Selâm olsun çağdaş Türkiyem’e!

MKD: Benim de kanaâtim (pek çok âkil adam gibi, biraz önce Sevgili Can Ataklı’nın televizyonda açıkça söylediği gibi), bunların tezgâhçısının İktidar Partisi olduğudur. Doğrudan yapamayınca, taşeron kullanıyorlar! Sevgiler…

Mustafa TerziahmetoğluTemmuz 14th, 2009 22:11

Saygılar Efendim,

Size böylesine bir bilgi bombardımanının yaşandığı seviyeli bir forumu bizlere sağladığınız için şahsım adına müteşekkirim. Belli bir konu üzerinden hareketle çok değişik mecrâlara taşınsak bile, bilginin erişilmez derinliklerinde, tıpkı okyanusun derinliklerinde güzellikleri seyreden bir dalgıç gibi, mutluluk içinde teknemize dönüyoruz. Gerçek samimiyetle teşekkür ediyorum.

Sn. Hüseyin Sungur kardeşime 13.07 tarihli yazısı için teşekkür ediyor ve çok derin ve önemli bir konuya temas ettiğini düşünüyorum. Sahnede görünen Sn. Suna Kan ve eşi. Ama arkasında bu günlere nasıl gelindiği saklı. Sn. Sungur’un hatırlayamadığı soyadını merak etmiştim. Kendisine yardımcı olmak gâyesiyle ve biraz da meraktan araştırdım. Sn. Faruk Güvenç. Doğru mudur Sn. Sungur kardeşim? Sn. Suna Kan hn.’ın eşi. Keman virtüözü. CSO viyolacılarından.

Sn. Sungur, bu beyefendi hükûmet mi devirmiş?

Sizdeki yazı, Sn. Talat Halman’a yazılan yazı mı, yoksa Sn. Nihat Erim’e yazılan yazı mı?

Çünkü beyefendi, bir de Sn. Erim’e bir mektup yazmış.

22 Aralık 1971 tarihinde Ankara CSO Konser Salonu’nda Itrî konseri verilmesi kararlaştırılmış. Konseri Türk musikisi üstâdlarından İsmail Baha Sürersan yönetecekmiş. CSO viyolacılarından Faruk Güvenç, Başbakan Nihat Erim’e bir şikâyet mektubu yazıyor.

Mektubunda, CSO Konser Salonu’nda Itrî konseri verilmesini Atatürk ilkelerinden sapma olarak görüyor, Kemalist müzikçilerin tepkiler vermeden konserin iptâlini istiyor ve bu hususta 5 gerekçe ileri sürüyor:

1-Talât Halman, iş başına gelir gelmez Topkapı Sarayı’nda alaturka konser düzenlemiştir.

2-Turist mevsiminde Galata Mevlevihânesi’ni açıp haftada 2 gün ayin yaptıracağını müjdelemiştir.

3-İngiliz Kraliçesi’nin karşısına Atatürk Türkiyesi’nin san’at temsilcisi olarak Münir Nurettin Selçuk’u çıkarmıştır.

4-Devlet konser salonunda Itrî gecesi düzenlemiştir.

5-Alaturka’nın öğretileceği bir Devlet Konservatuvarı açacağını beyan etmiştir.

Bu olayı anlatan Sn. Yılmaz Karakoyunlu. Oradan aktarıyorum.

Daha sonra eşi Sn. Suna Kan Hn., Nihat Erim’e bir mektup yazarak,”Devlet Konser Salonu’nda Alaturka konser vermeyi Atatürk ilkelerine aykırı olduğunu” yazmıştır. C. Başkanı Cevdet Sunay korkmuş, Nihat Erim’in eli ayağına dolaşmıış, korkmayan tek kişi Talât Halman ve o da Bakanlık’tan alınmış. Bunun için yeniden kabine kurulmuş. Aynı gün Itrî konseri iptâl edilmiş.

İşte böyle Efendim ve Sn. Sungur kardeşim!

Sn. Sungur kardeş. Şöyle bir yanıbaşıma gelir misin? Kulağına bir şey söyleyeceğim. Aramızda kalsın.

Sn. Suna Kan ve eşi Sn. Faruk Güvenç, Ecevit’lerin çok yakın âile dostlarıymış. F. Güvenç, Güneş Otel pazarlıklarıyla S. Demirel saflarından B. Ecevit saflarına geçen 11 Adalet Partili milletvekilinin liderliğini yapan Orhan Alp’in de yakın arkadaşıymış. Ne dersin, bizim maviş Karaoğlan da az fındık kırmamış? Benim aklıma hemen fındık geldi.

İşte, Kerameti Kendinden Menkûller yüzünden bu günlere gelindi.

Tabii, Atatürk, Gençliğe Hitabı’nda ve Onuncu Yıl Nutku’nda Devlet Konservatuvarı’nda Alaturka öğretmeyin dedi. İngiliz Kraliçesi’nin karşısına Münir Nurettin Selçuk’u çıkarmayın dedi.

Zâten bu ülkenin başına ne geldi ise, söylenmeyen şeylerin söylenilmiş olarak veya anlatılmak istenen zihniyetin yanlış tefsir edilmesi yüzünden gelmiştir. Dinimiz hadislerle boğulmuş, insanı adım attıramaz hâle getirmiş. Tâze örnek mi? Fırından yeni çıkmış.

Vatandaş-Abi, bir şey soracağım. Sen bu din işinden biraz anlıyorsun.

Mustafa- Estağfurullah, biz sâdece Allah’a ibâdetimizi yapmaya çalışıyoruz.

V- Âbi, gusül abdesti alırken sûre okunmazmış, değil mi?

M- Doğru, okunmaz. Okursan cenâbet kalırsın. Senin alacağın abdesti de, sana … ne diyeyim?

Kerâmeti kendinden menkûller, burnundan kıl aldırmayanlar, topluma tepeden kuşbakışı bakanlar, susması gereken yerde konuşanlar, konuşması gereken yerde susanlar, Atatürk’ü kaptırmayanlar, Atatürk’ü ben bilirim diyenler, Din’i ben bilirim, Peygamber’i ben bilirim diyenler, anlatılmak istenen zihniyeti yanlış tefsir edenler veya tefsirleri kendi çıkarları için kullananlar, müzik ağaları, feodalleri, tarikatları ve cemaâtleri, bütün sosyal alanlardaki ağalar, feodaller, tarikatlar ve cemaâtler, bütün kültürel alanlardaki ağalar, feodaller, tarikatlar ve cemaâtler, bütün ekonomik alandaki ağalar, feodaller, tarikatlar ve cemaâtler, bütün siyasî alandaki ağalar, feodaller, tarikatlar ve cemaâtler, bütün diğer alanlardaki ağalar, feodaller, tarikatlar ve cemaâtler, Bilmesinlercilik oynayanlar (Zulmet-i Cehli iltizamcılar, Sn. Başbakan ile Sn. Büyükanıt’ın Dolmabahçe’de oynadıkları oyun)… Bu günlere sizlerle geldik…

VE BUNU DEMOKRASİ DİYE YUTTURUYORSUNUZ….

VE BAŞKA ŞEYLERİ DE…

Sevgiler, Sağlıklar

Zafer MumcularTemmuz 14th, 2009 22:59

Üstâdım ve Değerli Mekâncılar,

Kızdım akşam akşam, blogumda yazdım bi şeyler “Millî ve Yerellerden korkmayın(!)” diyen BBP Genel Başkanı’na; sizlerle de paylaşmak istedim,

Saygılarımla…

BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu NTV’de Canlı Yayında konuştu:

-Yerel ve Millî olandan korkmayın(?)

25 – 30 kişi oradan geçerken (Topkapı Sarayı’nın önünden) afişi görmüş ve san’atçı İdil Biret veya seyircilere yönelik bir tavırları yokmuş… Konsere sponsor olan Şarap Firması‘na imiş tavırları… Korkulacak bir şey de yokmuş… “Yerel ve Millî” olandan korkmayın diyor sayın Başkan, ama 1 kişi de olsa kökü dışarıda olan, ondan korkmak gerekiyormuş(!)

İmdi, Sayın Başkan bunları söylerken 2-3 saniyede aklımdan neler geçti neler… BBP’nin milliyetçi çizgisi malûm… Rahmetli eski genel başkanın MHP’den koparak yola çıktığı nokta ve şu andaki BBP’nin – ve de Alperenler’in -çizgisi çok bâriz; niyetim -tasvip etmesem de- bunları tartışmak değil…

Önce işin sosyal boyutuna değinmek istiyorum… Sayın Başkan, 3 gündür tüm TV kanallarında yayınlanmakta olan görüntüler karşısında, halkın neler hissedebileceğini – mücâhit ruhu gereği – sanırım sıradan insanlar gibi hissedemiyor! O coşkunca (!) bağırtılar, koşuşturmalar arasında yolda yaşayan kaç vatandaş acaba “bu yerel ve millî bir hareket, bundan korkmamalıyım” diye hissetmiş, düşünebilmiştir? TV’de bu görüntüleri izleyip de ürpermeyen kaç ortalama vatandaş vardır sence Sayın Başkan?

Kaç vatandaş sence -Türkistan’da yaşanan olayları göz önünde bulundurarak- Alperenler’in bu coşkusu ile gurur duydu?

İşin bir başka boyutu da siyasî inandırıcılık tarafı elbette… Bir dava(!) partisinin genel başkanı böylesi hassas bir durumda verdiği beyanda biraz daha dikkatli olmamalı mi sizce Sayın Topçu? Böyle bir toplumsal travma üzerine – öyle olmalı ki, 3 gündür tüm TV kanallarında Alperenler’in canhıraş koşturmalarını, âyinlerini(!) izliyoruz…- arkasına sığınılan şey, yaklaşımın / hareketin “Millî” olduğunu savunmaktan ibâret ise hâfızası kuvvetli birçok insan “Millî” GÖRÜNTÜSÜ altında yaşanan bir çok senaryoyu anımsayabilir ve ürkebilir… Hâttâ çıkar patavatsızın birisi, der ki; “Millî (İngilizce ve Almanca dillerindeki hâli ile “National”) hareketlerin toplumların başına neler açtığı bilinmekte iken, şiddeti bu başlık altında mâsum göstermeye çalışmayın…”

Dünya hep çekmiştir ülkesini seven milliyetçi insanların bu duygusunun şiddet adına, kaos adına, kapitalist çıkarlara hizmet adına kullanılmasından…

İlgilenenler için not: Yazının devamını http://www.zafermumcular.com ‘dan okumanız mümkün olacaktır. (niyetim reklâm değil, yerden tasarruf).

hüseyin sungurTemmuz 16th, 2009 15:15

Muhterem DOKSAT HOCA, MUSTAFA AĞABEY ve değerli mekâncılar,

1- Yazmaya gayret ettiklerimde, KARBON KOPYELERE yönelik herhangi bir cebir unsurunun üretilmesi konusunda bir dilek, murad vs yoktur. ASLA DA OLAMAZ.

Buna rağmen, ruhsal ihanet noktasındaki fikrimde ısrar etmek özgürlüğümü kullanıyorum.

Sanîyen, tarzlarını-tavırlarını beğenmesem dahi, bir klasik müzik konserinde, şu ya da bu şekilde kiafaf-ı nefs gibi, herhangi bir mayinin, her ne amaçla olursa olsun, içilmemesi taraftarıyım ve ısrar ediyorum.

2- Hangi ŞARAP şirketi/markası bu konseri madden desteklemiş, bilmiyorum ama böylesine bir konserde, TAHA AKYOL’un yazdığına göre fikir beyân ediyorum, sağda-solda ŞARAP REKLAM afişlerinin olması, adeta dinleyicilerin gözlerinin içine sokulurcasına sağa-sola yerleştirilmeleri ESERLERİ İCRA EDİLEN BESTEKÂRA YAPILMIŞ SAYGISIZLIK değil de nedir?

BU DURUMDAN PEK SÖZ EDEN YOK BASINDA!

3- Evet MUSTAFA AĞABEY, o “şahıs” faruk güvenç adlı ….dir.

Tekrar ediyorum o “şahıs” ….dir ve yazdığın doğrudur. O MEKTUP, BAŞBAKAN NİHAT ERİM’e yazılmıştır.

Bu ülkenin KADÎM kültür yapısını, ait olduğu medeniyet dairesinden alıp, bir başka daireye sokamazsınız. Buna kimsenin hakkı yoktur.

Bu bir tekamûl meselesidir.

Diger yandan, toplumlar, hiç bir zaman / en geniş anlamda/ aşağıdan yukarıya doğru evrilememişlerdir. Bu evrilme, HEP “DEVLET” marifetiyle ola gelen bir keyfiyettir.

Bugün, eğer ülkemde bir ses-söz-musıkî kirliliği varsa, Kİ ALLAH’ına kadar var, bu kirlenmede, birinci ölçüde KONSERVATUARLAR MES’ÛLDURLAR! Yıllarca kendi içlerine kapanık bir şekilde, memleketin görece batılı-modern-vs çevrelerine mozart-beethoven vsleri çalıp, dışındaki travmaları görmeyerek, görmek istemeyerek, zımnen aşağılayarak, hor görerek kötülüğün, çirkinliğin azmanlaşmasında GAYRET VE PAY SAHİBİ OLMUŞLARDIR.

Uzun uzadıya sosyolojik ukalalık yapmama durumundayız.

UNUTMAYINIZ…

Bu toprakların “gerçek” sahibi olan / KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR/ SÖZÜNÜN muhattapları, yıllarca ULUS’tan KIZILAYA sokulmamışlardır efendiler…

RÜZGAR EKEN FIRTINA BİÇER…

SAYGILARIMLA

MKD: Mekân hakkında dava açılmaması açısından, buradaki hâin kelimesinin “Türk Musıkîsi’ne ihânet” anlamında kullanıldığını eklemek mecburiyetindeyim ve kat’iyetle bu mesajın ne üslûbuna, ne muhtevasına, ne de bugüne kadar heyecanlı ama güzel mesajlarla mkânımıza renk katan Sayın Hüseyin Sungur’un bu terbiye ve eleştiri sınırlarını maâlesef çok aşan mesajının güzellikten yoksunluğuna katıldığımı açıkça ifâde etmek isterim. Netetikte büyük harfle yazmak zâten bağırmak demektir ve ayıptır. Burası da yarı açık bir e-grup gibidir.

Sayın Hüseyin Sungur, bugüne kadar samimiyetinize, delikanlılığınıza hürmeten mesajlarınıza hep yer verdim. Bu sefer çok ileri gittiniz, muhabbetin bozulmaması için rica ediyorum, edebi ve nezahati daha fazla zorlamayınız! Taha Akyol perestişkârlığı da bize hoş gelmez…

Hele konservatuarlara küfretmek bana hiç uymaz! Prediyabetik olduğum için de, en sofistike konserlerde ile hep su içerim.

Metin DoğanTemmuz 16th, 2009 20:39

Diğer mes’elelerden anlamıyorum tam… Büyük harfler kullanmayı Bold yazmak için kullanıyorum ben, onu belirtmek istedim…

Hürmetler…

MKD: Siz bold olsun diye belirtin, ben yaparım. Bilmukabele…

hüseyin sungurTemmuz 17th, 2009 23:02

Muhterem Kerem Doksat;

Ağortamda,büyük harfle yazmanın,”bağırmak” olabileceğini veya olduğunu , gerçekten bilmiyorum,bunun için özür dilerim.

Ancak…
Hazreti Ali’ye atfedilen bir söz vardır; gerçeğin hatırı,dostun hatırından öncedir…

Nedir ki,eklediğiniz yorumunuzda,beni,dolaylı olarak terbiyesizlikle itham etmektesiniz.Bunu haketmediğim görüşündeyim.Yazımı,tekrar tekrar okudum,muhtemelen,bir anlama kıtlığı içinde olmalıyım ki,terbiyesizliğimi keşfedemiyorum!

Bugün bir alman,Bach’ın icra edileceği bir konseri ve dolayısıyla Bach’ı,gerici gibi bir sıfatla değerlendirse,acaba almanyada ne olur?

Andığım zatın ,yaptığının, bundan ne farkı var ki?
Türkçemiz’de, ihanet edenlere,hepimizin malûmudur ki,hain sıfatı verilir.Eğer bir zihin koca Itrî’ye,böylesine had bilmezlikle saldırırsa, bu saldırı,başka ne türlü sıfatlandırılır,değerlendirilir acaba!
Yani,Ankaralı Turgut değildir söz konusu edilen keyfiyet.Ya da “hadise” adlı vitrin malzemesi!

Konservatuvarlara küfretmedim.Küfretmem de,haddim değil.Lâkin, söz konusu kurumu eleştirme hakkım vardır,yalnızca onu kullandım ve ısrar ediyorum ki,bugünün müzik kirliliğinde,lümpenliğinde konservatuvarların,payı vardır.

Aydınlatma vazife ve mes’uliyetlerini neden küçük bir topluluk için kullana gelmişlerdir,onu dert ediniyorum.O kurumlar,hepimizin verdiği vergilerle yaşatılmaktadırlar.Bunu dert edinmek,benim en tabii hakkımdır.
İsteriz ki konservatuvarlarımız,bize yalnızca avusturyalıları,almanları,italyanları icra etmesin.

Yazımın muhtevasına dahi katılmadığınızı peşinen beyan etmişsiniz zaten.
O halde,istirham edeyim,diger mekancılara da bir hoşluk olması açısından,katılacağınız muhtevalar konusunda bir rehber belirtiniz ki,başkaları da benim gibi olmasın!

Sonuç itibariyle,bu mekan,sizin göz nurunuzdur.Ne olacağına siz karar verirsiniz.

Size akademik ve mekansal gayretlerinizde,iyilik ve güzellik dilerim…

saygılarımla

MKD: Sayın Hüseyin Sungur, bu mekânda kimseye hakaret edilmeyeceği ve küfür, şahsî garez muhtevalı şeylerin yer alamayacağını zâten yasalar ve genel ahlâk, edep tâyin eder. Gene buraya yazarsanız, kimseye hakaret etmediğiniz takdirde, yazılarınız aynen neşredilecektir. Bakın, burada dahi bir “rehber belirtmemi” isteyerek sarkazm yapıyorsunuz. Sanırım kavgacı bir insansınız, benden de size en iyi dilekler…

ali veliTemmuz 18th, 2009 13:37

Talat Halman hocamızı makamından tard eden o mankutlara bir iltifat da iDiL BiRET den geldi.. Dedi ki “burada *AKM de- ITRI konseri verlilirse ben Devlet sanatcısı nişanımı iade edecem” Bu ufak notu saklayın bir yerde.. Sokak çalgıcısına bile saygı duyması gereken sözüm ona harika-çocuklar (idil-suna) batının yoluna turab olmuşlar- batı da onlara bir heykel yapar-diker köhne bir müzeni mahzeninde yıllanırlar.. Ama ITRI ye her gun yuzlerce-binlerce fatiha hediye olup, yad edilmektedir..

MKD: Keşke bunları yazarken ali@veli diye uydurukça adres vermeyip de, cesur olsanız. Buna rağmen yayınlıyorum, çünkü bir fikir ve iddia muhtevî ve hakaret de yok.

mustafa terziahmetoğluTemmuz 18th, 2009 17:42

Saygılar Efendim,

Pavlos, Hz. İsa’dan şöyle bir nakil yapmaktadır.

“Temiz olan her şey temizlerindir, ağza giren onu kirletmez fakat içten çıkan onu kirletir”.

Bu sözü okuduğum zaman çok beğenmiştim. Çünkü ben İncil’i ve Tevrat’ı da zaman zaman okurum. Öğrenmek, bilgi sâhibi olmak için. Kur’ân ile benzeşen yerlerini işaretlerim. Bir de yine İncil’de, şimdi hangi âyetlerde olduğunu hatırlamıyorum, “kuşların hayatlarıyla” ilgili bir bölüm vardı. Orada yarın için endişe duyulmaması, kaygılanılmaması gerektiği ifâde ediliyor, kuşların yiyeceklerini depo etmedikleri, her gün yeni baştan yiyecek arayıp bulduklarını açıklayarak, bir bakıma bu gün bizim Carpe Diem dediğimiz Ânı Yaşamak felsefesinin açıklaması yapılıyordu. Bununla ilgili aynı paralellikte, Kur’ân’da Lokman Sûresi’nde Lokman’ın oğluna yaptığı tavsiyelerde Carpe Diem felsefesi yatar veya ben öyle anlıyorum.

Bir gün ben bunu okurken işyerinde komşum olan bir arkadaş geldi. Ne yapıyorsun dedi. Ben de “İncil okuyorum. Bir söz var. Çok beğendim. Ağza giren onu kirletmez, fakat içten çıkan onu kirletir diyor” dedim. “Yâni, kusmaktan bahsediyor gâliba” dedi. “İnsanın ilk aklına gelen şey o oluyor ama ben daha değişik anladım” dedim. “İnsanın içinden çıkan kötü sözler, yalanlar, iftiralar, dedikodular, hakaret, incitici sözler, öfke, kin, kibir vs.”dedim. Arkadaş, “sen niye İncil’i okuyorsun ki? Bizim Kitabımız yok mu?” diye sordu. “Ben bütün Allah’ın Kitab’larını okurum. Çünkü mümin Allah’ın bütün indirdiği Kitab’lara ve peygamberlere inanır. O Kitab’lara inanan da onları okur” dedim ve bu konuda bayağı dozu yüksek bir tartışma oldu.

Ve ben şundan emin oldum ki, ben bu arkadaşın gözünde büyük bir olasılıkla sapkın veya belki de bir misyonerdim.

30 Mayıs’ta Türkiye nasıl bölünür açıklamanıza fikirlerimi beyan imkânı bulduğumda, Vakıa Sûresi 8-46. âyetlere atıfta bulunarak (Kaynak: Lâiklik ve İrticaProf. Dr. Cahit Tanyol) bir tezi aktarmış ve Kur’ân’ın tahrifiyle, sağ-sol kavgasını tahrik edenlere ne demeli demiştim. Siz de eklentinizde (MKD: Affedersiniz, “oha” olur mu?) şeklinde tepki vermiştiniz.

Efendim, İB olayı Vakıa S.8-46 âyetleri “Amel defterleri sağdan verilenler ve amel defterleri soldan verilenlerin” başka bir tezâhürü veya türevidir.

Yine bu satırlarda Bahçeşehir Ü. Ö. Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Esmer’in bir araştırmasını bir açıklamamda bahsetmiştim. “Toplumun %75′i çocuklara Kur’ân kursu açılmasını, %56’sı dünyayı anlamak için bilim yerine dinî rehber edinmekten yana, Hıristiyan ve Yahudi’yi komşu istemeyenler büyük çoğunlukta ve bu gurupların en hoşgörüsüz yaş dilimi 15-18 yaş arası gençler, yurttaşların %62’si dini, yaşamındaki önem sıralamasında 1. basamağa koyarken, %16’sı Lâikliği 1. basamağa koymaktadır. Bu da CHP’nin aldığı oydur. Bu oyların büyük çoğunluğu da bana göre Alevî yurttaşlarımızın oyudur. Tahminlerim de yanılıyorsam beni lütfen düzeltiniz. Benim burada yapabileceğim tahmin hatası tahminim, genelde %3-4′tür. Bir anlamda araştırma sonuçları ve seçim sonuçları arasında örtüşme vardır. Araştırma konusu ve başlığı: Radikalizm ve Aşırıcılık.

Efendim, bildiğiniz gibi Bektaşi cemlerinde dem alınır. Rakı içilir. Bektaşiler’in irşat yeri sofralardır. Sofrayı idare eden Dede dem almadan kimse alamaz. Her şey disiplin içinde yapılır. Bektaşi felsefesinde ağızdan alınanın önemi yoktur (bir anlamda giriş bölümünde bahsettiğim İncil aktarımı, lûtfen yanlış anlaşılmasın, benim Alevî birçok arkadaşım var, bir benzerlik veya başka bir şey ifâde etmek istemiyorum), kulaktan alınan dem önemlidir, o da sohbettir. Ağızdan alınan mideyi etkiler, kulaktan alınan akıla ve gönülü etkiler. Bu şekilde ruhun yüceltilmesine çalışılarak nefse hâkimiyet sağlanır.

Efendim, affedersiniz olayı biraz genişlettim. Uzun bir yazı oldu. Devamına müsaade ederseniz yazacağım. Sıkıcı olabilir diye düşündüm.

Sevgiler, sağlıklar.

MKD: Buyrunuz Efendim

Cem Kursad HasanogluTemmuz 19th, 2009 23:08

Dogu Turkistan’da yasanan zulme gozyasi dokmek, tepki gostermek gayet tabii. Gayritabii olan ise bunu Idil Biret konserini “basarak” yapmak. Aynen Kadizadelilerin, 17.yuzyilda, her turlu musibetin kaynagini musikiden, felsefeden bilmeleri gibi. Afganistan’da Talibanlarin binlerce yillik tarihi eserleri put diye yikmalari, tarihin en eski buda yontusuna kursun sikmasi geldi aklima.
Ruhumuz fakirlesmis, tepkiler gariplesmis.

Selam, Sevgi ve Saygiyla

MKD: Bilmukabele Sayın Cem Kürşad Hasanoğlu.

Ulaş ÇamsarıTemmuz 20th, 2009 03:03

Klâsik Batı Müziği’nin ve Klâsik Türk Müziği’nin büyük bir meraklısı olarak, Sayın İdil Biret’in büyük bir hayranı olarak, bir piyanist-besteci olarak, bir ruh hekimi olarak, tüm zamanını ülkesini ve onun geleceğini düşünen bir vatandaş olarak, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu kaygıyla izliyorum, üzülüyorum; cehâletin, yobazlığın, karanlığın böylesini görmeği hak etmedik. Mustafa Kemâl Atatürk’ünMustafa” yapıldığı, misler gibi şarap içip klâsik müzik dinleyen hârika bir dinleyicinin recm edildiği bir ülkeyi bizler haketmedik. Bu insanlar dünyayı 300 yıl geriden takip etmektedir ve ülkedeki dinamikleri ve yazık ki gündemi kontrol etmektedir. Konserde içilen şaraba tepki gösteren ve ortaçağdan günümüz dünyasına konuk olan o vatandaşlarımıza/bâzı gazetelerimize not düşmek isterim. Klâsik müzik konserleri Amerika’da yaz aylarinda büyük açık parklarda insanların alkollü içkilerini getirip çimlerin üzerine yayılarak piknik yaptıkları ortamlarda dünyanın en iyi orkestralarının/san’atçılarının eşliğinde verilmektedir (meraklısına, bkz. Cleveland Orchestra Blossom Concerts).

Sayın Hocam Dr. Doksat, yazdıklarınızı, verdiğiniz emeği takdir ediyoruz. Sizin sitenizi bir gazete gibi düzenli takip ediyoruz, hem aydınlanıyoruz, hem de mutlu oluyoruz. Mücadele aşkınızı, doğru fikirlerinizi, doğru yaklaşımlarınızı, Türk Dili’ne gösterdiğiniz özen ve saygıyı kendimize örnek alıyoruz.

Dr. Ulaş Mehmet Çamsarı
Psikiyatr / Çocuk Psikiyatrisi Uzmanlık Öğrencisi
Johns Hopkins Üniversitesi / Hastânesi, Baltimore, ABD

MKD: Sevgili Meslekdaşım Ulaş Mehmet Çamsarı, ne hazindir ki “diyâr-ı küffârda” memleket mes’elelerine ve millî kaygılara daha düşkün oluyor Türk insanı (sizi kastetmiyorum, genel bir müşahede). “Cihân-ârâ cihan içredir, ârâyı bilmezler; Ol mâhiler ki, deryâ içredir, deryâyı bilmezler” demiş Hayalî. Türkiye’yi, Batı’yı da tanıyarak, sizin gibi sevip düşünen kaç Türkiye’de yaşayan Türk kaldık, ben de bilmiyorum. Başarılarınızın devamını ve sık sık haberlerinizi almayı diliyor, yürek dolusu sevgilerimi yolluyorum.

mustafa terziahmetoğluTemmuz 21st, 2009 08:57

Sayın Hüseyin Sungur bey kardeşim;

Saygılarımı sunarım.Sizin bu heyecanlı haleti ruhiyenizi seviyorum.İçtenlik,samimiyet,kibir ve riya olmayan bir mizaç sergiliyorsunuz..Tıpkı benim 20-30 sene evvelki durumumu yansıtıyor.Donanımınız da takdire şayan.Bir AĞABEY olarak, ki siz buna layık gördünüz,sağolasınız,haddimi aşarak size tavsiyem kemal-i suhulet.Yerel gazetenizdeki yazılarınızı da okuyorum.İnsanların kafasına küt diye vurduğun zaman sersemleyip yere düşüyorlar ve söylediklerinizi işitmiyorlar.Onları daima uyanık durumda tutarak,yavaş yavaş tık tık diye kafalarına okşar gibi vurmak ve anlattıklarınızın anlaşılmasını sağlamak.Kusura bakma,naçizane.Çünkü aynı yolda yürüyenler,birlikte plan yapmalılar.Bunu diğer kesim iyi beceriyor. O yüzden de bu günleri yaşıyoruz.

Yorumlarındaki bazı hususlara iştirak etmeme rağmen,konu Taha Akyol olduğunda babamı tanımam.21.07 tarihli gazetesinde Sn.İDİL BİRET’le yapılan bir röportaja atfen diyor ki:Sn.İDİL BİRET,”İnsanları pozitife çevirmek sizin elinizde!” diyor.Bakınız şimdi bunu nasıl evirip,çeviriyor. Bunun adı provıkasyon değil de, nedir?
Negatif baktığınız zaman neler gelir akıllara;Sivas Katliamı,MENEMEN!(bu kısmı Menemeni farklı renkte yazmış,özellikle dikkati çekmek için ve Menemenden sonra ünlem işareti koymuş)
Hatta Dink’in öldürülmesine kadar uzatabilirsiniz!Kafalardaki “biz” ve “öteki”şablonu keskinleşir,kutuplaşma dizginlerinden boşalır.diyor bu hazret.Yani Sivas katliamı ve Menemen olayına pozitif baktığım zaman bir şey gelmeyecek akıllara.Bu adam Sn.İDİL BİRET olayına bakış açısında da ajitasyon yapıyor.Yalandan Delilik derler bizim buralarda.Bu işi liberal muhafazakarlar yapmamıştır diyor ama beri tarafta bunlar toplum dinamikleridir diyor.Bu hadise de muhafazakarlar üzerinde koruma şemsiyesini hemen kuruyor.Sivas katliamına ve Menemen’e pozitif bakmak mümkün mü?
İşte bu olaylara pozitif baktırarak olayları toplum hafızasından silerek,tıpkı Atatürk için yaptıkları gibi,ayrıca “Kemalist felsefede kuruluk olduğunu ben de benimsiyorum”diyen bu adam Cumhuriyetin İslam rejimine dönüşmesi için en etkili hizmeti vermektedir.”Demokratik Laiklik diye bir Laiklik icat ederek,Anayasa mahkemesi kararlarını Jakoben kararlar olarak nitelendirerek,kavramları manipüle ederek insanların kafalarını karıştırarak yanlış kavramları doğru olarak kamuoyuna yerleştirmek,mesela liberal kavramını muhafazakarlara yakıştırmak, yani bir anlamda Kemalistlere kendi kavramıyla “illiberal “kavramını layık görmek bu adamın ilkeleri arasındadır.Yani bir anlamda “ötekileştirmeyi”kendisi bizatihi yapmakta,karşı etkileri pasifize etmek için ötekileştirmeyi bir tarftanda eleştirerek bunu Kemalistlere ciro etmekte,onların sorumlu olduğu bir bölüştürme gibi takdim etmektedir. Yani bu adam ülkede Atatürk’ün söylemlerinde Türk ulusunun varlığını tehlikeye düşürecek noktaları işaret ettiği bütün eylemleri gerçekleştirmektedir.Bunun içinde bu adam her türlü olanakları ve olayları kullanmaktadır.Mesela son filmi,ÖSS sınavlarındaki büyük illerde ki başarısızlığıKaraman’daki başarının yüksekliğini,liberal muhafazakar kesimin zaferi olarak gündeme taşımaktadır.Bu adama Cumhuriyetçi,Demokrasi ve LAİKLİK TARAFTARI HERKESİN ,her gün onbinlerce mail gönderip protesto etmesi lazım.Tepki ve fikirlerini vermesi lazım.Aynı tepki bu gibi adamları bünyesinde barındıran Sn.Aydın Doğan’a verilmelidir.Sn.Başbakan nasıl bu gazeteleri okumayın dediyse, hiç bir Kemalist ve Laikliği benimseyen kişi,bu organın gazetelerini okumamalıdır.Türkiye Cumhuriyetinin Demokratik,Laik ve Sosyal hukuk düzeni için bu gibi adamlar içteki en büyük tehlikedir.

Seni seviyorum Sn.Sungur kardeşim;

Saygılar Efendim!

Sevgiler,sağlıklar

mustafa terziahmetoğluTemmuz 21st, 2009 09:57

Saygılar Efendim;

Sn.Sungur kardeşim,şimdi aklıma geldi.İlave ediyorum.
Daha önce bu satırlarda da yer vermiştim.
T.Akyol bir yazısı vardı.Başlık:” Yönetmemek ama Hükmetmek”
Bu yazısında CFR üyesi Steven A.Cook’un “Ruling but not to govern”isimli kitabını refererans alarak,her zaman olduğu gibi ORDU’ya yükleniyordu.Kendisine mail göndererek bu tercümenin yanlış olduğunu ve bilinçli olarak yani kavramları değiştirerek Ordu’yu karaladığını belirtmiştim.Aramızda bu konuda birkaç iletişim olmuştu.Ben literatürden kaynaklar vererek bu tercümenin”yönetme fakat hükmetmemek”şeklinde olacağını iddia etmiştim.Neticede bu kitabın Türkçe tercümesini yayınlayan yayınevine sormuş,onlar da Yönetmeden Hükmeden Ordular olarak tercüme etmişler.Ben de bu satırlar da konu açıkladım ve sormuştum.Kimseden bir cevap alamadım.
Ben iddia ediyorum ki, bu adamlar çok bilinçli,programlı,metodlu çalışıyorlar.İşte bu yüzdendir ki,Laik kesimdeki dağınıklık,başı boşluk,programsızlıkdan faydalanarak İslami rejimi gerçekleştirecekler ve elimizde binlik tespih ile “EL SABIR” çekeceğiz.
Bu solun bu günkü vizyonu ile olmaz.CHP ile olmaz.Sn.Baykal ile hiç olmaz.Çarşafa CHP rozeti takanlarla olmaz.Ucuz sokak siyaseti yapan CHP felsefesi ile olmaz.Bu soldaki bir Milli Mutabakat Cephesi veya Milli Kurtuluş Cephesi ile olur veya solda olmazsa bir Ulusal Cephe ile olur.
Soğanın karşısında sarmısak ile olur.
T.Akyol halen Milli Görüş cephesindedir.Onların sergilediği bu görüşün etkinliği gibi bir Ulusal Cephe ile olur.Maalesef muhalefet partileri olayın ÖNEMİNE müdrik olmadıklarından,bu Ulusal Cepheyi birilerinin gerçekleştirmesi gerekir. Bu da bu günkü vizyondaki isimlerle olmaz.İdeoloji ideolojidir.Onlar da 1 mm.sapma yok.İdeolojilerini gerçekleştirmek için her türlü aktiviteyi yapıyorlar.Bu açıdan baktığınızda ideolojiyi gerçekleştirmek karnesinde Sn.Baykal sınıfta kalır ama Sn.Erdoğan iftihara geçer.

Sevgiler,sağlıklar

sait ergün süğlünoğluTemmuz 21st, 2009 13:07

Aysun Kayacı’nın ağzına sağlık. Bir laf etti “ayak takımı ” diye
Ayak takımı Sayın İdil Biret Hanım’ın müziğinden ne anlar?

mustafa terziahmetoğluTemmuz 21st, 2009 14:33

Sayın Sait Ergün Süğlünoğlu bey;

Lütfen yani lütfen…

Bu ülkede ayak takımı diye nitelendirdiğiniz, başkaları toplum dinamikleri diye nitelendiriyor, %65 oy potansiyeline sahip. Bu toplum dinamiklerinin oylarında son genel seçimlere göre oy kaybı yok. Yerel seçimlerdeki oy kaybı başka faktörlere bağlı. Yerel özelliklere bağlı olarak, kişisel tercihler ön plana çıktığı için. Dolayısıyla bu oy potansiyeli ÖNEMSENECEK bir potansiyel. İdil Biretin müziğinden anlamıyor diye küçümsenenler, bu gün sizi yönetiyor. Siz bu ülkeyi nasıl yönetirsiniz, bunun için çözümler nelerdir, bunları düşünmek gerekir düşüncesindeyim.

Zannederim burada ayrıca Sn. İDİL BİRET’in yaptığı müzik türü tartışılmıyor. İdil Biret’e yapılan hareket ve onun geri planında yer alan düşünce yapısı, toplumsal psikoloji, ideolojik taktikler tartışılıyor.

Unutmayın, onlar da şimdi bazılarını ayak takımı olarak görüyorlar. Yani eskilerin deyimiyle “ayaklar baş,başlar ayak oldu.” Bu şekilde nitelendirmeler, yaklaşımlar sadece teselliden ibarettir.

Benim ricam, bu şekildeki tanımlamalarla kendimizi yıpratmayalım ve başka çözümler getirerek,üreterek baş olalım.

Lütfen….

Sevgiler, sağlıklar

hüseyin sungurTemmuz 21st, 2009 22:05

Sevgili Mustafa Ağabey;
Prensip olarak bu mekanda yazmamayı düşünüyorum.Burada,bana hitaben yazdığın için,bu satırları yazma gereği duydum.

Özel adresine cevaplarımı yazarım ağabey…

Saygı ve sevgilerimle

ufuk yanTemmuz 23rd, 2009 08:34

Hocam,

Sizin yazılarınız zevkle okuyorum ama siz de maâlesef başka türlü provakasyon yapıyorsunuz yazınızda… ***Çin’e “büyük devlettir, ne yapacaklarını bilir” deyip ağlaşan Gülümüz’e değil de, yurda dönünce “bu bir soykırımdır” diye kendi grubuna kükreyen Devletlû’ya değil de, orada musıkîyle ve isteyenin de şarap içerek yaşayacakları güzellikleri bekleyenlere saldırmak hangi akla, vicdana ve imana sığar? Uygur Türkleri’nin hesabını sorması gerekenler sözüm ona bu devlet adamları değil mi?*** bu cümle sizce başka bir provakasyon değil mi? İllâki birlerine saldırmak mı gerekiyor. Saldırılcak devlet adamları varken neden İdil Hanım’a saldırılıyor diyorsunuz… Şiddet bir çâremi sizce? Sosyalist olarak gördüğüm bir profesörün insanları içinde bulunduğu câhillikten çıkması için yazılarında bilgilendirmesi gerekirken, başka bir provakasyon yapması sizce politik değil mi? Sizi örnek almış, yorumlarınızı dikkatle takip eden hayranlarınız silâhları kuşanıp devlet adamlarının karşısına dikilse hoşunuza gider mi? Bence kalemlerimizi daha dikkatli kullanalım nitekim herbiri bildiğiniz üzere bâzen keskin bir kılıç olabiliyor…

Saygılarımla,

Ufuk YAN

MKD: Sayın Ufuk Yan, kullandığım kelimeler, sizin de iktibas ettiğiniz gibi, ”…hesabını sorması gerekenler sözüm ona bu devlet adamları değil mi”. Bunun neresi provokasyon (kışkırtma, kötü yönde tahrik etme)? Bu cümleden (hesap sormak) sizin idrakiniz onlara saldırmak olmuşsa, bunun oto-analizini kendi içinizde yapabilirsiniz. Nitekim ben yaptım ve toplumda yaratılan terörizasyonun hepimize az çok sirayet ettiğini maâlesef müşahede etttim.

Şiddetin hiçbir şeye çâre olamayacağını anlatan yazılarıma bir bakabilirsiniz.

Bilmukabele sevgi ve saygılarımla…

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word