Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 3066 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

BOKTAN MEDYA!

Sevgili Mekâncılar,

Ne olur, başlığına bakıp da okumadan silmeyin bu yazımı. Diyeceklerim var.

Bu Pazartesi TRT-1 Televizyonu’ndan öğlen kuşağında canlı yayına davet edildiğimde “acaba şaka mı” diye aklımdan geçmişti; çünkü AKP başa geldiğinden beri bütün kapılar güm diye suratıma kapanmıştı, önceki yazılarımdan bunu okuyabilirsiniz. Önceleri hem televizyonda hem de radyoda TRT’den en az ayda iki üç programa çağırılırdım. Bu kadar zaman geçince “bayram değil, seyran değil, niye öpülüyorum” diye şaşırmam gâyet tabiîydi.

Neyse, gittik; 20 dakikalık bölümde sadakât konusunu işledik. Baktım da, bu Hükûmet’in aksine cihetteki bütün çabalarına rağmen, TRT hâlâ bir mektep, bir duruşun sembolü ve -en önemlisi- müeddep! Küfür veya kabalık yok, diksiyon bozukluğu yok, Türkçe hatası asgari…

Bu yazıyı klâvyeye alma fikri geçenlerde Habertürk’te Fatih Altaylı’nın çok da seçkin bir üniversite hocasıyla konuşurlarken canlı yayında “… olunca da boku yiyorlar” demesiyle düştü. MB da “neyi neyi” diye keh kehledi, o da “eh, boku işte” diye güldü; mahcubiyetmiş, yüzü kızarmakmış, hak getire! İkisinin de şivesi, Türkçesi, üslûbu berbat ama ekrandan alenen küfrediyorlar, “nah, ulan” filân diyorlar ve kimse bir ikazda bulun(a)mu(ı)yor!

Murat Bardakçı

Her dâim” saçmalığını ağızlara alıştıran (dâima tamam da, bu nedir yâhu) Dalaksız’la, kendisiyle aşk yaşayan Şaşkın Beceriksiz’in seviyesizlik altı “atışmaları” haber diye veriliyor!

O günden beri büyük medyada önde gelen bütün köşe yazarlarının makalelerini sırf bu açıdan tetkik ettim; kim böyle çirkin kelimeleri bol veya ender de olsa kullanıyor diye baktım.

İsim vermeyeceğim, gereği yok. Sayı muazzam ve gittikçe artıyorlar. Kümelendikleri medya genellikle Hükûmet yandaşlarından. Ünlü, tanınmamış ve az tanınanlar hep bir arada sövüyorlar. Dinbazlar herhâlde günah diye yapamıyorlar, ama onlarda da hakaretin bini bir para.

Araştırmamın son bir haftasında kullanılan kelimelerden örnekler: Bok, göt, oyarım, dayarım, koyarım, ağzına sıçarım, ebeni ..kerim, ..ke ..ke, nah, ananı, ..cık ve daha neler neler (ben nokta koydum, orijinallerinde yok)…

Hükûmet muhalifi bir araştırmacı yazar Genç ise belden yukarı arada bir çıkıyor; canlı ve heyecanlı şekilde seyrettim ve pek de üzüldüm. Doğru olan şeyleri bu kadar galiz şekilde anlatmak ancak geri teper ama farkında değil!

Nihat Genç

Hâlâ edep ve terbiye dairesi içerisinde yazanların hemen hepsi eski tüfekler. Kimseye sövmeden de fikir beyan edebilineceğini ibretle bize sunuyorlar.

***

Argo ile terbiyesizliğin ve edepsizliğin, müstehcenlikle müptezelliğin sınırları kalmamış durumda. Bunun trajikomik bir örneği, Devletlû’nun kendisine külhanbeyi dediği için Baykalma’ya karşı açtığı hakaret davasını kazanmasıdır!

Argo aslında bir milletin harsının temel taşlarındandır; yaşayan lisanî mizahıdır. “İmam osurursa cemaât sıçar” dediğinizde, eğer ortam müsâitse, herkes güler. Lâkin, bir tartışmada muhatabınıza “senin ağzına sıçarım” derseniz, bu hakarettir. Bu tartışma ister köşe yazısında, ister televizyonda, ister başka mekân veya vasatta olsun, fark etmez.

Bunların yaptığı argo filân değil; aksini söylemek, argoya ihânet olur…

Vak’ayı âdiye oldu hâlbuki.

***

Bâzı nöropsikiyatrik hastalıklarda galizce küfretme, bilhassa da sinkaf etme veya ..tünü ..keyim deme cihanşümûl bir bulgudur ve Hyperekplexia (aşırı irkilme) sendromları bunun tipik örneğidir: Latah, Miryachid, Jumping Frenchmen of Maine, Ainu (imu) ve Gilles de la Tourette Hastalığı, hyperekplectic epilepsia, Leisch Nyan Sendromu. Bunlarla paralel olarak koprographia (aynı şekilde şeyler yazma) ve kopropraxia (aynı mâhiyette davranışlarda bulunma). Bunlarda koprolalia (galiz küfürler etme) sıktır ama bunlar hasta oldukları için, ellerinde olmadan küfrederler. Bâzı şizofrenlerde de müşahede edilir.

 

Kelimenin kökeni Yunanca κόπρος yâni bok’tan gelir. En sık rastlananı da Gilles de la Tourette Hastalığı’dır.

Tekrar yazıyorum: Bunlarda koprolalia, kopropraxia ve koprographia sıktır ama bunlar hasta oldukları için, ellerinde olmadan böyle davranırlar. Cezaî ehliyetleri yoktur ve ender rastlanırlar!

***

Peki, sürekli koprographia ile yazanların, koprolalia ile konuşanların hepsi de köşe yazarı veya televizyon sunucusu mu oluyor?

Öyle olmayanları istihdam etmiyorlar mı?

Tabii ki düz mantıkla bunun cevabı “hayır” olmak gerekir.

Peki, bu kadar da tesâdüf nasıl olur?

***

O takdirde, geriye kişilik sorunları ve yozlaşma kalıyor:

Antisosyaller, hudutta (borderline) kişiler, narsisistler ve histriyonikler, yâni bizim B Kümesi dediğimiz kişilik grubundakiler en çok böyle yaparlar (bkz. KİŞİLİK BOZUKLUKLARI yazım).

Türkiye’nin sağlıklı, dengeli, irfan ve edep sâhibi özdeşleşme-benimseme figürlerine en çok muhtaç olduğu şu bunaltıcı sıcak günlerde, neden hep bu tür adamlar medyadalar ve ön saflardalar?

   Bu da plânın bir parçası mı acep?

      Bu arada, edep ayarı bozuk sunucu kendisine yakışan davranışı yapıp, koprolaliklere kazığı atıvermiş.

         Eeee, yapma etme dünyası…

            İmam osurursa, cemaât sıçar!

Mehmet Kerem Doksat İstinye – 24 Temmuz 2009 Cuma

Yorum Yapın

Mesajınız