BİR DALAKSIZA SAVCIDAN CEVAP
“Sabah” adı verilen gazetede bir iddia yer aldı…
Denildi ki: “Ahmet Hakan askere gitmemek için dümen çevirmiştir… Delilimiz var, tanığımız var… Kanıtlamaya hazırız…”
Bu iddia bir kere, iki kere, üç kere falan yer almadı o gazetede…
“Bohçacı kadın” üslubuyla, bin bir hakaretlerle bezeli olarak, belki 40 kez yazıldı…
Ne yapabilirdim bu durum karşısında?
Birinci seçenek şuydu:
“İhbar yazıları” yazan bu “bohçacı kadın üslubu”yla elde kalem cenk edebilirdim…
Bunu yapmadım…
Çünkü “bohçacı kadın üslubu”na, kabil-i hitap muamelesi çekemezdim…
Peki susacak mıydım? “Hiç kaale almıyorum” havası mı basacaktım?
Ama o zaman da…
“Kim yazıyor? Ne yazıyor? Niye yazıyor?” meselelerine zerre kadar kafa yormayanların nezdinde…
“Mücrim” gibi algılanmam söz konusu olmaz mıydı?
* * *
İşte bu yüzden…
Yani “mücrim” gibi algılanmayayım diye…
Tuttum, bu iddiayı mahkemeye taşıdım…
İstedim ki:
“Askere gitmemek için dümen çevirdi” iddiası, mahkemede soruşturulsun…
Ben “dümencinin teki” miyim, yoksa iddiayı ortaya atan şahıs “müfterinin teki” mi ortaya çıksın…
Avukatlarım “Savcı”ya başvurdu… Dosyalar sunuldu, ifadeler verildi…
Ve sonunda “Savcı” karar verdi:
“Bu konuda bir kovuşturmaya yer yoktur.”
Yani…
İddianın “gerçek” mi “iftira” mı olduğu konusunun mahkemede ele alınmasına gerek yok imiş…
Savcı Bey’in takdiri böyle imiş…
* * *
Şimdi Savcı Bey’e soruyorum:
Savcı Bey…
Biri size “Hırsız” dese… Elinde birtakım belgeler olduğunu söylese… Tanıklarının olduğunu söylese… Söylemekle kalmayıp, bunu yazılı basın organında defalarca tekrarlasa… Ve size hakaretler etse…
Siz de mahkemeye başvurup, “Bana hırsız diyor… Ben hırsız değilim… Benim hırsız olduğumu ispatlasın” deseniz…
Ve mahkemeden de “takipsizlik kararı” çıksa… Yani “Kovuşturmaya gerek yoktur” denilse…
Ne yaparsınız?
“Bu nasıl adalet?” diye haykırmaz mısınız?
* * *
Yine soruyorum Savcı Bey’e…
“Askere gitmemek için dümen çevirdi” gibi hem onur kırıcı, hem de hedef gösterici bir iddiayla karşı karşıya kalan bir vatandaş ne yapacak?
Ben buradan…
Başbakan’a seslendim: “Aleyhimde soruşturma açtır” diye…
İçişleri Bakanı’na seslendim: “İnceleme başlat” diye…
Sağlık Bakanı’na seslendim: “Raporlarımı incelet” diye…
Genelkurmay Başkanı’na seslendim: “Olaya el koy” diye…
Hiçbirinden ses çıkmadı…
En sonunda mahkemeye gittim…
Siz de savcı olarak bana “Bu iftira senin sırtına yapışıp kalacak” anlamına gelen bir karar verdiniz?
Söyler misin Savcı Bey… Ben şimdi ne yapmalıyım?
***
Hürriyet’teki Dalaksız bugün böyle yazmış köşesinde.
Ben de Sayın Savcı’yı aradım, sordum, “niye böyle yapıyorsunuz” dedim hani…
Bana aynen şu kelimelerle cevap verdi: “Başbakan’a, İçişleri Bakanı’na, Sağlık Bakanı’na, Genel Kurmay Başkanı’na “sen” diye hitap edip emirler veren, kolu kırıldığında kendisini öpüp okşamadı diye Cumhurbaşkanı’na sitem eden bu kişinin cezaî ehliyetinin olmadığına, hiçbir şeyinin ciddiye alınmasının mümkün olamayacağına kanaât getirdiğim için kovuşturmamaya gerek yoktur dedim”.
Bir de ekledi: “Tabii, eğer bu üslûpla ve meczuplukla devam eder de, başını başka dertlere sokarsa, o zaman gereğini yapacağım ama yazık, eğlencelik şeyler yazıyor, tıpkı eski aşkı PB gibi. Böylesine eğlendirici kişileri sonuna kadar koruyup kollamak lâzım… Yoksa neye güleceğiz? Üstelik de bana “siz” diye hitap etti hani”.
Eh, Sayın Savcı’nın dediğine itiraz edilmez.
Hayırlı Pazarlar efendim, 3G’ye de az kaldı!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 26 Temmuz 2009 Pazar


Eski şeriatçı, günümüzün neydüğü belirsizi.
Her ağza bir parmak bal çalmakla kendini yazar zanneden zat.
Bâzen milliyetçi, kimi zaman Tayyip’çi, zaman zaman Liberâl, İslâmcı, Atatürk’çü.
Bâzen magazin muhabiri, kimi zaman siyasetçi.
Savcı Bey doğru söylemiş.
Ahmet Hakan Beyefendi olmazsa kime güleceğiz.
Saygılar, sevgiler.
MKD: Aynen
İslâmî kesimden sözde kirişlerini kırarak kendini Liberal dünyaya atmış zât, tabİi kirişleri kırarken civataları da dağıtmış vaziyette, dolayısıyla da yazıları eklemsiz, al topu vakit ver topu vakit oyunuyla bir çeşit Truva atı, her yazısını okumak gerekir, ülkenin yetiştirdiği ender Frankenstein’lardan birisidir.
Saygılarımla.
MKD: Bu teşbihe çok güldüm…
Kendisinin “eski şeriatçı, günümüzün neydüğü belirsizi”‘nden ziyâde önce Kanal 7′ye sonradan da “lâik” medyaya ustaca monté edilmiş, Alaçatı’dan Bodrum’a, Nışantaşı’ndan Mekke’ye her yere rahatlıkla girip çıkabilen “derin bir ağabey” olduğu rivâyet edilmektedir.
Neyse… Bugünkü yazısında Umre’ye gideceğini haber vermiş muhterem.
Aman dikkat edelim, o mübârek yerlerde bize bir ah ederse, devriliriz Allah korusun.
MKD: Aman, Allah (cc) bizi bunlardan korusun!
Ne kadar kötü. Ne kadar acı ve ne kadar acımasız. İnsanın üzerine çamur atmak ve çamuru temizlemesine izin vermemek. Eskinin “çamur at izi kalsın ” politikası , şimdinin “çamur at ve temizlemesine musaade verme”politikasına dönüşmüş. Bu vatandaşın eskiden kim olduğu hiç önemli değildir. Şimdi ki fikir yapısınında hiç ehemiyeti yoktur. Ortada bir iddia vardır.Bu iddianın yalan olduğunu ispatlamaya çalışan ancak ispatlayamayan yada ispatlamasına izin verilmeyen bir yazar vardır.
Ne demiş savcı bey kovuşturmaya gerek yoktur.Ama yine hiç gereği yokken bu vatandaş ile ilgili iddia ortaya atıldı. Ben bu zaatı sevmem ama iftiraya uğrayana gülenleride sevmem.
MKD: Bu mesaj, gelenler arasında en “düzeyli” olanı. Hürrüyet’teki köşesinden yedi düvele taş atan “vatandaş” için dolaylı tehdit… Alıştık. 2009-7-28 @ 1:07:31 pm’de yolanmış, IP numarası bende mahfuz!
Kıymetli Üstâdım ve Sevgili Mekâncılar, merhaba,
Açıkçası 26 Temmuz Pazar günkü Hürriyet Gazetesi ile ilgili sizden bir yorum bekliyordum. Ama Ahmet Hakan yerine sayın Genel Yayın Yönetmeni’nin yazısı hakkında yazacağınızı – daha doğrusu bu durumu yoracağınızı
– tahmin etmiştim…
Bana sanki sayın Genel Yayın Yönetmeni’nin size – şiddetle – ihtiyacı varmış gibi geldi de!
Yoksa gereksiz yere mi takıldım ben Hocam?
Ya da beklemeli miyim bir kaç gün daha?
En derin Saygılarımla
ZM
MKD: Sevgili ZM Kardeşim, aynen, aynen, aynen
Ben de T. Şentürk gibi düşünüyorum. Uğraşıp yazmadıydım. Hazır yazılmışı var : Katılıyorum