Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1280 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

BİR DALAKSIZA SAVCIDAN CEVAP

“Sabah” adı verilen gazetede bir iddia yer aldı…

Denildi ki: “Ahmet Hakan askere gitmemek için dümen çevirmiştir… Delilimiz var, tanığımız var… Kanıtlamaya hazırız…”

Bu iddia bir kere, iki kere, üç kere falan yer almadı o gazetede…

“Bohçacı kadın” üslûbuyla, bin bir hakaretlerle bezeli olarak, belki 40 kez yazıldı…

Ne yapabilirdim bu durum karşısında?

Birinci seçenek şuydu:

“İhbar yazıları” yazan bu “bohçacı kadın üslubu”yla elde kalem cenk edebilirdim…

Bunu yapmadım…

Çünkü “bohçacı kadın üslubu”na, kabil-i hitap muamelesi çekemezdim…

Peki susacak mıydım? “Hiç kaale almıyorum” havası mı basacaktım?

Ama o zaman da…

“Kim yazıyor? Ne yazıyor? Niye yazıyor?” mes’elelerine zerre kadar kafa yormayanların nezdinde…

“Mücrim” gibi algılanmam söz konusu olmaz mıydı?

* * *

İşte bu yüzden…

Yani “mücrim” gibi algılanmayayım diye…

Tuttum, bu iddiayı mahkemeye taşıdım…

İstedim ki:

“Askere gitmemek için dümen çevirdi” iddiası, mahkemede soruşturulsun…

Ben “dümencinin teki” miyim, yoksa iddiayı ortaya atan şahıs “müfterinin teki” mi ortaya çıksın…

Avukatlarım “Savcı”ya başvurdu… Dosyalar sunuldu, ifâdeler verildi…

Ve sonunda “Savcı” karar verdi:

“Bu konuda bir kovuşturmaya yer yoktur.”

Yâni…

İddianın “gerçek” mi “iftira” mı olduğu konusunun mahkemede ele alınmasına gerek yok imiş…

Savcı Bey’in takdiri böyle imiş…

* * *

Şimdi Savcı Bey’e soruyorum:

Savcı Bey…

Biri size “Hırsız” dese… Elinde birtakım belgeler olduğunu söylese… Tanıklarının olduğunu söylese… Söylemekle kalmayıp, bunu yazılı basın organında defalarca tekrarlasa… Ve size hakaretler etse…

Siz de mahkemeye başvurup, “Bana hırsız diyor… Ben hırsız değilim… Benim hırsız olduğumu ispatlasın” deseniz…

Ve mahkemeden de “takipsizlik kararı” çıksa… Yâni “Kovuşturmaya gerek yoktur” denilse…

Ne yaparsınız?

“Bu nasıl adalet?” diye haykırmaz mısınız?

* * *

Yine soruyorum Savcı Bey’e…

“Askere gitmemek için dümen çevirdi” gibi hem onur kırıcı, hem de hedef gösterici bir iddiayla karşı karşıya kalan bir vatandaş ne yapacak?

Ben buradan…

Başbakan’a seslendim: “Aleyhimde soruşturma açtır” diye…

İçişleri Bakanı’na seslendim: “İnceleme başlat” diye…

Sağlık Bakanı’na seslendim: “Raporlarımı incelet” diye…

Genelkurmay Başkanı’na seslendim: “Olaya el koy” diye…

Hiçbirinden ses çıkmadı…

En sonunda mahkemeye gittim…

Siz de savcı olarak bana “Bu iftira senin sırtına yapışıp kalacak” anlamına gelen bir karar verdiniz?

Söyler misin Savcı Bey… Ben şimdi ne yapmalıyım?

***

Hürriyet’teki Dalaksız bugün böyle yazmış köşesinde.

Ben de Sayın Savcı’yı aradım, sordum, “niye böyle yapıyorsunuz” dedim hani…

Bana aynen şu kelimelerle cevap verdi: “Başbakan’a, İçişleri Bakanı’na, Sağlık Bakanı’na, Genel Kurmay Başkanı’nasen” diye hitap edip emirler veren, kolu kırıldığında kendisini öpüp okşamadı diye Cumhurbaşkanı’na sitem eden bu kişinin cezaî ehliyetinin olmadığına, hiçbir şeyinin ciddiye alınmasının mümkün olamayacağına kanaât getirdiğim için kovuşturmamaya gerek yoktur dedim”.

Bir de ekledi: “Tabii, eğer bu üslûpla ve meczuplukla devam eder de, başını başka dertlere sokarsa, o zaman gereğini yapacağım ama yazık, eğlencelik şeyler yazıyor, tıpkı eski aşkı PB gibi. Böylesine eğlendirici kişileri sonuna kadar koruyup kollamak lâzım… Yoksa neye güleceğiz? Üstelik de bana “siz” diye hitap etti hani”.

   Eh, Sayın Savcı’nın dediğine itiraz edilmez.

      Hayırlı Pazarlar efendim, 3G’ye de az kaldı!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 26 Temmuz 2009 Pazar

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word