Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 3073 defa okundu.
Bu yazi bugun 4 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

HOMO RELIGIOSUS ile HOMO MYSTICUS’UN FARKLARI

Geçenlerde “yapma Celâl, n’olur” diye yazdım; saçma sapan tepkiler aldım.

Bunlar arasında “İslâm dinini korumak sana mı kaldı pis mason o….. çocuğu” diyen dinbaz tepkileri de vardı, Celâl’in neyini eleştirdiğimi bir türlü anlayamayıp, onu “korumaya” kalkanlar vardı (müeddep olanları mekâna koydum), benim ona dinsiz, kitapsız dediğimi anlayıp, beni provokasyonla suçlayanlar da oldu (müeddep olanları mekâna koydum).

Yâhu, Celâl dünya çapında bir âlim; fakirin onun yanında esâmisi okunmaz! Buna mukabil, ben hep içeriye çalıştığım için, âileden zengin gelip de kafama göre her yere, her toplantıya gitme bahtım olmadığı için, onun kadar beynelmilel şöhretim filân da yoktur. Gene buna mukabil, iyi bir hekim ve mûteber bir âlimimdir; Türkiye’de sevenim de, sevmeyenim de bunu bilir.

Yâni, Celâl’i çok takdir ederim, ona gıpta da ederim ama zerre kadar kıskanmam. Ben maddî mânâda zengin bir âileden gelmediğim için, hep para da kazanabilmek için zamanımın ciddi bir bölümünü maddî kaygılara ayırmak zorunda kalmışımdır. Celâl ise, yazılarında da alenen beyan ettiği gibi, böyle bir derdi olmadığı için, bütün mesâisini ve enerjisini ilme adamış, her mânâda da mukabelesini almıştır, almaktadır.

Buna mukabil, arkadaşlığının keyifliliğinin, bonkörlüğünün ve fıtratında olan sevimliliğinin onu tahammül edilebilir hâle ancak getirdiği bir kötü huyu vardır: Dili çok sivridir, üslûbu çok saldırgancadır ve hele özel sohbetlerde onu sonsuz bir hoşgörüyle dinlemeyi baştan kabûl etmezseniz, sıradan biriyseniz, üstüne atlayabilirsiniz. Yâni hitabet gücü muazzamdır ama muhtevası istihza, hâttâ istiskâl dolu olduğu için, çok kötü bir hatiptir ve ancak çok anlayışlı kişiler ona tahammül edebilir. Birisi de benim bittabi. Buna mukabil, aksini ama gene ilmen seviyeli olarak yapılacak konuşmalarda nedense hep bir son an aksiliği çıkıp, iştirak edemez!

Richard Dawkings’in The God Delusion (hatalı olarak Türkçe’ye Tanrı Yanılgısı diye tercüme edildi, hâlbuki bal gibi Tanrı Hezeyanı’dır ismi) kitabı ilk çıktığında hemzaman olarak okuduk. İlk işim âcilen arayıp “yalvarıyorum köşende aynı üslûp ve anlamda bir şey yazma, burası Türkiye, etraf yobaz dolu, vallahi seni katlederler” dedim ve zor ikna ettim!

Hani meşhur bir söz vardır: “Camdan evlerde oturanlar etrafa taş atmamalıdır” diye… İlk olarak Geoffrey Chaucer’unTroilus and Criseyde” eserinde (1385) yer aldığı, menşeinin Çin olduğu söylenen atasözü.

Benim demem odur, başka bir şey asla değil!

Artık bu absürt tartışmayı kesiyorum.

Şimdi, Sevgili Celâl’in iştirak edemediği (edemediğine samimiyetle inanıyorum) konuşmamda da, Biyolojik Psikiyatri Kongresi’nde de anlattıklarımı tekrar özetleyeceğim.

***

PSİKİYATRİ İLMİ TRANSANDANTAL DUYGULARI, DÜŞÜNCELERİ VE YAŞANTILARI NASIL VE HANGİ BAKIŞ AÇISINDAN ELE ALMAKTADIR veya Homo mysticus’un Din, Bilim ve Evrim Macerası

(Burada anlatılacakların hepsinin yanlış olma ihtimâli vardır)…

Şeyler ya aslında göründükleri gibidirler; ya da öyle değildirler, göründükleri gibi de değildirler; ya da öyledirler ama öyle görünmezler; ya da öyle değildirler ama öyle görünürler

(Epiticus)…

Bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok;
Öyle bir inci ki bu büyük sır delen yok;
Herkes aklına eseni söylemiş durmuş,
İşin kaynağına giden yolu bulan yok.

Yetmiş iki ayrı millet, bir o kadar da din!
Tek kaygısı seni sevmek benim milletimin;
Kâfirlik Müslümanlık neymiş, sevap günah ne?
Maksat sensin, araya dolambaçlar girmesin. 

Bir elde kadeh, bir elde Kur’ân,
Bir helâldir işimiz, bir haram,
Şu yarım yamalak dünyâda
Ne tam kâfiriz, ne Müslüman.

Kıssadan Hisse:
En doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;
İyilik seven kötülük edemez zâten.
Dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur;
Düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.

Ömer Hayyam

Hayyam

BİLİMSEL BİLGİ NEDİR?

Bir bilginin (knowledge) bilimsel olabilmesi için nesnel olması gerekir. Bunun için de önce tasvir (betimleme: description) edilmeli, sonra târif edilmeli (tanımlama: definition), akabinde ölçülmeli ve nihâyette sınıflanmalıdır. Bu bilginin bir de “bir işe yarama potansiyeli” olması gerekir ki üzerinde çalışılmaya değsin. Bu safhalardan geçmeyen bilgiler ve onların temsil ettiği varlıklar özneldir, dogmatik vasıflıdır ve bilimin dışındadırlar. Bunlar iman konusudur; değiştirilemez, tartışılamaz çünkü sınanamazlar. Dinî, metafizik ve mistik bilgiler bu özelliktedir. Bunların bilime enjeksiyonu ancak kaos yaratır.

Nesnel bilgiden hareketle bir ön fikir (assumption: zan) üretilir. Bu, mevcut diğer bulgular, teoriler ve varsayımlarla mukayese edildikten sonra bir varsayım (hypothesis) ortaya atılır ve test edilip geçerli (valid), güvenilir (reliabl) kılabilmek için bir araştırma deseni inşa edilir. Eğer bu iş için kullanacağımız gereçler (tools) geçerli ve güvenilir değilse, önce bunlar tasarlanıp geçerlilik ve güvenilirlik analizleri yapılarak kullanılabilir hâle getirilir. Önceden bu aşamalardan geçmiş araçlar mevcut ise kullanılabilir. Araştırmanın geçerliliğini ve güvenilirliğini en önemli olarak belirleyen hususlardan bir tânesi de tarafsızlık (non-biasedness) ilkesidir. Varsayımımızı sınamak istememiz, araştırmamızın tarafgir olmasını asla gerektirmez, hâttâ doğrusu olmamasıdır. Bu sebeple de, deseni hazırlarken yanlış pozitif veya yanlış negatif sonuçlardan bizi koruyacak bütün bulaşıklıklardan (contaminations) arınmalıyızdır. Sonuca bulaşabilecek etkileyebilecek bütün hâricî veya dâhilî etkiler olabildiğince asgariye düşürülmelidir. Daha sonra araştırma veya deney yapılır. Sonuçlar dünyaca kabûl görmüş istatistiksel analizlerden geçirilir. Bunu yaparken bilinçdışı veya bilinçli tarafgirlikten kaçınmak için konuya kör bir istatistikçi de sonuçları gözden geçirir. Yayın aşamasında sonuçların anlamlılığı ve varsayımın haklılık derecesi tartışılır. Çalışmanın kısıtlılıkları varsa belirtilir. Sonra yazı güvenilir hakemli bir dergiye gönderilir. Gelen eleştiriler sebebiyle gerekirse 3–5 kere gözden geçirilir. Sonunda da yayınlanır. Buna rağmen ciddi eleştiriler gelebilir ve teyit (replication) çalışmaları yapılmadıkça 1. dereceden kanıt olarak kabûl edilmez. Buna Kanıta Dayalı Bilim denir. Ve… Bunca zahmetle elde edilen bilgi daha yayınlandığında eskimiştir ve yeni bilgilerce çürütülecek veya değişecektir.

Tabii ki bütün bunlar somut sistemlerle uğraşan doğa bilimlerinde, tıpta, biyolojide, jeolojide vs. daha bir geçerlidir. Anlam sistemleriyle uğraşan teorik fizik ve matematik gibi bilimlerde işler daha da karışır ve devreye diyalektik mantık, puslu (fuzzy) mantık ve Heisenberg´in belirsizlik ilkesi girer. Kuantum araştırmalarında ise uçuş serbestçedir ama önce bütün temel bilgilere ileri derecede vâkıf olmayı gerektirir. Bu takdimde de ilmî ve varsayımlar dürüstçe belirtilerek konuya yaklaşılacaktır.

Psikiyatri bilim midir?

Biyolojik, psikofarmakolojik, sinirbilimsel, radyolojik, biyokimyasal, genetik, deneysel psikolojiden mülhem alt dallarıyla bir bilim dalı olduğu kesindir. Buna karşılık, Popper’ın bilim târifine damgasını vurduğu yanlışlanabilme (falsifaibility) ilkesine ters düşen ve varsayımlarını a priori doğru kabûl ederek sonuçları ona göre yordayan (prediction) psikanalitik ve sâir teoriler bilimsel değildir; bilimselleşmek için bilimsel olan dallarla işbirliğine giderek (msl. nöropsikanaliz) doğru iş yapmaktadırlar.

Evrimin Anahtarı: Moleküler Evrim

Ta Büyük Patlama’dan insana kadar her şeyin evrimini kapsar; Darwiniyen (1850-60’larda), Mendeliyen (1900’lerde), Moleküler (1960 ve 70’lerde), Filogenetik (1970 ve 80’lerde), Genomik ve Biyoenformatik (1990’larda) mekteplerle evrimleşmiştir; hâlen alternatif transkripsiyon, alternatif translasyon ve ekspresyon, metillenme, radyasyona mâruziyet ön plândadır. Bunlar Darwiniyen paradigmanın zaaflarını kapatmaktadır.

Yâni 1 Genom – ~ 30.000 Gen – ~ 300.000 Protein – ~ 3 000 000 Moleküler etkileşim yapılmakta; Buna göre bir genin yaklaşık 10 proteinin ve 100 kadar moleküler ilişkinin temelinde bulunduğu düşünülmekte; Beynin ve onun reseptif-perseptif-eksekütif işlevleri evrimi neo-Lamarckiyen hâle getirmekte. Evrimin temelinde nöral plastisite, onun da temelinde adaptif değişikliklere intibak etmek için yeterli evrimsel donanım var.

Genomumuzun sessiz sanılan %60’dan fazlalık kısmı aslında sessiz mi? Yoksa bize evrimsel-küllî bilgiden bir şeyler mi taşıyor?

EVRENİN EVRİMİ: Katolik papazı olan George-Henri Lemaitre 1920’lerde dinî düşünceyle, Amerikalı Hümanist bir teorik fizikçi olan George Gamow 1940’larda bilimsel düşünceyle, İlk An’dan bahsettiler. Gözlem evlerinden izlenen uzak galâksilerin ışığındaki kırmızıya kayış ve fon ışınımı bunun ispatı olarak kabûl edilmektedir.

HER ŞEYİN TEORİSİ: Cambridge Üniversitesi’nden Profesör İngiliz astrofizikçi Hawking “sonsuz sayıda eşiz evrenler var” diyor. Evrenin var oluşunu açıklamak amacıyla yıllardır üstünde çalışılan “Her Şeyin Teorisi”nin (Theory of Everything) formülünü oluşturmayı başardı ve buna “M-teorisi” adını verdi. Buradaki “M” (magic, mysterios, mother) büyülü, esrârengiz veya her şeyin (bütün teorilerin) anası olarak değerlendirilebilir. Büyük Patlama sırasında kütle, maddesel olmayan bir noktada, “hiçliği ifâde eden bir kuantumda” yoğunlaşmıştı. Büyük Patlama’nın ardından, zaman boyutu ile üç tane uzaysal [uzunluk, genişlik, yükseklik] boyut açılarak kozmik büyüklüğe dönüştü. Kalan yedi boyut, konumlarını değiştirmeden, yâni sicim kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte, bir gonca gibi sarılı olarak kaldılar. Böyle yedi boyutlu bir yumak, evrenin her noktasında mevcuttur. M Teorisi’ne göre, evren iki boyutlu bran’larla kaplıdır. Bu bran’lar için üçüncü boyut, bran’ların frizbi plâkları gibi, içinde oradan oraya uçtukları ve hiç birbirlerine çarpmayacakları büyüklükte bir “hiper-uzaya”, “üç boyutlu kütlecikler” hiç fark edilmeden dört boyutlu bir uzaya, “dört boyutlu kütlecikler” beş boyutlu bir uzaya vs. girerler. “Bizim gözlemleyebildiğimiz evren, belki de hiper-uzayda süzülen üç boyutlu bir bran’dan öte bir şey değil ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız değil. Çünkü sürekli yeni evrenler, yeni bran’lar doğuyor”. Fizikçiler, bu olaylara kuantum fluktuasyonu adı vermişlerdir. Sürekli bir üst boyuta geçen branlar’la ilgili insanın başını döndüren bu varsayımı biraz daha somutlaştırabilmek için, hologram örneğini verilebilir: Hologramlarda iki boyutlu bir yüzeyde üç boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark edilir. Başka bir deyişle, daha yüksek boyuttaki bilgiler, daha düşük boyuttaki bir oluşumun içine kodlanmıştır. Bir hologramda üç boyutlu bilgiler, iki boyutlu yüzeyin her noktasında kodlanmış olarak bulunur. Hologram levhasını kırdığınız ve parçalardan birini ışık altında incelediğiniz zaman, içinde kodlanmış olan üç boyutlu nesnenin tamamını görürsünüz. Çünkü nesneye âit üç boyutlu bilgilerin tamamı, yüzeyin her noktasında ayrı ayrı kodlanmış bulunur. Bu açıdan bakıldığında, bu matris bütününün bir parçası olan kişinin, normâlde görülemeyen bilgileri bâzen fark etmesi çok da olağanüstü sayılmayacaktır.

Hawking’in teorisiyle kehânet, telepati, eşzamanlılık, anlamlı rastlantılar gibi metafizik konular da belki daha doğru yorumlanabilir. Aynı holografik mantıkla, beynimizin o ilk andan gelen bilgileri şu veya bu derecede taşıması varsayımı, taşımamasından daha bilimseldir. Bu bilgiye ulaşabilen bâzı seçkin beyinler olamaz mı? Dissosiyatif ve assosiyatif dissosiyasyonlar (bahsedeceğim)…

Evrenimiz eğer bir hologram ise, bütün bilgiler, yine evrenin her yerinde ayrı ayrı bulunuyor olmalıdır. “Her Şeyin Teorisi’nin” henüz tamamlanmadığını, bunun belki de ancak 21. yüzyılın sonuna doğru mümkün olacağını belirtilmektedir. Formül tamamlandığında da Tanrı’nın evren formülüne ulaşmış olacaklarını, bu noktanın da insan aklının nihâî zaferi olacağını belirtir. Yâni evren zannedildiği gibi kapalı değil, açık bir sistem olabilir. Yâni, evren canlıdır çünkü negentropi yapıyor ama sonunda entropiye mağlûp düşüp bir ultra karadeliğe dönüşüp yeniden patlamak üzere kendi içine gömülüyor! Ve bu hâdise her an, her yerde olup bitmekte ama biz kendi evrenimizin gerçekliğini (reality) yaşıyoruz. Hakikat (Verity) ise tek ve yegâne Doğru olan (Truth).

Yâni yokluk yok! İnsan da bu sonsuz varoluşun bir parçası…

Yâni, Hawking’in buluşu: Yaratılış hikâyesinin sıfırıncı sâniyesine ulaşılabilecek. Hawking: Hiçlik ile Varlık arasındaki geçiş ânının aydınlatılması, “Tanrı’nın plânını” ortaya çıkarmak olacaktır”. Paralel evrenler: Evrensel bilgi zâten var ve hep olacak… Levh-i Mahfûz!

DİN NEDİR?

Religion ve Din kelimelerinin kökenleri: Lâtince religio: Tanrı’ya veya tanrılara dâir, kutsallıkla ilgili… res divina: tanrılara hizmet; res publica: devlete hizmet (Roma). Kelimenin tam kökeni muğlâk: ligare: bağlanmak /okumak / dikkatle gözden geçirmek / seçmek + re: tekrardan. Din de Arapça deyn’den ve hemen hemen aynı anlamda…

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dinibilgi.asp?sayfa=1&yid=1) din târifi: “Din, ilk insanla birlikte doğal olarak var olmuştur. ….İşte Allah’ın Peygamberleri aracılığıyla akıl sâhiplerine gönderdiği, onları kendi irade ve seçimleriyle doğruya ve mutluluğa ulaştıran bu hayat düzenine din denir. Dinî kuralların koyucusu Yüce Allah’tır. Peygamberler dâhil hiç bir kimsenin din koyma yetkisi yoktur. Peygamberler, dinî hükümleri tebliğ etmekle yükümlüdürler. Tarih boyunca insanların din olarak ortaya koydukları birtakım ilke ve kurallar hiçbir zaman hak din niteliği taşımaz. Vahye dayanmayan yâni bir peygamber tarafından tebliğ edilmemiş olan bu gibi sistemler, insanlığı maddî ve manevî bütün yönleriyle kuşatıcı özelliğe sâhip olamaz. Bunun yanında asılları vahye dayanmakla birlikte, temel ilkeleri korunmamış ve zaman içinde asliyetini yitirip bambaşka şekiller alarak bozulmuş dinler de vardır”.

Bu, dinin değil, Sünnî İslâm’ın kendine göre anladığı kurumsal şeyin târifidir ve ilmî değildir!

Sonuçta, http://www.religioustolerance.org mekânında bütün târifler gözden geçirildikten sonra, “üstün bir varlıkla ve / veya ilâhî inançla ilgili olan, genellikle ritüeller ihtiva eden, bir ahlâk kodu, bir hayat felsefesi ve dünya görüşü olan her spesifik sistem dindir” denmekte… Buna göre Hristiyanlık, İslâm, Yahudilik, Amerikan Yerlilerinin Spiritüalitesi, Neopagan Gelenekler, Agnostisizm, Ateizm ve Hümanizm de birer dindir. Dünya görüşü, Almanca weltanschauung kavramından alınmış olan, kişinin dünyaya, insanlığa ve kâinatın kalan kısmına en kökten bakışını, onu kavrayışını ve tercih ettiği değerler sistemini, “şahsî metafizik hayat görüşünü” ifâde eden bir mefhumdur.

MKD’nin Din Târifi: Genellikle karizmatik bir lider veya mitolojik bir olay tarafından başlatılan, bir gün ulaşılacak mutlak saadet ve adalet telkin veya vaât eden, -günümüzde şart olmamakla beraber- bir ilâhî veya kutsal varlığa imanı icap ettiren ve memetik yayılma ile sür’atli mutasyona uğrayarak yayılan, kültürel farklılaşmayı da beraberinde getiren, bu işlevini hâlen de sürdüren, dogmatik vasıflı inançlara dayanan yâni yanlışlanabilirlik ilkesine ters düşen, sübjektif bilgiye istinâden gelişmiş toplumsal kurumlara din denir.

İDEOLOJİLER (YENİ ÇAĞ DİNLERİ): Diyalektik Materyalizm (Klâsik Marksizm-Engelizm), Leninizm, Troçkizm, Stalinizm… Maoizm. Psikanaliz (Klâsik Freudizm): Anna Freudizm, diğer havârilerin kurduğu mezhepler, Melanie Kleinizm: “Profilaktik / çocuk psikanalizi”, Kohutizm, diğer mezhepler… Agnostizm, Ateizm.

Bâzı temel Kavramlar: Liturji: Çeşitli dinlerdeki düzenli âyin ve ibâdetler. Hiyerofani (hierophany): Yun. hieros (/kutsal) + phainein (göstermek): İlâhî olanın veya kutsal olanın, özellikle de kutsal bir mekânda, nesnede veya hâlde tezahür etmesi; ilâhî tecelli. Genellikle Kadim Yunan’da, Ortadoğu’da ve bilhassa Kitab-ı Mukaddes kaynaklı metinlerde Tanrı’nın / tanrıların görünmesini ifâde etmek için kullanılmıştır. Kısaca, ilâhî veya kutsal olanı ifâde eden her şey: Kozmik: Su, gök, yıldız, ay, güneş… Bunların kiplikleri (nasıl oldukları): Bunları tamamlayıcı ve bütünleyici epifaniler… Biyolojik: Ayın, güneşin, bitkilerin, tarımın, cinselliğin… hâlleri. Mekân: Kutsal mekânlar, mâbedler (havra, kilise, câmi…). Bunların muazzam çeşitliliği: Bir kültürdeki “iyi” (tanrısal) epifani, başkasında kötü (şeytanî) âddedilebilir. Msl. sacer (sacred kelimesinin menşei) hem lânetli hem de kutsal anlamına gelir. Kirlenen ve bu sebeple kutsanan hiyerofaniler Tabu olur (Polinezya dilinden). Bunlardan doğan mitoslar ve semboller: Tanrısal biçimler, insanla kutsal olan arasındaki ilişkiler, kutsal olanın yönlendirilişi (âyinler vs.),büyüsellik, ruh ve tanrı / Tanrı, kutsal kişiler (râhip, kral, ermiş, velî, peygamber), bunlarla semboller ve ideogram arasındaki ilişkilerin oluşturulması ve bir tarih yaratılması… Epifani (epiphany): Yun. Epiphaneia (tezahür). İlâhî veya Yüce bir Varlığın görünmesi… Hristiyanlık’ta çok kullanılır. —Mana: Sıra dışılık ve olağanüstülük vasıflı, kafa karıştırıcı epifaniler. Tabiî olandan farklı olan bir şeyi ifâde eder veya onu çağrıştırır: Malinezya’da bâzı şahısların, genel olarak da ölmüşlerin ruhlarının, hâttâ bütün ruhların sâhip oldukları esrarengiz ve faâl güç anlamına gelir. Kralın, Hristiyan misyonerlerin, hâttâ tuvaletlerin mana’ları vardır. Mana’ya sâhip olan her şey bir şekilde kutsaldır (msl. İslâm’daki Hacer-ül Esved epifanisi). Mana’lardan animizm, animalizm, totemler ve totemizm neş’et etmiştir.

Mircea Eliade (1907–1986) Romen bir din tarihçisi ve filozofu, Chicago Üniversitesi’nde görev yapmış ve hiyerofanilerin dinlerin teşekkülü üzerindeki önemini vurgulamıştır. Bunu şöyle özetler: 1) Kutsal (kutsî: sacred) olana ulaşma: Tanrı’ya, tanrılara veya Nirvana’ya transandan şekilde ulaşma yaşantısı, 2) hiyerofani: En zirve hâliyle erme ve/veya vahiy yaşantıları, 3) Homo religiosus: Böylesine bir hâli yaşayabilen adam ve bir mysterium tremendum et fascinans hâlinde yâni hem korkuyla hem de hayranlıkla kutsal olana bağlanabilen adam.

Mircea Eliade

HOMO MYSTICUS

Kendini aşma, bütün her şeyle bütünleşip vecit hâli yaşama, bunu illâki bir ilâhî güç veya din adına yapmasa da yaşama insanoğlu tarihinin her döneminde, her kültürde ve hep olmuştur. Muhtemelen de olmaya devam edecektir. Kendini aşmaya mecbur ve hâttâ mahkûm olan bilinen tek varlık insandır. O sebepledir ki dinleri, felsefeleri, bilimleri yaratabilmiş, yaşayabilmiştir. Cloninger, ilk târif ettiği iki ana karaktere (İşbirlikçilik ve Başına Buyrukluk), bâzı hayvanlarda ritüelik grup aktiviteleri gibi “pro-religious” davranışlar varsa da (şempanzelerin yağmur dansları, kurtların uluma âyinleri, fillerin mezar ziyâreti vs.) Kendini Aşma’yı da eklemek zorunda kalmıştır. Çünkü her ne kadar diğer, “farkında olduğunun farkında olan adam” olan biz insan türünün evrimsel kökünde özünü aramak, ona ulaşmak için çabalamak var. Bu da gene Cloninger’in târif ettiği dört temel huyumuzla hemâhenk: Zarardan Kaçınma, Sebatkârlık, Yenilik Arama ve Ödül Bağımlılığı.

Unio Mystica: Bütün mistik geleneklerde ortak olarak rastlanan (Kabbalah, Sufizm, Vedanta, Ezoterik Hristiyanlık vs.) bireysel ruhun Tanrısal veya tanrısal olanla buluşması, vahdet, esrime. Bunun Conrad’ın târif ettiği ve bilimselliği düşen Trema, Apophany, Apocalypse bir alâkası yoktur. Mistisizm: Yun. mystikos inisiyasyon (tekris) vasıtasıyla girilen keşif yolu; doğrudan temas hâli içerisinde ilâhî, kutsal veya kavranamaz bir güçle âdeta yaşarken ölüp yeniden dirilerek bir olma, buluşma yaşantısıyla ulaşılan psişik örgütlenme ve bununla ilgili yollar (târikler). Teist, Deist, Pananteist, Panteist, Agnostik, Ateist, Din Tanımayan Teist yâhut Deist… her türlü insanda mistik yaşantılara, Unio Mysticalar’a zaman zaman rastlanır. Bunun değişik memetik kurumlardaki isimlerine birkaç örnek verelim: İllüminasyon (aydınlanma, nûra kavuşma), Union (Hristiyanlık), İrfan ve Vahdet (İslâm), Nirvana (Budizm), Mokşa (Jainizm), Samadhi (Hinduizm).

Dinlerin zahirî (ekzoterik) ve şeklî yaklaşımına karşılık, mistikler Batınî (Ezoterik) olarak bunları yaşar ve yobazlar, en azından ortodoks din yandaşları dâima nâhoş karşılar, hâttâ katlederler (Hallâc-ı Mansûr’u hatırlayınız). Bilimsel açıdan, hepsinin de kullandıkları yöntem kendi kendine hipnoz transına geçtikten sonra meditasyon yapmalarıdır. Bâzı özel yetenekli beyinler ve psişeler ise bunu çok yoğun yaşarlar.

HOMO RELIGIOSUS ve HOMO MYSTICUS FARKI

Homo religiosus ibâdeti bir şekil ve ihmâl edilirse ceza göreceği günah olarak telâkki ederken, Homo mysticus bunu vâsıta olarak telâkki eder, sevgiyle sarılır; hâttâ bütün ritüelleri terk edip sıradan biri gibi yaşarlar ama kendilerini çok aşmışlardır. Buda “dereyi geçtikten sonra köprüye ihtiyaç yoktur” derken bunu kasteder. Bizim kültürümüzde bunun en güzel örnekleri arasında Mevlânâ’nın, Yûnus’un, Hallâc’ın içerisinde yer aldığı Melâmilik yer alır. Hakiki Melâmilik’te şeyh de, mürşid de, mürid de yoktur; sâdece hürmet edilen daha kâmil insan vardır, o kadar. Aynı ruhu Nasreddin Hoca’nın fıkralarında, Bektaşî mesellerinde de görebilirsiniz. Alevîlik biraz farklılaşmıştır.

KİŞİLİKLER ve DUYGULANIMSAL HUYLAR: A, B ve C KÜMELERİ, Yüksek İşlevsellikli Otizm. Duygulanımsal Huylar: Hipertimik, Siklotimik, İrritabl, Eşikaltı Distimik… BÜTÜN BUNLARA KARİZMA VE DEHA EKLENİNCE… Nasıl büyük yaratıcı san’atkârlara ilham gelirse, bu özel pşişelere de bâzı bilgiler gelir! Bütün hallüsinasyon yaşayanlar psikotik değildir; hâttâ derin ibâdet içindeyken bunları yaşayan pek çok sıhhatli insan vardır. Msl. Hz. Muhammed’i bir düşünelim. 11 yaşındayken “emîn” denen, hiç kahkaha atmayan ama gülümseyen, üzülüp ağlayan, savaşan, sevişen ve şûra kararlarıyla devleti yöneten; senelerce daracık bir mağarada derin meditasyonla temporo-limbik sisemini, bâzı fontal bölgelerini ve amigdalasını bombardıman eden; sonunda da “oku (ikra) vahyini alan; bunu çok egodistonik yaşayıp, sonra da zamanla olaya-bağlı egosintonik değişik şuur hâlleri (Altered States of Consciousness) yaşayan; Sonunda da “bitti” deyip, hastalanıp ölen bu adam gibi adama kimse epileptik veya psikotik diyemez!

Peki, nedir bunlar? Hz. Muhammed de Buda gibi, Lao Tse gibi, daha niceleri gibi bir seçkin Homo mysticus’tur. Çoğu yetimdir. MKD hipotezi: Bunlar assosiyatif dissosiyasyonlardır. Bir gâiyetleri, hâttâ teleolojileri vardır çünkü bir eser yaratırlar (Yedi Askı Şâirleri’ni secdeye vardıran): Kur’ân! Peygamberlik (bizim inancımıza göre) bitmiş olabilir ama Homo mysticus’lar hep gelecektir. Hastalıklıyla sıhhatliyi tefrik etmek pek güçtür ama bir model geliştirilebilir. Bu yaklaşım da mümini, münkiri, herkesi rahatlatacaktır.

Buddha

***

Bu makalemi dinbazlığı çok güzel hicveden bir hoşlukla nihâyete erdirmek istiyorum:

2005’te Hristiyanlar’ın web sitesi “Ship of Fools”, bir yarışmayla en komik dinî fırkayı seçti:

Köprüden geçmekte olan yobaz, bir adamın intihar etmek üzere olduğunu görür. Koşarak yanına gelir ve “Dur, sakın yapma” der. Adam “neden” deyince yobaz, “yaşamak için birçok sebep var” karşılığını verir ve aralarında şu konuşma geçer:

— Dindar mısın?
— Evet.
— Ben de… Hristiyan mısın Budist mi?
— Hristiyan.
— Ben de… Katolik mi yoksa Protestan mısın?
— Protestan.
— Ben de… Episkopal mi yoksa Baptist misin?
— Baptist.
— Ooo, ben de… Tanrının Baptist Kilisesi’nin mi, yoksa İsa’nın Baptist Kilisesi’nin mi üyesisin?
— Tanrı’nın Baptist Kilisesi’nin.
— Ben de… Tanrı’nın Reformcu Baptist Kilisesi mi, Tanrı’nın Orijinal Baptist Kilisesi mi?
— Tanrı’nın Reformcu Baptist Kilisesi.
— Ben de… 1879 tarihli mi, yoksa 1915 tarihli reformdan yanasın?
— 1915.

   Yobaz, “Vay kâfir vay” diyerek

               adamı köprüden aşağı iter!

Mehmet Kerem Doksat İstinye – 28 Temmuz 2009 Salı

2 Yorum

[...] Hâlbuki Türk Psikiyatri Temel Kitabı’nda “Evrimsel Psikiyatri” bölümünde ben buna değinmiştim ve lineer klâsik psikoterapilerin yetersizliğinden, Doğu’nun meditatif yönlerinden istifâdenin elzem olduğunu da eklemiştim (bkz. http://www.keremdoksat.com/2008/10/28/evrimsel-psikiyatri/). Daha da ileri giderek, http://www.keremdoksat.com/2009/06/19/mistik-ve-dini-yasantilarin-psikiyatrik-acidan-degerlendirilmesi/ adresinde görebileceğiniz gibi, assosiyatif dissosiyasyonlar kavramını ihdas eyledim (http://www.keremdoksat.com/2009/07/28/homo-religiosus-ile-homo-mysticus%e2%80%99un-farklari/). [...]

Arzu AtayMayıs 3rd, 2011 13:00

Kerem Bey,

Hârika bir çalışma olmuş. Teşekkür ederim.

Bir Homo mysticus (hastalıklı olmayan) nasıl olunur? Derin tefekkürle mi, tekrisle mi, veya seçilmiş bir eşref-i mahlukât mı olmak gerekir. Kişi bu yola nasıl girer? Yoksa bütün bunlar, Danimarkalı bilim adamlarının dediği gibi, ‘rûh yoktur, her şey beynin bir oyunudur’ aldatmacası mıdır?

Gnostik dinler ve de Demiurgos hakkında yazılmış bir makaleniz var mı?
Sevgim ve Saygılarımla.

MKD: Sonuncusuna cevap vermk çok daha kolay: Yok. Birincisi içinse, bir kitap yazmak lâzım ;-) .

Bilmukabele sevgim ve saygımla…

Yorum Yapın

Mesajınız