TÜRKİYE’DE BİLİM ADAMI OLMAK, ZOR İŞ VESSELÂM!
Günümüzde, Batı ile İslâm Âlemi arasındaki en büyük farklardan biri, ilmî ve fikrî mevzûlarda seviyeyi, terbiyeyi bozmamak kaydı ile hür tefekkürün karşısına karanlık güçlerin çıkabiliyor olmasıdır.
Sevgili Celâl’i ikaz etmemin temelinde de aynen bu vardı. ABG’de “dinler insanoğlunun en büyük baş belâsıdır” deyip konferanslar verebilir, Tanrı Hezeyanı diye kitaplar neşredebilirsiniz.
Hâlâ lâik ve hukuk devleti olma özelliğini koruyabildiğini iddia eden Türkiye’de ise başınız gerek cühelâ, gerekse yobaz dinbaz takımı arasından çıkacak birisi sebebiyle belâya girebilir.
Sizi her mânâda vurabilirler, mânevî anlamda arkadan, bilimsellik kisvesiyle akademiyadan, en vahim olanı da, Türkiye’yi kurtaracak liderlik rolüne soyunmuş birileri tarafından önden!
Bu mekânı ve kongrelerdeki konuşmalarımı takip edenler, benim Türk, Atatürkçü ve Hz. Muhammed’in Allah’ın elçisi (bilimsel jargonla, evrensel-küllî bilgiden, ontogenetik psişeden özel bilgiler alabilen seçilmiş bir beyin) olduğuna inandığımı, hâttâ vahiy müessesesini çözebilmek için “assosiyatif dissosiyasyonlar” diye bir hipotez geliştirdiğimi, bunu ulusal kongrelerde tebliğ ettiğimi filân bilirler.
Şimdi sıkı durun: Birisi beni Atatürk’e hakaretten, Atatürk’ü Koruma Kanunu’na aykırı davranmaktan ve –sıkı durun– Hz. Muhammed için “dissosiyatif bozukluk” teşhisi koyduğum iftirasını atarak, ona hakaretten dolayı savcılığa verdi!
İfâdemizin takdirine göre, bu suç isnatlarından biri veya ikisi için belki de (hiç sanmamakla beraber) yargılanacağım!
Şimdilik ufak birkaç ipucu:
Bunu yapan ilâhiyatçılardan biri değil (bilâkis, onlarla aramız pek iyi ve yakın istikbâlde birkaç İlâhiyat Fakültesi’nde konferansa davet edildim).
Dinbazlardan da değil (onlar her ne kadar fikir[sizlik]lerini kınıyorsam da, bilim adamı olarak Hz. Peygamber’in yaşadıklarını izah eden paradigma geliştirdiğim için sükût içerisindeler).
Ateist-komünistlerden değil.
Kürtçülerden de değil.
Ergenekon savcılarından hiç değil…
Gelişmeleri paylaşırız.
Şimdilik bu kadar…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 04 Ağustos 2009 Salı

