MHP GENEL BAŞKANI’NIN HEZEYANI?
Biraz evvel bir genç dostumdan şu isyan ulaştı bana:
“Az evvel kardeşimle konuştum. Şu an, Kaş – Kalkan civarında tatil yapıyor. Ev ve arsaların tamamına yakını İngilizler’in eline geçmiş. Kimi mahâllelerde Türkçe tabelâ bile yok. Ev tepelerinde İngiliz bayrağı var. Türk bayrağı falan ortalıkta hak getire.
Kasap, manav, bakkal vs. önce yabancılara hizmet veriyor, sonra da çok çok asık suratla Türkler’e.
Anglo-Arap ittifakı kına yakabilir.
Türk vatanı, Türkler’in elinden çıkıyor…“Babalar gibi” vatan satmaya devam”!
***
Önce MHP lideri Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP grup toplantısında, “Bahçeli bizim vatan sevgimizi ölçecek kalitede değil” sözlerine ne cevap vermiş, ona bir bakalım:

- Terörle mücadele yerini önce terörle mütârekeye, sonra terörle müzâkereye şimdi ise teröre teslimiyete bırakmıştır.
- Zâlim ile mazlumun, kaatil ile maktûlün, şehit ile câninin aynı kefeye konduğu, adına açılım denen çürüme hâli, safhanın en belirgin yönüdür.
- Ak Parti gündemindeki bu yeni dönemde, 30 bin insanın hayatına kasteden İmralı cânisi, “insanlık, barış ve kardeşlik âbidesi”, PKK terör örgütü “barışı dağda arayanlar”, bunlara alkış tutanlar “barışsever ve demokrat aydın”, bozguncular ise âniden “âkil adam’a” dönüşmüşlerdir.
- Haktan ve hakikatten, akıl ve iz’andan, vicdan ve ahlâktan tamamen uzaklaşan bu çarpıtmayla terörle mücadeleyi yılmadan sürdüren güvenlik güçleri “şiddet yanlıları”, yıllardır acı çeken kahraman ve muhterem yöre halkı “işbirlikçi”, bin yıllık kardeşliğin güvencesi ve savunucusu olan Milliyetçi Hareket ise “kanla beslenen siyasî parti” olarak alçakça suçlanmaya başlanmıştır.
- “Çözüm, çâre, fırsat” adı verilen câzip kelimelerle kamuoyu etki altına alınmak istenmekte, bu tuzağa düşmek istemeyenlerse savaş taraftarı olarak baskı altına alınmaktadır.
- Silâhsız bölücülük demokrasi olarak sunuluyor. PKK literatürü eşliğinde terörün taleplerinin dayatıldığı süreç hız kazandı.
- Toplumda tam teslimiyet ve tepkisizlik ortamı inşa edilmeye çalışılıyor.
- Bölücü talepler olan federasyon, ayrı bayrak, ayrı eğitim dili ortak kurucu halk çokluklar devleti ve hâttâ ayrılma gibi ihânet kavramlarının açıkça dillendirilmesi tehlikenin boyutlarını anlama açısından yeterlidir.
- Ak Parti bu projenin taşeronluğunu yapıyor. Cumhurbaşkanı ve Başbakan rol paylaşarak “Kürt sorunu” adıyla fitili ateşlenip ortalığa bırakılan tahrikler, uzun süredir devlet ve millet yapımızı yeni bir biçime sokmak için sürdürülen siyasi ve toplumsal yıkım projesinin ileri bir aşamasıdır.
- Bu projenin ara istasyonları bebek kaatili hakkında verilen idam cezasının kaldırılması, milletimize hakaretler eden Iraklı aşiret reisleri ile kucaklaşma, küresel güçle yapılan gizli ve örtülü pazarlıklar, Avrupa dayatmalarına karşı boyun eğmişlik hâli, bölücülüğün taleplerini Anayasa’ya yerleştirme niyetleri, inanç ve köken ekseninde yeni azınlıklar yaratma çabası, terörist yuvası Kandil’e hareketten ısrarla kaçınma, siyasal çözüm davetiyle teröristle müzâkere arayış, kimliğini bulamamış garabetin milletimizi 36’ya bölme niyeti, kaatile “sayın” şehide “kelle” diyen çürümüşlüğün yayılan kokusu ve nihayet bebek kaatilinin dördüncü koordinatör olarak cezaevinden devreye sokulmasıdır.
- Bebek kaatili 4. koordinatör olarak devreye sokuluyor.
- Bölücünün hedefi olan Türkiye Cumhuriyeti bütünlüğünü kaybetmiş, sulandırılmış, milli birliği parçalanmış, çok milletli, çok parçalı etnik kimlikler yeniden biçimlendirilmektedir.
- Kimliksiz ve kişiliksiz siyasetin temsilcisi AK Parti, Türkiye’yi çatışmaya yönlendiriyor.
- Hükûmet’in tahrikiyle beraber stratejik ve hayati bir buhran yaşanıyor.
- AK Parti Hükûmeti Kandil kadrolarına teslim oldu.
- MHP hiçbir şekilde bu sürecin içinde yer almayacaktır. Bu vatan sâhipsiz değildir.
- Erdoğan’ın sürdürdüğü ilkesiz politikalar, karşımıza hezimet ve teslimiyet olarak çıkmıştır.
- Erdoğan, etnik kimlikle milli kimliği karıştırıyor. Türklüğü etnik kimlik gibi görüyor.
- Tercih ettiği yol, Hükûmet’i ve ülkemizi açmaza sürüklemiştir.
- Bu faâliyetlerle yaşanması toplum için tam bir felâket olacak stratejik travmaya alıştırma provaları olanca hızıyla ve başta TRT olmak üzere her propaganda kanalı ve zemini kullanılarak hayâsızca sürdürülmektedir.
- Sözde Ermeni soykırımı iddialarının yaygınlaşması Ermenistan ile tek taraflı sırnaşık ilişkiler kurma gayreti, Kıbrıs’ın geleceğini Rumlar’a teslim eden ve kilitleyen adımlar, ABD ve AB dayatmalarına boyun eğme, sözde Ekümenik Patrikhâne iddiaları, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması konularında gevşemeler, millî güvenliğimizi tehdit eden aşiret reisleriyle kucaklaşmalar, yabancılar önünde Türk tarihinin aşağılanması gibi konular, bozulduğu söylenen ezberlerin kısa özetidir.
- Başbakan Erdoğan ve arkadaşlarının sonu gelmeyen kimlik arayışları ve tahrikleri bölücülüğün ümit ve cesaret kaynağının kimler olduğunu belgeleyen somut veriler olarak inkar edilmeyecek gerçeklerdir. Başbakan Erdoğan ve korosunun sınır ötesi operasyonun yapılmaması için “bizi bataklığa çekmeye çalışıyorlar. Harekât fayda sağlamaz” gibi uydurduğu mâzeretlerin de foyası ortaya çıkmıştır.
- Geçmişte “silâhı bırakır masaya oturursun” diyerek müzâkereye davet ettiği eli kanlı terörle silahı bile bırakmadan masanın bir ucuna şimdiden Başbakan Erdoğan oturmuştur. Masanın diğer ucuna kimin oturacağı konusunda ise Kandil kadroları, bölücü mihraklar ve İmralı cânisi arasında rekabet ve işbirliği yaşanmaya başlanmıştır.
- Son dönemde Ak Parti ile DTP arasında yaşanan bu yakınlaşma İmralı cânisinin Hükûmet’e çağrıları, Başbakan’ın cüret kazandıracak beyanları ve İmralı ile Hükûmet arasındaki işbirliği arayışları sahnelenmek istenen oyunu çoktan gözler önüne sermiştir.
- Terör örgütünün silâhla dağlarda durmasını gerektirecek bir bahanesi kalmamış, 25 yıldır savunduğu bütün konular şimdi Hükûmet tarafından teslim alınmıştır. Aralarında “devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına” dâir ant içmiş TBMM üyelerinin de Anayasa’yı açıkça ihlâl ettiği suçluluk, suskunluk ve teslimiyet sarmalı her yanı kaplamıştır.
- Bu itibârla, dağdan beslenen yıkım sürecinin şehirdeki sözcüleri hâline gelen Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık makamı barıştan, fırsattan ve demokratik çözümden ne anladıklarını kavramları karıştırmadan, zihinleri bulandırmadan Türk Milleti’ne bütün yönleriyle açıklamak durumundadır.
- Buradan uyarmayı bir görev âddediyorum; girdiğiniz yol tehlikelerle doludur. Ulaşılacak sonuç Anayasamız’ın değişemeyecek maddelerini değiştirmeye yönelik girişim olup, vatana ihânetle eşdeğerdir. Bunu yapmaya yeltenenlere Yüce Divan yolu açılmıştır.
-Ya bu ihânet cephesi Türkiye’nin birlikte yaşama irâdesini kırarak ülkeyi kanlı bir bölünme ve iç çatışma sürecine sokacaktır, ya da Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bütün millî güç unsurlarıyla ayağa kalkarak bu saldırılara ve muhataplarına gereken cevabı vererek bu ihânetin belini kıracaktır. Bunun başka yolu ve yorumu kalmamıştır.
- Buradan, Türkiye’ye karşı ihânet yolunu seçen, Türk Milleti’nin kardeşliğini yıkarak amaçlarına ulaşacaklarını zanneden tahrikçilere bir gerçeği yeniden hatırlatmak istiyorum, hiç kimse Türk milliyetçiliğinin vatan sevgisinden kaynaklanan sorumlu ve sağduyulu tutumuna bakarak başka anlamlar çıkarmamalı, bir hesap hatasına düşmemelidir.
- Türkiye’nin kaderi ve Türk Milleti’nin geleceği, bugün yönetimi ele geçirmiş bir avuç ilkesiz ve inançsız kadronun siyasî hesaplarına kurban edilmeyecektir.
- Türk Milleti’nin haysiyetiyle oynayan, Türkiye’yi küçük düşüren siyaset tüccarlarının, menfaât çetelerinin ve bölücü ihânet odaklarının yakasına yapışmak ise bizim için vazgeçilmez nâmus borcu olacaktır. Vatanımız ve Milletimiz için ödemeye hazır olmadığımız hiçbir bedel yoktur. Bilinmelidir ki Türk Milleti henüz son sözünü söylememiştir.
Bahçeli, açıklamasının ardından bir gazetecinin sorusunu da cevapladı. Devlet Bahçeli, “Sayın Başbakan, bugünkü grup toplantısında vatanseverlik kalitesini ölçmek durumunda ve konumunda olmadığımızı söyledi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna, “Sayın Başbakanımız mı söylüyor bunu? İstanbul İl Başkanı iken bölücülüğün yüksek lisans tezini bir derginin yönetim danışmanlığıyla başlatmış olan bir kişinin vatanseverliğini ölçmek için ayrı bir kaabiliyete, kariyere sâhip olmaya gerek yoktur” dedi.

***
Şimdi bu lâfları bir psikiyatr ve davranış bilimci olarak tahlil edelim:
- Devlet Bahçeli, AKP diyemiyor, Ak Parti diyor. Bu sürç-i lisan, ne kadar teslimiyet ve korku içerisinde olduğunun belirtisidir.
- İsmi ve soyadı dahi uyduruk olan Alpaslan Türkeş liderliğinde CKMP ismiyle başlatılan, hâlen MHP ismiyle yola devam eden ve Türk Milliyetçiliği’ni sözüm ona Sünnî İslâm ile “sentezleyip”, sürekli Atatürk düşmanlığı yaparak uyuşturan, bir dönem “komandolar” diye teşkilâtlandırdıkları iyi niyetli, hayra hizmet ettiklerini zanneden gençleri “komünistleri öldürmek” için kullanıp, ABG emperyalizmine nasıl hizmet ettiklerinin bal gibi farkında olan Devlet Bahçeli Yüce Divan için esas kendi açısından korkuyor.
- Meselâ, “Terör örgütünün silâhla dağlarda durmasını gerektirecek bir bahanesi kalmamış, 25 yıldır savunduğu bütün konular şimdi Hükûmet tarafından teslim alınmıştır. Aralarında “devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına” dâir ant içmiş TBMM üyelerinin de Anayasa’yı açıkça ihlâl ettiği suçluluk, suskunluk ve teslimiyet sarmalı her yanı kaplamıştır” sözleri aynen kendisi ve partisi için muteberdir. Bölücübaşı’nı ABG’den teslim aldıktan sonra besleyip büyüten ve bugünkü hâline getiren benim babam mıydı? Bu, bal gibi yansıtmadır (projeksiyondur).
- Hele “Türk Milleti’nin haysiyetiyle oynayan, Türkiye’yi küçük düşüren siyaset tüccarlarının, menfaât çetelerinin ve bölücü ihânet odaklarının yakasına yapışmak ise bizim için vazgeçilmez nâmus borcu olacaktır. Vatanımız ve Milletimiz için ödemeye hazır olmadığımız hiçbir bedel yoktur. Bilinmelidir ki Türk Milleti henüz son sözünü söylememiştir” lâfları zımnen TSK’yı kastetmektedir. Memlekette bunlara “dur” diyebilecek başka sivil bir mercî mi kalmıştır? Herkes Ergenekon’dan içeride, siz ne yaptınız Bahçeli? Türk kadınının kafasını çarşafa sokmaktan tutun da, hemen her konuda AKP’ye hizmet ettiniz sâdece.
Şimdi devam edelim…
***
Bakalım Devletlû buna nasıl cevap veriyor:
- RENGİNE BAKMAM: Biz engin gönüllü olmayı Karadeniz’den öğrendik. Biz Kaçkar Dağları gibi âlicenap olmayı buralardan öğrendik. Gerektiğinde Fırtına Deresi gibi coşmayı, gerektiğinde donmayı, durulmayı Rize’den öğrendik. Bizim aldığımız edep ve adap Yûnus Emre’nin diliyle, “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” anlayışıyla. Siyah mı beyaz mı olduğuna bakmam.
- DERSİNİ AL: Sayın Bahçeli, Sayın Cumhurbaşkanı Bitlis’e Norşin demiş, onu eleştiriyor. Benim için de, “O da Potomyalı, yakın bir zaman sonra bunlar İstanbul’a Konstantinapol derler” diyor. Aç Nutuk’u oku, dersini al.
- NİYE RAHATSIZ OLUYORSUN: İlçemin adı Güneysu ama Güneysu’da yaşayan benim hemşerilerim Potomya da diyor, Güneysu da diyor. Ama nüfus kayıtlarında Güneysu yazıyor. Niye bundan rahatsız oluyorsun? Ama sen İstanbul’da yaşayana Konstantinapol dedirtemezsin. Sen öyle görüyorsan o ayrı mes’ele.
- HÂDDİNE DEĞİL: Sen AK Parti için böyle bir şey konuşamazsın. Böyle bir vesâyeti kimse sana vermedi. Önce hâddini bil, kendini bil.
- YANINDA GEZENLERE DİKKAT ET: Bu ifâdeleri kullanmamış olsaydın ben buralara gelmem. Seni muhatap da almak istemiyorum zâten. Bu damara dokunur. Yanında gezdirdiğin adamlara da dikkat et. Onların da hangi telde ne zaman ne oynayacakları belli değil.
- BİZ YOLA DEVAM EDERİZ: Biz bu fırsatı heba etmeyeceğiz. Bu mes’eleyi hukuk yoluyla, demokrasiyle, TBMM çatısı altında çözeceğiz. İstiyoruz ki tüm partilerin katılımıyla çözelim, ama katılmayacaklarsa ne yapalım? Biz yola yine devam edeceğiz.
- MHP Lideri Sayın Bahçeli, tam bir hezeyan içinde kendisine ve Ak Parti’ye pervâsızca saldırıyor, Sayın Bahçeli, bu ülkenin uzak ve yakın tarihiyle ilgili birkaç kitap okumasını tavsiye ediyorum.
- Alparslan, 1071′de Malazgirt’te kazandığı savaşla Anadolu’nun kapılarını Türkler’e açtı. Ama Malazgirt ismine dokunmadı. Siz, Alparslan’dan daha mı milliyetçisiniz? Malazgirt kelimesi Ermenice’dir. Rahmetli Ertuğrul Gâzi ve Osman Gâzi, Bilecik fethedildiğinde ismini değiştirmedi. Bilecik ismi, Bizans dönemindeki Belekoma’dan geliyor. Rahmetli Orhan Gâzi, Bursa’yı fethetti. Ama adını değiştirmedi. Bursa, Yunanca Byrusa kelimesinden geliyor. Siz onlardan daha mı milliyetçisiniz?
- Gâzi Mustafa Kemâl, Türkiye’nin kalbinin attığı Türkiye Millet Meclisi’ni Ankara’da kurdu. Ve başkent oldu. Ama Ankara’nın adını değiştirmedi. Ankara, Lâtince Ankyra’dan geliyor. Siz, Gâzi Mustafa Kemâl’den daha mı milliyetçisiniz?
***
Şimdi bu lâfları bir psikiyatr ve davranış bilimci olarak tahlil edelim:
- Devletlû, bermutat, ucuz mugalâta yapıyor. Malazgirt bize mâl olmuştur. Kimse Bilecik’i Belekoma yapmıyor ama onlar yapıyorlar; tıpkı Türkçeleşmiş Bursa’yı da yakında Byrusa yapabilecekleri gibi. Ankara Türkçe’dir ama bunlar orayı da yakında Ankyra yaparlar bu zihniyetle! Bu hızla giderlerse, beş on seneye kadar İstanbul’a da Konstantinapol derler, dedirtirler.
- Bütün bunlara davranışbilimlerinde sistematik desentizisasyon (duyarsızlaştırma, hassasiyeti yok etme) denir. Kökleri 12 Eylül sonrası atılmış, dezenforme, misenforme ve tefekkür etmeyen nesiller yetiştirilmiştir. Ortalık da tekkelere, tarikatlara, cemaâtlere bırakılmıştır. Baş Mimarı Ressam Kâinat Paşa’nın da kalınbağırsaklarının bir kısmını almışlar dün; sonu yakındır çünkü aşırı strese sokuldu.
- Ertuğrul Gâzi, Osman filân derken Gâzi Mustafa Kemâl diyor ama Atatürk’ü bilerek veya bilinçöncesi olarak reddederek, husûmetini açık ediyor.
- Kendisinin en büyük zaafı olan okumama ve okuduklarını da yanlış okuma âdetini de yansıtıyor, “Sayın Bahçeli, bu ülkenin uzak ve yakın tarihiyle ilgili birkaç kitap okumasını tavsiye ediyorum” derken kendi hâl-i pür melâlini dile getiriyor.
- Şimdi soruyorum: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hakiki tahsili nedir?
***
Bakın geçen gün Oktay Ekşi çok açıkça yazdı:
“Çoğunca köylerin, yer yer de ilçelerin isimleriyle ilgili tartışmaya girmek istemedik. Çünkü bu konu bir dipsiz kuyudur diye düşündük. Zâten o kuyuya girip de sonuç almış olarak çıkanı da bugüne kadar görmedik. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül keşke o kuyuya hiç taş atmasaydı.
Ama attı bir kere… Bitlis’in bundan 22 sene önce adı Güroymak’a çevrilen Norşin ilçesini eski adıyla anınca cin şişeden çıkmış oldu.
Şimdi baş edebilirseniz edin bakalım: Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, “Mâdem öyle İstanbul’un adının da Konstantinopolis olduğunu söyleyin”e getirdi işi.
Konstantinopolis bir daha dirilmez. Onu çok çok Fener Rum Partiği kullanır. Birkaç fanatik Rum ile Yunanlı da orada burada sırf damarınıza basmak için “orası Konstantinopolis’tir” der.
Ama onun kadar yerleşmemiş isimler tartışılır. Ona da çoğunca, isim değişikliğinden sonra birkaç kuşak geçmemişse rastlanır. Güroymak öyledir. Norşin’i bilen ve kullanan kuşaklar hâlen hayatta olduğu için onlara Norşin daha sıcak gelmektedir.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ve eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın baba ocağı Güneysu ilçesinin adı da aynen Güroymak gibi 22 yaşındadır. Orayı eski adı Potomya (Potamya) olarak tanıyan ve kullanan kuşak hâlâ hayattadır. O nedenle Güneysuluların “Potamya’lıyız” demeleri normâldir.
Ama siz Elazığ’ın adının orijinal şekliyle yani “El Mamuret’ül Aziz” olarak kullanılmasını halktan beklerseniz yaya kalırsınız. Çünkü El Mamuret’ül Aziz, “Elazığ” olalı tam 72 sene geçti. Zaten halk onu önce “El Mamuret’ül Aziz”den “El Aziz”e çevirmişti. Bir iddiaya göre 1937’de Atatürk o yörenin “tahıl” (yiyecek) ambarı olarak görülmesi için adını “Elazık”a çevirdi ama bu Türkçe’nin ses uyumuna aykırı düştüğü için isim değişip “Elazığ” oldu.
Şimdi gidin sorun bakalım “İsmimiz neden Elazığ oldu?” diye hayıflanan hiçbir Elazığlı var mı?
Yoktur çünkü Türkiye’deki yer isimlerinin değiştirilmesi (ki HaberTürk gazetesi geçen gün bunların 28 bini bulduğunu yazıyordu) kimine göre “yanlış” olsa da kanımızca öyle çok da büyütülecek bir mes’ele değildir. Burası Türkiye olduğuna göre dilimize yabancı isimlerin -fanatik bir bakışla değil- değiştirilmesi pekâlâ mümkündür hâttâ doğrudur.
Zâten yapılan ve benimsenen değişiklikler de bunu doğrulamaktadır.
Nitekim bu satırların yazarının bağlı olduğu köyün de adı eskiden “Aşağı Faldaca” idi. Bunun anlamını da hangi dilden geldiğini de bilen bugüne kadar çıkmadı Onun yerine “Aşağı Gökçe” dediler. Şimdi eski isimleri bilen kuşaklar azaldı. Aynı şekilde Mismilon köyü Beşbıyık oldu. Yavadı’yı Yeşilce yaptılar. İnsanlar alıştı. O kadar ki şimdi eski ismi söylerseniz gülünç oluyorsunuz.
Tıpkı bir tarihte adı Saruhan olan Manisa’nın, Menteşe olan Muğla’nın, Canik olan Samsun’un, Çölemerik olan Hakkâri’nin, Karaköse olan Ağrı’nın, Lazistan olan Rize’nin, Türkmeniya olan Diyarbakır’ın adını Diyarbekir veya Amed yapmaya kalkarsak, sadece gülünç olacağımız gibi.
Bu son tartışmanın bizce asıl yanlışlığı, devleti temsil eden Cumhurbaşkanı’nın ve devlet için politika üreten Başbakan’ın, devletçe benimsenmiş isimlere sâhip çıkmamalarıdır. Yoksa isimlerin değişmiş olması değil”.
***
Peki, Ayrılıkçı Kürtçü Parti’nin Başkanı Ahmet Türk bugün ne dedi?
Açık saçık olarak bebek kaatilinin, bölücübaşının görüşlerinin alınması gerektiğini söyledi, şu anda da televizyonda seyrediyorum. Yarın da bölücübaşı “açıklama” yapacak!
Oyunu hâlâ göremiyor musunuz?
Son olarak, üyesi olduğu Rumeli Balkan Türkleri-E-Grubu’ndan gelen bir mesajı naklediyorum:
K I N I Y O R U Z
Yıllardan beri Yunanistan’daki Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın vakıf mallarını yok etmek isteyen Yunan devlet anlayışıyla, Türk azınlığın vakıf mallarına yıllar önce konulan ipotekler devam etmektedir.
Buna rağmen az sayıda kalan mallar yine azınlığın vakıf idaresinin elinden alınarak üzerlerine manastır veya kilise inşaatlarını yasalara aykırı olarak devam ettirilmekte ve Türklerin tarlalarına giden yollar Yunan askerleri tarafından dikenli tellerle kapatılarak geçişleri yasaklanmaktadır.
Yunanistan Hükûmeti’ni ve buna seyirci kalan Avrupa Birliği’nin ilgili birimlerini şiddetle kınıyor, derhâl haksız işgalin kaldırılarak kaçak kilisenin yıkılmasını talep ediyoruz.
Rumeli Balkan Federasyonu Yönetim Kurulu İSTANBUL
Not: Konuyla ilgili Birlik gazetesinin haberi aşağıdadır.
|
[2009-08-11] BATI TRAKYA’DA YUNAN DEVLETİ VAKIF ARAZİSİNE KİLİSE YAPIYOR, ASKERİYE, TÜRKLERİN TARLALARINA GİDEN YOLA YASAK GİRİLMEZ TABELASI VE DİKENLİ TEL KOYUYOR, ESKİ YASAK TABELALARI YENİDEN Mİ YERİNİ ALIYOR? |
|
| Yıllardan beri Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı’nın vakıf mallarını yok etmek isteyen devlet anlayışı azınlığın yok olmasına yönelik çalışmalarına tam gaz devam ediyor. Yunan devletinin külhanbeylikle tayin etmiş olduğu yine azınlığın içinden işbirlikçileriyle yıllar önce başlattığı asimile ve yok etme politikası tüm hızıyla devam ediyor. Azınlığa karşı çıkan vakıf idarecileri, başta Meço olmak üzere sadece seyretmeye devam ediyorlar. İşte burada tayinle işbaşına gelenlerin kime hizmet ettikleri bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. Azınlığın vakıf mallarına yıllar önce konulan ipotekler devam ederken, az sayıda kalan malların yine azınlığın vakıf idaresinin elinden alınarak üzerlerine manastır veya kilise inşatları tam gaz devam ediyor. Osmanlı döneminden beri tarlalarını çalışan insanlar bir sabah uyandıklarında tapulu mallarının üzerine kilise yapıldığını görüyor. Bu da yetmezmiş gibi, tarlalarına giden yol askeriye bekleme noktası olduğu gerekçesiyle yine eskiden olduğu gibi yasak tabelalarıyla insanların tarlalarına gitmeleri engelleniyor. Bu gelişmeleri uydurmadan belgelerle kanıtlayarak okuyucularımıza aktarıyoruz. Duysun dünya, duysun Avrupalılar, insan hakları savunucuları neredesiniz? Yunanistan batı Trakya’da azınlığı yok ediyor, sizlerin ise kılınız kıpırdamıyor, bu mu arzuladığınız Avrupa Birliği? Alın o zaman tepe tepe kullanın. Bir de şunun unutulmamasında fayda var, Stamatis geçtiğimiz günlerde “Hronos” gazetesinde çıkan bir haberde, “dağlık bölgesinde inşa edilen tüm kaçak yapıların yıkılacağını” söylemişti, acaba şu an tapulşu mal olan arazinin üzerine inşa edilen kilise yasal mıdır? Yasal olsa ne yazar zaten vakıf arazisinin üzerine yapılıyor, Sayın Stamatis’in derhal ortaya çıkarak söz konusu uygulamayla alakalı ciddi bir açıklama yapmasını bekliyor Batı Trakya Türkleri. Vakıf idarecileri derhal görevlerini terk etsinler, azınlığı daha fazla uçuruma götürmesinler, Allah onları zaten dilediği gibi cezalandıracak. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ancak gerçekten bu tayinliler Batı Trakya Müslüman Türk’ü ise derhal görevlerinden istifa etsinler. “Kâfir”le işbirliği insan olanı gerçekten gecelerce uyutmaz. Bütün Batı Trakyalı Müslüman Türklerin ahı üzerinizde bunu da unutmayınız. Sanmayın ki Stamatis kilisenin göstermelik olarak yıkılması için emir verse dahi siz halkın gözünde zaten yıllardan beri biliniyorsunuz. Utanın, utanmalısınız, bırakacağınıza halen Yunanlıyla birlikte işbirliği yaparak azınlığın ata yadigârı mallarının yok olmasına sadece seyirci kalıyorsunuz. Ama mamalika tatlı, hele hele azınlıktan değil de çoğunluktan gelince daha tatlı oluyor. Ancak merak ediyorum, nasıl sırt dayayacaksınız bu kara toprağa? Sizler Batı Trakya’da yetimlerin haklarını “yiyorsunuz” yazıklar olsun yüz bin defa. Yıllarca bu azınlığa bir yaşlı yurdu, kimsesizler aş evi yapamadınız, çıkın gerçekleri bu azınlığa söyleyin yaptınız mı? Azınlığa hangi faydanız oldu zararınızdan başka çıkın söyleyin. Amma yürek ve cesaret ister. Sizler Yunanistan’ın camilerimizin içerisine girmesine yol açtınız ve halen destekliyorsunuz, yalan mı? Hadi yalansa çıkıp söyleyin. İmamlar konusunu kabul etmediğinizi söyleyin ve topluca istifa edin de görelim. BATI TRAKYA’DA FOTEAS’TAN SONRA STAMATİS VAK’ASI YAŞANIYOR Bölge Genel Sekreteri Stamatis’in talimatıyla, Orman Müdürlüğü yetkilileri olay mahallinde inceleme yapmak üzere davet edildiğini gösteren belgenin Türkçe çevirisi. Aynı zamanda Stamatis’in yazmış olduğuna bakılacak olursa bu arazinin Yunan devletine ait olduğunu söylüyor sayın Stamatis. Stamatis, bir kez daha açıkça Osmanlı döneminden kalan tapulu arazilerin Yunan devletinin malı gibi göstermesi, sayın Stamatis’in bölgedeki gerçeklerden çok uzak olduğunu göstermektedir. Kapı gibi Osmanlı tapusunu hiçe sayarak hareket etmesi anlaşılamamaktadır. Her fırsatta azınlığın içerisinde olduğunu iddia eden Stamatis’in bu durumda ne gibi bir tavır sergileyeceği doğrusu herkes tarafından merakla beklenmektedir. Bütün bu yanlış uygulamalar neticesinde Batı Trakya’da yıllarca birlikte yaşayan Yunanlılarla Türkler arasında bu yanlış uygulamalardan dolayı özellikle Yunan halkının Türklere karşı yavaş yavaş fanatize olduğu görülmeye başladı. Stamatis’in yanlış uygulamalarından cesaret alan bazı çevreler azınlığa yönelik eylem içerisinde oldukları iddia ediliyor. Durum böyle bir hal alırken, Yunan devletinin ve dolayısıyla da kontrolü elden kaçırmış görüntüsü sergileyen Karamanlis hükümetinin olaylara sadece seyirci kalması azınlığı tedirgin etmeye başladı. Azınlık insanının Yeni Demokrasi başta olmak üzere ikinci büyük parti olan Pasok partisi’ne de güveni kalmadığı görülüyor. Uzun yıllar aradan sonra bölgeye tayin edilen bir Genel Sekreterin yanlış uygulamalarıyla buradaki dengeleri altüst ederek iki toplumu birbirine adeta düşman etmesi kabul edilebilecek bir durum olmadığı apaçık ortada. Atina yönetimi bir an önce olayın ciddi boyutlara ulaşmadan önlem almasında fayda var. Aksi takdirde yıllarca yapılmak istenenler ve son dönemde azınlığı beklenti içerisine yönelten uygulamalar bir anda yerle bir edilmiş olması gerçekten üzücü bir durum teşkil etmektedir. Ayrıca umutlu bekleyiş yerini tedirgin bir bekleyişe bırakmaktadır. Bu azınlık bu dönem yaşananları devletin Valisi Panagiotis Foteas döneminden hatırlamay abaşladı. Buradan bir Foteas geçti ve yıl 2009 şimdi de bir Dimitris Stamatis geçişi yaşanıyor. Ne acıdır ki, bu geçişin bıraktığı acılar yıllarca hatırlanacaktır. Bu da ülke demokrasisi için, Yunan devletinin azınlığa bakış açısı için bir yaradır. Vali Foteas derneklerimizden tabelaları indirdi, Stamatis ise azınlığın kültür değerlerini, hayrat için yapılmak istenenleri iş makinesiyle yıktı ve halen de karşı tavırlarıyla sizin de belgelerde gördüğünüz gibi dağıtmaya devam ediyor. Söylenecek başka söz var mı bilemiyorum. Yunancadan çeviri Yunancadan çeviri Doğu Makedonya-Trakya Bölge Genel Sekreterliği’nin 7987/2342/29.07.2009 sayılı yazıları üzerine 29.07.2009 tarihinde, saat 12.00′de, Rodop İli, Gümülcine Belediyesi, Dereköy (Pandrosos) Devlet Ormanının, “Yanıkköy Tabyalarının Kuzeyinde” bulunan bölümüne görevli olarak gittik ve aşağıdaki hususları tespit ettik: Tamamen otlarla kaplı 70 metrekarelik bir alana, yetkili orman idaresinden izin alınmaksızın ve tamamen illegal olarak 5m X 8 m ebadında ve 2,70 m yüksekliğinde, henüz çatısı bulunmayan ve iki tarafında ve her biri 1 metrekare genişliğinde çıkıntısı, keza yarım daire şeklinde ve 1,5 metrekare alanında bir ön çıkıntısı ve keza 2mX5m ebadında ve yerden 1,20 metre yüksekliğinde balkonu ve keza uzunluğu 5,5 metre, genişliği 3 metre olan merdiven ve merdiven sahanlığı bulunan ve taştan mamul küçük bir kilisenin inşa edildiği görülmüştür. Yukarıda bahse konu arazi işgal edilmezden önce genellikle meşe ağaçları ile kaplı ormanın içinde otlarla-çayırla kaplı bir alanı oluşturmakta ve 3208/03 Sayılı Yasanın (Ormanlar içindeki otluk-çayırlık alanlarla ilgili) 1. maddesinin 1. paragrafı hükümleriyle tadil ve itmam edilmiş olan 998/79 Yasanın 3. maddesinin 4. paragrafı hükümlerine tabidir. İlişikte sunulan 1:10000 ölçekli harita kesitinden da görüleceği üzere anılan arazi Yanıkköy Tabyalarının kuzeyinde bulunmaktadır. 998/79 Sayılı Yasanın 62. maddesi hükümleri uyarınca anılan arazinin devlet lehine mülkiyet hakkı geçerlidir. Söz konusu otluk-çayırlık araziye birimimiz tarafından, Doğu Makedonya-Trakya Bölge Genel Sekreterliği Orman Müdürünün 762/2.2.2007 sayılı onayı ile orman dinlenme tesisleri yapılmıştır. Yukarıdaki hususların onayı için tarafımızdan tamzim ve imza edilmiştir. Yerinde İnceleme Raporunu hazırlayanlar: Eleftherios Tiganourias / Orman Mühündisi/ İmza Spiridon Athanasiou / Orman Mühendisi / İmzaOsmanlıcadan çeviri Yunancadan çeviri YUNANİSTAN CUMHURİYETİ GÜMÜLCİNE MÜFTÜLÜĞÜ Protokol No: 090/09/F.34 Müftülüğümüzde mahfuz defterlerdeki kayıtlara dayanarak aşağıda isimleri kayıtlı: Rodop İli’ne bağlı Yanıkköy’de (Nimfea) “Han tarlalar” mevkiinde bulunan ve doğudan ve kuzeyden orman, güneyden bir hendek ve Süleyman Hasanoğlu’nun arazisi ile sınırlı yaklaşık 5 dönüm tarla, Rodop İli’ne bağlı Yanıkköy’de (Nimfea) “Han tarlalar” mevkiinde bulunan ve doğudan dere ve İrlanda Geçidi, kuzeyden dere ve İrlanda geçidi, güneyden orman ile sınırlı yaklaşık 5,5 dönüm tarla, Rodop İli’ne bağlı Yanıkköy’de (Nimfea) “Han tarlalar” mevkiinde bulunan ve doğudan dere ve eski köprü, batıdan, kuzeyden ve güneyden orman ile sınırlı yaklaşık 9 dönüm tarla, 5. Rodop İli’ne bağlı Yanıkköy’de (Nimfea) “Han tarlalar” mevkiinde bulunan ve doğudan yol ve İrlanda Geçidi, batıdan çay, kuzey ve güneyden yol ile sınırlı yaklaşık 6 dönüm tarlamn Rodop İli, Yanıkköy (Nimfea) Camii Vakıf arazilerine dahil olduğu, sahipleri tarafından vakıf arazisi olarak bağışlanmış olan bu taşınmazların anılan caminin mülkiyetinde ve tasarrufunda bulunduğu ve Mütevelli-Yöneticisi SABRİ MOLLA HÜSEYİN tarafından temsil edildiği onaylanır.
İşbu belge yukarıda bahsekonu caminin Mütevelli-Yöneticisinin dilekçesi üzerine her türlü yasal işlerde geçerli olmak üzere verilmiştir. Gümülcine, 8 Nisan 2009 Gümülcine Müftüsü (Mühür ve İmza) CEMALİ MEÇO
|
|
Nihâyette de soruyorum:
Nedir Kürt Sorunu’nu çözme plânınız?
Devletlûm, yemin ederek açıklar mısınız, en son hangi kitabı okudunuz?
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 14 Ağustos 2009 Cuma

