Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 818 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

KAFAYI KENDİ VÜCUT ŞEKLİNE TAKMA HASTALIĞI

Önce http://www.aksam.com.tr/2009/08/24/haber/yasam/2012/nefertiti_degil_nefertipsiz_oldu.html adresine tıklayın ki, zavallı hastanın hâl-i pür melâlini seyredin.

İngiltere’de yaşayan Nileen Namita adlı kadın, Mısır Kraliçesi Nefertiti’ye benzemek için tam 51 kez bıçak altına yatmış! Şimdi 49 yaşında olan Nileen, 22 sene   önce Nefertiti’yi rûyasında görüyor. Bu rûyaların sayısı artmaya başlayınca, “eski hayatında Nefertiti’nin kendisi olduğuna” inanmaya başlamış. Sonunda da bir hilkat garibesi ortaya çıkmış!

25 yaşında ilk ameliyatını olmuş, Kraliçe Nefertiti’nin büstünün fotoğrafıyla doktor doktor geziyormuş. 22 senede 51 operasyon geçiren Nileen şimdiye kadar 200 bin sterlin (488 bin TL) harcadığını belirterek “olmam gereken birçok operasyon daha var. Nefertiti’ye daha da çok benzemek için her şeyi yapacağım” diye konuşmuş.

Mısır Firavunu IV. Amenhotep’in karısı olan Kraliçe Nefertiti’nin MÖ 14. Yüzyıl’da yaşadığı sanılıyor; Nefertiti kelimesi güzellik geliyor veya güzelden gelen anlamı taşıyormuş.

Ağzı burnu birbirine girmiş: 8 burun ameliyatı, 3 yanak implantı, 3 göz kapağı estetiği, 3 yüz gerdirme ameliyatı, 6 çene gerdirme ameliyatı, 2 dudak ameliyatı, 5 göz estetiği ve 20 minik çaplı estetik olmuş bu zavallı!

***

Psikiyatride birbiriyle akraba bir seri hastalık vardır:

Vücut Dismorfik Bozukluğu (VDB): Eskiden dismorfofobi de denen bu hastalıkta kişinin vücudunun bir veya birkaç bölgesinde şekil bozukluğu olduğuna dâir ciddi bir takıntısı vardır; telkinle ve konuşmayla kısmen düzelse de, gününün önemli bir kısmını bu “şekil bozukluğunu” düşünerek geçirir. Bunlar nörotik (psikoz boyutunda olmayan) ucuna daha yakındırlar. Bâzı vak’alarda asgari derecede bir burun eğikliği, yüz asimetrisi filân vardır ama bunlar hiç de mânidar boyutta değildir ama hastalık pençesine düştüklerinde, bunu müthiş büyütürler. Çoğu vak’ada ise görünürde hiçbir şey yoktur ama ikna edemezsiniz; bunlar psikoz (delilik) ucuna daha yakındırlar.

Bu fark tedaviye de yansır; nevrotik kutba yakın olanlarda antidepresan grubu ilâçlar ve psikoterapi daha faydalı olurken, psikotik kutupta artık, antipsikotik ilâçlar devreye sokulur.

Bu gruba birincil (primer) VDB denir. Akrabaları arasında Anoreksia Nervoza, Bulimia Nervoza, Obsesif Kompulsif Bozukluk ve İmpuls (İtki) Kontrol Bozuklukları yer alır: Bir uçta takıntılılık, öbür uçta itkiselliğin hâkim olduğu bir yelpaze…

Moda, güzellik fetişi de azdırıcı vesilelerdir. Poposunu filânca ünlü modele benzetmek için defalarca adalelerini kestiren, silikon filân enjekte ettirenler gırla gidiyor.

İkincil tipte ise, altta yatan çok daha vahim bir psikotik süreç vardır. Bunun gelişimi hâd (akut) olabileceği gibi, sinsice ve tedricen de zuhur edebilir. En çok rastlananlar Hezeyanlı Bozukluklar ve Şizofreni’dir.

Zavallı Nileen Namita belli ki bu gruptan bir hasta.

Rûyasında gördüklerine hezeyan boyutunda inanıyor ve Allah bilir bütün servetini bu yola döküyor!

Hadi, o hasta da, ona bu ameliyatları yapanlara ne demeli?

Akıl hastasının sırtından para kazanan ahlâksızlar güruhu!

Onlara ne yapmalı?

Eminim ki Plâstik Rekonstrüktif Cerrahi uzmanlarının ekserisi bu ahlâksızlıklara tenezzül etmezler ama edenler olduğu bu hastaların mevcudiyetinden belli…

Bir de bâzı nörologlara, psikiyatrlara dikkat edin. Geri zekâlılıktan bunamaya, saradan otizme kadar pek çok hastalığı tedavi ettiklerini iddia eden, pek çok televizyon programını satın alıp hasta insanların vakitlerini, nakitlerini ve en önemlisi ümitlerini sömüren vampirlerdir bunlar.

Kullandıkları cafcaflı yöntemler arasında renkli EEG, rTMS (tekrarlanan Transkraniyal Uyarım), neurofeedback, biofeedback, NLP, Kuantum Terapisi, Şifâcıların her türlüsü

Hipnoz ve akupunkturu da hekimi çok iyi seçmeden yaptırmayın, ortalık üstelik de diplomalı, unvanlı şarlatan dolu!

   Sıhhâtli günler dileğiyle…

Mehmet Kerem Doksat İstinye – 24 Ağustos 2009 Pazartesi

3 Yorum

Nevzat DağlıAğustos 25th, 2009 15:35

Sayın Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat,

“Hocama arzuhâl” taşlamasının altındaki notunuzu yeni gördüm. Yanıtım geciktiği için özür dilerim. Karamanlı Nevzat, sizi Rahmetli Prof. Dr. Recep Doksat sâyesinde tanıdı. Merhum benim hocam olmuştu. Doksat soyadı ilgimi çekti ve sizi buldum. İyi ki bulmuşum. Buraya yazdığım yorumumun konuyla ilgisi olmadığı için okuyanlar beni bağışlasın. Ancak, sizinle tanışmamızın biraz “vücut” bulması için en kestirme yol bu göründü. Sağlık ve esenlik dileklerimle…

MKD: SSS.

Murat S.Ağustos 25th, 2009 17:39

Sayın Hocam,

Öncelikle gerek uzmanlığınız gerek memleket mes’eleleri üzerine yazdığınız yazıları, çaylak bir bilim adamı adayı olarak Japonya’dan ilgiyle takip ettiğimi belirtmek isterim. Bu yazınızın sonunda bahsettiğiniz “cafcaflı” yöntemler (EEG ve rTMS, -diğerleri hakkında hiç bir bilgim yok-) konusundaki yaklaşımınız beni biraz şaşırttı (MKD: Sayın Murat S., mâdem bilim adamısınız, daha dikkatli okumalıydınız; eğerf okursanız EEG hakkında hiç bir aleyhte söz bulamayacaksınız). Benzer görüşlerinizi NTV’de Okan Bayülgen’in programında birkaç komiğin foyasını ortaya çıkarırken de belirtmiştiniz (o programdan beri yazılarınızı zevkle okuyorum). rTMS ve benzeri uyarım yöntemlerinin direkt tedavi amaçlı kullanılma potensiyeli konusundaki belirsizliğin farkındayım, ancak sinirbilimi (neuroscience) alanında bu iki aracın (EEG ve rTMS) merkezî sinir sistemimizin çalışma prensiplerini aydıtlatma adına deneysel düzeyde de olsa birçok saygın bilimsel çalışmada kullanıldığını biliyoruz.

Şimdi bu yöntemleri konuya yabancı birçok kişinin takip ettiği bu mekanda “şifâcılar” ile aynı kümeye dâhil etmek, bana biraz yanlış göründü.

Örneğin, Kuantum Terapisi’ini burada ilk defa duyuyorum ve sizin gibi saygın bir bilim adamının sınıflandırması ile onun hakkında araştırma yapmadan önce edindiğim ilk izlenim saçma sapan zırva birşey olduğu veya en fazla hoş ama boş olduğu. Bu şekilde EEG ve rTMS’ten bahseden bir doktora “şifâcı gâliba bu!” demek herhâlde yanlış olur.

Yazınızda bu yöntemleri çıkar amaçlı kötüye kullanan sözde meslekdaşlarınızı kastettiğinizi tahmin ediyorum ancak yukarıda bahsettiğim açıdan bakınca da insanlarin kafasında yanlış değerlendirmeler oluşabileceğini düşünüp, bu görüşümü paylaşmak istedim.

Saygılar,

Murat S.

MKD: Sayın Murat S. Bey, keşke soyadınızı da yazsaydınız; nedir kaygınız?

Dikkatle okumadığınız yazımda renkli EEG dediğimi göreceksiniz. Standart EEG âletine 80 ilâ 100 USD’lik bir yazılım takınca ortaya çıkan renkli traseleri piyasanın bilmem kaç misli fiyatla yutturmaktır ahlâksızlık. Uyku EEG’si yerine göre bizim de müracaat ettiğimiz tetkiklerdir. Daha geçen hafta uyku EEG’si ile yakalayıp tedaviye başarıyla başladığım bir Epileptik Psikoz vak’am var. qEEG ise şimdilik sâdece demans (bunama) tefrîk-i teşhisinde bir yere sâhip ama daha çok araştırma için kullanılan bir yöntem; rutin uygulamada yeri henüz oturmadı. rTMS ise sâdece tedaviye dirençli duygudurum bozukluğu (özellikle de ünipolar majör depresyon) vak’alarında, diğer bütün alternatifler faydasız kalırsa tatbiki uygun olan, çok tartışmalı bir hikâye. Buradaki şarlatanlar ise herkese, hiç yeri olmadığı Obsesif Kompulsif Bozukluk gibi hastalıklarda bile kullanıp, utanmadan ümit tâcirliği yapıyorlar.

Bilmukabele Saygılar.

Lâle ArasAğustos 28th, 2009 18:00

Bende de ” kafayı kiloya takmama hastalığı” var. Buna karar vermek zor oldu.
Nihayet karar verdim. Çok kiloluyum ve kendimi kötü görmüyorum. Bu nasıl bir bozukluk acaba?
Sadece kameraya çekilmişsem veya fotoğraf çektirmişşem şaşırıyorum. Bazen sanırım bu kameranın ayarları bozuk o yüzden şişman çıkmışım diyorum. Sonra kamerada yanımdakilere bakıyorum onlar kilolarını orada da muhafaza etmişler. O zaman biraz anlar gibi oluyorum. Ama kötü olmadığıma en azından çok kötü olmadığıma eminim. Fakat iş hayatı ile birlikte her geçen gün ve yıl çok kilo aldığımı sonunda 16 yıl öncesine göre 35 kg gibi bir fazlalık olduğunu bilmiyor değilim. Bunu da hoş bir şey olarak değerlendirmiyorum.
Ben de ’’ kiloyu kafaya takmama hastalığı ‘’ olduğuna karar vermem, başkalarının yıllar içinde ve çok uzun bir zaman süreci içinde, yâni, en sonunda kiloma takma hastalığından kurtulması ile başladı. Artık ‘’merhaba ‘’ yerine, ‘’ nasılsın’’ yerine çok kilo almışın vermişin gibi selamlaşmalardan, en uzak kişilerin bile yemekte bir dilim ekmeğimi elimden almalarından ve anlatırsam çok komik olacak kilo muhabbeti hikayeleri nedeniyle benim dışımda herkesin kilo takıntısı olduğunu anlamak çok fazla zaman almadı. Sonunda idareye, ‘’ bu kurumda kilo takıntısı vardır’’ şeklinde girişe bir levha asmalarını önermeyi bile düşündüm. Fakat bu takıntı kurumda değildi her yerdeydi bütün şehirde…
Kiloma takmış herkes güya bunu iyilik için söylüyorlardı. Benim kendimi görmediğimi düşünmeleri ne neredeyse sağlıklı beslenme bilgilerini hatim etmiş olduğumu bilmemelerine ,belki de çok kişinin bilmediği çok ince ayrıntıları püf noktalarında neredeyse uzmanlık kazanmış olduğumu anlamamalarına içerlememem imkansızdı. Kilo ne kadar takıntı yapılırsa bence insanın o derecede kilolarından kurtulması zorlaşabilirdi. Fakat benim takıntı yapmamam yada takıntı yapmam artık benim elimde değildi. Herkes benim yerime zâten düşünüyordu.
Düşünemedikleri şey kendilerinin ne kadar takıntıda olduklarını görememeleriydi. Eğer kendilerine dikkat edersem, hepsinin ya aşırı kilolu yada aşırı zayıf oldukları en azından bundan önceki zamanlarında yâni geçmişlerinde bir kilo sorununa sahip olduklarını görmem o kadar zor olmuyordu.
Kilom benim sorunum olmalıydı ki ben onun üzerinde düşünebileyim. Ama düşünmek mümkün değildi. Çünkü herkes benim yerime zaten düşünüyordu. Bana onların tavırlarını düşünmek kalıyordu.
Tepkilerim kiloma değildi, bana yapılan uyarılaraydı ama hiçbir işe yaramıyordu . Bunun ima edilmesini bile istemediğimi belirtmek te hiçbir işe yaramıyordu. Asabileşmek sert tepkiler vermekte işe yaramıyordu. Gerçekler acıdır şeklindeki dost sözler benim için dostça değildi… Sonunda eleştiri kabul edemeyen ve kendini beğenen biri olarak anlaşılmam onlar için en uygun bir açıklama olabilirdi. Oysa tepkim kilomdan ziyade usulsüz ve gereksiz uyarılaraydı.
Onlara göre kilo versem bütün işler yoluna girerdi. Hatta evlenemememin sebebi bile oydu. Ben ise kendimin genç güzel ve zayıf zamanlarımı da çok iyi biliyordum. Hem kendi fiziki görünüş deneyimlerimden hem de çevremdeki evli , sözlü çiftlerden fiziki görünüş ile bunun hiçbir alakası olmadığının gayet iyi farkındaydım. Sanki eski halime dönsem onlara göre her şey hemen düzelecekti.
Herkes bedenini inceltmeyi düşünüyordu ama kelimelerini davranışlarını düşünme biçimini zarifleştirmeyi , inceltmeyi düşünmüyordu. En göze batan şişmanlık kabalıkta buydu asıl. Düşünseler ve bilselerdi merhaba yerine bu gün çok kilo almışın ertesi gün kilo vermişsin derler miydi? İşin en tuhaf yanı bu eleştirileri senin yakın arkadaşlarının dışındakilerin de yapmasıydı. Ben kilo muhabbetinden hoşlanırım ama konu açıldıysa yeri ve zamanı uygunsa…
Yoksa bir hafta önce tanıştığım bir çalışanın beni ilk gördüğü zaman da, kollarını iki yana açıp, ellerini yumruk gibi yaparak spor yapa yapa ,sporcu gibi genişlemişsin demesine ve aynı gün aynı kişinin beni ikinci kez görüşünde çok fazla kilo almışın kötü olmuşsun demesine içerlemem tepki göstermem benim alınganlığım mı oluyordu? Oysa ben her sabah tartılıyor ve yıllardır da hemen hemen aynı olduğumu biliyordum.
Ben neden kendimi kiloma rağmen güzel görüyor, herkesin olduğu gibi kabul ve değer görmesini istiyordum ki. Yoksa ben anormal miydim. Doktora mı gitmeliydim?

MKD: Özledik yâhu :)

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word