Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1328 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

TÜRKİYE’NİN BELLİ BAŞLI SORUNSALLARI

Türkiye Cumhuriyeti (TC) bu aralar çok ciddi bir koridordan geçmekte; anomi, anlamsızlık, müteaddit hüviyyetlilik (çoğul kimliklilik) ve her biri birbirine neden düşman olduğunu bilmeden husumet beslediği bir besi yeri hâline gelmiştir.

Önce Genel Sistemler Teorisi (GST) açısından temel kavramlara bir bakalım:

Sistem: Bir amaca yönelik çalışan, faâliyet gösteren her türlü davranışlar bütününün genel adı (psikolojik bağlamda sâdece motor hareketlerinde, duygu ve düşüncelerin de birer davranış olduğunu hatırlatalım). Her sistemin içinde oku koruyup geliştirici ve yıkıcı eğilimler en baştan itibâren mevcuttur.

Subsistem: Bir sistem olarak kabûl edilebilecek ama esas büyük sisteme hizmet eden sistemcikler demektir.

Ünite (birim): Bir sistemi veya subsistemi teşkil eden en küçük işlevsel bölümler, parçalardır.

Sistemleri yıkmak (entropi) ve korumak (negatif entropi: negentropi) şeklinde iki temel eğilim a priori ve de facto dâima vardır.

Kapalı sistemlerde koruyucu güçler (powers) ve kuvvetler (forces) mahduttur; dolayısıyla da negentropiye mağlûp olup, sonunda mahvolurlar.

Açık sistemler ise varlıklarını sürdürebilmek için hem kendi derunî (dâhilî) güçlerini ve kuvvetlerini kullanırlar, hem de hâricî âlemden buna müteveccih enerji veya madde alıp kullanırlar; bu da onların kapsamlı sıhhatlerini (inclusive fitness) ve dayanma kudretlerini (strenght) besler; canlılarda da kalıtsal sıhhati (genetic fitness) arttırır. Kapsamlı sıhhatin hayvanlarda ve ezcümle insan türündeki tipik tezâhürlerden biri karşılıklı diğerkâmlıktır (reciprocal altruism). Buna zaman zaman karşılıklı olmayan diğerkâmlık (non-reciprocal altruism) da eklenir.

Eğer bu stratejiler yeterli olmazsa kavga edilir. Sistemlerin gereksiz kavgayla kaybedilecek enerjiye tahammülü yoktur; buna müracaat etmeden önce diğer tahripkâr olmayan yolları denerler (enerjinin muhafazası ilkesi: conservation of the energy principle). Değişik türler arasında dayanışma, işbirliği, evlât edinme, hâttâ hastalıklı olan bireyin korunup kollanması istisna da, kural da değildir. Adaptasyon (intibak) için gereken ne ise, o yapılır. Saldırganlığın gıda (enerji, madde) temini amaçlı olan diğer bütün tipleri ilke olarak öldürücü değil caydırıcı yâhut özendirici mâhiyettedir.

Açık sistemler esasında canlıdırlar. Kâinat (evren) da son fizik buluşların nihâyetinde ve bidâyetinde, artık bir açık sistem olarak kabûl edilmektedir.

Dolayısıyla, yokluk yoktur, sonsuzluğun da ötesindeki âlemler (kâinatlar, evrenler) hep vardır, olmaktadır, olacaktır.

Gene de her açık sistem önünde sonunda entropiye mağlûp olarak önce genişler, sonra geriler, nihâyette de bir karadelik hâlini alıp patlar. Bu dahi yeni açık sistemlere mâlzeme sunar.

Bu devrân da böyle döner…

***

Şimdi gelelim Sevgili Prof. Dr. Mustafa Kemal Sayar’a itirazımın daha ilmî ve pratik açılımlarına. Bir ara pek moda olan Sosyal Darwinizm evrimin bu pek önemli diğer mekanizmaları fark edildikten sonra tarihin tozlu raflarına gömülmüştür. Meselâ Yunanistan’da bir deprem olduğunda biz onlara yardım yollarız, bizde olduğunda onlar bize yardım gönderirler. Aslında her iki ülkenin de mâzinin hesabını kesip, hülyâlarındaki sınırlara geri gitmek amaçları yok mudur?

Tabii ki vardır; tıpkı düşmanlıkları gibi. Tıpkı Ruslar’la, Araplar’la vs. olduğu gibi…

Ama sıradan bir depremden veya tabiî âfetten istifâde edip “ötekine” saldırmanın sonucu pek muhtemelen çok karanlık olacağı için, karşılıklı diğerkâmlığı tercih ederler de, bir kayalık parçası için harbin eşiğine gelebilirler.

Öte yandan, eğer Sevgili Dostum Preof. Celâl Şengör’ün bahsettiği boyutta bir deprem vuku bulursa, hele TC Hazinesi de İstanbul’a taşınmış olursa, hiç şüpheniz olmasın hepsi üzerimize çullanacaklardır.

TC’nin Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk ve arkadaşlarınca icra edilen bir seri inkılâp sonucunda üzerinde oturtulduğu düsturlar bellidir; hepsini de temelde iki ana başlığa icra edebiliriz:

1) Lâiklik (alt başlıkları: Harf İnkılâbı, Kıyafet İnkılâbı, Tevhîd-i Tedrisât ve Tevhîd-i İctihâd [yâni Hukuk İnkılâbı])… Koruyucu gücü tâlim, terbiye, görgü, ahlâk, tahsil ve Yargı’dır.

2) Bağımsızlık: Her ne anlaşılıyorsa, hepsi! Koruyucu gücü Türk Silâhlı Kuvvetleri’dir (TSK).

Eğer TBMM dahi bu umdelere ters düşerse, sistem kendini korumak zarûrriyâtındadır, sâdece mecbûriyyetinde değil! Nitekim Türk Gençliği’ne Hitâbesi’nde, Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk, buna açıkça işâret etmiştir.

***

En temel tabiat kanunlarından biri de etki tepki ilkesi ve diyalektiktir.

TC kurulurken nasırlarına basılan ama tamamen berhava edilemeyen unsurların hepsi, sürekli olarak TC Sistemi’ni dağıtmak, yâni entropiye mâruz bırakmak için daha Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk hayattayken uğraşmaya başlamışlar ama başları öylesine bir ezilmiştir ki, yaklaşık 70 sene gıklarını pek çıkaramamışlardır.

Şimdi ise, üçlü operasyonla, TC Sistemi yıkılmaya çalışılmaktadır:

1) Cumhuriyet ve Atatürk değerlerini benimsemiş neredeyse herkesi Ergenekon safsatasıyla içeri atıp âtıl hâle getirmek;

2) Yargı’yı etkisizleştirmek;

3) TSK’yı çökertmek!

***

Peki, Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk ve arkadaşları bize neyi emanet ettiler:

1) En hakiki mürşidin ilim ve fen olduğunu;

2) Hürriyet ve istiklâlden asla tâviz verilemeyeceğini;

3) Bunun için tam bir millî eğitim seferberliği yapılmasını.

Hâlen bu üçü de birinci derecede hedefte midir?

Evet!

Peki, kurtuluş, çağdışı ve her kafadan başka ses çıkarak yapılan dinbaz sömürgenliği midir?

Hayır!

Çâre, memleketin ikinci bir anadile ve bölünmeye yâhut kimlik değiştirmesinde midir?

Tabii ki hayır!

Mevcut partiler ve liderleri bu işi başarabilir mi?

Komik olmayalım!

Neden bu kadar kötümsersiniz?

Bu ülkede tertip edilen ama Türkler’in bilimsel olarak alınmadığı, sâdece ziyaretçi olarak ücreti mukabilinde kapıdan sokulduğu bir Avrupa psikiyatri kongresine (ECNP) kabûl edilmeyişimizi sorgular ve neden yemekte bizden kimsenin olmadığını hüzünle paylaşırken, bir psikiyatri hocası (yâni “bilim adamı”) “kahır ekseriyet oruç bozmak için evlerine gitmişlerdir de ondan” diye cevap verebilmiştir, yeter mi?

Yapma yâhu!

***

İşte, bu noktada daha önce “biraz fazla asker” bulduğum Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun kurucular arasında bulunduğu Hak ve Eşitlik Partisi dikkatimi çekti. Parti’nin kuruluş dilekçesi Mehmet Salim Güraydın, Kemal Temel, Recep Bakırcı ve Şahin Ömür’ün imzasıyla İçişleri Bakanlığı’na verilmiş. Bakanlık kayıtlarına göre, Hak ve Eşitlik Partisi, Türkiye’de faâliyet gösteren 59. parti olmuş.

Geçen gün Haberkürt’te Balçiçek Pamir’in programında bu partinin Genel Başkanı Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun anlatılarını pürdikkat dinledim; bundan önceki hayat hikâyesini araştırdım.

“Merkez’den” emir gelmese, PKK işini çoktan bitirecekmiş, bunu gördüm. Neleri nasıl hâlledeceklerini açıkça ve net olarak anlatışını işittim. Taptâze bir mâzisi var.

   İçimde bu perişanlığın demokratik yoldan hâlledilebileceği ümidi doğdu.

      Haydi hayırlısı…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 22 Eylül 2009 Salı

1 Yorum

ahmet denizTemmuz 21st, 2010 14:10

Yazınızı dikkatle okudum, yazdıklarınızın hepsine akıl ve vicdanı olan herkes hemfikirdir. Ülkenin üstüne çökmüş bu pis su yağdıran kara bulutlar yakında genel seçim yeliyle dağılıp gidecekler… İnsanlar plân yapar, Tanrı gülermiş… Hepimiz ne olduğunu göreceğiz adını kirli kâlblerine troll suratlarına maske cilâ yapanları elbet ki biliyor evrenin sâhibi… Yazılarınızla aklımıza, ruhumuza bir ışık tutuyorsunuz, var olun Kerem Bey.

MKD: Siz de Sayın AD.

Yorum Yapın

Mesajınız