Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1238 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

Bir Kadını Öldürmenin En İyi Bahânesi

“Türkiye’de kadın olmak” gerçeğinden asid oranı yüksek birkaç damla damlatarak yazıya farklı bir giriş yapmak istiyorum bu sefer. İşte, birkaç dakika içinde derlediğim, 2006 yılının son yarısında olmuş (tarihlerin bir özelliği yok, rastgele seçilmiştir) artık okumaya bile gerek duymadan göz gezdirdiğiniz vukuat-ı âdiye:

12 Ağustos: Ankara’da Hüseyin Ç, kızı Yeliz’i göğsünün üç yerinden bıçaklayarak öldürdü. Baba “namusumu temizledim” diye bağırdı.

12 Ekim: Afyonkarahisar’da İsmail K “Neden çok sık banyo yapıyorsun? Yoksa beni aldatıyor musun” diyerek eşi Ümmü K’nın boğazını bıçakla kesti.

7 Kasım: Sakarya Akyazı’da 35 yaşındaki Habibe Ş kızının gözü önünde nikâhsız yaşadığı eşi tarafından benzin dökülüp yakıldı. Habibe beş aylık hâmileydi.

8 Aralık: İstanbul’da ilkokul öğretmeni Ersen Y, hukuk fakültesi öğrencisi eski kız arkadaşı Derya S’yi göğsünden bıçaklayarak öldürdü. Oysa aylardır Y’nin tehditleri altında yaşamını sürdüren Derya, defalarca karakola ve savcılığa şikâyette bulunmuştu.

13 Aralık: Bursa’da yaşayan 60 yaşındaki Ârif Ç, eşini terk eden ve 13 gün sonra geri dönen 22 yaşındaki iki çocuk annesi kızı Sevil Ö’yü 27 yerinden bıçaklayarak öldürdü.

20 Aralık: 28 yaşındaki Bayram E evlerinin otoparkında tartıştığı kız arkadaşı Nârin Yılmaz ve kız kardeşi Nihâl E’yi tabancayla kurşun yağmuruna tuttu.

24 Aralık: Diyarbakır’da erkek arkadaşıyla cep telefonuyla konuşan 18 yaşındaki Esra A, kardeşi 16 yaşındaki Ahmet A tarafından tabancayla öldürüldü.

25 Aralık: İzmir’in Alsancak semtinde ev kadını Müjgân Ç özürlü iki küçük çocuğu için mahâlle bakkalından veresiye olarak 3 YTL’ye çocuk bezi aldı. Bu duruma sinirlenen kocası Ruşen Ç, eşini dövmeye başladı. Aldığı darbelerin acısıyla yaklaşık 2 metre yüksekliğindeki balkondan atlayan Müjgân Ç’yi sokakta yakalayan Ruşen Ç, dayağa kaldığı yerden devam etti. Olayı gören gazetecilerin yardım istediği polis ekibi, gece yarısı eve gitti. Müjgân Ç, kendisine ve çocuklarına devlet koruması sağlanamadığı için korkudan şikâyetçi olmayınca, dayakçı koca elini kolunu sallayarak karakoldan çıktı.

26 Aralık: Diyarbakır’da Yunus A, birlikte yaşadığı FT’yi dul ve bir çocuk annesi olduğunu öğrenince terk etti. Kadın otobüs firmasında hostes olarak çalışmaya başlayınca, Yunus A’nın ağabeyi Zeki A tarafından tabancayla vuruldu.

27 Aralık: Malatya Darende’de bir anneyle dört çocuğu evlerinde çamaşır lâstiğiyle boğularak öldürülmüş hâlde bulundu. Öldürülen 30 yaşındaki Fatma Seven, imam nikâhlı eşi Cabbar S’yi geçen yıl terk ederek, babasının evine dönmüştü.

28 Aralık: Adapazarı’nda iki yıldır ayrı yaşadığı eşine boşanmak istediğini söyleyen iki çocuk annesi Ferda K baltalı saldırıyla kafasından yaralandı.

Ve… Aylardır Münevver Karabulut’u öldürdüğü şüphesiyle aranmakta olan merhumenin sevgilisi Cem Garipoğlu birkaç gün önce polise teslim oldu.

***

Soruyorum: Mutlu mu olmalıyız?

Adını aylardır duyduğumuz Münevver’in yukarıda okuduğumuz diğer kadınlardan/genç kızlardan farkı nedir?

Bu vak’ayı diğerlerinden ayıran, bu kadar süre gündemde tutan, kızın öldürülüşünün cinayet romanlarına konu olabilecek nitelikte bir vahşet oluşu (filme de çekmek istiyorlar ya!), dizi izlemeye alışık “haber tüketicilerinin” bir korku dizisi şeklinde hikâye edilen olay karşısında sergilediği yakın ilgi ve kızını bu şekilde kaybetmenin acısıyla aklî dengesini yitiren, her ne şekilde olursa olsun cinayeti unutturmamaya gayret eden babanın feryatları olsa gerek.

“Medya da çok duyarlı davrandı ve davanın peşini” bırakmadı demek isterdim. Ancak bu denli reyting ve satış artıran bir haberin medya tarafından rağbet görmemesi zâten imkânsızdı. Bu nedenle “4. erkin” vicdanının sesini dinleyerek değil, cüzdanının şişkinliğini gözeterek (haber refleksi!) bu olaya abandığı görüşümü, gerçekten duyarlı olan gazetecileri tenzih ederek belirtmek isterim.

Bakınız Münevver’in ensesi kalın kaatili, deneyimli hukukçular tarafından verilen 197 günlük tiyatro derslerinin bitiminde cinayeti nasıl anlatmış: “Eve gitmeyi teklif ettim. O da kabûl etti. Evde her zamanki gibi kimse yoktu. Annem komşulara gider, saat 19.00-20.00 gibi dönerdi. Babam işteydi, ağabeyim yurt dışında öğrenim görüyordu. Evimizin 3 ayrı giriş kapısı var. Daha önceki girişlerimizde hiç buradan geçmediğimiz için havuz kapısından girerek Münevver’in görmesini istedim. Anahtar olmadığı için ben ön kapıdan girerek onu içeri aldım. İkinci katta oturma odasında oturduk, sohbet ettik, öpüştük. İleriye gitmeden seviştik. Bu arada iki duble votka içtim. Mutfakta da bir duble içtim. Münevver için su alırken cep telefonunu karıştırdım.

Mesaj kısmında, ‘sevgilim, canım’ gibi şu an tam detayını hatırlamadığım birkaç mesaj gördüm. Mesajların kimler tarafından gönderildiğini sorduğumda beni geçiştirmek istedi. ‘Bunlar boş şeyler, ben seni seviyorum’ dedi. Ancak ben onu sevdiğim için çok öfkelendim, tartışmaya başladık. Tartışma itişmeye kadar gitti. Mutfaktan meyve bıçağını elime alıp cinnet getirerek Münevver’in karnına vurdum. Daha sonra iki darbe daha vurduğumu hatırlıyorum”.

***

Yine fonda aynı müzik: “Bu ne sevgi ahh, bu ne ıstırap”! Seven adam sâhiplenir (insanı değil de, bir eşyayı sâhiplenir gibi), seven adam kıskanır, seven adam kızar, seven adam “namus” bekçiliği yapar, seven adamın gözü döner, seven adam döver, seven adam öldürür. Görülen o ki, kaatilin avukatları günlerce kafa kafaya vermiş ve öldürme nedeni olarak bulabilecekleri “en geçerli”, “en az ceza alan”, kamuoyunca “en tanıdık” bahaneyi bulmuşlar. Senaryo çok yavan, kalitesiz, niteliksiz, âdi ama gelin görün ki bu ülkede işe yarıyor! Kadınlar “namus” için öldürülmeye, dövülmeye devam ediliyor, bunu yapan erkeklerin yaptıkları çok da tuhaf karşılanmıyor, kadına yönelik şiddet caydırıcı olabilecek bir biçimde cezalandırılmıyor.

Münevver’in kaatili teslim oldu.

Soruyorum: Mutlu mu olmalıyız?

Ben sevinemedim açıkçası…

Ne zaman ki medya 3. sayfadaki “kadına yönelik şiddet haberlerini” sabah kuşağının vıcık vıcık kadın programlarının elinden kurtarır ve Münevver’in cinayeti kadar önemser…

Ne zaman ki her türlü şiddetin “sevgi” kelimesinin ardına şerefsizce sığınamaz hâle geldiği bir toplumsal bilinçlenme yaşanır ve şiddet eylemlerinin “hafifletici sebepleri” ülke olarak onurumuzu, imajımızı hafifletir hâlden kurtulursa…

   İşte, ben ancak o zaman sevineceğim…

Seblâ Kutsal – İstanbul – 18.09.2009

Yorum Yapın

Mesajınız