HOMO ECONOMICUS: DOSTLUĞUN OLMADIĞI YERİN İNSANLARI…
Malûm, türümüzün adı Homo sapiens sapiens, yâni “farkında olduğunun farkında olan adam”. Evrimsel kökenlerimizden gelen mülkiyet ve sâhiplenme impetusu hepimizde şu veya bu derecede mevcuttur. Gerek nebatat gerekse hayvanat âleminde bu bir tabiat kanunudur.
Memelilerde iş kendi alanını feromonlarla (pheremone: nakledici ve tahrik edici Peter Karlson ve Martin Lüscher tarafınan Kadim Yunanca’daki pherein ve hormone’den türetilmiş) işaretleme, câzip ve tahrik edici, keza rakipleri ikaz edici işaretleme davranışı çok ileri gider. Bu alandaki her şey alfa dominant dediğimiz (genellikle de erkek olan) fert tarafından düzenlenir, yönetilir.
İnsanlarda feromonların ehemmiyeti gittikçe daha fazla anlaşılmaktadır. Erkeğin ter kokusunun gerek heteroseksüel, gerekse homoseksüel erkeklerde ve kadınlarda tahrik edici etkisine dâir bilimsel çalışmalar mevcuttur.
Gene de, koku duyusunun işlendiği ve değerlendiği kısım insanda koku beyni (rinensefalon) adını almaktan çıkar, amigdalanın da katılmasıyla, limbik sistem adını alır. Limbik sistem en temel içgüdüsel dürtülerin (instinctual drives) doğduğu, ayarlandığı ve davranışa dönüşmek üzere daha üst beyin merkezlerine yollandığı bölgedir. Çünkü frontal lobumuzun olağanüstü tekâmülü sâyesinde, içgüdüsel dürtülerimizi büyük ölçüde terbiye edebiliyor ve zekâmız sâyesinde de birbirimizin poposunu koklamadan tanışabiliyoruz.
Yâni bizim türümüzde olsa olsa güzel kokuların öneminden bahsedilebilir. Eğer sahihse, Hz. Muhammed bir hadîsinde şunları söylemiştir: “Bana dünyanızda üç şey sevdirildi: Güzel kokular, güzel kadınlar ve namaz”.
Bir dinbaz için bu hadîs, şekil açısından, hacıyağı veya gül suyu sür, bol kadınla evlenip şuursuzca seviş ve çocuk yap, sonra da -hâlâ kaç vakit olduğu ve nasıl kılınacağı konusunda bilmem kaç mezhep ve yüzlerce tarikat arasında fikir birliği olmayan- birtakım duaları okuyarak belli beden hareketlerini yapıp Allah’a hoş görün.
Mes’eleye bâtınî yâni Ezoterik vecheden bakanlar için ise muhteşem mesajlar yüklüdür: Güzel kokular limbik sistemin terbiyesi, toplumsal açıdan güzel kokarak hoşluk hissi yaratılması, dişlerin yıkanması… demektir. Güzel kadınlar neslin devamı, baskın heteroseksüel sistem, kadına güzellikle bakıp ona güzel davranmak, anamız, bacımız veya kızımız, yakın akrabamız arasında da hep güzel kadınlar olduğuna göre, ona hürmet etmek, sevip kollamak demektir. Namaz ise muhteşem bir sembolizmdir: Kendini aşmak (self-transcendence), Öz’e (essence) ulaşmak, İslâmî mânâda Allah’a kavuşmak, ruhî (psişik) ve ruhânî (spiritual) aklanma, paklanma demektir.
Natür, Nurtür ve Kültür üçgeninin ortasında dünyaya gelip büyüyen ve gelişen insanın şahsiyetini çok sayıda şey etkiler. Kişilik Bozuklukları yazımda bunlardan bahsetmiştim.
Kapitalizmin habis bir tümör olarak dünyayı işgâlini müteakip, yeni bir kavram doğar: Homo economicus. Kelimeyi ilk olarak 19. YY’da John Stuart Mill kullanır. Daha sonra müsbet ve menfi yönüyle çok eleştirilir bu kavram. Çünkü tıpkı Freud’un her şeyi seksüalize ederek bir Homo libidinosus yaratması, Andrjez Swiecicki’nin Homo socialis icadı, Marks’ın Homo communisticus (bunu ben uydurdum) indirgeyiciliği gibi, bu da tamamen indirgeyici.
Tamam, rekabet ve sâhip olma, zengin olma, meşhur olma gibi narsisistik ihtiyaçlar tabiatımızda da, kültürümüzde de, yetiştirilmemizde de var. Ama feodalitede bol yer alan bu ben-merkezci tavır, post-modern dönemlerde hortladı!
Hayatı paraya ve güce perestişten ibâret olan, sâhiciliğini kaybetmiş, hep “mış gibi” yaşayan, dedikoduya düşkün, sürekli birbirlerini çekiştiren ama karşılaştıklarında canciğer kuzu sarması hâle gelen bir güruh bunlar.
Kolay tanınırlar. Yukarıda bahsettiğim özelliklerinin yanı sıra, her şeyi parayla ve güçle ölçmeleri, sıhhâtli ve sürekli bağlılıklarının olmaması, çok kolay adam satmaları, otuz senedir dost bildikleri insana hiç de ihtiyaçları olmadığı hâlde kolayca kazık atabilmeleri ve bundan da hicap duymamaları, hâttâ zeytinyağı gibi üste çıkmaları, meselâ lokantada hesabı paylaşırken kendi yediğinin hesabını ayrı tutup, ona göre para vermeleri, mübalâğalı kahkahalar ve şakalarla tamamen sathî geçen muhabbetleri tipiktir.
Memleket ve dünya mes’eleleri umurlarında değildir, hedonik, hâttâ Epiküriyen (ex nihilia nihil fit: hiçbir şey hiç bir şeyden gelir – Lucretis) bir hayattır tek bildikleri. Kendi bencillikleri için başkalarını suçlamaları ayırt edici davranış tarzlarıdır.
Bunları tek bir kişilik tipolojisi altında toplayamazsınız; narsisizm, silik antisosyal ama bol histriyonik özellikleri, çok kolay aşırı değer verip akabinde devalüasyon yapıp ayırmaları (splitting), manipülatiflikleri hudutta kişilik özelliklerini sergiler.
Genellikle yok mekânlarda (non-places) ve yok insanlar (non-people) hâlinde yaşarlar.
Sonra da, yok olurlar!
Onlara dikkat edin, en büyük kazığı dost sandığınız Homo economicus’lardan yersiniz.
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 04 Ekim 2009 Pazar


Hocam,
Bu güzel yazınızı zevkle okudum… Çevremizde böyle insanlar az değil, bir şimşek çaktı aklımda yazınızı okuyunca, düşüncemi paylaşmak istedim; anlıyorum ki bu dünyadaki şu anda hâkim olan sistem bu insan tipini model gösteriyor pompalayor ve üretiyor, yâni bu tip zât-ı şahâneler emperyalizmin hâlis ve sâlih kulları
.
Böyle bir insan mükemmel bir işbirlikçi olabilir bu insanlar çıkarından başka şey tanımaz, yâni gizli servissel oyunlarla özel hârpçi “bilim” insanlarıyla bin türlü al takke ver külâh Ali Cengiz oyunlarıyla bu tip insanlar toplaştırılıp cilâlanarak lider diye gösterilir, hedef ülkelerin başına getirilip yemlenip beslenerek o tek düşündükleri kişisel çıkarları bunlara verilirse, hedef ülke gâyet güzel ele avuca alınabilir…
Ülkemizin başındaki zâtı-ı muhteremler de pek Economicus bir görünüşteler… Çok ilginç bir tesadüf, istense olmaz
! İşte, küresel kodamanlar da bunları güzel kullanıyor maşallah güzel ülkemize hamdolsun hocam
. Ne güzel insanlar yetişmiş maşallah subhanallah
.
Gençliğe Hitâbe bu insan tipine karşı uyarıyor diğer insanları, bunlar gaflet, dalâlet ve hıyânetin insanları, çünkü her şeyleri çıkarları, omurgaları yok ki… Şimdikiler eskiden de mücâhitlerdi
. Aslında bütün bunlar Amerikan komedyasıymış, senelerce oyun oynanmış
ama aslında beni ağlatıyor hiç güldürmüyor bunlar hocam…
Sizin yazılarınızla benim gibi çok insanın aklında ışıklar yakıyorsunuz aklınıza kaleminize ilminize saygı duyuyorum… Lâtfen ışıkları yakmaya devam edin hocam…
Sevgi ve saygılarımla…
MKD: Teşekkürler, bilmukabele Sayın BO.
Kerem Bey,
Çok merak ettiğim bir sembol var. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Süleyman’ın Kuş Dili bildiğinden bahsedilir.
Feridüddin Attar, simgesel yapıtına Mantıkut Tayyar, yâni Kuş Dili adını vermişdir. Yûnus Emre, birçok şiirinde kendisinin kuş diline vâkıf olduğunu ve onu ancak ‘Süleyman olan’ın, anlayacağına değinmiştir.
Âşık hâlinden bilmeyen ya delidir ya diri
Ben kuş dili bilürem söyler bana Süleyman
derken Yûnus Emre…
Süleyman’ım kuş dilinden okurum
Bana ta’lim olan dil neme yetmez
der Abdal…
Dil mektebi içre okuduk mantık-tay’ı
Güftarımızı dehre Süleyman olan anlar.
diyor Cesari
Kerem Hocam, kadın olduğum için inisiye edilemiyorum. Bende baskın olan ‘animus’ da işe yaramıyor. Fıtratımda dişilik var
.
Bu dizelerdeki ‘Kuş Dili ve de Süleyman olmak’ bâtınî yâni ezoterik olarak neyi ifâde ediyor?
Bu merakımı bağışlayın, bu semboller benim peşimi bırakmıyor.
Esenlikler diliyorum.
MKD: Bilmukabele Sayın AA, sembolleri ve allegorileri siz hanımlar daha kolay çözersiniz, bizler anca birbirimizle dayanışıp, öyle işin içinden çıkmaya çalışıyoruz
. Herkes kendi hermeneütiğini yapar demiştik ya…